bugün

din vs ahlak

aslında ne din ne ahlak bir şey emreder. ben pozitivist düşünceye sonuna kadar bağlı birisi olarak bu yönde düşünenleri mantıklı buluyorum. toplumların salt toplum temelinde belli kuralları olduğunu ve toplum olabilmek için bunu zorunlu olarak yapması gerektiğini düşünüyorum da denebilir. yani insanlar bir araya gelmek için bazı toplum olabilmenin ön koşulunu sağlaması gerekir, bu koşulları uygulatma biçimi değişse de amaç var olan bu toplumu en ideal şekilde aslına uygun şekilde inşa etmektir. bunu kimisi uhreviyet temelli yapıp tanrısal bir söze itaati öngörürken kimisi de rasyonel teslimiyet altında akli bir teslimiyeti öngörür. tabi buradaki akli teslimiyet toplumda var olan aklın egemenliğinin ortak mantık çerçevesinde kabulüdür. yoksa belli yasayı kutsayıp ona salt teslimiyet değildir.
o yüzden gerek din, gerek hukuk, gerek töre, gerek ahlak hepsi aslında toplum olabilmeye zorunlu olarak hizmet eden aparatlardır. farkında olmasa da toplumsal yasaya ya da toplum olabilme yasasına hizmet ederler.
insanların dini yokken de bir araya geldiğinde toplum olabilmenin gereklerini zaten yapıyordu. din buna uhreviyet katıp tanrı sözü ile insanları ikna eden bir yapı fakat gerici yanı onu bir dogmaya dönüştürüp işlevini kaybettiriyor ve toplumun dinamiğini kırıp ilerleyen süreçte gerici toplumların var olmasına neden oluyor.
© copyright 2005 - 2026