bugün
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi18
- damarsız tüysüz manisa yaprağı6
- sırrı süreyya önder28
- abdullah öcalan orospu çocuğudur17
- göğüs kıllarım çıkmıyor15
- az veren candan cok veren maldan5
- sözlükteki linç tayfa6
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- sözlükteki linç kültürü12
- herkesin kendini zeki sanması4
- arap eli öpmek dudak karartmaz3
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları4
- silver ile evlenecek erkek53
- komşunu kendin gibi sev düşmanını da5
- dün gece ne oldu12
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- askerlik anıları2
- sedef hastalığı4
- alman turistlere turist rehberliği4
- deccaliyet çağı5
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- yeni bir bilgi paylaşamamak3
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz8
- sözlüğün kendini tekrar etmeye başlaması4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- bizim uygulamamız bu şekilde2
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- güne bir şarkı bırak3
- true giderse sözlükte yürüyen cinsellik kim olacak12
- supernatural3
- sarapci koala59
- bazı şarkıları dinlemekten korkmak2
- stt geçmiş kremle intihar etmek4
- insan olmaya çeyrek kala8
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması8
- stt geçmiş kondom kullanmak3
- insan olmaya ceyrek kala4
- sözlük yazarlarının yuvaları3
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- gocu35
- arif kocabıyık9
- popeyes6
- araba sileceği5
- fikir değiştirmek döneklik midir8
- iki tas çorba5
- ellerim bos gonlum hos28
- true'nun çaylak olması4
- sapıklara empati kasan insan5
- fenerin türkiye'yi yine rezil etmesi5
- sözlükteki bayan azlığı6
"adam" baskısının bendeki baskı yılı 1998 olarak görünüyor. ben bu kitaptan ilk 50 kuşağı öykücülerinin metinlerinde görmüştüm; kendilerini, geçmişlerini, kitaplarını anlattıkları metinlerden. sonradan "üç nokta"da, sanıyorum bir nihat behram söyleşisinde uzun uzun söz edildiğine rastlamıştım ama zaten yayımlandığı dönemin hemen ardından, camia içerisinde büyük bir coşkuyla karşılandığını birçok referanstan biliyorum. usuyitik'in de demiş olduğu üzere, behçet necatigil çevirisidir kendileri. çevirinin lezizliği ve necatigil'in türkçeye hakimiyetini tartışmaya açmayı bile zül buluyorum lakin etrafta bir iki kere kulağıma çalınan bir şeyi de belirtmeliyim: rivayet oldur ki, alman edebiyatı okutan hocalardan bazıları (kendileri ankara üniversitelerinde ikamet halinde olanlardandır) bu çeviriyi "aslına sadık değil" şeklinde yorumluyorlamış. kitabın türkçeye başkaca bir çevirisi oldu mu bilmiyorum ama bu söylentinin birden fazla kulağa çalınmış olması, almanca aslıyla birlikte bir bakmak gereğini doğuruyor gibi. ama tabii bunun için almanca bilmek yahut almanca bilen birinin bununla görevlendirmek gerekiyor. * ayrıca bu kitaptan, necatigil'in öğrencisi olduğundan ötürü her daim gurur duyan hilmi yavuz da çok sık bahsetmiştir. yanılmıyorsam, kitap zamanı'ndaki "benim kitaplarım" köşesinde de "âh evet rilke!" isimli bir yazı yazıp, bu kitaptan da söz etmiştir. edmond jaloux, bu kitap için "dostoyevski düzeyinde düşünceler." buyurmuş, bunu da kitabın arka kapağından öğreniyoruz. lakin bana biraz "sakat" geldi bu; birincisi, bu bir roman ve romanda "düşünce" birincil midir, emin değilim. ikincisi, rilke ve dostoyevski analojisi kurmak ne kadar verimli olur, bundan da emin değilim. çünkü en başta "şair" olan bir rilke'den söz ediyoruz, oysa dostoyevski'nin roman dışında "günlük"ü (ki kendisi de kurgudur neredeyse) ve mektupları var benim bildiğim kadarıyla. yani tâli disiplinle ana disiplin arasında analoji kurmak nasıl sıkıntılıysa, bunları yazan insanlar arasında da analoji kurmak sıkıntılıdır diye düşünüyorum. dahası, rilke'nin kitabının dostoyevski referansına ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. arkaya alıntılanan söz, iki büyük edebiyatçı arasındaki ilişkiyi tespit etmekten çok, bu iki büyük edebiyatçıdan birine ülfet vermek gibi duruyor ki, bu da pek şık bir davranış değil bana göre.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar