bugün
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek19
- sude sendromu9
- yagmurcu5
- rakipleri gözaltına alıp seçim kararı almak8
- ismet birader neden koşturmuyor sorunsalı4
- en sevdiğiniz ayı3
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz18
- 2027 asgari ücret tahmin yarışması3
- çıplaklar kampında tarih hocasıyla karşılaşmak5
- kemal kılıçdaroğlu6
- sözlük açsanız ismi ne olurdu9
- yandaş basını okumak2
- don don bey birader2
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi17
- kürt kızlarının güzel olması3
- 30 yaşına girmek6
- hristiyanlık8
- özenilen şeyler3
- bir şeyler söyle2
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- kızları en güzel olan şehir13
- silver ile evlenecek erkek52
- ey insan3
- samed agirbas3
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- sırrı süreyya önder28
- intihardaki vücut pozisyonunu yatakta taklit etmek3
- erkek erkeğe arkadaşça sakso çekmek3
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- euro 20163
- mauro icardi13
- bir insanı aslında olmadığına ikna etmek2
- sarapci koala58
- dindarların çoğunun fakir olması10
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- and the oscar goes to5
- affetmenin gücü6
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- hayatinin bittigini fark etmek2
- akrostişli şiir6
- flört uygulamasında yazılımcı profili2
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- dün gece ne oldu13
- sıfır atık vakfı3
Bu şarkı ve albüm ile ilgili çok kişinin anısı vardır ama benim ve yaşadığım şehir için bir ağıttır.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar