bugün
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası12
- iltica23
- ofis pornosu13
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek8
- cam açık ve çıplak uyumak6
- uzaylılar selam verir mi2
- uzaylılar elbise giyer mi2
- kolye142
- marka giyinmek9
- uzaylıların amınakoyim2
- asansörde konuşmama kuralı9
- uzaylılar kovalasın seni2
- kadınların yedekte erkek tutması4
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak11
- ilişkiye ara vermek10
- hoşlanılan kişinin sizden hoşlanmaması9
- üç rus kız ve bir türk erkek bu saatte neyapabilir9
- bu saatte yemek yemek8
- pazartesilerden nefret etmek2
- ölümün çözüm olduğunu düşünmek4
- filistin eğitim bakanlığı ndan koruma çağrısı2
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- ısparta da kanyonda mahsur kalan ihh gönüllüleri4
- sevgiliden ayrılamama nedenleri2
- siyah saçlı beyaz tenli kız7
- sevgiliden ayrilamayip onun terk etmesini beklemek2
- migren4
- gerçekten iğrenç bir hayat2
- gecelerin kötü olması2
- şargoz2
- nervionun mavi gözleri11
- hayatın acı gerçekleri6
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- kaybolan çorabın teki3
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı14
- bik bik'in hacker'a yemek yapması18
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi18
- cep telefonu22
- ona bir şey söyle13
- 186 boyundaki erkek7
- nokia20
- nervioya yürüyecem diye nazım hikmete dönüşmek7
- sözlük yazarlarının köpekleri8
- aşk13
- biz büyüdük ve kirlendi mi dünya sorunsalı7
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı8
- teselli vermek6
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- bik bik'in kraliçe olması10
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı23
Bu şarkı ve albüm ile ilgili çok kişinin anısı vardır ama benim ve yaşadığım şehir için bir ağıttır.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar