bugün
- kürt dizilerinin tutmaması10
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği45
- yazarların 1 milyon dolar için yapacağı şok şeyler4
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi7
- tanrı neden diğer gezegenlere insan göndermedi7
- en iyi çakmak markası6
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması6
- sabahın bir vakti çay içen insan köylüdür5
- hulk gerçek mi5
- fuhuştan yakalanan sınıf öğretmeni6
- from gold from dust32
- tayyiple yatıp tayyiple kalkmak5
- championship manager 01 022
- eski sevgilisi için sahibinden com'a ilan vern kız4
- vurdurmaya meyilli araba5
- akapekaka3
- tmo'ya ait buğdayın lisanslı depolardan çalınması3
- türkiye'nin mekke ve bedir ittifakı hamlesi4
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır3
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak2
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi4
- köylülük2
- sorgulanmamış kabuller2
- akepe dönemi16
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- neden kimse bana günaydın demiyor sorusu2
- sabahları sevilen şeyler3
- bir tane sineğin evde kaos çıkarması2
- queen ravenna ifşası15
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- uludağ sözlük 1 yaşında msn zirvesi2
- of aman nalan2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı5
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz13
- bir erkek adam kadınlara yükselmez10
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- kolye143
- bu saatte uyumama sebebi4
- 50 kilo üstü kız tripleri8
- sözlük erkeklerini topluca veterinere götürmek10
- eski yazarların profilinde dolaşmak2
- la loba21
- saat12
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir11
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- sözlük yazarlarının en sevdiği tv kanalı8
- 1 80 boyunda kadın olmak10
Bir insan; hangi ırka, sosyal statüye, masumiyet karinesi(presumption of innocence)nin herhangi seviyedeki ihlali durumuna sahip olursa olsun, ölüme layık görülmesi veya kişinin ölümünden zevk alınması vicdan dışıdır.
Ölüm, modern hukukta ve bilhassa sosyolojide bir ıslah yöntemi değildir. Ölümün olağan dışı hâllerdeki zuhuru, her dönemde, gerek sosyologlar, gerek felsefeciler, gerek toplum aydınları tarafından eleştiri konusu olmuştur.
Şu durum da oldukça gerçektir: ölümlerden haz alınması, devletlerin bekası için kaçınılmazdır. Devletler, bu hassasiyetleri kullanarak beslenir. Bu, milliyetçilik ve dinde tutuculuk (muhafazakarlık) kavramları ile bütüne ulaşabilir. Irk düşmanının veya din düşmanının ölmesi, halka zevk verir. Bu “başarıyı” elde eden devlet, güçlenir ve taraftarlarının desteklerini daha da pekiştirmekle birlikte yeni taraftarlar kazanır. Böylelikle hem savaşta başarı elde etmiş olup diplomasi yönünden bir kazanca ulaşmış devlet, halkın milliyetçilik, dincilik vb. hassasiyetlerini kullanarak bağlılık şuurunu da canlı tutmuş olur.
Irkımızı seçemediğimiz için, bu konuda tutuculuk yapmak da oldukça mantıksızdır. Hele ki, insan hayatı söz konusuysa…
Toplumun tüm alanlarında, insan pragması gözetilir. Bir hayata sahip olmanın ulviyetinin bilgisine erişmiş her ferd, bu şeyi kutsal saymış ve işini bu doğrultuda yapmıştır. Tıbbın babası Hipokrat, hukukun babası Grotius, sosyolojinin babası Comte, felsefenin babası Sokrates, eğitimin babası Comenius, siyasetin babası Maurice Duverger ve daha niceleri ışığında aydınlanmış her alan adına edilen her yeminde ve öğretilen her doktrinde din, dil, ırk kavramlarının, o işi yapmanın önüne geçmeyeceğine ve o iş yapılırken, bu tür şeylerin işin usulüne, muamelesine etki edemeyeceğine ve bunun gerekliliğine özellikle vurgu yapılır. Topluma yön veren ve nispeten daha fazla söz hakkına sahip olan kesimlerin de doktor, hukukçu, siyasetçi, öğretmen, sosyolog, psikolog vs. olduğunu göz önünde bulundurursak, “aşırı milliyetçilik- tutucu dincilik” kavramlarının çökmesi gerektiğini bir kez daha görürüz. Çünkü toplumu oluşturan, besleyen, ona öğreten, onu koruyan, onu savunan kişiler bu kişilerdir. Her şey toplumdan oluşur ve yine her şey kendinden oluşan “yeni kendine” maruz kalır. Toplum nasıl oluşur, gelişir, düşünür ve ne olursa, bu oluşan şeye maruz kalır.
insanların bu tür stratejik ve çok yönlü oyunlardan kurtulması ancak bilim, felsefe, sanat uğraşlarıyla ilgilenildiği takdirde mümkündür. Şayet bunlar “her şeydir”. Güncel olayları bilmek ve anlamak için; yakın tarihi, öncesini, objektif şekilde sorgulayabilmek ve kişisel mukayeselerle muhakemelerde bulunmak gerekir. Felsefe ile onu yorumlamak gerekir, bir milleti tanımak için onun sanatını bilmek gerekir…
Siyaset felsefesinde de sıkça üzerinde durularak tartışıldığı üzere, toplum-devlet hiyerarşisinde oluşan bilinçsiz bağlantı hareketleri -özellikle bu günlerde sergilenen nefret tavırları- herkesin başını ağrıtacaktır.
Ölüm, modern hukukta ve bilhassa sosyolojide bir ıslah yöntemi değildir. Ölümün olağan dışı hâllerdeki zuhuru, her dönemde, gerek sosyologlar, gerek felsefeciler, gerek toplum aydınları tarafından eleştiri konusu olmuştur.
Şu durum da oldukça gerçektir: ölümlerden haz alınması, devletlerin bekası için kaçınılmazdır. Devletler, bu hassasiyetleri kullanarak beslenir. Bu, milliyetçilik ve dinde tutuculuk (muhafazakarlık) kavramları ile bütüne ulaşabilir. Irk düşmanının veya din düşmanının ölmesi, halka zevk verir. Bu “başarıyı” elde eden devlet, güçlenir ve taraftarlarının desteklerini daha da pekiştirmekle birlikte yeni taraftarlar kazanır. Böylelikle hem savaşta başarı elde etmiş olup diplomasi yönünden bir kazanca ulaşmış devlet, halkın milliyetçilik, dincilik vb. hassasiyetlerini kullanarak bağlılık şuurunu da canlı tutmuş olur.
Irkımızı seçemediğimiz için, bu konuda tutuculuk yapmak da oldukça mantıksızdır. Hele ki, insan hayatı söz konusuysa…
Toplumun tüm alanlarında, insan pragması gözetilir. Bir hayata sahip olmanın ulviyetinin bilgisine erişmiş her ferd, bu şeyi kutsal saymış ve işini bu doğrultuda yapmıştır. Tıbbın babası Hipokrat, hukukun babası Grotius, sosyolojinin babası Comte, felsefenin babası Sokrates, eğitimin babası Comenius, siyasetin babası Maurice Duverger ve daha niceleri ışığında aydınlanmış her alan adına edilen her yeminde ve öğretilen her doktrinde din, dil, ırk kavramlarının, o işi yapmanın önüne geçmeyeceğine ve o iş yapılırken, bu tür şeylerin işin usulüne, muamelesine etki edemeyeceğine ve bunun gerekliliğine özellikle vurgu yapılır. Topluma yön veren ve nispeten daha fazla söz hakkına sahip olan kesimlerin de doktor, hukukçu, siyasetçi, öğretmen, sosyolog, psikolog vs. olduğunu göz önünde bulundurursak, “aşırı milliyetçilik- tutucu dincilik” kavramlarının çökmesi gerektiğini bir kez daha görürüz. Çünkü toplumu oluşturan, besleyen, ona öğreten, onu koruyan, onu savunan kişiler bu kişilerdir. Her şey toplumdan oluşur ve yine her şey kendinden oluşan “yeni kendine” maruz kalır. Toplum nasıl oluşur, gelişir, düşünür ve ne olursa, bu oluşan şeye maruz kalır.
insanların bu tür stratejik ve çok yönlü oyunlardan kurtulması ancak bilim, felsefe, sanat uğraşlarıyla ilgilenildiği takdirde mümkündür. Şayet bunlar “her şeydir”. Güncel olayları bilmek ve anlamak için; yakın tarihi, öncesini, objektif şekilde sorgulayabilmek ve kişisel mukayeselerle muhakemelerde bulunmak gerekir. Felsefe ile onu yorumlamak gerekir, bir milleti tanımak için onun sanatını bilmek gerekir…
Siyaset felsefesinde de sıkça üzerinde durularak tartışıldığı üzere, toplum-devlet hiyerarşisinde oluşan bilinçsiz bağlantı hareketleri -özellikle bu günlerde sergilenen nefret tavırları- herkesin başını ağrıtacaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar