bugün
- öfke6
- gayler5
- sözlüğün en sevilen yazarı26
- apo idam edilmeli7
- hoşlanılan kızın kucağına oturmak4
- sözlüğe küsmek15
- bir kızın kucağınıza oturması6
- 27 ağustos 2026 şampiyonlar ligi kura çekimi22
- cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde revizyon11
- sorgulayan aklı insana kim verdi18
- velvet17
- teröriste sövmek artık yasak23
- ateistlerin yaşama amacı24
- reisçi yazarın siyasi olmayan entryleri2
- tcmb rezervleri 188 4 milyar dolar5
- ölen porno yıldızının ruhunu çağırmak3
- paraya bakan kızlar3
- mutlu olmak isteyenlere tavsiyeler2
- gta 62
- sözlüğe yönelen gama ışınları2
- 27 ağustos 2026 ferencvaros trabzonspor maçı3
- sözlük'ün erkek tipsizleri ve çirkinleri8
- saraca'nın şeklinin ve tipinin değişmesi7
- katatespizartmasi5
- kürtse de kürt insan seçiyor mu doğarken nolcağını4
- yapay zek'ya göre türkiye'nin işgal altında olmasi7
- fb ve gs'ye şl de gangbang yapılacağı gerçeği2
- mutlu ama tekerlek olsun3
- merhaba arkadaşlar4
- babadan alınan nasihatler4
- yeter ulan artık19
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı48
- iğrenç insanlar bahçesi4
- fenerbahçe ve galatasaray şlden kaç puan alır4
- ofsaytımsı7
- apoya küfür edince sinirlenen akpliler ve mhpliler11
- fenerbahçe vs galatasaray19
- kadıköy5
- fenerin sanki bizi biraz fazla rezil etmesi19
- fenerbahçe25
- mevlana celaleddin rumi4
- türkiye den erişim engeli gelen oyunlar2
- anın fotoğrafı3
- ne mutlu türküm diyene3
- beyin yiyen amip3
- yakın erkek arkadaşı için kardeşim gibi diyenler2
- tarihin en kötü lyonu14
- ratko mladiç7
- siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz6
- dindarların çoğunun fakir olması8
kayıtsızlık üzerine çok çarpıcı ve yerinde tespitleri olan düşünürdür. üşenmeden okuyacaklar buyursunlar.
"Kayıtsızlardan nefret ediyorum. Frederich Hebbel gibi, yaşamanın taraf tutmak olduğuna inanıyorum. Kimse, toplumun dışında yalnızca insan olarak var olamaz. Gerçekten yaşamak yurttaş olmaktır, iştirak etmektir. Kayıtsızlık irade kaybıdır, asalaklıktır, korkaklıktır. Kayıtsızlık yaşamak değildir. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum.
Kayıtsızlık tarihin ağır yüküdür. Yenilikçinin boynuna geçirilmiş değirmentaşıdır, en parlak gayretlerin boğulduğu atalet durumudur, eski şehri kuşatan ve şehri en güçlü duvarlardan, en cesur askerlerden bile daha iyi savunan bataklıktır. Çünkü saldırganları karanlık girdaplarında yutar, telef eder, umutsuzluğa düşürür, bazen de kahramanca eylemlerden alıkoyar.
Kayıtsızlık, tarihte güçlü bir nufüza sahip olmuştur. Pasif çalışır, ama yine de çalışır. Kayıtsızlık kaderdir, ona bel bağlayamazsınız. Programı aksatan, en iyi hazırlanmış planı mahveden şeydir, idrakinize başkaldırıp nefes aldırmayan etken maddedir. Olan bitenler, hepimizin başına gelen musibetler ve kahramanca bir eylemin doğurabileceği olası güzellikler birkaç kişinin inisiyatifinin değil çoğunluğun kayıtsızlığının ve devamsızlığının bir sonucudur. Olan bitenler bazı insanlar öyle istediği için değil; kitleler ancak bir kılıçla çözülebilecek düğümlere, ancak bir isyanla feshedilebilecek kanunlara, ancak bir ayaklanmayla alaşağı edilebilecek iktidarlara imkân tanıyarak sorumluluk almaktan kaçındıkları ve oluruna bıraktıkları için gerçekleşirler. Tarihe hükmediyor gibi görünen kader, bu kayıtsızlığın ve devamsızlığın yanıltıcı görünümünden başka bir şey değildir.
Olaylar perde arkasında gelişir. Başıboş bırakılmış birkaç el müşterek hayatı örer ve çoğunluk tümünü görmezden gelir, çünkü umursamaz. Bir çağın kaderi, küçük bir aktivist grubun dar görüşlerine, anlık hedeflerine, hırslarına ve kişisel ihtiraslarına göre biçimlenir. Çoğunluk da bunların tümünü görmezden gelir, çünkü umursamaz. Ancak gelişen olaylar amacına ulaşır, perde arkasında örülmüş hayat tamamlanır, sonra da her şeyi ve herkesi aşan kadermiş gibi görünür. Tarihi ise bunların olmasını isteyen veya istemeyen, bilen veya bilmeyen, etkin olan veya kayıtsız kalan herkesi mağdur edecek muazzam bir doğal olgu, bir patlama, bir depremden ibaretmiş gibi gösterir. Sonra kayıtsızlar öfkelenirler, böyle olmasını istemediklerini ve bunlardan sorumlu olmadıklarını göstermek için olan bitenin sonuçlarından kaçınmak isterler. Bazıları zavallıca ağlar, diğerleri alenen küfreder ama kimse kendine şunu sormaz: Ben vazifemi yapsaydım, isteklerimi gerçekleştirmeyi veya görüşlerimi bildirmeyi deneseydim tüm bunlar olur muydu? Kimse kayıtsızlığı, şüpheciliği, başlarındaki musibetle mücadele etmeye veya müşterek bir amaca erişmeye uğraşan örgütlü yurttaşlara omuz vermediği için kendini suçlamaz.
Bunun yerine, büyük çoğunluğu olaylar doğal akışını sürdürürken ideolojik fiyaskolar, başıboş planlar veya diğer şeyler hakkında hoşbeş etmeyi tercih ederler. Böylece herhangi bir sorumluluk almaktan bir kez daha kurtulmuş olurlar. Arada sırada olanı biteni açık seçik görürler, bazen en acil soruna veya kaydadeğer ölçüde zaman ve hazırlık gerektirse de acil görünen sorunlara olağanüstü çözümler sunabilirler. Ne var ki, bu çözümler ziyadesiyle verimsiz kalırlar, müşterek hayata sunulan bu katkılar da ahlaki kıvılcımdan yoksun hâlde kendilerini ele verirler. Bu, hayatta herkesin mücadele hâlinde olmasını talep eden, bilinemezciliğe veya herhangi bir kayıtsızlığa imkân tanımayan keskin bir tarihsel sorumluluk algısının değil, entelektüel merakın bir ürünüdür.
Ebedi masumlar hakkında sızlanmalarına öfkeli olduğum için de kayıtsızlardan nefret ediyorum. Hayatın onlara verdiği ve her gün vermeyi sürdürdüğü vazifeyi nasıl yerine getirdikleri, ne yaptıkları ve hepsinin ötesinde ne yapmadıkları konularında hesap vermelerini talep ediyorum. Acımasız olabilirim, merhametimi onlardan esirgeyebilirim, gözyaşlarımı onlarla paylaşmayabilirim. Ben taraflıyım. Yaşıyorum, benim tarafımda olanların kurduğu geleceğin toplumunun nabzının gayretkeş vicdanlarda attığını şimdiden hissediyorum. Bu toplumda toplumsal bağların yükü birkaç kişinin üzerinde değil. Bu toplumda olan bitenler şansın veya kaderin değil, yurttaşların akıllı çalışmalarının ürünü. Bu şehirde pencere kenarında oturup dışarıda mücadele eden ve kendilerini paralayan azınlığı izleyenler yok. Pusuda bekleyen, o mücadelenin tatsız meyvesinin tadını çıkarmayı uman, mücadele edenlerin ve kendini paralayanların kazanımlarını hafife alan kimse yok.
Yaşıyorum. Taraflıyım. Bu yüzden iştirak etmeyenlerden nefret ediyorum. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum."
"Kayıtsızlardan nefret ediyorum. Frederich Hebbel gibi, yaşamanın taraf tutmak olduğuna inanıyorum. Kimse, toplumun dışında yalnızca insan olarak var olamaz. Gerçekten yaşamak yurttaş olmaktır, iştirak etmektir. Kayıtsızlık irade kaybıdır, asalaklıktır, korkaklıktır. Kayıtsızlık yaşamak değildir. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum.
Kayıtsızlık tarihin ağır yüküdür. Yenilikçinin boynuna geçirilmiş değirmentaşıdır, en parlak gayretlerin boğulduğu atalet durumudur, eski şehri kuşatan ve şehri en güçlü duvarlardan, en cesur askerlerden bile daha iyi savunan bataklıktır. Çünkü saldırganları karanlık girdaplarında yutar, telef eder, umutsuzluğa düşürür, bazen de kahramanca eylemlerden alıkoyar.
Kayıtsızlık, tarihte güçlü bir nufüza sahip olmuştur. Pasif çalışır, ama yine de çalışır. Kayıtsızlık kaderdir, ona bel bağlayamazsınız. Programı aksatan, en iyi hazırlanmış planı mahveden şeydir, idrakinize başkaldırıp nefes aldırmayan etken maddedir. Olan bitenler, hepimizin başına gelen musibetler ve kahramanca bir eylemin doğurabileceği olası güzellikler birkaç kişinin inisiyatifinin değil çoğunluğun kayıtsızlığının ve devamsızlığının bir sonucudur. Olan bitenler bazı insanlar öyle istediği için değil; kitleler ancak bir kılıçla çözülebilecek düğümlere, ancak bir isyanla feshedilebilecek kanunlara, ancak bir ayaklanmayla alaşağı edilebilecek iktidarlara imkân tanıyarak sorumluluk almaktan kaçındıkları ve oluruna bıraktıkları için gerçekleşirler. Tarihe hükmediyor gibi görünen kader, bu kayıtsızlığın ve devamsızlığın yanıltıcı görünümünden başka bir şey değildir.
Olaylar perde arkasında gelişir. Başıboş bırakılmış birkaç el müşterek hayatı örer ve çoğunluk tümünü görmezden gelir, çünkü umursamaz. Bir çağın kaderi, küçük bir aktivist grubun dar görüşlerine, anlık hedeflerine, hırslarına ve kişisel ihtiraslarına göre biçimlenir. Çoğunluk da bunların tümünü görmezden gelir, çünkü umursamaz. Ancak gelişen olaylar amacına ulaşır, perde arkasında örülmüş hayat tamamlanır, sonra da her şeyi ve herkesi aşan kadermiş gibi görünür. Tarihi ise bunların olmasını isteyen veya istemeyen, bilen veya bilmeyen, etkin olan veya kayıtsız kalan herkesi mağdur edecek muazzam bir doğal olgu, bir patlama, bir depremden ibaretmiş gibi gösterir. Sonra kayıtsızlar öfkelenirler, böyle olmasını istemediklerini ve bunlardan sorumlu olmadıklarını göstermek için olan bitenin sonuçlarından kaçınmak isterler. Bazıları zavallıca ağlar, diğerleri alenen küfreder ama kimse kendine şunu sormaz: Ben vazifemi yapsaydım, isteklerimi gerçekleştirmeyi veya görüşlerimi bildirmeyi deneseydim tüm bunlar olur muydu? Kimse kayıtsızlığı, şüpheciliği, başlarındaki musibetle mücadele etmeye veya müşterek bir amaca erişmeye uğraşan örgütlü yurttaşlara omuz vermediği için kendini suçlamaz.
Bunun yerine, büyük çoğunluğu olaylar doğal akışını sürdürürken ideolojik fiyaskolar, başıboş planlar veya diğer şeyler hakkında hoşbeş etmeyi tercih ederler. Böylece herhangi bir sorumluluk almaktan bir kez daha kurtulmuş olurlar. Arada sırada olanı biteni açık seçik görürler, bazen en acil soruna veya kaydadeğer ölçüde zaman ve hazırlık gerektirse de acil görünen sorunlara olağanüstü çözümler sunabilirler. Ne var ki, bu çözümler ziyadesiyle verimsiz kalırlar, müşterek hayata sunulan bu katkılar da ahlaki kıvılcımdan yoksun hâlde kendilerini ele verirler. Bu, hayatta herkesin mücadele hâlinde olmasını talep eden, bilinemezciliğe veya herhangi bir kayıtsızlığa imkân tanımayan keskin bir tarihsel sorumluluk algısının değil, entelektüel merakın bir ürünüdür.
Ebedi masumlar hakkında sızlanmalarına öfkeli olduğum için de kayıtsızlardan nefret ediyorum. Hayatın onlara verdiği ve her gün vermeyi sürdürdüğü vazifeyi nasıl yerine getirdikleri, ne yaptıkları ve hepsinin ötesinde ne yapmadıkları konularında hesap vermelerini talep ediyorum. Acımasız olabilirim, merhametimi onlardan esirgeyebilirim, gözyaşlarımı onlarla paylaşmayabilirim. Ben taraflıyım. Yaşıyorum, benim tarafımda olanların kurduğu geleceğin toplumunun nabzının gayretkeş vicdanlarda attığını şimdiden hissediyorum. Bu toplumda toplumsal bağların yükü birkaç kişinin üzerinde değil. Bu toplumda olan bitenler şansın veya kaderin değil, yurttaşların akıllı çalışmalarının ürünü. Bu şehirde pencere kenarında oturup dışarıda mücadele eden ve kendilerini paralayan azınlığı izleyenler yok. Pusuda bekleyen, o mücadelenin tatsız meyvesinin tadını çıkarmayı uman, mücadele edenlerin ve kendini paralayanların kazanımlarını hafife alan kimse yok.
Yaşıyorum. Taraflıyım. Bu yüzden iştirak etmeyenlerden nefret ediyorum. Bu yüzden kayıtsızlardan nefret ediyorum."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar