bugün
- haşlanmış yumurta7
- üsküdar'a çöktükten sonra kutlama yapmak5
- prometheus'un hırsız olduğu gerçeği5
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı46
- mansur yavaş'ın idare'i maslahatçılığı5
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı51
- 10 eylül 2026 ismail kartalın istifası18
- türk erkeğinde olması gereken meziyetler7
- 2000 yılında dünya nasıl olacak3
- güne iyi başlamak3
- ismail kartal27
- ilk türettigim sözcük2
- ey insan9
- islamda kadın3
- lastik değiştirmeyi bilmeyen erkek2
- yazarların beğendiği kadın tipleri7
- karınızı kucağınızda taşır mısınız13
- fenerbahçe19
- platon un mağara alegorisi9
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- ona bir şey söyle5
- sessiz konusan insan2
- günün sözü6
- milyonlarca insan deccal'in peşinden gidecek15
- anın görüntüsü28
- misafir gelecek diye temizlik yapmak6
- openai'ın yapay zekasının kontrolden çıkması3
- kiraz cicegi kolonyasi28
- karanlıkta bi şey var hissi9
- sözlük sapıkları12
- parasetamol2
- birden akla gelen sözlüğü bırakma düşüncesi11
- hayatını garantiye almak isteyenlere tavsiyeler12
- silvermist'in mutfağına konuk olmak18
- am meme ve göt üçgenindeki favori organınız11
- sözlükte kavga olmayacak hissi13
- eğer şansınız olsaydı kimleri diriltirdiniz7
- fenerbahçe biraz sert biraz katı16
- dünya iyi midir9
- flört11
- kızılay avm11
- kendini çok önemli sanan yazar14
- 6668
- çorapların tek eşleşme sorunu2
- jennifer lawrance8
- yahudilerin hepsi iyi insan değil9
- match sonrası ilk mesaj algoritması3
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı13
- ağır müslüm gürses sözleri9
- üstteki yazar hakkında bir tespit bırak5
migros'ta duygulanıp gözyaşlarına boğulmaktır.
2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi tarafından pek hoş olmayan bir biçimde terkedileli bir hafta olmuştu. kendimi bol bol mesai yapmaya ve alkole verdiğim için evle pek ilgilenememiş, yine bir duygulanma anında buzdolabında kız arkadaşımla beraber aldığımız ne varsa bir poşete koyup çöpe atmış, sonuçta bomboş bir buzdolabı ve pis bir mutfakla yaşamaya başlamıştım. cuma günü iş çıkışında artık kendime zarar vermeyi bırakmam gerektiğine karar verdim ve migros'a uğradım. niyetim bir miktar abur cubur, kola ve az biraz meyva almaktı. biten ilişkinin üstüne migros'a girebilmek, oradan alışveriş yapabilmek benim için büyük bir hedefti ve eğer bunu başarabilirsem, herşeyi yapabilirdim. ilişki boyunca neredeyse her haftasonu mutlaka migros'a gidilmiş, balıktı, pirzolaydı, kalamardı, tavuktu, ciğerdi, ezmeydi, humustu, rus salatasıydı alınmış, sonrasında güzel rakı sofraları kurulmuş, muhabbetin dibine vurulmuştu. ah hele bir patlıcan salatası yapardı ki 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, cenneti dilinizde betimlerdi.
uzun lafa gerek yok. kapıdan girdim, sağ tarafta sebzeler duruyordu, korktuğum olmuştu, birden burnumda bir uyuşma hissettim, midem ağrıyordu. közlemelik tombul patlıcanlara , salata olabilecek kıvırcık marullara, taze soğanlara baktım. yutkundum, almayı planladığım şeftali bile yalan olmuştu, reyona hiç giremedim.
adımlarımı hızlandırma kararı aldım ki, balık reyonu karşıma çıktı. çipuralar koyun koyuna dizilmişti, ben yatağımda tek başıma üşürken, onlar huzurla buza uzanmışlar, üşümüyorlardı, yanlız değillerdi, sırtsırta vermiş, muhtemelen biri ağa yakalandığı için diğerleri de peşinden gelmiş, büyük bir aşkın tasviriydiler. gözlerim doldu, o çipuraları alsam yemeğe çeviremezdim, çevirsem, soframı kuramazdım, kursam muhtemelen ya beni hiç anlamayan bir kız ya da sürekli abi sana kız mı yok diyen papağan bir arkadaşla paylaşmak zorunda kalacaktım, balığımın yanak etini. gözlerim dolmaya devam ediyordu, alnım gıdıklanıyordu, ellerim terliyordu.
oradan da kaçtım, tam kurtuldum derken, meze reyonuna geldim, rus salatasını çok severdi 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, ekmeksiz yiyemez, ben yiyince de beni ayı olmakla suçlardı. beni, benden soğudu için terketmişti, belki de rus salatasını ekmeksiz yiyorum diye soğumuştu, belki de suyu şişeden içiyorum diye olabilirdi. aslında şu markette ki her yiyecek malzemesiyle ilgili benden soğunacak bir neden vardı. iğrençtim. balığımı bile güzel ayıklıyamıyordum. rus salatasına son bir kez baktım, gözlerimden ilk damla süzüldü. utandım, kaçtım, boş bir reyon aradım. ramazan ayıydı, muhtemelen içki reyonu boştur diye düşündüm, tahmin ettiğim gibiydi. kırmızı şarapların önünde ağlamaya başladım, kimse beni görmüyor sanıyordum, koyverdikçe koyverdim kendimi. sepeti elimden bırakmış, öne eğilmiş şarap şişelerini inceler gibi yaparaktan ağlarken birden kuruyemiş reyonundaki görevliyi farkettim, bana bakıyordu, sanıyorum ramazan dolayısıyla alkol almayı bıraktığımı ve bu yüzden şarabı çok özlediğim için ağladığımı sanıyordu. suratında tiksinti vardı.
hızla kapıya yürümeye başladım, kasiyerlerin yanından uçarcasına geçtim. ve ben o gün ömrümde ilk kez migros'tan elim boş çıktım.
(bkz: sözlük ile dertleşmek)
2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi tarafından pek hoş olmayan bir biçimde terkedileli bir hafta olmuştu. kendimi bol bol mesai yapmaya ve alkole verdiğim için evle pek ilgilenememiş, yine bir duygulanma anında buzdolabında kız arkadaşımla beraber aldığımız ne varsa bir poşete koyup çöpe atmış, sonuçta bomboş bir buzdolabı ve pis bir mutfakla yaşamaya başlamıştım. cuma günü iş çıkışında artık kendime zarar vermeyi bırakmam gerektiğine karar verdim ve migros'a uğradım. niyetim bir miktar abur cubur, kola ve az biraz meyva almaktı. biten ilişkinin üstüne migros'a girebilmek, oradan alışveriş yapabilmek benim için büyük bir hedefti ve eğer bunu başarabilirsem, herşeyi yapabilirdim. ilişki boyunca neredeyse her haftasonu mutlaka migros'a gidilmiş, balıktı, pirzolaydı, kalamardı, tavuktu, ciğerdi, ezmeydi, humustu, rus salatasıydı alınmış, sonrasında güzel rakı sofraları kurulmuş, muhabbetin dibine vurulmuştu. ah hele bir patlıcan salatası yapardı ki 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, cenneti dilinizde betimlerdi.
uzun lafa gerek yok. kapıdan girdim, sağ tarafta sebzeler duruyordu, korktuğum olmuştu, birden burnumda bir uyuşma hissettim, midem ağrıyordu. közlemelik tombul patlıcanlara , salata olabilecek kıvırcık marullara, taze soğanlara baktım. yutkundum, almayı planladığım şeftali bile yalan olmuştu, reyona hiç giremedim.
adımlarımı hızlandırma kararı aldım ki, balık reyonu karşıma çıktı. çipuralar koyun koyuna dizilmişti, ben yatağımda tek başıma üşürken, onlar huzurla buza uzanmışlar, üşümüyorlardı, yanlız değillerdi, sırtsırta vermiş, muhtemelen biri ağa yakalandığı için diğerleri de peşinden gelmiş, büyük bir aşkın tasviriydiler. gözlerim doldu, o çipuraları alsam yemeğe çeviremezdim, çevirsem, soframı kuramazdım, kursam muhtemelen ya beni hiç anlamayan bir kız ya da sürekli abi sana kız mı yok diyen papağan bir arkadaşla paylaşmak zorunda kalacaktım, balığımın yanak etini. gözlerim dolmaya devam ediyordu, alnım gıdıklanıyordu, ellerim terliyordu.
oradan da kaçtım, tam kurtuldum derken, meze reyonuna geldim, rus salatasını çok severdi 2 yıl 8 aydır beraber olduğum hanımefendi, ekmeksiz yiyemez, ben yiyince de beni ayı olmakla suçlardı. beni, benden soğudu için terketmişti, belki de rus salatasını ekmeksiz yiyorum diye soğumuştu, belki de suyu şişeden içiyorum diye olabilirdi. aslında şu markette ki her yiyecek malzemesiyle ilgili benden soğunacak bir neden vardı. iğrençtim. balığımı bile güzel ayıklıyamıyordum. rus salatasına son bir kez baktım, gözlerimden ilk damla süzüldü. utandım, kaçtım, boş bir reyon aradım. ramazan ayıydı, muhtemelen içki reyonu boştur diye düşündüm, tahmin ettiğim gibiydi. kırmızı şarapların önünde ağlamaya başladım, kimse beni görmüyor sanıyordum, koyverdikçe koyverdim kendimi. sepeti elimden bırakmış, öne eğilmiş şarap şişelerini inceler gibi yaparaktan ağlarken birden kuruyemiş reyonundaki görevliyi farkettim, bana bakıyordu, sanıyorum ramazan dolayısıyla alkol almayı bıraktığımı ve bu yüzden şarabı çok özlediğim için ağladığımı sanıyordu. suratında tiksinti vardı.
hızla kapıya yürümeye başladım, kasiyerlerin yanından uçarcasına geçtim. ve ben o gün ömrümde ilk kez migros'tan elim boş çıktım.
(bkz: sözlük ile dertleşmek)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar