bugün
- özelde fingirdeşen yazarlar14
- velvet36
- habire1233
- ben geldim kerkenezler13
- insanın kendini çok değerli zannetmesi11
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak10
- bisiklet sürerken kızlık zarı yırtılan kız8
- basit bir hayat istemek9
- konfor alanına yapışıp kalmak6
- insanların hakkında en çok yanıldığı 5 burç12
- her gece yatmadan önceki son mastürbasyon6
- velvet geceleri napıyor sorunsalı9
- yeni parti13
- aklın fikrin sekse çalışması6
- bilgi içerikli başlık açmamanın sebepleri8
- seçilen karpuzun neden ben anlatsana demesi5
- kabataş olayı görüntüleri27
- istanbul un çok pahalı olması27
- mısır3
- yazarların özledikleri şeyler7
- kemalistlerle solcuların ayrılması gerekliliği13
- ülkücü müsünüz türkçü müsünüz ulusalcı mısınız8
- çekirgeleri kim gönderdi7
- kız arkadaşa alınabilecek hediyeler3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı60
- endidufrenz2
- dem parti'nin ana muhalefet partisi olması7
- özgür özel'in chp de veda konuşması10
- insan sevmeyen insan5
- galatasaray ne zaman transfer yapacak11
- sabahlara kadar sexting yapmak3
- hangi manifest kızısın12
- okumak yerine erken yaşta çalışmanın faydası10
- g'i l d'e d l'i l y4
- en sevilmeyen ev işleri14
- escorta giden erkek3
- sözlük yazarlarının benzetildikleri ünlüler7
- her yazdığı artı oy alan yazar3
- nasreddinhoca4
- kürdüm5
- dişçiye gitmek3
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj8
- bilgi içerikli başlığa gerek yok4
- uludağ sözlüğe sürekli kondom reklamı verilmesi7
- muslettin amca6
- ne kadar salak olduğunuzu biliyor musunuz7
- kartlı işlem yapmayan esnaf8
- bisiklet sürerken götü deldirip ibne olan erkek3
- hiç sevgilisi olmamış insan3
- gönül almaya çalışan erkek11
ansızın ölüverdi.
''kasımda aşk başkadır'' ya hani... inanın öyle değilmiş. esasında kasımda ölüm başkaymış. açık ve net bir şekilde anladım. bir balyoz yemiş gibi, çok flu ama bir o kadar da net.
8 ay, tam 8 ay giremedim onunla beraber yaşadığımız o eve... tamı tamına 240 gün. öldüğü yere neredeyse her gün gittim ama yaşadığı o eve bir türlü giremedim.
rehabilite olmaya çalıştığım günler sonunda bir gün, işten erken çıktığım bir cumartesi günü; çantamda aradığım bir toka sebebi ile buluverdim o evin anahtarını.. hani ıssız adam filiminde diş fırçalığı yere düşüp parçalanıyor da içinden kızın tokası çıkınca adamda bi şeyler dank ediyor. öyle bir şimşek çaktı beynimde. karar verdim, o gün o eve gidecektim.
bir karara kendini alıştırmak için yapılması gereken en iyi şeyi yapıp bir puba geçtim. kulaklığım kulağımda bir taraftan angelica dinlerken bir diğer taraftan da 70lik biraları içiyordum. (ben ulus ile iletişim içinde içmeyi pek sevemiyorum bu durumlarda. etrafımda ürdün halk oyunları grubu oryantal yapsa bile,o kulaklık o kulakta oldu mu dünya ile ilişiğim kesiliyor hacı)... repeatte anathema ağzıma sıçarken reelde de alkol kanıma karışıyordu. karıncalanmalar başladı. bu huzurun kilitli kapısını açan yegane anahtarın artık elimde olduğu demekti.
5 adet seri içilmiş 70lik sonrası vardım gittim yoluma.
iki kat arası merdiven adedi 16, iki basamak arası mesafe 4 metreydi. 16 adet 4 metrelik basamağı çıktığında vardığın o kattan 5 tane kat edip kapının önüne geldim.
-----
lisedeyken bursa eski adliye civarlarında saklıkent diye bir kafede çürütmüşlüğüm boldur zamanımı... eski saklıkenti bilen bilir, izbe pislik bir kafeydi. duvarları yazı doluydu. duvara bokunla ağaç çizsen ''aman ne kadar da post modern bir yaklaşım'' diyebilecek yüzlerce akranımı bilirim. neyse... o kafede bir şeyler içerken duvardaki ''sonsuzluğa açılan kapılar önündesin'' yazısı dikkatimi çekmişti. o an ne ifade etti hatırlamıyorum ama bayağı etkilenmiştim o cümleden..
------
liseden yıllar sonra o cümle tam olarak olması gereken gediğe oturdu. oradaydım. sonsuzluğa açılan kapılar önünde.
anahtar zaten damarlarımda dolaşıyordu, girdim içeri. 8 ay boyunca duvarlarında saat sesi bile çınlamamış o ölüm mabedine...
ölü evi bir değişik oluyor. soğuk böyle. ölü kokuyor sanki, ama daha çok kulakları sağır eden bir sessizlik kokuyor. duvarlar üstüme gelmeye başladı. odama geçtim. 8 aydır bir kez bile açılmamış olan bilgisayarımı açtım. 8 aydır da bir kez bile çalınmamış olan Moonspell - Luna' yı açtım. Son ses...
yanlış hatırlamadığıma emin olarak buzdolabına gidip iki bira aldım. evde in cin top oynarken bira içmiyorlarmış. ine cine üzüldüm. oysa içselerdi serinlerlerdi, algıları açık olur daha atak olurlardı. neyse... bu iki birayı iki bira daha takip etti. Artık hareketlerim motor hareketlerdi. beynim max 5 dakika daha düşünebilirdi. o zaman zarfı içinde de düşünülebilecek en kötü şeyi düşünmüştü. burdan kendisine en içten selamlarımı sunup, yaşadığıma şükrettiğimi bilmesini istiyorum.
ona yaklaşma, yakın olma, onu tekrar hissedebilme amaçlı olarak yaklaşık 20 kapsül kalp ve tansiyon ilacını açarak içlerindeki tozu biraya boşalttım. yatrtım uyudum. fonda halen luna çalarken.
sonrasını sözlük yazarlarının hastane anıları gibi bir başlıkta yazarım. acayip şeyler var hocu.
size diyebileceğim tek şey var. alkol üstüne ilaç almayın. ne alerjiler geliştiriyor, ne kafalara götürüyor, o zavallı organlarınız neler kaybediyor, nelerle savaşıyor hayal edemezsiniz. bazı şeyler düzelsin diye alkolle aldığınız o ilaç, mezarcının mezarınızı küreğin tersi ile düzeltmesine sebep olabilir. öl me yin...
haydi sağlıcakla.
''kasımda aşk başkadır'' ya hani... inanın öyle değilmiş. esasında kasımda ölüm başkaymış. açık ve net bir şekilde anladım. bir balyoz yemiş gibi, çok flu ama bir o kadar da net.
8 ay, tam 8 ay giremedim onunla beraber yaşadığımız o eve... tamı tamına 240 gün. öldüğü yere neredeyse her gün gittim ama yaşadığı o eve bir türlü giremedim.
rehabilite olmaya çalıştığım günler sonunda bir gün, işten erken çıktığım bir cumartesi günü; çantamda aradığım bir toka sebebi ile buluverdim o evin anahtarını.. hani ıssız adam filiminde diş fırçalığı yere düşüp parçalanıyor da içinden kızın tokası çıkınca adamda bi şeyler dank ediyor. öyle bir şimşek çaktı beynimde. karar verdim, o gün o eve gidecektim.
bir karara kendini alıştırmak için yapılması gereken en iyi şeyi yapıp bir puba geçtim. kulaklığım kulağımda bir taraftan angelica dinlerken bir diğer taraftan da 70lik biraları içiyordum. (ben ulus ile iletişim içinde içmeyi pek sevemiyorum bu durumlarda. etrafımda ürdün halk oyunları grubu oryantal yapsa bile,o kulaklık o kulakta oldu mu dünya ile ilişiğim kesiliyor hacı)... repeatte anathema ağzıma sıçarken reelde de alkol kanıma karışıyordu. karıncalanmalar başladı. bu huzurun kilitli kapısını açan yegane anahtarın artık elimde olduğu demekti.
5 adet seri içilmiş 70lik sonrası vardım gittim yoluma.
iki kat arası merdiven adedi 16, iki basamak arası mesafe 4 metreydi. 16 adet 4 metrelik basamağı çıktığında vardığın o kattan 5 tane kat edip kapının önüne geldim.
-----
lisedeyken bursa eski adliye civarlarında saklıkent diye bir kafede çürütmüşlüğüm boldur zamanımı... eski saklıkenti bilen bilir, izbe pislik bir kafeydi. duvarları yazı doluydu. duvara bokunla ağaç çizsen ''aman ne kadar da post modern bir yaklaşım'' diyebilecek yüzlerce akranımı bilirim. neyse... o kafede bir şeyler içerken duvardaki ''sonsuzluğa açılan kapılar önündesin'' yazısı dikkatimi çekmişti. o an ne ifade etti hatırlamıyorum ama bayağı etkilenmiştim o cümleden..
------
liseden yıllar sonra o cümle tam olarak olması gereken gediğe oturdu. oradaydım. sonsuzluğa açılan kapılar önünde.
anahtar zaten damarlarımda dolaşıyordu, girdim içeri. 8 ay boyunca duvarlarında saat sesi bile çınlamamış o ölüm mabedine...
ölü evi bir değişik oluyor. soğuk böyle. ölü kokuyor sanki, ama daha çok kulakları sağır eden bir sessizlik kokuyor. duvarlar üstüme gelmeye başladı. odama geçtim. 8 aydır bir kez bile açılmamış olan bilgisayarımı açtım. 8 aydır da bir kez bile çalınmamış olan Moonspell - Luna' yı açtım. Son ses...
yanlış hatırlamadığıma emin olarak buzdolabına gidip iki bira aldım. evde in cin top oynarken bira içmiyorlarmış. ine cine üzüldüm. oysa içselerdi serinlerlerdi, algıları açık olur daha atak olurlardı. neyse... bu iki birayı iki bira daha takip etti. Artık hareketlerim motor hareketlerdi. beynim max 5 dakika daha düşünebilirdi. o zaman zarfı içinde de düşünülebilecek en kötü şeyi düşünmüştü. burdan kendisine en içten selamlarımı sunup, yaşadığıma şükrettiğimi bilmesini istiyorum.
ona yaklaşma, yakın olma, onu tekrar hissedebilme amaçlı olarak yaklaşık 20 kapsül kalp ve tansiyon ilacını açarak içlerindeki tozu biraya boşalttım. yatrtım uyudum. fonda halen luna çalarken.
sonrasını sözlük yazarlarının hastane anıları gibi bir başlıkta yazarım. acayip şeyler var hocu.
size diyebileceğim tek şey var. alkol üstüne ilaç almayın. ne alerjiler geliştiriyor, ne kafalara götürüyor, o zavallı organlarınız neler kaybediyor, nelerle savaşıyor hayal edemezsiniz. bazı şeyler düzelsin diye alkolle aldığınız o ilaç, mezarcının mezarınızı küreğin tersi ile düzeltmesine sebep olabilir. öl me yin...
haydi sağlıcakla.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar