bugün
- hukukçu arkadaşlara sorular6
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- berhan şimşek5
- sözlükte temizlik zamanı4
- sözlük yazarlarına hayvan muamelesi yapmak10
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüsü6
- sapığın serbest bırakılması3
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı14
- morkstar9
- çocuklara verilen farklı isimler10
- hayvan sevgisi3
- sözlükteki kardeşlik ortamı6
- sözlüğün sapığı2
- ali koç'un asker arkadaşı3
- hayvanlarla muhabbet etmek8
- çelik tencere3
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı31
- emekli polisin ceza yazan polisi vurması6
- sözlüğü çamaşır suyu ile temizlemek2
- kedi kavgası arasında kalmak4
- kendine bir not bırak4
- tai lung50
- paris saint germain6
- ağzıyla içemeyen insan3
- delileri sevmeli miyiz3
- ipkis3
- bakırköy de otelde çıkan yangın4
- gocu39
- lamba2
- en son ne aldınız2
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- gününüz nasıl geçiyor2
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması14
- tebliğciler4
- nilüfer2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı2
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- zorunlu eğitim11
- claudian clouds15
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- gece gelen makarna yeme isteği10
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- sarapci koala55
- enayimiknatisii21
- öğretmenlerin 3 aylık tatillerinin bitmesi7
- büyü yapan sözlük yazarları10
- kombin atıp erkek düşüren kız yazar7
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- arkadaşlar neden böylesiniz8
ansızın ölüverdi.
''kasımda aşk başkadır'' ya hani... inanın öyle değilmiş. esasında kasımda ölüm başkaymış. açık ve net bir şekilde anladım. bir balyoz yemiş gibi, çok flu ama bir o kadar da net.
8 ay, tam 8 ay giremedim onunla beraber yaşadığımız o eve... tamı tamına 240 gün. öldüğü yere neredeyse her gün gittim ama yaşadığı o eve bir türlü giremedim.
rehabilite olmaya çalıştığım günler sonunda bir gün, işten erken çıktığım bir cumartesi günü; çantamda aradığım bir toka sebebi ile buluverdim o evin anahtarını.. hani ıssız adam filiminde diş fırçalığı yere düşüp parçalanıyor da içinden kızın tokası çıkınca adamda bi şeyler dank ediyor. öyle bir şimşek çaktı beynimde. karar verdim, o gün o eve gidecektim.
bir karara kendini alıştırmak için yapılması gereken en iyi şeyi yapıp bir puba geçtim. kulaklığım kulağımda bir taraftan angelica dinlerken bir diğer taraftan da 70lik biraları içiyordum. (ben ulus ile iletişim içinde içmeyi pek sevemiyorum bu durumlarda. etrafımda ürdün halk oyunları grubu oryantal yapsa bile,o kulaklık o kulakta oldu mu dünya ile ilişiğim kesiliyor hacı)... repeatte anathema ağzıma sıçarken reelde de alkol kanıma karışıyordu. karıncalanmalar başladı. bu huzurun kilitli kapısını açan yegane anahtarın artık elimde olduğu demekti.
5 adet seri içilmiş 70lik sonrası vardım gittim yoluma.
iki kat arası merdiven adedi 16, iki basamak arası mesafe 4 metreydi. 16 adet 4 metrelik basamağı çıktığında vardığın o kattan 5 tane kat edip kapının önüne geldim.
-----
lisedeyken bursa eski adliye civarlarında saklıkent diye bir kafede çürütmüşlüğüm boldur zamanımı... eski saklıkenti bilen bilir, izbe pislik bir kafeydi. duvarları yazı doluydu. duvara bokunla ağaç çizsen ''aman ne kadar da post modern bir yaklaşım'' diyebilecek yüzlerce akranımı bilirim. neyse... o kafede bir şeyler içerken duvardaki ''sonsuzluğa açılan kapılar önündesin'' yazısı dikkatimi çekmişti. o an ne ifade etti hatırlamıyorum ama bayağı etkilenmiştim o cümleden..
------
liseden yıllar sonra o cümle tam olarak olması gereken gediğe oturdu. oradaydım. sonsuzluğa açılan kapılar önünde.
anahtar zaten damarlarımda dolaşıyordu, girdim içeri. 8 ay boyunca duvarlarında saat sesi bile çınlamamış o ölüm mabedine...
ölü evi bir değişik oluyor. soğuk böyle. ölü kokuyor sanki, ama daha çok kulakları sağır eden bir sessizlik kokuyor. duvarlar üstüme gelmeye başladı. odama geçtim. 8 aydır bir kez bile açılmamış olan bilgisayarımı açtım. 8 aydır da bir kez bile çalınmamış olan Moonspell - Luna' yı açtım. Son ses...
yanlış hatırlamadığıma emin olarak buzdolabına gidip iki bira aldım. evde in cin top oynarken bira içmiyorlarmış. ine cine üzüldüm. oysa içselerdi serinlerlerdi, algıları açık olur daha atak olurlardı. neyse... bu iki birayı iki bira daha takip etti. Artık hareketlerim motor hareketlerdi. beynim max 5 dakika daha düşünebilirdi. o zaman zarfı içinde de düşünülebilecek en kötü şeyi düşünmüştü. burdan kendisine en içten selamlarımı sunup, yaşadığıma şükrettiğimi bilmesini istiyorum.
ona yaklaşma, yakın olma, onu tekrar hissedebilme amaçlı olarak yaklaşık 20 kapsül kalp ve tansiyon ilacını açarak içlerindeki tozu biraya boşalttım. yatrtım uyudum. fonda halen luna çalarken.
sonrasını sözlük yazarlarının hastane anıları gibi bir başlıkta yazarım. acayip şeyler var hocu.
size diyebileceğim tek şey var. alkol üstüne ilaç almayın. ne alerjiler geliştiriyor, ne kafalara götürüyor, o zavallı organlarınız neler kaybediyor, nelerle savaşıyor hayal edemezsiniz. bazı şeyler düzelsin diye alkolle aldığınız o ilaç, mezarcının mezarınızı küreğin tersi ile düzeltmesine sebep olabilir. öl me yin...
haydi sağlıcakla.
''kasımda aşk başkadır'' ya hani... inanın öyle değilmiş. esasında kasımda ölüm başkaymış. açık ve net bir şekilde anladım. bir balyoz yemiş gibi, çok flu ama bir o kadar da net.
8 ay, tam 8 ay giremedim onunla beraber yaşadığımız o eve... tamı tamına 240 gün. öldüğü yere neredeyse her gün gittim ama yaşadığı o eve bir türlü giremedim.
rehabilite olmaya çalıştığım günler sonunda bir gün, işten erken çıktığım bir cumartesi günü; çantamda aradığım bir toka sebebi ile buluverdim o evin anahtarını.. hani ıssız adam filiminde diş fırçalığı yere düşüp parçalanıyor da içinden kızın tokası çıkınca adamda bi şeyler dank ediyor. öyle bir şimşek çaktı beynimde. karar verdim, o gün o eve gidecektim.
bir karara kendini alıştırmak için yapılması gereken en iyi şeyi yapıp bir puba geçtim. kulaklığım kulağımda bir taraftan angelica dinlerken bir diğer taraftan da 70lik biraları içiyordum. (ben ulus ile iletişim içinde içmeyi pek sevemiyorum bu durumlarda. etrafımda ürdün halk oyunları grubu oryantal yapsa bile,o kulaklık o kulakta oldu mu dünya ile ilişiğim kesiliyor hacı)... repeatte anathema ağzıma sıçarken reelde de alkol kanıma karışıyordu. karıncalanmalar başladı. bu huzurun kilitli kapısını açan yegane anahtarın artık elimde olduğu demekti.
5 adet seri içilmiş 70lik sonrası vardım gittim yoluma.
iki kat arası merdiven adedi 16, iki basamak arası mesafe 4 metreydi. 16 adet 4 metrelik basamağı çıktığında vardığın o kattan 5 tane kat edip kapının önüne geldim.
-----
lisedeyken bursa eski adliye civarlarında saklıkent diye bir kafede çürütmüşlüğüm boldur zamanımı... eski saklıkenti bilen bilir, izbe pislik bir kafeydi. duvarları yazı doluydu. duvara bokunla ağaç çizsen ''aman ne kadar da post modern bir yaklaşım'' diyebilecek yüzlerce akranımı bilirim. neyse... o kafede bir şeyler içerken duvardaki ''sonsuzluğa açılan kapılar önündesin'' yazısı dikkatimi çekmişti. o an ne ifade etti hatırlamıyorum ama bayağı etkilenmiştim o cümleden..
------
liseden yıllar sonra o cümle tam olarak olması gereken gediğe oturdu. oradaydım. sonsuzluğa açılan kapılar önünde.
anahtar zaten damarlarımda dolaşıyordu, girdim içeri. 8 ay boyunca duvarlarında saat sesi bile çınlamamış o ölüm mabedine...
ölü evi bir değişik oluyor. soğuk böyle. ölü kokuyor sanki, ama daha çok kulakları sağır eden bir sessizlik kokuyor. duvarlar üstüme gelmeye başladı. odama geçtim. 8 aydır bir kez bile açılmamış olan bilgisayarımı açtım. 8 aydır da bir kez bile çalınmamış olan Moonspell - Luna' yı açtım. Son ses...
yanlış hatırlamadığıma emin olarak buzdolabına gidip iki bira aldım. evde in cin top oynarken bira içmiyorlarmış. ine cine üzüldüm. oysa içselerdi serinlerlerdi, algıları açık olur daha atak olurlardı. neyse... bu iki birayı iki bira daha takip etti. Artık hareketlerim motor hareketlerdi. beynim max 5 dakika daha düşünebilirdi. o zaman zarfı içinde de düşünülebilecek en kötü şeyi düşünmüştü. burdan kendisine en içten selamlarımı sunup, yaşadığıma şükrettiğimi bilmesini istiyorum.
ona yaklaşma, yakın olma, onu tekrar hissedebilme amaçlı olarak yaklaşık 20 kapsül kalp ve tansiyon ilacını açarak içlerindeki tozu biraya boşalttım. yatrtım uyudum. fonda halen luna çalarken.
sonrasını sözlük yazarlarının hastane anıları gibi bir başlıkta yazarım. acayip şeyler var hocu.
size diyebileceğim tek şey var. alkol üstüne ilaç almayın. ne alerjiler geliştiriyor, ne kafalara götürüyor, o zavallı organlarınız neler kaybediyor, nelerle savaşıyor hayal edemezsiniz. bazı şeyler düzelsin diye alkolle aldığınız o ilaç, mezarcının mezarınızı küreğin tersi ile düzeltmesine sebep olabilir. öl me yin...
haydi sağlıcakla.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar