bugün
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak15
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- gece uyanıkları3
- nervio'ya evlenme teklif etmek30
- mutlu günleri beklemek15
- en lezzetli balık12
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı10
- yeni evli çift aktiviteleri12
- vajinaya dil atmak16
- yerde para bulmak8
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar20
- sözlük kızlarının çorapları11
- motorsiklet5
- nervio abla15
- sözlüğe hareket getirecek şey6
- kedimin yatağıma kusması6
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum15
- ıspartalıları sevmemek8
- kimsenin sizi sevmemesi16
- para kazanmak6
- geçmişe götüren şarkılar6
- güney kore34
- porsche4
- sözlük kızlarına hallenen erkek yazarlar8
- rusyada neden kızlar şımarık değil sorunsalı9
- kış gelince kısa etek ince çorap modası8
- from gold from dust36
- muslettin amca ile edirne genelevine gidiyoruz6
- ümit kocasakal19
- ismail kartal19
- en son ne aldınız13
- nervio'nun peşinden koşan yazarlar9
- mersin10
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması4
- iyi geceler arkadaşlar ben uyuyorum2
- bir sözlük erkeğine patik hediye etmek8
- sözlükte götü çok kaldırılmış kızlar8
- bir sözlük kızının çoraplarını hediye olarak almak8
- nervio tarzı entry girmek24
- instagram da artan erotizm sebebi10
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- 2026'nın yaşayan en seksi erkeği6
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- seks hikayesi yazan trajedi yazarı6
- sinemada yiyişen sevgililer9
- okumuş kültürlü insandan nefret eden tip6
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması3
- kuru amlı10
- ayağa boşmalmak10
mustafa akyol- 17.09.2008-star gazetesi
http://www.stargazete.com...nden-sakininiz-128475.htm
"isviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu CERN'de geçen hafta başlatılan ve dünyada epey yankı uyandıran deney, kuşkusuz önemli. Ama tüm evreni var etmiş olan Big Bang'in (Büyük Patlama'nın) yanında, bu minik tekrarının esamesi bile okunmaz. Ve, hazır söz açılmışken, Big Bang hakkında bir şeyler dememek de olmaz.
Bilim dünyasına 1930'lı yıllarda girdi Big Bang teorisi. isim babası ise, aslında bu lafı teoriyle alay etmek için ortaya atan ingiliz astronom Fred Hoyle idi. Hoyle, bir ateist ve materyalist (maddeci) idi. inandığı felsefe, evrenin bir başlangıç anına sahip olmamasını gerektiriyordu. Çünkü ilahi dinlere göre Allah ezeli ve ebedidir; materyalizme göre ise madde.
Ama Hoyle'un sevmediği Big Bang, üstüste gelen destekleyici verilerle sonunda fizik dünyasında hakim teori oldu. Hala da öyle. Bu teori uyarınca, içinde var olduğumuz evren, 15 ila 17 milyar yıl önce bir patlama ile yokluktan var hale geldi. Sadece madde değil, zaman da sıfırdan başladı.
Peki Big Bang'den önce ne vardı? Bu soruya bilimin verebileceği bir cevap yok, çünkü bilimin gücü sadece fiziksel dünyayı incelemeye yetiyor. Onun ötesine eli ulaşamıyor. Ancak bu, söz konusu soruyu anlamsız kılmıyor. Aksine, bununla birlikte, bilim, fizik ötesine (metafiziğe) bir kapı açmış oluyor. Bu yüzden Big Bang'den yola çıkan pek çok fizikçinin yaratılış kavramına ve Allah'ın varlığına ulaştığı bir sır değil.
Ancak Big Bangin ateizmi zora sokan ve teizmi (Allah inancını) güçlendiren yönü, önce ne vardı sorusuyla sınırlı değil. Daha da garip bir şey var bu patlamada: Patlama sonrasında ortaya çıkan evrenin düzenliliği&.
Bunu anlamak için önce Big Bangden bugünkü evrene varan sürece değinmek gerek. Fizikçilere göre bu patlama sonrasında ortaya çıkan ilk şeyler, atom altı parçacıklar’dı. Yani o ilk anlarında, evren atomdan çok daha küçük parçacıklardan ibaretti ki, buna radyasyon da diyebilirsiniz.
Garip olan şu: Başta sadece radyasyondan ibaret olan madde, nasıl oldu da ‘organize olup atomu oluşturdu? Oluşan ilk atom olan hidrojen, sonra nasıl oldu da helyumu, oksijeni, karbonu ve giderek demir gibi ağır elementleri meydana getirdi?
Bu çok önemli, çünkü eğer evren radyasyondan ibaret kalsaydı, bırakın katı cisimleri, gazlar bile var olmaz, yıldızlar, gezegenler, taşlar, topraklar hiçbir şekilde oluşamazdı. Siz ve ben de asla var olamazdık.
Kuşkusuz başlangıçtaki radyasyonun katı maddeye doğru bir evrim geçirmesi, büyüyle olmadı. Evrenin yine ilk anlarında ortaya çıkan dört temel kuvvetin üçü (güçlü nükleer, zayıf nükleer ve elektromanyetik kuvvet), atom altı parçacıkları atomlara dönüştürdü. (Dördüncü kuvvet olan yerçekimi, çok sonra devreye girecekti.)
Şimdi, bakın, burada meselenin püf noktasına gelmiş bulunuyoruz. Ve bu da, 1970lerde, Cambridge Üniversitesinden teorik astrofizikçi Brandon Carterın sorusuyla doğdu: Evreni düzenleyen bu temel kuvvetlerin şiddeti biraz daha farklı olsaydı, ne olurdu? Bu soru üzerine hesaplara girişen Carter ve diğer bilim adamları vardıkları sonuçlara epey şaşırdılar. Çünkü fark ettiler ki evrenin temel kuvvetlerinin herhangi birisi biraz bile farklı bir değerde olsaydı, atom oluşmayacak ve radyasyon sonsuza kadar hüküm sürecekti.
Hesaplar ilerledikçe pek çok fizikçi evrende bir insancı ilke (Anthropic Principle) olduğu, yani evrenin fiziksel kanunlarının, insan yaşamına izin verecek bir hassas (fine tuning) ile belirlendiği kanısına vardı. Bilim yazarları Augros ve Stancui şöyle diyordu: Kopernikin gösterdiği gibi, evrenin fiziksel merkezinde değiliz. Ama galiba evrenin AMACININ merkezindeyiz.
Bu amacı kimin belirlediğini soran pek çok fizikçi de, buradan Yaratıcıya varmakta zorlanmıyor.
NOT: Bu konuyu merak edenlere, Dr. Caner Taslaman'ın Big Bang ve Tanrı adlı titiz çalışmasını tavsiye ederim."
http://www.stargazete.com...nden-sakininiz-128475.htm
"isviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu CERN'de geçen hafta başlatılan ve dünyada epey yankı uyandıran deney, kuşkusuz önemli. Ama tüm evreni var etmiş olan Big Bang'in (Büyük Patlama'nın) yanında, bu minik tekrarının esamesi bile okunmaz. Ve, hazır söz açılmışken, Big Bang hakkında bir şeyler dememek de olmaz.
Bilim dünyasına 1930'lı yıllarda girdi Big Bang teorisi. isim babası ise, aslında bu lafı teoriyle alay etmek için ortaya atan ingiliz astronom Fred Hoyle idi. Hoyle, bir ateist ve materyalist (maddeci) idi. inandığı felsefe, evrenin bir başlangıç anına sahip olmamasını gerektiriyordu. Çünkü ilahi dinlere göre Allah ezeli ve ebedidir; materyalizme göre ise madde.
Ama Hoyle'un sevmediği Big Bang, üstüste gelen destekleyici verilerle sonunda fizik dünyasında hakim teori oldu. Hala da öyle. Bu teori uyarınca, içinde var olduğumuz evren, 15 ila 17 milyar yıl önce bir patlama ile yokluktan var hale geldi. Sadece madde değil, zaman da sıfırdan başladı.
Peki Big Bang'den önce ne vardı? Bu soruya bilimin verebileceği bir cevap yok, çünkü bilimin gücü sadece fiziksel dünyayı incelemeye yetiyor. Onun ötesine eli ulaşamıyor. Ancak bu, söz konusu soruyu anlamsız kılmıyor. Aksine, bununla birlikte, bilim, fizik ötesine (metafiziğe) bir kapı açmış oluyor. Bu yüzden Big Bang'den yola çıkan pek çok fizikçinin yaratılış kavramına ve Allah'ın varlığına ulaştığı bir sır değil.
Ancak Big Bangin ateizmi zora sokan ve teizmi (Allah inancını) güçlendiren yönü, önce ne vardı sorusuyla sınırlı değil. Daha da garip bir şey var bu patlamada: Patlama sonrasında ortaya çıkan evrenin düzenliliği&.
Bunu anlamak için önce Big Bangden bugünkü evrene varan sürece değinmek gerek. Fizikçilere göre bu patlama sonrasında ortaya çıkan ilk şeyler, atom altı parçacıklar’dı. Yani o ilk anlarında, evren atomdan çok daha küçük parçacıklardan ibaretti ki, buna radyasyon da diyebilirsiniz.
Garip olan şu: Başta sadece radyasyondan ibaret olan madde, nasıl oldu da ‘organize olup atomu oluşturdu? Oluşan ilk atom olan hidrojen, sonra nasıl oldu da helyumu, oksijeni, karbonu ve giderek demir gibi ağır elementleri meydana getirdi?
Bu çok önemli, çünkü eğer evren radyasyondan ibaret kalsaydı, bırakın katı cisimleri, gazlar bile var olmaz, yıldızlar, gezegenler, taşlar, topraklar hiçbir şekilde oluşamazdı. Siz ve ben de asla var olamazdık.
Kuşkusuz başlangıçtaki radyasyonun katı maddeye doğru bir evrim geçirmesi, büyüyle olmadı. Evrenin yine ilk anlarında ortaya çıkan dört temel kuvvetin üçü (güçlü nükleer, zayıf nükleer ve elektromanyetik kuvvet), atom altı parçacıkları atomlara dönüştürdü. (Dördüncü kuvvet olan yerçekimi, çok sonra devreye girecekti.)
Şimdi, bakın, burada meselenin püf noktasına gelmiş bulunuyoruz. Ve bu da, 1970lerde, Cambridge Üniversitesinden teorik astrofizikçi Brandon Carterın sorusuyla doğdu: Evreni düzenleyen bu temel kuvvetlerin şiddeti biraz daha farklı olsaydı, ne olurdu? Bu soru üzerine hesaplara girişen Carter ve diğer bilim adamları vardıkları sonuçlara epey şaşırdılar. Çünkü fark ettiler ki evrenin temel kuvvetlerinin herhangi birisi biraz bile farklı bir değerde olsaydı, atom oluşmayacak ve radyasyon sonsuza kadar hüküm sürecekti.
Hesaplar ilerledikçe pek çok fizikçi evrende bir insancı ilke (Anthropic Principle) olduğu, yani evrenin fiziksel kanunlarının, insan yaşamına izin verecek bir hassas (fine tuning) ile belirlendiği kanısına vardı. Bilim yazarları Augros ve Stancui şöyle diyordu: Kopernikin gösterdiği gibi, evrenin fiziksel merkezinde değiliz. Ama galiba evrenin AMACININ merkezindeyiz.
Bu amacı kimin belirlediğini soran pek çok fizikçi de, buradan Yaratıcıya varmakta zorlanmıyor.
NOT: Bu konuyu merak edenlere, Dr. Caner Taslaman'ın Big Bang ve Tanrı adlı titiz çalışmasını tavsiye ederim."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar