bugün
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek5
- şu an ne isterdin6
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat36
- gündüz uyukunun gelmesi gece gelmemesi3
- dincilere laf anlatmakta çalışmak17
- rivayetlerin sınırsız bollukla sunulması3
- kalvinci misin piskoposçu musun3
- açım aç2
- cin düğününde geline takı olarak ne takılmalı5
- define videoları izlemek3
- sözlükteki yakışıklı olgun erkekler14
- çocukluk arkadaşlığı2
- cin çarpmasına maruz kalmak7
- bira içerken dinlenebilecek şarkılar6
- kadehi bitirip kedi gibi yieeeaah diye bağırmak2
- mustafa sarıgül pornosu3
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- bicepsleriyle dalga geçilen yuzır dayanışması9
- ryan gossling e yakışıklı diyen bana demesin4
- galatasaray vs akp12
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur7
- kürk mantolu madonna6
- cinler3
- kaçak çay18
- hakkı bulut3
- fon vurgunu54
- borsa istanbul19
- bir adam vardı canı sıkılan2
- abdülkadir selvi2
- burhan çaçan ın burhan çaçan olduğu yıllar3
- muslettin amca tarzı entry girmek5
- whatsapp grubundan çıkarılmak10
- from gold from dust34
- nişanlının eski sevgilisiyle buluşması9
- en karizmatik ve çekici sözlük erkeği7
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- atatürkçü insanların genelde zafer partili olması4
- testo taylan'ın ziyaret edebileceği sözlük yazarı2
- günün büyüsü2
- şabat şalom5
- ayak3
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası11
- taksiciyimbebegim5
- travis bickle gibi bir insan olmak2
- dyson airwrap2
- ormana gidip gorillerle yaşamak2
- euro truck simulator 22
- çilekli pasta yiyen erkek7
- yıl 2026 olmuşken halen konuşulabilinecek şeyler3
- en iyi çakmak markası10
mansur el-hallac :
"belirli ad, belirsiz ada ilişkin anlayışın içindedir. belirsizlik, ermişin işaretidir, bilgisizlik de onun yöntemi.
gizemin dışa vuruşu, anlayışlardan uzaktır, ama onlara döner. ermiş, nasıl tanır o’nu madem ki “nasıl” yok? nerede tanıdı o’nu, madem ki böyle bir “yer” yok ? nasıl ulaştı o’na ; birlik kavramı yoksa ? nasıl ayrıldı o’ndan ; ayrılık yoksa ? katıksız belirlilik, sınırlı ya da kısa ömürlü bir amaç olamaz ; onun, sürdürülmeye gereksinimi yoktur, yok edilmeye de.
gizem, öte kavramının ötesindedir ; uzamsal sınırın ötesinde, niyetin ötesinde, alışılmış yöntemlerin ötesinde ve algının ötesindedir.çünkü bunların tümü , varlıktan önce ortaya çıkmazlar ve bir yer içinde var olurlar. o, varoluştan hiç uzak-laşmamıştır ; nicelikten nedenlerden ve sonuçlardan önce vardı, ve var. öyleyse bu nicelikler o’nu nasıl içerebilir, ya da sınırlar o’nu nasıl kuşatabilir ?
kimisi der ki : “ ben tanrı’yı, o’ndan yoksunluğumla bilirim.” o’ndan yoksun olanlar, o’nun sürekli varlığını nasıl bilebilir ?
kimisi şöyle der : “ ben o’nu kendisine ilişkin bilgi yokluğumla biliri.” bilgi yokluğu, yalnızca bir perdedir ve tanrı bilgisi, bu perdenin ötesindedir. yoksa bir gerçekliği olmazdı.
kimisi der ki : “ ben o’ nu adının yardımıyla bilirim. “ ad, adlandırılmış’ tan ayrılamaz ; çünkü o, yaratılmış değildir.
kimisi şöyle der : “ o’ nu, kendisi aracılığıyla bilirim. “ bu, tanınacak iki varlık kabul etmek demektir.
kimisi der ki “ o’ nu yaptıkları aracılığıyla bilirim.” bu, insanın yapılanlarla yetinmesi onları yapan tek’i aramamamsı anlamına gelir.
kimisi şöyle der : “ ben o’nu, kendisini bilme konusundaki olanaksızlığımla bilirim. “ bu kişi, ayrılma gücüne sahip değildir; bağlı olan, nasıl o’ nu bilebilir ?
kimisi der ki : “o beni bildiğinden, ben o’ nu bilirim. “ bu biçimsel bilgiden (ilm) yararlanmak ve tanrısal öz’den farklı bir bilgiye ulaşmak demektir. öz’ den ayrı olan , öz ’ü kavrayabilir mi ?
kimisi der ki : “ ben o’ nu , kendisinin kendi hakkında verdiği bilgiyle tanıyorum.” bu, bilinmesine izin verilenle yetinmek, doğrudan bilgi yoluna başvurmamak demektir.
kimisi şöyle der : “ ben o’ nu, karşıt sıfatlarıyla biliyorum.” oysa bilinen , ne sınırlandırılmaya uygundur, ne de bölümlenmeye.
kimisi : “ amaçlanan (tanrı) bilir yalnızca, kendisini.” diyerek ermişlerin, kendi farklılıklarına bağımlı olduklarını ; çünkü amaçlanan’ ın, kendisini kendinde tanımayı hep sürdürdüğünü doğrulamaktadır.
ey mucize ! insan, kendi bedeninin bir kılının nasıl karadan aka dönüştüğünü bilemezken, her şeyin yaratıcı’ sını nasıl olur da bilebilir ? özetlemeyi ya da irdelemeyi bilmeyen ; ilk’ i ve son’ u , değişmeleri, nedenleri, gerçeklikleri, hayalleri bilmeyen insan , süreklilikte var olan o’ nun hakkında bilgi edinme olanağına sahip değildir.
hamd olsun o’ na ki onları ad’ la sınırlamayla , belirtiyle örttü. onları bir sözcük altında, bir koşul, yetkinlik altında, ve öncesiz- sonrasız var olandan gelen güzellik altında gizledi. yürek bir et parçasıdır ; bundan dolayı tanrı bilgisi , orada yer almaz, çünkü tanrısal bir şeydir.
anlayış, iki mantıksal ölçüye sahiptir ; uzunluk ve genişlik. dinsel yaşamın iki kuralı vardır : sözlü kurallar ve yazılı kurallar. yaratılmışların tümü, göklerde ve yerdedir.
ama tanrısal giz, ne uzunluğa, ne de genişliğe sahiptir ; ne göklerde ne de yerde bulunur ; dışsal biçimlerin içinde değildir, ayrıca sözlü ve yazılı kurallarla ulaşılan içsel hedeflerde de değildir.
“ben o’ nu, kendi gerçekliğiyle biliyorum” diyen bir kişi, kendi varlığını, amaçlanan’ ın varlığından üstün kılar; çünkü bir şeyi , asıl gerçekliğiyle tanıyan kişi, ondan daha güçlü olur.
ey insan! yaratılmışların içinde, zerre’ den daha küçüğü yok ve sen onu algılayamıyorsun. zerreyi bile tanıyamayan insan, bu zerreden daha algılanamaz olan o’ nu tanıyabilir mi ?
dışarıda bırakılan şey, ölümlüler tarafına gider ; içeride bırakılan da, öz bilgisinin tarafında kalır. gizem, kendi özünü gizlemiştir. düşüncelerden, saptırıcı amaçlardan ve unutkanlıktan kopuk ve uzak kalır.
gizeme erişmek isteyen, onlardan korkar ve onlardan korkan, kendini onlardan kurtarır ve uzaklaşır. gizemin doğu’ su batı, batı’ sı doğu’ dur. yeri ise, en yüksek dünyanın yukarısında değildir ; en aşağı dünyanın aşağısında da değildir.
gizem, var olan şeylerden uzaklaşır ; hep tanrısal süreklilikle birliktedir. patikaları dardır ve hiçbir yol ona ulaşmaz. anlamları belirgindir ama ona götüren bir kılavuz yoktur. duyular onu hissetmez ve insanların tamamlamaları ona erişemez.
ona sahip olan, yalnız kalır ; onunla karışan kuralların dışına çıkar ; ondan soyunan , kör olur ve kendini ona bağlayan yıkıma uğrar. onun parlaması, kesintisiz akan su gibidir, kaynayan bir pınardır ; esintisi boldur ; oku delicidir ve fırlatıldığında gücü kesilir. ondan korkan, dünya işlerinden el çeker ve dikkatsiz seyirci olur. onun çadır ipleri, ermişler ve tırmanma araçlarıdır.
gizemin kendinden başka benzeri yoktur. tanrı’ nın, kendinden başka benzeri yoktur ; ve o, gizeme benzer. o, gizemi ve kendini andırır ; gizemin, kendini andırması gibi. tanrı, yalnız kendine benzer ve gizem, yalnız kendine benzer.
gizemin binaları, kendisinin destekleridir ; destekleri de kendisinin binaları. ona sahip olanlar, ona sahip olanlardır ve onun yapıları kendisinindir, kendisindedir ve kendisinin ürünüdür.
o, tanrı değildir ; tanrı da o değil. ama ondan başka tanrı yok ; ve tanrıdan başka o (gizem) yok. tanrıdan başka tanrı yok.
gizemci, “gören kişi”’ dir ve gizem, “ kalıcı olan” ‘da kalır. gizemci, kendi tanıma eylemiyle durur ; çünkü kendisi, kendi hakkındaki bilgisidir ve bu bilgisi de kendisidir ; gizem, onun ötesindedir ve amaçlanan, onun daha da ötesindedir.
öykü anlatmak, öykücülerin işidir ; gizem ise seçkinlerin ilgi alanı ; gösterişli davranışlar, kişilerin işidir ; konuşma ise, yalancıların , ilgi alanı ; derin düşünme, umutsuz insanların yaptığı şeydir ; ilgisizlik ise, yaban insanlara özgüdür.
tanrı tanrıdır. evren de evren.
çirkin ve kötü yok."
kaynak: tavasin enel hak
"belirli ad, belirsiz ada ilişkin anlayışın içindedir. belirsizlik, ermişin işaretidir, bilgisizlik de onun yöntemi.
gizemin dışa vuruşu, anlayışlardan uzaktır, ama onlara döner. ermiş, nasıl tanır o’nu madem ki “nasıl” yok? nerede tanıdı o’nu, madem ki böyle bir “yer” yok ? nasıl ulaştı o’na ; birlik kavramı yoksa ? nasıl ayrıldı o’ndan ; ayrılık yoksa ? katıksız belirlilik, sınırlı ya da kısa ömürlü bir amaç olamaz ; onun, sürdürülmeye gereksinimi yoktur, yok edilmeye de.
gizem, öte kavramının ötesindedir ; uzamsal sınırın ötesinde, niyetin ötesinde, alışılmış yöntemlerin ötesinde ve algının ötesindedir.çünkü bunların tümü , varlıktan önce ortaya çıkmazlar ve bir yer içinde var olurlar. o, varoluştan hiç uzak-laşmamıştır ; nicelikten nedenlerden ve sonuçlardan önce vardı, ve var. öyleyse bu nicelikler o’nu nasıl içerebilir, ya da sınırlar o’nu nasıl kuşatabilir ?
kimisi der ki : “ ben tanrı’yı, o’ndan yoksunluğumla bilirim.” o’ndan yoksun olanlar, o’nun sürekli varlığını nasıl bilebilir ?
kimisi şöyle der : “ ben o’nu kendisine ilişkin bilgi yokluğumla biliri.” bilgi yokluğu, yalnızca bir perdedir ve tanrı bilgisi, bu perdenin ötesindedir. yoksa bir gerçekliği olmazdı.
kimisi der ki : “ ben o’ nu adının yardımıyla bilirim. “ ad, adlandırılmış’ tan ayrılamaz ; çünkü o, yaratılmış değildir.
kimisi şöyle der : “ o’ nu, kendisi aracılığıyla bilirim. “ bu, tanınacak iki varlık kabul etmek demektir.
kimisi der ki “ o’ nu yaptıkları aracılığıyla bilirim.” bu, insanın yapılanlarla yetinmesi onları yapan tek’i aramamamsı anlamına gelir.
kimisi şöyle der : “ ben o’nu, kendisini bilme konusundaki olanaksızlığımla bilirim. “ bu kişi, ayrılma gücüne sahip değildir; bağlı olan, nasıl o’ nu bilebilir ?
kimisi der ki : “o beni bildiğinden, ben o’ nu bilirim. “ bu biçimsel bilgiden (ilm) yararlanmak ve tanrısal öz’den farklı bir bilgiye ulaşmak demektir. öz’ den ayrı olan , öz ’ü kavrayabilir mi ?
kimisi der ki : “ ben o’ nu , kendisinin kendi hakkında verdiği bilgiyle tanıyorum.” bu, bilinmesine izin verilenle yetinmek, doğrudan bilgi yoluna başvurmamak demektir.
kimisi şöyle der : “ ben o’ nu, karşıt sıfatlarıyla biliyorum.” oysa bilinen , ne sınırlandırılmaya uygundur, ne de bölümlenmeye.
kimisi : “ amaçlanan (tanrı) bilir yalnızca, kendisini.” diyerek ermişlerin, kendi farklılıklarına bağımlı olduklarını ; çünkü amaçlanan’ ın, kendisini kendinde tanımayı hep sürdürdüğünü doğrulamaktadır.
ey mucize ! insan, kendi bedeninin bir kılının nasıl karadan aka dönüştüğünü bilemezken, her şeyin yaratıcı’ sını nasıl olur da bilebilir ? özetlemeyi ya da irdelemeyi bilmeyen ; ilk’ i ve son’ u , değişmeleri, nedenleri, gerçeklikleri, hayalleri bilmeyen insan , süreklilikte var olan o’ nun hakkında bilgi edinme olanağına sahip değildir.
hamd olsun o’ na ki onları ad’ la sınırlamayla , belirtiyle örttü. onları bir sözcük altında, bir koşul, yetkinlik altında, ve öncesiz- sonrasız var olandan gelen güzellik altında gizledi. yürek bir et parçasıdır ; bundan dolayı tanrı bilgisi , orada yer almaz, çünkü tanrısal bir şeydir.
anlayış, iki mantıksal ölçüye sahiptir ; uzunluk ve genişlik. dinsel yaşamın iki kuralı vardır : sözlü kurallar ve yazılı kurallar. yaratılmışların tümü, göklerde ve yerdedir.
ama tanrısal giz, ne uzunluğa, ne de genişliğe sahiptir ; ne göklerde ne de yerde bulunur ; dışsal biçimlerin içinde değildir, ayrıca sözlü ve yazılı kurallarla ulaşılan içsel hedeflerde de değildir.
“ben o’ nu, kendi gerçekliğiyle biliyorum” diyen bir kişi, kendi varlığını, amaçlanan’ ın varlığından üstün kılar; çünkü bir şeyi , asıl gerçekliğiyle tanıyan kişi, ondan daha güçlü olur.
ey insan! yaratılmışların içinde, zerre’ den daha küçüğü yok ve sen onu algılayamıyorsun. zerreyi bile tanıyamayan insan, bu zerreden daha algılanamaz olan o’ nu tanıyabilir mi ?
dışarıda bırakılan şey, ölümlüler tarafına gider ; içeride bırakılan da, öz bilgisinin tarafında kalır. gizem, kendi özünü gizlemiştir. düşüncelerden, saptırıcı amaçlardan ve unutkanlıktan kopuk ve uzak kalır.
gizeme erişmek isteyen, onlardan korkar ve onlardan korkan, kendini onlardan kurtarır ve uzaklaşır. gizemin doğu’ su batı, batı’ sı doğu’ dur. yeri ise, en yüksek dünyanın yukarısında değildir ; en aşağı dünyanın aşağısında da değildir.
gizem, var olan şeylerden uzaklaşır ; hep tanrısal süreklilikle birliktedir. patikaları dardır ve hiçbir yol ona ulaşmaz. anlamları belirgindir ama ona götüren bir kılavuz yoktur. duyular onu hissetmez ve insanların tamamlamaları ona erişemez.
ona sahip olan, yalnız kalır ; onunla karışan kuralların dışına çıkar ; ondan soyunan , kör olur ve kendini ona bağlayan yıkıma uğrar. onun parlaması, kesintisiz akan su gibidir, kaynayan bir pınardır ; esintisi boldur ; oku delicidir ve fırlatıldığında gücü kesilir. ondan korkan, dünya işlerinden el çeker ve dikkatsiz seyirci olur. onun çadır ipleri, ermişler ve tırmanma araçlarıdır.
gizemin kendinden başka benzeri yoktur. tanrı’ nın, kendinden başka benzeri yoktur ; ve o, gizeme benzer. o, gizemi ve kendini andırır ; gizemin, kendini andırması gibi. tanrı, yalnız kendine benzer ve gizem, yalnız kendine benzer.
gizemin binaları, kendisinin destekleridir ; destekleri de kendisinin binaları. ona sahip olanlar, ona sahip olanlardır ve onun yapıları kendisinindir, kendisindedir ve kendisinin ürünüdür.
o, tanrı değildir ; tanrı da o değil. ama ondan başka tanrı yok ; ve tanrıdan başka o (gizem) yok. tanrıdan başka tanrı yok.
gizemci, “gören kişi”’ dir ve gizem, “ kalıcı olan” ‘da kalır. gizemci, kendi tanıma eylemiyle durur ; çünkü kendisi, kendi hakkındaki bilgisidir ve bu bilgisi de kendisidir ; gizem, onun ötesindedir ve amaçlanan, onun daha da ötesindedir.
öykü anlatmak, öykücülerin işidir ; gizem ise seçkinlerin ilgi alanı ; gösterişli davranışlar, kişilerin işidir ; konuşma ise, yalancıların , ilgi alanı ; derin düşünme, umutsuz insanların yaptığı şeydir ; ilgisizlik ise, yaban insanlara özgüdür.
tanrı tanrıdır. evren de evren.
çirkin ve kötü yok."
kaynak: tavasin enel hak
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar