bugün
- yeni partili sözlük yazarları26
- islam barış dinidir38
- sözlüğün açık ara en sevilmeyen yazarı seçilmek18
- sözlükte sapık var mı6
- velvet45
- sarapci koala53
- akp mhp dem ittifakı7
- instagramı silmek4
- sözlüğe yön veren bayan sayısındaki azalma4
- bebek katili3
- annesiyle yaşayan 40 yaşındaki erkek8
- netanyahu gelirse tutuklarız5
- 50 bin türk vatandaşının katili3
- herkesin 0 aldığı sınavdan 0 almak3
- ilkkan2
- stanley kubrick filmi izleyen kız5
- suriye'ye sahip olmanın türkiye'ye faydası yoktur7
- 20272
- letonyadaki erkek kıtlığı2
- bay bay5
- sözlüğe konsantre olamamak2
- israilin kktcdeki birliklerimize saldırması5
- mel bakan gibson bey bay birader tertip4
- neden istifa yerine herkes affını istiyor6
- gammaz çetesi4
- çalışmayan erkekle evlenilir mi10
- claudian clouds6
- ankete gelin beyler31
- sözlülte yeni dostluklar kurmak7
- rte sevdalisi6
- mavi yakalı hor görülen çocuk2
- mavi yaka beyaz yaka ayrımcılığı2
- ciğer kavurma dürüm4
- ne kadar yaşlısın20
- sözlüğün bitmiş olması2
- kaşık pozisyonunda sevgilisinin önünde yatan erkek8
- adıyaman ve kayseri de peş peşe depremler3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı3
- bir sözlük erkeğinin size aşık olması5
- 1 milyon tl birikmiş parası olan insan7
- model dinleyerek inşaatta çalışmak4
- ölümüne sevişmek5
- kedinin kafasının mama kutusuna sıkışması5
- recep tayyip erdoğan24
- pendik ten kadıköy'e yürümek6
- nervio'nun sıkıntıdan bülent ersoy'a dönüşmesi2
- çalışmayan kadınla evlenilir mi5
- tai lung51
- hemşirenin damarı bulamaması sizin suçunuzdur5
- ben gökten inen ekmeğim7
camın kenarına çenemi dayamış dışarıya bakıyorum. her yer karanlık. rüzgârın hışırtılarını odada hissedebiliyorum. hafiften camı aralıyor ve soğuğun içeri girmesine izin veriyorum. içim üşüyor, ürperiyorum. sessizliği bozabilecek bir şeyler arıyor, fakat bulamıyorum. insanların hepsi uçsuz-bucaksız bir uykuya dalmış gibi. birden sokağa çıkmaya karar veriyorum. gecenin sessizliğini sokak köpekleri bozuyor. ayakkabımın çıkarttığı sesler, köpeklerin havlamasına eşlik ediyor. apartmanın önündeyken odamın camına bakıyorum. birisi camın kenarına çenesini dayamış, dışarıyı izliyor. içimi bir huzursuzluk kaplıyor. biraz yürüyorum. evin hemen dibindeki parkta buluyorum kendimi. kaydırakların oraya geldiğimde çevremdeki ruhları hissedebiliyorum. salıncakta oturup sessizce beni dinliyorlar. ağzımı bıçak açmıyor.
kaydıraktan kayan küçük bir kız çocuğuna gözüm ilişiyor. ağlıyor aralıksız, hıçkıra hıçkıra...
ağlıyor, ama yukarı çıkıp tekrar kaymaya devam ediyor. bir ara göz göze geliyoruz. bana rüzgârın böldüğü silüeti ile arkama bakmamı işaret ediyor. arkamı döner dönmez, yaşlı bir adam görüyorum. "git" diyor bana. "uzaklaş buradan!"
koşmaya başlıyorum eve doğru. ayağım bir taşa takılıyor ve olduğum yere devriliyorum...
***
kan ter içinde uyandım.
aynaya bile bakmadan evden çıktım direk.
içimden "deniz olsaydı martılara atardım birazını." diyerek önümdeki simitten bir ısırık aldım.
masadaki çayı hiç içmeden, simidi de yarım bırakarak kalktım oturduğum kafeden. o sırada telefon çaldı. arayan mustafa:
- çıksak ya biraz dışarı?
+ dışarıdayım zaten.
koordinat verme faslından sonra buluştuk. parka geldik ve biraz sohbetledik.
daha doğrusu ben konuştum, mustafa sadece beni dinledi.
lisedeki sevgilim esra geldi aklıma.
peşinden yüz tane herif koşuyor, o ise ısrarla ve hasbelkader seçimini benden yana kullanıyordu.
her gün okul apaçilerinden biri tarafından tehdit ediliyor, çoğuna cevap vermekten kendimi alıkoyuyordum.
en sonunda dayanamayıp bir tanesine: "okul çıkışında pazarın oraya gel, teke tek kavga edeceğiz." diyerek bu döngüye son vermek istiyordum artık.
anlaştığımız saatte orada buluştuk. kalıp olarak benden epeyce iri bir çocuktu.
kavga başladı.
yüzüme bir yumruk salladı. yumruğun yüzümde patlaması ile dudağımdan akan kanlar sular seller halinde...
aradan sıyrılıp, bir sağlam da ben vurdum. yere düşürünce iki, üç...
lise kavgalarının hep maçı sonlandırıcı bir hakemi vardı. bana "kavga bitti" işareti yaparak beni itti.
ben kazanmıştım. yüzümde mağrur bir ifade, içimde bir huzursuzluk...
"berkay!" diye bir ses duydum uzaktan. ses farklı isimler dahil edilerek çoğalıyordu.
bir anda 8-10 kişinin üzerime doğru koştuklarını görüyorum.. sonrasına dair hatırladıklarım kısıtlı:
esra benden ayrıldı, üstüm toz pislik içinde, annem lavaboda kanlı yüzümü yıkadı...
***
telefon tekrar çaldı.
arayan tuğçe'ydi:
- dayanamıyorum artık, yemin ediyorum dayanamıyorum...
- nasıl olacak böyle? ayrıl diyorum artık. korkma bu kadar.
+ öyle olmuyor işte! öyle basit değil işte!
kocası ile arası yine bozulmuş.
ne zaman ayrıl desem, konuyu ya da telefonu kapatıyordu.
kısa bir konuşmanın ardından, telefonu kapattı.
mustafa ile vadi'ye geçtik.
iki kişi daha katıldı yanımıza.
onlar alkol aldı, benim canım istemedi.
tam da güzel bir sohbet dönerken, hafiften ihtiyar bir güvenlik bize seslendi:
"arkadaşlar burada içemezsiniz, kaldırın onları ya da şu karşı tarafta için." diye yukarıdaki ağaçlık yeri gösterdi.
tebessüm dahilinde teşekkür ederek, eliyle gösterdiği yere kurduk kampı.
***
birdenbire önceki geceye geri dönüyorum.
mustafa sessizce beni dinliyor, tuğçe her gün ağlıyor fakat ısrarla evliliğine devam ediyor, güvenlik "gidin buradan diyor" parmakları ile başka bir yeri gösteriyor. yüzüm düşüyor, sohbet bozuluyor, gülmeler kesiliyor.
kalkıyorum yanlarından, yürümeye başlıyorum. eşlik ediyor bana yaprak hışırtıları.
bir eski sevgili düşüyor aklıma; gittiğinden beri, bir yüzüm kırmızı.
***
ben eve dönmüşüm...
ellerim kirliymiş...
annem bile yıkamamış...
kaydıraktan kayan küçük bir kız çocuğuna gözüm ilişiyor. ağlıyor aralıksız, hıçkıra hıçkıra...
ağlıyor, ama yukarı çıkıp tekrar kaymaya devam ediyor. bir ara göz göze geliyoruz. bana rüzgârın böldüğü silüeti ile arkama bakmamı işaret ediyor. arkamı döner dönmez, yaşlı bir adam görüyorum. "git" diyor bana. "uzaklaş buradan!"
koşmaya başlıyorum eve doğru. ayağım bir taşa takılıyor ve olduğum yere devriliyorum...
***
kan ter içinde uyandım.
aynaya bile bakmadan evden çıktım direk.
içimden "deniz olsaydı martılara atardım birazını." diyerek önümdeki simitten bir ısırık aldım.
masadaki çayı hiç içmeden, simidi de yarım bırakarak kalktım oturduğum kafeden. o sırada telefon çaldı. arayan mustafa:
- çıksak ya biraz dışarı?
+ dışarıdayım zaten.
koordinat verme faslından sonra buluştuk. parka geldik ve biraz sohbetledik.
daha doğrusu ben konuştum, mustafa sadece beni dinledi.
lisedeki sevgilim esra geldi aklıma.
peşinden yüz tane herif koşuyor, o ise ısrarla ve hasbelkader seçimini benden yana kullanıyordu.
her gün okul apaçilerinden biri tarafından tehdit ediliyor, çoğuna cevap vermekten kendimi alıkoyuyordum.
en sonunda dayanamayıp bir tanesine: "okul çıkışında pazarın oraya gel, teke tek kavga edeceğiz." diyerek bu döngüye son vermek istiyordum artık.
anlaştığımız saatte orada buluştuk. kalıp olarak benden epeyce iri bir çocuktu.
kavga başladı.
yüzüme bir yumruk salladı. yumruğun yüzümde patlaması ile dudağımdan akan kanlar sular seller halinde...
aradan sıyrılıp, bir sağlam da ben vurdum. yere düşürünce iki, üç...
lise kavgalarının hep maçı sonlandırıcı bir hakemi vardı. bana "kavga bitti" işareti yaparak beni itti.
ben kazanmıştım. yüzümde mağrur bir ifade, içimde bir huzursuzluk...
"berkay!" diye bir ses duydum uzaktan. ses farklı isimler dahil edilerek çoğalıyordu.
bir anda 8-10 kişinin üzerime doğru koştuklarını görüyorum.. sonrasına dair hatırladıklarım kısıtlı:
esra benden ayrıldı, üstüm toz pislik içinde, annem lavaboda kanlı yüzümü yıkadı...
***
telefon tekrar çaldı.
arayan tuğçe'ydi:
- dayanamıyorum artık, yemin ediyorum dayanamıyorum...
- nasıl olacak böyle? ayrıl diyorum artık. korkma bu kadar.
+ öyle olmuyor işte! öyle basit değil işte!
kocası ile arası yine bozulmuş.
ne zaman ayrıl desem, konuyu ya da telefonu kapatıyordu.
kısa bir konuşmanın ardından, telefonu kapattı.
mustafa ile vadi'ye geçtik.
iki kişi daha katıldı yanımıza.
onlar alkol aldı, benim canım istemedi.
tam da güzel bir sohbet dönerken, hafiften ihtiyar bir güvenlik bize seslendi:
"arkadaşlar burada içemezsiniz, kaldırın onları ya da şu karşı tarafta için." diye yukarıdaki ağaçlık yeri gösterdi.
tebessüm dahilinde teşekkür ederek, eliyle gösterdiği yere kurduk kampı.
***
birdenbire önceki geceye geri dönüyorum.
mustafa sessizce beni dinliyor, tuğçe her gün ağlıyor fakat ısrarla evliliğine devam ediyor, güvenlik "gidin buradan diyor" parmakları ile başka bir yeri gösteriyor. yüzüm düşüyor, sohbet bozuluyor, gülmeler kesiliyor.
kalkıyorum yanlarından, yürümeye başlıyorum. eşlik ediyor bana yaprak hışırtıları.
bir eski sevgili düşüyor aklıma; gittiğinden beri, bir yüzüm kırmızı.
***
ben eve dönmüşüm...
ellerim kirliymiş...
annem bile yıkamamış...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar