bugün
- kolye140
- rüzgar11
- cep telefonu11
- nokia10
- lale13
- kuş5
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- rüzgar türbini2
- gece gece sinirlenmek4
- var olmak için ne yaptınız12
- mavi4
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- billie eilish'in memeleri7
- tabiat4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- fil9
- at6
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- flamingo3
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- öğretmenlerin kravat takma zorunluluğu2
- istanbul esnafına selden 80 milyon tl destek3
- kaplan17
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- evi ev yapan şeyler14
- z kusagi4
- brezilya7
- aslan15
- sevgili nedir7
- kötüyü alaşağı etmek4
- anın görüntüsü22
- gül7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- netflix asaf dizisi3
- bileklik19
- cemil tugay6
- pıtı atma4
- dizel araba yüzünden hayattan soğumak3
- yol5
- erken ölüm2
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- yogartiksen39
- ankara8
- elma5
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
- makinelerin zihnimizi okuyabilmesi5
- sarı teker kim sorunsalı8
- zebra7
- paralel evren2
"adam" baskısının bendeki baskı yılı 1998 olarak görünüyor. ben bu kitaptan ilk 50 kuşağı öykücülerinin metinlerinde görmüştüm; kendilerini, geçmişlerini, kitaplarını anlattıkları metinlerden. sonradan "üç nokta"da, sanıyorum bir nihat behram söyleşisinde uzun uzun söz edildiğine rastlamıştım ama zaten yayımlandığı dönemin hemen ardından, camia içerisinde büyük bir coşkuyla karşılandığını birçok referanstan biliyorum. usuyitik'in de demiş olduğu üzere, behçet necatigil çevirisidir kendileri. çevirinin lezizliği ve necatigil'in türkçeye hakimiyetini tartışmaya açmayı bile zül buluyorum lakin etrafta bir iki kere kulağıma çalınan bir şeyi de belirtmeliyim: rivayet oldur ki, alman edebiyatı okutan hocalardan bazıları (kendileri ankara üniversitelerinde ikamet halinde olanlardandır) bu çeviriyi "aslına sadık değil" şeklinde yorumluyorlamış. kitabın türkçeye başkaca bir çevirisi oldu mu bilmiyorum ama bu söylentinin birden fazla kulağa çalınmış olması, almanca aslıyla birlikte bir bakmak gereğini doğuruyor gibi. ama tabii bunun için almanca bilmek yahut almanca bilen birinin bununla görevlendirmek gerekiyor. * ayrıca bu kitaptan, necatigil'in öğrencisi olduğundan ötürü her daim gurur duyan hilmi yavuz da çok sık bahsetmiştir. yanılmıyorsam, kitap zamanı'ndaki "benim kitaplarım" köşesinde de "âh evet rilke!" isimli bir yazı yazıp, bu kitaptan da söz etmiştir. edmond jaloux, bu kitap için "dostoyevski düzeyinde düşünceler." buyurmuş, bunu da kitabın arka kapağından öğreniyoruz. lakin bana biraz "sakat" geldi bu; birincisi, bu bir roman ve romanda "düşünce" birincil midir, emin değilim. ikincisi, rilke ve dostoyevski analojisi kurmak ne kadar verimli olur, bundan da emin değilim. çünkü en başta "şair" olan bir rilke'den söz ediyoruz, oysa dostoyevski'nin roman dışında "günlük"ü (ki kendisi de kurgudur neredeyse) ve mektupları var benim bildiğim kadarıyla. yani tâli disiplinle ana disiplin arasında analoji kurmak nasıl sıkıntılıysa, bunları yazan insanlar arasında da analoji kurmak sıkıntılıdır diye düşünüyorum. dahası, rilke'nin kitabının dostoyevski referansına ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. arkaya alıntılanan söz, iki büyük edebiyatçı arasındaki ilişkiyi tespit etmekten çok, bu iki büyük edebiyatçıdan birine ülfet vermek gibi duruyor ki, bu da pek şık bir davranış değil bana göre.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar