bugün
- herzevekil19
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak15
- türkler ırkçı mıdır10
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı21
- üstteki yazarı öv6
- norveç11
- gençler iş beğenmiyor13
- geri zekalı demek hakaret mi21
- seni onaracağım diyen kadın16
- türk kızlarının keko adam sevmesi20
- bir gün son kez entry girecek olmamız4
- ta ki seni görene kadar6
- geniş omuzlu kadınlar5
- yakışıklı olduğunun farkında olan erkek8
- galiba sözlükte şu an kavga var5
- 2026 dünya kupası29
- biraderlere laf edenler5
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız30
- hayatın anlamsız olduğu gerçeği4
- hayatında ilk defa kendini akışa teslim etmek2
- alexander sörloth3
- asla dolandırılmayan insanların sırrı15
- futbol22
- sabah dörtte kalkmak5
- bir kadının ensemi okşaması10
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi18
- sigarayı azaltmak4
- penis boyu takıntısı14
- şişman kızla sevgili olan erkek16
- sözlükte sizi kim tanıyor27
- her şeye sarımsak koyan insan11
- bir soru sor2
- birleşik krallık4
- geceye bi şarkı bırak5
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak9
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- bu devirde herkes deli gibi vajina arıyor6
- hayat kalitesini düşüren şeyler12
- izlanda başbakanına türklerden takip patlaması4
- herkes ronaldinho'nun yarrağını yesin6
- sözlüğün mal dolması3
- evlenmek için para biriktirmek9
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek2
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler14
- israil basınından türkiye itirafı5
- marmaris datça yolu10
- ingiltere8
- muslettin amca7
- birader beylerin birader yazarlar olmaları4
- muslettin amca ile revani yemek3
Bu şarkı ve albüm ile ilgili çok kişinin anısı vardır ama benim ve yaşadığım şehir için bir ağıttır.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Sene 1999. Çocukluğumuzun ansızın sona erip bir anda büyüdüğümüz yıl.bir gecede yerle bir olan binlerce insanını kaybeden Adapazarı'nda deprem sonrası yıkılan okullardan dolayı eğitim ancak kasım'da başlıyor. Her yer çamur. Kaldırılmayan enkazlar sağlı sollu. Boş arsalarq gelişi güzel kurulan barakalar ve her gün bir yangının çıktığı çadırkentler. Çadırda yaşayan ben depremzede tyler; soğık bir aralık sabahında havuz kırtasiyenin salko cami'ye çıkan curuf kaldırımından okula giderken dükkanda çalarken işittim ilk. Bir kaç gün sonra şehirde heyula gibi yayıldı bu şarkı. Meyhanelerde, çadırlarda, börek salonlarında, ağzına kadar işsizlerle dolu çayhanelerinde, bir araba teybi veyahut kuruyemişçi tablasına kurulmuş radyolarda habure çalıyordu. Herkes o şarkıyı o günlerde şehirde; melankolik bir romantizm kopyası ile ölüme yavşakça selam durmak için değil; 17 ağustos gecesi kaybettiklerinin acısını yaşattığı için yeniden yeniden dinliyorlardı.
En yakın arkadaşımla bir hafta harçlık biriktirip kasedi aldık. Artık her gün bizde dinliyorduk ama albümün her şarkısı sanki bizi anlatıyordu.
Karagözlüm'de "iki kolun arasında ölem dedim" diye haykırıyordu murat abi ama biz onu "iki kolon arasında" diye duyuyor ve "inadına lann yaşa" diyorduk.
Bu akşam ölürümde şehirde bir gecede gözlerimizin ölümü tutamadığını bağırıyorduk.
Aklıma gelmeyecektin de tüm ışıkları bir bir saklanan kentin; elektrik ve su olmayan sokak ve caddelerinde birini bulmayı umuyorduk.
Vay be vayy diyerek böyle anlayışa, bizi kaderimize mahkum eden yırtık çadırlarda kar soğuğunda titreten devletin anlayışına tükürüyorduk.
Anadolu benim'de esmerlerimizin depremden sonra olduğuna inanıyor, bağdadın basranın telli turnasına selam ediyorduk. Yar deyi ölüp ağlayanları görüyor, albümün mavi kapağına kondurulmuş kavruk tenli anadolu çocuğu kekilli'ye dertlerimizi fısıldıyorduk.
Harika bir albüm mü bu? Değil. Belki tırt bile. Ama benim; çocukluktan erkekliğe geçtiğim aylarda; ceset ve ölüm kokan sokaklarında çadırların tutuştuğu bir kentte anlatamadığım duygularıma tercüman olan bir murat kekilli albümü işte. O derece güzel o derece başyapıt.
Biz büyürken acısı her an katmerlenen bir dramın şehrinde; milenyuma merhaba derken bu akşam ölmeyi kafasına koyup onu kimsenin tutamayacağına inanarak kolonya içen ağabeylerin kardeşi olmak zorundaydık hey sözlük ahalisi. Duyun ve bilin ki; kolonlar ve betonların arasından cesetlerin donuk bakışlarına şahit olup bunu hayatları boyunca unutamayan çocukların yaşadığı bir kenti farkında olmadan anlattığı için sevdik bu akşam ölürüm albümünü.
Şimdi eşşek kadar bir adam olarak; sizin vakit öldürmek için bu saattlerde trol-entelektüel-politik etiketleri ile geldiğiniz bu sözlükte saat sabahın beş buçuğunda haykırıyorum: ben murat kekillinin bu albümünü yıkık bir kentte gece gündüz dinlediğini asla unutmayan o çocuğum ve tüm uykusuzluklarım, tüm kurgularım, tüm kelimelerim ve tüm hayatım bu albümün o yıkık kenti inlettiği günlerin eseri.
Var ol murat abi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar