bugün
- felsefe8
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu6
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması4
- tarikatlar ve cemaatler5
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız4
- içki içen akp li6
- apo orospu çocuğu değildir demek8
- ismail kartal9
- alparslan kuytul7
- iran barışı reddederse kötü olur huckabee2
- erecto birader birader bay3
- yasakçı zihniyet4
- rüzgar2
- açlıktan karnına taş bağlayan peygamber4
- habaş'ın yerli otomobil projesi5
- yahudilerin istihbaratta cinnileri kullanması6
- bugün ne yapsam4
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı32
- bahçeliden gündem yaratacak seçim sistemi çıkışı6
- evde lahmacun yapmak6
- ekşi sözlük15
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi3
- cristiano ronaldo4
- okul formalarının dayatılması3
- insanı yoran duygular3
- enayimiknatisi ile kavga etmek11
- sözlükte kavga çıkmasının sebebi10
- yobazlar3
- gemilerin denizde yüzmesi2
- sevgilinin omuzlarına ceketini atmak2
- teknofaşizm4
- maddi dünyayı yöneten kabala tarikatı3
- ağzıma almam diyen kız4
- tıp okumanın avantajı5
- osuruktan şiirler47
- çağla idi5
- menzil cemaatinde rekabet alevlendi6
- ismet gürbüz11
- keşke dediğiniz bir anı yazar mısınız11
- zeki olmanın avantajları8
- ayak fantezisi3
- denizci2
- kendine yabancılaşmak3
- hiçbir şey yapmadan yorulmak3
- dünya fotoğrafçılık günü2
- rock n park2
- söz gümüş ise sükut altındır3
- her şeyi hatırlayan insan7
- osmanlının yıkılma sebebi ittihak terakki3
- bir belgesel bırak2
manyaklık demeyin. babam yapacak bunu, yarın.
şimdi efendim iki yıl önce, allahın belası kanser yüzünden anneyi kaybettik. tabi vefat anlamında kaybedince de bulunmuyor zart diye. arıyorsun eskiden yemek buharları gelen mutfakta, soğuk soğuk esiyor. üzerinde bir tane toz olmayan iğne oyası ile örtülmüş televizyona, mınakoyum "beni yıka" yazasım geliyor, "buraya işeyen eşektir" yazasım geliyor. anne öldükten sonra babam televizyonun önüne işemeye başladı çünkü. veya ne bileyim işte, çok da sevmiyorum buraya duygusal şeyler yazmayı. anne yok işte açıkçası. gerçek bu. buz gibi di mi?
hazır kanser konusu açılmışken de buradan para hırsıyla havayı kirletenlere, sebzeleri hormonlayıp zehirleyenlere, çernobil faciasının etkileri yeni yeni görülürken hala nükleer santral kuranlara, ilaç tacirlerine, çevreyi yok edenlere, savaşa harcanan paranın binde birini bilimsel araştırmaya harcamayanlara sesleniyorum: bacağımı köküne kadar g.tünüze sokayım, amırcık aazlılar sizi. kafam dahil komple gireyim size, kanırttıklarım.
anne öldükten sonra; insan babanın yalnızlığını da görmek istemiyor tabi. her geçen gün eriyip giden babanın, yıllarca paylaşılmış yatakta, çift kişilik soğuk yatakta tek başına ne kadar tırto, hatta fil g.tüne girmiş kertenkele yavrusu gibi durduğunu görüyorsun. tabi alışılamıyor, yıllarca makara kukara yaptığın adamın, bu hale gelmesine, keratin dokusunun fenalaşmasına, yüzündeki çizgilerle "ara güler"in fotoğraflamak istediği yaşlı adam oluşuna. filmlerde olur sanırdım, birden beyazlayan saçların. babamda 83 tane saç teli vardı annemin ölümünden önce, 17 siyahtı, ölümünden sonra ki durum ise 48 tane tel var, 3 tanesi siyah.
neyse işte baba da kötü. 30 yılı aşan birlikteliklerinde, yoksulluklar, yalnızlıkar, hasretler çekilmiş; küçüğü biraz saçma olsa da iki tane çocukları olmuş; elleriyle kurmuşlar kendilerinin hayatlarını ve abimle benim hayatlarımızı. nasıl kötü olmasın? bildiğin yarım lan adam.
ama yalnızlık da bir allah'a bir de robinson cruise'a mahsus tabi. istiyor yeniden sevmek, paylaşmak bir kaldığı kadarının hayatını, eskisi gibi olmayacağını bilse de, insan nihayetinde. ilk başlarda kıskanıyorum ben de. deli gibi. lan anneme nasıl yaparsın bunu diyorum? "anne mi kaldı mınakoyum" diye karşılık veriyor bana. hakikaten de öyle ama, "anne mi kaldı mınakoyum". tabi fiziksel olarak. yoksa hatıralar falan her gün yokluyorum, yerli yerinde.
hatırlarından da kıskanmak hoş olmuyor tabi bir insanı. kimse yerini doldurmayacak biliyorum annemin, ama hazmetmem de zor olacak açıkçası. her neyse, insan babasının böyle liseli heyecanıyla saçlarını tarayışını, (hehe 48 tane teli), efendime söylim kokular sürünmesini garip karşılıyor. sonra dalga geçmeye başlıyor tabi bir müddet sonra. alışıyor, her s.ke alıştığı gibi insanoğlu. "kızın ailesi iyi mi bari?", "ne iş yapıyorumuş?", "kimlerdenmiş" gibi soruları ona sormak komik oluyor.
ama işte sonunda arkadaşlar, babamın nikahı var. ulan bir garip oluyor. yakında sünnet de ettiririz bak bunu.
ben ne bileyim ya.
şimdi efendim iki yıl önce, allahın belası kanser yüzünden anneyi kaybettik. tabi vefat anlamında kaybedince de bulunmuyor zart diye. arıyorsun eskiden yemek buharları gelen mutfakta, soğuk soğuk esiyor. üzerinde bir tane toz olmayan iğne oyası ile örtülmüş televizyona, mınakoyum "beni yıka" yazasım geliyor, "buraya işeyen eşektir" yazasım geliyor. anne öldükten sonra babam televizyonun önüne işemeye başladı çünkü. veya ne bileyim işte, çok da sevmiyorum buraya duygusal şeyler yazmayı. anne yok işte açıkçası. gerçek bu. buz gibi di mi?
hazır kanser konusu açılmışken de buradan para hırsıyla havayı kirletenlere, sebzeleri hormonlayıp zehirleyenlere, çernobil faciasının etkileri yeni yeni görülürken hala nükleer santral kuranlara, ilaç tacirlerine, çevreyi yok edenlere, savaşa harcanan paranın binde birini bilimsel araştırmaya harcamayanlara sesleniyorum: bacağımı köküne kadar g.tünüze sokayım, amırcık aazlılar sizi. kafam dahil komple gireyim size, kanırttıklarım.
anne öldükten sonra; insan babanın yalnızlığını da görmek istemiyor tabi. her geçen gün eriyip giden babanın, yıllarca paylaşılmış yatakta, çift kişilik soğuk yatakta tek başına ne kadar tırto, hatta fil g.tüne girmiş kertenkele yavrusu gibi durduğunu görüyorsun. tabi alışılamıyor, yıllarca makara kukara yaptığın adamın, bu hale gelmesine, keratin dokusunun fenalaşmasına, yüzündeki çizgilerle "ara güler"in fotoğraflamak istediği yaşlı adam oluşuna. filmlerde olur sanırdım, birden beyazlayan saçların. babamda 83 tane saç teli vardı annemin ölümünden önce, 17 siyahtı, ölümünden sonra ki durum ise 48 tane tel var, 3 tanesi siyah.
neyse işte baba da kötü. 30 yılı aşan birlikteliklerinde, yoksulluklar, yalnızlıkar, hasretler çekilmiş; küçüğü biraz saçma olsa da iki tane çocukları olmuş; elleriyle kurmuşlar kendilerinin hayatlarını ve abimle benim hayatlarımızı. nasıl kötü olmasın? bildiğin yarım lan adam.
ama yalnızlık da bir allah'a bir de robinson cruise'a mahsus tabi. istiyor yeniden sevmek, paylaşmak bir kaldığı kadarının hayatını, eskisi gibi olmayacağını bilse de, insan nihayetinde. ilk başlarda kıskanıyorum ben de. deli gibi. lan anneme nasıl yaparsın bunu diyorum? "anne mi kaldı mınakoyum" diye karşılık veriyor bana. hakikaten de öyle ama, "anne mi kaldı mınakoyum". tabi fiziksel olarak. yoksa hatıralar falan her gün yokluyorum, yerli yerinde.
hatırlarından da kıskanmak hoş olmuyor tabi bir insanı. kimse yerini doldurmayacak biliyorum annemin, ama hazmetmem de zor olacak açıkçası. her neyse, insan babasının böyle liseli heyecanıyla saçlarını tarayışını, (hehe 48 tane teli), efendime söylim kokular sürünmesini garip karşılıyor. sonra dalga geçmeye başlıyor tabi bir müddet sonra. alışıyor, her s.ke alıştığı gibi insanoğlu. "kızın ailesi iyi mi bari?", "ne iş yapıyorumuş?", "kimlerdenmiş" gibi soruları ona sormak komik oluyor.
ama işte sonunda arkadaşlar, babamın nikahı var. ulan bir garip oluyor. yakında sünnet de ettiririz bak bunu.
ben ne bileyim ya.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar