bugün
- arkadaşlar bakar mısınız10
- hep kendini suçlamak12
- yeni biriyle tanışmak5
- lgs de 5 yanlış yapan kızı annesinin zorbalaması6
- kılıçdarı destekleyen sanatçılar9
- son 20 yılın en gıcık lafı14
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek22
- winamp msn messenger half life windows 983
- hangi manifest kızısın10
- havalar da ısındı9
- çocuğa yabancı isimler vermek2
- ona bir şey söyle18
- hazır mantı6
- 10 yıl sonraki haline bir mesaj bırak6
- yks'ye öylesine girmek2
- sözlük içi etkileşimin düşük olması3
- kabe'deki skandal izdiham görüntüsü2
- yalnız yaşamak12
- maaşla çalışıp ben alfayım diyen erkek3
- güne bir şarkı bırak6
- eşini aldatan birini görünce yapılması gereken şey2
- sigarayı tersten yakmak4
- kıyametin yaklaşıyor olduğu gerçeği6
- devlet bahçeli4
- true'ya arkadan sahip olmak16
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı10
- adolf hitler'in 6 milyon yahudi öldürdüğü yalanı4
- yapay zeka ile kod yazmanın getirdiği tembellik2
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı13
- araplaşmış türkler3
- ergenlikten kişilik analizi2
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- türkçe ezana kuduran türk3
- eyüpsultan'da cookie dağıtan kız2
- dandik üniversite mezunlarının ortak özellikleri4
- 16 haziran 2026 iran yeni zelanda maçı10
- yanlız o hareketi yalnış yapıyorsun4
- götü büyük kadın3
- merhaba arkadaşlar ben geldim2
- baygın koku2
- kuran-ı kerim2
- şapka2
- güne bir söz bırak2
- sadece bayan entrylerini okumak4
- pizzanın kenarını yememek4
- paşa gönlüm bilir2
- çelenk2
- vazgeçmek3
- bir avukatın suçlu olduğu bilinen kişiyi savunması3
Bir insan; hangi ırka, sosyal statüye, masumiyet karinesi(presumption of innocence)nin herhangi seviyedeki ihlali durumuna sahip olursa olsun, ölüme layık görülmesi veya kişinin ölümünden zevk alınması vicdan dışıdır.
Ölüm, modern hukukta ve bilhassa sosyolojide bir ıslah yöntemi değildir. Ölümün olağan dışı hâllerdeki zuhuru, her dönemde, gerek sosyologlar, gerek felsefeciler, gerek toplum aydınları tarafından eleştiri konusu olmuştur.
Şu durum da oldukça gerçektir: ölümlerden haz alınması, devletlerin bekası için kaçınılmazdır. Devletler, bu hassasiyetleri kullanarak beslenir. Bu, milliyetçilik ve dinde tutuculuk (muhafazakarlık) kavramları ile bütüne ulaşabilir. Irk düşmanının veya din düşmanının ölmesi, halka zevk verir. Bu “başarıyı” elde eden devlet, güçlenir ve taraftarlarının desteklerini daha da pekiştirmekle birlikte yeni taraftarlar kazanır. Böylelikle hem savaşta başarı elde etmiş olup diplomasi yönünden bir kazanca ulaşmış devlet, halkın milliyetçilik, dincilik vb. hassasiyetlerini kullanarak bağlılık şuurunu da canlı tutmuş olur.
Irkımızı seçemediğimiz için, bu konuda tutuculuk yapmak da oldukça mantıksızdır. Hele ki, insan hayatı söz konusuysa…
Toplumun tüm alanlarında, insan pragması gözetilir. Bir hayata sahip olmanın ulviyetinin bilgisine erişmiş her ferd, bu şeyi kutsal saymış ve işini bu doğrultuda yapmıştır. Tıbbın babası Hipokrat, hukukun babası Grotius, sosyolojinin babası Comte, felsefenin babası Sokrates, eğitimin babası Comenius, siyasetin babası Maurice Duverger ve daha niceleri ışığında aydınlanmış her alan adına edilen her yeminde ve öğretilen her doktrinde din, dil, ırk kavramlarının, o işi yapmanın önüne geçmeyeceğine ve o iş yapılırken, bu tür şeylerin işin usulüne, muamelesine etki edemeyeceğine ve bunun gerekliliğine özellikle vurgu yapılır. Topluma yön veren ve nispeten daha fazla söz hakkına sahip olan kesimlerin de doktor, hukukçu, siyasetçi, öğretmen, sosyolog, psikolog vs. olduğunu göz önünde bulundurursak, “aşırı milliyetçilik- tutucu dincilik” kavramlarının çökmesi gerektiğini bir kez daha görürüz. Çünkü toplumu oluşturan, besleyen, ona öğreten, onu koruyan, onu savunan kişiler bu kişilerdir. Her şey toplumdan oluşur ve yine her şey kendinden oluşan “yeni kendine” maruz kalır. Toplum nasıl oluşur, gelişir, düşünür ve ne olursa, bu oluşan şeye maruz kalır.
insanların bu tür stratejik ve çok yönlü oyunlardan kurtulması ancak bilim, felsefe, sanat uğraşlarıyla ilgilenildiği takdirde mümkündür. Şayet bunlar “her şeydir”. Güncel olayları bilmek ve anlamak için; yakın tarihi, öncesini, objektif şekilde sorgulayabilmek ve kişisel mukayeselerle muhakemelerde bulunmak gerekir. Felsefe ile onu yorumlamak gerekir, bir milleti tanımak için onun sanatını bilmek gerekir…
Siyaset felsefesinde de sıkça üzerinde durularak tartışıldığı üzere, toplum-devlet hiyerarşisinde oluşan bilinçsiz bağlantı hareketleri -özellikle bu günlerde sergilenen nefret tavırları- herkesin başını ağrıtacaktır.
Ölüm, modern hukukta ve bilhassa sosyolojide bir ıslah yöntemi değildir. Ölümün olağan dışı hâllerdeki zuhuru, her dönemde, gerek sosyologlar, gerek felsefeciler, gerek toplum aydınları tarafından eleştiri konusu olmuştur.
Şu durum da oldukça gerçektir: ölümlerden haz alınması, devletlerin bekası için kaçınılmazdır. Devletler, bu hassasiyetleri kullanarak beslenir. Bu, milliyetçilik ve dinde tutuculuk (muhafazakarlık) kavramları ile bütüne ulaşabilir. Irk düşmanının veya din düşmanının ölmesi, halka zevk verir. Bu “başarıyı” elde eden devlet, güçlenir ve taraftarlarının desteklerini daha da pekiştirmekle birlikte yeni taraftarlar kazanır. Böylelikle hem savaşta başarı elde etmiş olup diplomasi yönünden bir kazanca ulaşmış devlet, halkın milliyetçilik, dincilik vb. hassasiyetlerini kullanarak bağlılık şuurunu da canlı tutmuş olur.
Irkımızı seçemediğimiz için, bu konuda tutuculuk yapmak da oldukça mantıksızdır. Hele ki, insan hayatı söz konusuysa…
Toplumun tüm alanlarında, insan pragması gözetilir. Bir hayata sahip olmanın ulviyetinin bilgisine erişmiş her ferd, bu şeyi kutsal saymış ve işini bu doğrultuda yapmıştır. Tıbbın babası Hipokrat, hukukun babası Grotius, sosyolojinin babası Comte, felsefenin babası Sokrates, eğitimin babası Comenius, siyasetin babası Maurice Duverger ve daha niceleri ışığında aydınlanmış her alan adına edilen her yeminde ve öğretilen her doktrinde din, dil, ırk kavramlarının, o işi yapmanın önüne geçmeyeceğine ve o iş yapılırken, bu tür şeylerin işin usulüne, muamelesine etki edemeyeceğine ve bunun gerekliliğine özellikle vurgu yapılır. Topluma yön veren ve nispeten daha fazla söz hakkına sahip olan kesimlerin de doktor, hukukçu, siyasetçi, öğretmen, sosyolog, psikolog vs. olduğunu göz önünde bulundurursak, “aşırı milliyetçilik- tutucu dincilik” kavramlarının çökmesi gerektiğini bir kez daha görürüz. Çünkü toplumu oluşturan, besleyen, ona öğreten, onu koruyan, onu savunan kişiler bu kişilerdir. Her şey toplumdan oluşur ve yine her şey kendinden oluşan “yeni kendine” maruz kalır. Toplum nasıl oluşur, gelişir, düşünür ve ne olursa, bu oluşan şeye maruz kalır.
insanların bu tür stratejik ve çok yönlü oyunlardan kurtulması ancak bilim, felsefe, sanat uğraşlarıyla ilgilenildiği takdirde mümkündür. Şayet bunlar “her şeydir”. Güncel olayları bilmek ve anlamak için; yakın tarihi, öncesini, objektif şekilde sorgulayabilmek ve kişisel mukayeselerle muhakemelerde bulunmak gerekir. Felsefe ile onu yorumlamak gerekir, bir milleti tanımak için onun sanatını bilmek gerekir…
Siyaset felsefesinde de sıkça üzerinde durularak tartışıldığı üzere, toplum-devlet hiyerarşisinde oluşan bilinçsiz bağlantı hareketleri -özellikle bu günlerde sergilenen nefret tavırları- herkesin başını ağrıtacaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar