bugün
- götten bacaklı erkek4
- tanımadığınız birinin sorunlarını önemser misiniz11
- imf den borç almayı zenginlik sanan malum zihniyet7
- ekonomi kötüyse neden ekonomimiz büyüyor11
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- supangle ve puding in farkları3
- motorine 8 24 tl zam gelmesi13
- mantı13
- sarapci koala65
- habire1221
- kısa ve vurucu yazmak6
- sporcu motorcu müzisyen ve uzun boylu olmak5
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- gün tabağı6
- apo piçtir piç kalacak8
- sözlükte fosilleşmek6
- türklerin en sevdiğiniz yönü6
- ellerim bos gonlum hos29
- filenin sultanları yarı finalde8
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var7
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- özel mesajları ifşa edecek kadar ucuz olmak6
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- çocuğunuzun olduğunu hayal edebiliyor musunuz5
- deniz gül6
- arif kocabıyık16
- bir bela geliyor8
- niğde de restorana girip dayak yemek5
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız5
- lahmacun9
- silver ile evlenecek erkek52
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci8
- orospu çocuğu abdullah öcalan4
- devlet bahçeli8
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı7
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak6
- saraca096
- insan olmaya ceyrek kala15
- duş alıp uyumak2
- skoda fabia alınır mı5
- ben sizin anonim11
- silvermist9
- doların sadece türkiye de yükseldiğini sanan solcu4
- keloğlanın sultanın kızına kafayı takması4
- hep kaybeden tarafı savunmak5
hayırlı sevaplar arkadaşlar...
henüz keşfedilmemiş ve adı konulmamış zevklerle tarif edilemeyecek, dünyada emsaline rastlanmamış güzelliklerin ve hiçbir iradenin şahitlik etmediği ama çocukluğumuzdan beri hikaye tadında belleklerimize kazınmış mucizelerin dahi azameti karşısında sönük kaldığı o mutlak güne gülümseyerek dirilenlere mükafat olarak vadedilen cennet'i hak etmenin en kestirme yolu, fedakarlığın şu fani dünya üzerindeki en somut ve ele avuca sığmaz göstergesi, en karanlık günahlarda bile boğulmakta olan bir ruhu aydınlığa çıkaracak, sevaba kavuşturacak, kurtuluşa ulaştıracak ve de bir erkeği hem bu dünyada hem de ahirette muazzez ve muvaffak kılacak, münevver eyleyecek şerefli bir ameldir...
evet sevgili dostlar; bugün içim çok sıkıldı, sorular soruları doğurdu, yeni doğan her soru kafamın içerisinde zır zır ağladı...
engelli bayan kardeşlerimizin vaziyetini düşündüm bütün gün. akranları yakışıklı ve fit vücutlu erkek arkadaşlarıyla eğlenirken, onların en heyecanlı aktivitesi pencereden dışarıyı seyretmek... bazen kitap okuyarak heyecan kattıkları yaşamlarında, sosyalleşebildikleri anlar, belki evden birilerinin "haydi biraz sahile hava almaya çıkalım" dedikten sonra, binbir gayret ve zahmetle önce apartmanın girişine indirilip, sonra da tekerlekli sandalye iki saat uğraşılarak düzeltildikten sonra tekrar üzerine bindirildikleri anlarla kısıtlı... onların isteklerini, arzularını, heyecanlarını, hayallerini ve planlarını soran yok. ne acıdır ki merak eden de yok. birilerine bağımlı, bir şeylere mahkum sürdükdükleri yaşamlarını her geçen dakika lanetle anıyorlar.
bazen güzel bir kız oluyor o tekerlekli sandalyenin üzerindeki; zayıf, alımlı, kimsenin görmeyeceğini bile bile makyaj yapıp hayallerini tazeleyen... ellerini karnında gezdiriyor bazen; mutlu bir evliliğin, hamileliğin ve mavi gözlü, güleç yüzlü bir çocuğun hayalini kuruyor kendince. pencereden dışarıyı izlerken yoldan geçen her genç erkek, onun hayal dünyasında yeni bir sayfa açıyor. sonra boğuk, gıcık bir ses geliyor mutfaktan: "kızımmm acıktın mı? acıktıysan söyle tepsiyle getireyim..." diye. sanki sofraya gelip kendi yiyebilecekmiş gibi, "tepsiyle önüne getireyim" laflarıyla bilmeden de olsa iğneleniyor. bazen annesinin komşu kızlarının annelerine rica minnetle muhabbet kurmaya zorladığı yaşıtları geliyor pencerenin önüne... "beraber sinemaya gidelim mi?" diye sesleniyorlar aşağıdan, boş bakıyor onlara yukarıdan, "beş dakika bekleyin hazırlanıp geliyorum" demek istiyor ama diyemiyor, yalnızca başını çeviriyor çaresizce, duymamazlıktan bile gelemiyor...
işte böylesine kaderine küskün ve hayattan beklentisi sıfırın altında -284 santigrat derecelere ulaşmış bir kızın hayallerini kısa süreliğine de olsa süslemek, onu hiç tatmadığı ve belki bir daha da tadamayacağı bir maceraya yolculuğa çıkarmak, onu öpüp koklamak, kadınlığını yaşatmak ve de en önemlisi kadınlığının farkına varmasını sağlamak; bir gün de olsa, sadece kahrolası bir gün dahi olsa mutlu etmek ve ona sahip olmuş erkeğinin gözlerinin içine saatlerce bakarak yavaşça uykuya dalmasını izlemek sevap değil de nedir?
biri bana anlatsın; başka hangi sevap insanı bu kadar yüceltebilir ki? güzel ve genç olup da tekerlekli sandalyeye mahkum bir kızı başka ne bu kadar mutlu edebilir ki?...
peki ya bir erkeğin taşlaşmış vicdanını, şu kısacık ömürde başka hangi sevap yumuşatabilir? bir erkek, başka en çok neyden bu kadar gurur duyabilir?...
dışarıda onlarca alımlı ve güzel kız arkadaşları onun için sıraya girmişken, istediğiyle istediği yerde gönül eğlendirmek dururken ve sabahı olmayan geceler kucağını açmış onu beklerken; bir erkeğin sırf sevabına, dünyevi arzu ve isteklerinden feragat edip çaresiz bir kızı mutlu etmek için yapmış olduğu bu eylem, bir erkeğin kendinden, zevklerinden ve prensiplerinden verdiği böylesine bir ödünden başka hangisi tanımlar fedakarlığı?
sahi ya; fedakarlık başka nasıl tanımlanabilir?
--spoiler--
ellerini iki yana açıp titrek bir sesle sordu: "fedakarlık yapınca günahlar sevaba dönüşür mü baba?..."
cevap alamadı, sonra vicdanına sordu aynı soruyu; içi rahattı, yüreği ferahtı, alnı aktı ve belki de o güne kadar işlediği en büyük sevaptı bu. tekrar sordu: "dönüşür mü baba?"
cevap alamadı, sonra gözlerini kaldırıp pencereden dışarıyı izlemeye başladı boş gözlerle. gökyüzüne doğru yavaşça çevirdi gözlerini, tekrar sordu: "fedakarlık baba? günahlarımı sevaba, beni ise yeniden hayata döndürür mü?"
cevap alamadı, sonra başını yasladı vicdanına: "bana bir tek sen cevap veriyorsun, benimle yalnızca sen konuşuyorsun, söylesene babam neden konuşmuyor benimle?"
vicdanı seslendi ona: "seninle zaten konuşuyorum evlat! neden beni hemen arkanda veya yanıbaşında, gökyüzünde ya da yeryüzünde arıyorsun? neden hep seninleyken, sanki çok uzaktaymışım gibi bana hasretle sesleniyorsun... rahatla, bugün senin iftihar günün. günahların bağışlandı, fedakarlıkla tırmandın zirveye. bugün senin doğum günün, günahların temizlendi. paksın artık; doğduğunda seni karşılayan meleğin kanatları kadar beyazsın. sevin...
--spoiler--
henüz keşfedilmemiş ve adı konulmamış zevklerle tarif edilemeyecek, dünyada emsaline rastlanmamış güzelliklerin ve hiçbir iradenin şahitlik etmediği ama çocukluğumuzdan beri hikaye tadında belleklerimize kazınmış mucizelerin dahi azameti karşısında sönük kaldığı o mutlak güne gülümseyerek dirilenlere mükafat olarak vadedilen cennet'i hak etmenin en kestirme yolu, fedakarlığın şu fani dünya üzerindeki en somut ve ele avuca sığmaz göstergesi, en karanlık günahlarda bile boğulmakta olan bir ruhu aydınlığa çıkaracak, sevaba kavuşturacak, kurtuluşa ulaştıracak ve de bir erkeği hem bu dünyada hem de ahirette muazzez ve muvaffak kılacak, münevver eyleyecek şerefli bir ameldir...
evet sevgili dostlar; bugün içim çok sıkıldı, sorular soruları doğurdu, yeni doğan her soru kafamın içerisinde zır zır ağladı...
engelli bayan kardeşlerimizin vaziyetini düşündüm bütün gün. akranları yakışıklı ve fit vücutlu erkek arkadaşlarıyla eğlenirken, onların en heyecanlı aktivitesi pencereden dışarıyı seyretmek... bazen kitap okuyarak heyecan kattıkları yaşamlarında, sosyalleşebildikleri anlar, belki evden birilerinin "haydi biraz sahile hava almaya çıkalım" dedikten sonra, binbir gayret ve zahmetle önce apartmanın girişine indirilip, sonra da tekerlekli sandalye iki saat uğraşılarak düzeltildikten sonra tekrar üzerine bindirildikleri anlarla kısıtlı... onların isteklerini, arzularını, heyecanlarını, hayallerini ve planlarını soran yok. ne acıdır ki merak eden de yok. birilerine bağımlı, bir şeylere mahkum sürdükdükleri yaşamlarını her geçen dakika lanetle anıyorlar.
bazen güzel bir kız oluyor o tekerlekli sandalyenin üzerindeki; zayıf, alımlı, kimsenin görmeyeceğini bile bile makyaj yapıp hayallerini tazeleyen... ellerini karnında gezdiriyor bazen; mutlu bir evliliğin, hamileliğin ve mavi gözlü, güleç yüzlü bir çocuğun hayalini kuruyor kendince. pencereden dışarıyı izlerken yoldan geçen her genç erkek, onun hayal dünyasında yeni bir sayfa açıyor. sonra boğuk, gıcık bir ses geliyor mutfaktan: "kızımmm acıktın mı? acıktıysan söyle tepsiyle getireyim..." diye. sanki sofraya gelip kendi yiyebilecekmiş gibi, "tepsiyle önüne getireyim" laflarıyla bilmeden de olsa iğneleniyor. bazen annesinin komşu kızlarının annelerine rica minnetle muhabbet kurmaya zorladığı yaşıtları geliyor pencerenin önüne... "beraber sinemaya gidelim mi?" diye sesleniyorlar aşağıdan, boş bakıyor onlara yukarıdan, "beş dakika bekleyin hazırlanıp geliyorum" demek istiyor ama diyemiyor, yalnızca başını çeviriyor çaresizce, duymamazlıktan bile gelemiyor...
işte böylesine kaderine küskün ve hayattan beklentisi sıfırın altında -284 santigrat derecelere ulaşmış bir kızın hayallerini kısa süreliğine de olsa süslemek, onu hiç tatmadığı ve belki bir daha da tadamayacağı bir maceraya yolculuğa çıkarmak, onu öpüp koklamak, kadınlığını yaşatmak ve de en önemlisi kadınlığının farkına varmasını sağlamak; bir gün de olsa, sadece kahrolası bir gün dahi olsa mutlu etmek ve ona sahip olmuş erkeğinin gözlerinin içine saatlerce bakarak yavaşça uykuya dalmasını izlemek sevap değil de nedir?
biri bana anlatsın; başka hangi sevap insanı bu kadar yüceltebilir ki? güzel ve genç olup da tekerlekli sandalyeye mahkum bir kızı başka ne bu kadar mutlu edebilir ki?...
peki ya bir erkeğin taşlaşmış vicdanını, şu kısacık ömürde başka hangi sevap yumuşatabilir? bir erkek, başka en çok neyden bu kadar gurur duyabilir?...
dışarıda onlarca alımlı ve güzel kız arkadaşları onun için sıraya girmişken, istediğiyle istediği yerde gönül eğlendirmek dururken ve sabahı olmayan geceler kucağını açmış onu beklerken; bir erkeğin sırf sevabına, dünyevi arzu ve isteklerinden feragat edip çaresiz bir kızı mutlu etmek için yapmış olduğu bu eylem, bir erkeğin kendinden, zevklerinden ve prensiplerinden verdiği böylesine bir ödünden başka hangisi tanımlar fedakarlığı?
sahi ya; fedakarlık başka nasıl tanımlanabilir?
--spoiler--
ellerini iki yana açıp titrek bir sesle sordu: "fedakarlık yapınca günahlar sevaba dönüşür mü baba?..."
cevap alamadı, sonra vicdanına sordu aynı soruyu; içi rahattı, yüreği ferahtı, alnı aktı ve belki de o güne kadar işlediği en büyük sevaptı bu. tekrar sordu: "dönüşür mü baba?"
cevap alamadı, sonra gözlerini kaldırıp pencereden dışarıyı izlemeye başladı boş gözlerle. gökyüzüne doğru yavaşça çevirdi gözlerini, tekrar sordu: "fedakarlık baba? günahlarımı sevaba, beni ise yeniden hayata döndürür mü?"
cevap alamadı, sonra başını yasladı vicdanına: "bana bir tek sen cevap veriyorsun, benimle yalnızca sen konuşuyorsun, söylesene babam neden konuşmuyor benimle?"
vicdanı seslendi ona: "seninle zaten konuşuyorum evlat! neden beni hemen arkanda veya yanıbaşında, gökyüzünde ya da yeryüzünde arıyorsun? neden hep seninleyken, sanki çok uzaktaymışım gibi bana hasretle sesleniyorsun... rahatla, bugün senin iftihar günün. günahların bağışlandı, fedakarlıkla tırmandın zirveye. bugün senin doğum günün, günahların temizlendi. paksın artık; doğduğunda seni karşılayan meleğin kanatları kadar beyazsın. sevin...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar