bugün
- nickten isim tahmini yapmak25
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- geceye bir şarkı bırak11
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası16
- kıl erkeğin süsüdür14
- travesti sesi çekiciliği6
- kalkın be2
- nick vermeden bir yazara seslen14
- ioçk14
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- grup seksin mantığı10
- dünyaya çocuk getirmek10
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- kedi2
- gece denize girmek5
- yeni parti46
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- nervio burak demirbilek evliliği13
- 20 lik kızlara yazmaya utanmak4
- dünyanın en samimi cümlesi6
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- akrep burcu4
- yorgun mermi vs nervio12
- nohut yaptım nası olmuş10
- arkadaşlar bir şey dicem5
- gecenin köründe5
- şarap içemeyen erkek6
- biraderilyö de biraderito2
- gammazı ispiyoncu sanmak15
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- arabayı yavaş süren tipler16
- bikininin iç çamaşırından ne farkı var3
- müslüman cinler3
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- yatın artık orçolar3
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz5
- merfulu gitmesin kampanyası15
- yazarların nickleri nereden geliyor11
- birader ne demek11
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
- tai lung18
- ford taunus6
- lazerle göğüs kullarını alan erkek5
migros'ta duygulanıp gözyaşlarına boğulmaktır.
2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi tarafından pek hoş olmayan bir biçimde terkedileli bir hafta olmuştu. kendimi bol bol mesai yapmaya ve alkole verdiğim için evle pek ilgilenememiş, yine bir duygulanma anında buzdolabında kız arkadaşımla beraber aldığımız ne varsa bir poşete koyup çöpe atmış, sonuçta bomboş bir buzdolabı ve pis bir mutfakla yaşamaya başlamıştım. cuma günü iş çıkışında artık kendime zarar vermeyi bırakmam gerektiğine karar verdim ve migros'a uğradım. niyetim bir miktar abur cubur, kola ve az biraz meyva almaktı. biten ilişkinin üstüne migros'a girebilmek, oradan alışveriş yapabilmek benim için büyük bir hedefti ve eğer bunu başarabilirsem, herşeyi yapabilirdim. ilişki boyunca neredeyse her haftasonu mutlaka migros'a gidilmiş, balıktı, pirzolaydı, kalamardı, tavuktu, ciğerdi, ezmeydi, humustu, rus salatasıydı alınmış, sonrasında güzel rakı sofraları kurulmuş, muhabbetin dibine vurulmuştu. ah hele bir patlıcan salatası yapardı ki 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, cenneti dilinizde betimlerdi.
uzun lafa gerek yok. kapıdan girdim, sağ tarafta sebzeler duruyordu, korktuğum olmuştu, birden burnumda bir uyuşma hissettim, midem ağrıyordu. közlemelik tombul patlıcanlara , salata olabilecek kıvırcık marullara, taze soğanlara baktım. yutkundum, almayı planladığım şeftali bile yalan olmuştu, reyona hiç giremedim.
adımlarımı hızlandırma kararı aldım ki, balık reyonu karşıma çıktı. çipuralar koyun koyuna dizilmişti, ben yatağımda tek başıma üşürken, onlar huzurla buza uzanmışlar, üşümüyorlardı, yanlız değillerdi, sırtsırta vermiş, muhtemelen biri ağa yakalandığı için diğerleri de peşinden gelmiş, büyük bir aşkın tasviriydiler. gözlerim doldu, o çipuraları alsam yemeğe çeviremezdim, çevirsem, soframı kuramazdım, kursam muhtemelen ya beni hiç anlamayan bir kız ya da sürekli abi sana kız mı yok diyen papağan bir arkadaşla paylaşmak zorunda kalacaktım, balığımın yanak etini. gözlerim dolmaya devam ediyordu, alnım gıdıklanıyordu, ellerim terliyordu.
oradan da kaçtım, tam kurtuldum derken, meze reyonuna geldim, rus salatasını çok severdi 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, ekmeksiz yiyemez, ben yiyince de beni ayı olmakla suçlardı. beni, benden soğudu için terketmişti, belki de rus salatasını ekmeksiz yiyorum diye soğumuştu, belki de suyu şişeden içiyorum diye olabilirdi. aslında şu markette ki her yiyecek malzemesiyle ilgili benden soğunacak bir neden vardı. iğrençtim. balığımı bile güzel ayıklıyamıyordum. rus salatasına son bir kez baktım, gözlerimden ilk damla süzüldü. utandım, kaçtım, boş bir reyon aradım. ramazan ayıydı, muhtemelen içki reyonu boştur diye düşündüm, tahmin ettiğim gibiydi. kırmızı şarapların önünde ağlamaya başladım, kimse beni görmüyor sanıyordum, koyverdikçe koyverdim kendimi. sepeti elimden bırakmış, öne eğilmiş şarap şişelerini inceler gibi yaparaktan ağlarken birden kuruyemiş reyonundaki görevliyi farkettim, bana bakıyordu, sanıyorum ramazan dolayısıyla alkol almayı bıraktığımı ve bu yüzden şarabı çok özlediğim için ağladığımı sanıyordu. suratında tiksinti vardı.
hızla kapıya yürümeye başladım, kasiyerlerin yanından uçarcasına geçtim. ve ben o gün ömrümde ilk kez migros'tan elim boş çıktım.
(bkz: sözlük ile dertleşmek)
2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi tarafından pek hoş olmayan bir biçimde terkedileli bir hafta olmuştu. kendimi bol bol mesai yapmaya ve alkole verdiğim için evle pek ilgilenememiş, yine bir duygulanma anında buzdolabında kız arkadaşımla beraber aldığımız ne varsa bir poşete koyup çöpe atmış, sonuçta bomboş bir buzdolabı ve pis bir mutfakla yaşamaya başlamıştım. cuma günü iş çıkışında artık kendime zarar vermeyi bırakmam gerektiğine karar verdim ve migros'a uğradım. niyetim bir miktar abur cubur, kola ve az biraz meyva almaktı. biten ilişkinin üstüne migros'a girebilmek, oradan alışveriş yapabilmek benim için büyük bir hedefti ve eğer bunu başarabilirsem, herşeyi yapabilirdim. ilişki boyunca neredeyse her haftasonu mutlaka migros'a gidilmiş, balıktı, pirzolaydı, kalamardı, tavuktu, ciğerdi, ezmeydi, humustu, rus salatasıydı alınmış, sonrasında güzel rakı sofraları kurulmuş, muhabbetin dibine vurulmuştu. ah hele bir patlıcan salatası yapardı ki 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, cenneti dilinizde betimlerdi.
uzun lafa gerek yok. kapıdan girdim, sağ tarafta sebzeler duruyordu, korktuğum olmuştu, birden burnumda bir uyuşma hissettim, midem ağrıyordu. közlemelik tombul patlıcanlara , salata olabilecek kıvırcık marullara, taze soğanlara baktım. yutkundum, almayı planladığım şeftali bile yalan olmuştu, reyona hiç giremedim.
adımlarımı hızlandırma kararı aldım ki, balık reyonu karşıma çıktı. çipuralar koyun koyuna dizilmişti, ben yatağımda tek başıma üşürken, onlar huzurla buza uzanmışlar, üşümüyorlardı, yanlız değillerdi, sırtsırta vermiş, muhtemelen biri ağa yakalandığı için diğerleri de peşinden gelmiş, büyük bir aşkın tasviriydiler. gözlerim doldu, o çipuraları alsam yemeğe çeviremezdim, çevirsem, soframı kuramazdım, kursam muhtemelen ya beni hiç anlamayan bir kız ya da sürekli abi sana kız mı yok diyen papağan bir arkadaşla paylaşmak zorunda kalacaktım, balığımın yanak etini. gözlerim dolmaya devam ediyordu, alnım gıdıklanıyordu, ellerim terliyordu.
oradan da kaçtım, tam kurtuldum derken, meze reyonuna geldim, rus salatasını çok severdi 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, ekmeksiz yiyemez, ben yiyince de beni ayı olmakla suçlardı. beni, benden soğudu için terketmişti, belki de rus salatasını ekmeksiz yiyorum diye soğumuştu, belki de suyu şişeden içiyorum diye olabilirdi. aslında şu markette ki her yiyecek malzemesiyle ilgili benden soğunacak bir neden vardı. iğrençtim. balığımı bile güzel ayıklıyamıyordum. rus salatasına son bir kez baktım, gözlerimden ilk damla süzüldü. utandım, kaçtım, boş bir reyon aradım. ramazan ayıydı, muhtemelen içki reyonu boştur diye düşündüm, tahmin ettiğim gibiydi. kırmızı şarapların önünde ağlamaya başladım, kimse beni görmüyor sanıyordum, koyverdikçe koyverdim kendimi. sepeti elimden bırakmış, öne eğilmiş şarap şişelerini inceler gibi yaparaktan ağlarken birden kuruyemiş reyonundaki görevliyi farkettim, bana bakıyordu, sanıyorum ramazan dolayısıyla alkol almayı bıraktığımı ve bu yüzden şarabı çok özlediğim için ağladığımı sanıyordu. suratında tiksinti vardı.
hızla kapıya yürümeye başladım, kasiyerlerin yanından uçarcasına geçtim. ve ben o gün ömrümde ilk kez migros'tan elim boş çıktım.
(bkz: sözlük ile dertleşmek)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar