bugün
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek6
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- özelden gelen saçma mesajlar12
- fon vurgunu36
- mercimek makarnası5
- acı soslu süs domuzu5
- gençler çalışmadan para kazanmak istiyor4
- kim bu erzincanlı9
- arkadaşlar bu nedir sizce11
- sergen yalçın6
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- murat ağırel4
- nohut köftesi2
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması3
- boşalırken anıran erkek2
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- hakkını helal etmeyen anne3
- toplantı bitmek üzereyken soru soran çalışan3
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması10
- clemence baptista16
- pavyon bu dünya4
- arkadaşlar hayırlı olsun der misiniz lütfen9
- palmiye3
- üsküdar da cumhur ittifakı başkanvekili seçimi7
- gocu karton toplayan cocuk true sari renkli seker10
- george puşt2
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı22
- kemal kılıçdar3
- platon un mağara alegorisi10
- terkedilmiş yaşlı amcalar3
- anın görüntüsü16
- fantezi iç giyim mağazasını dualarla açmak6
- buz mavisi gözler3
- saraca'ya uzaylı soruları4
- defin işlemi sırasında mezarlıkta yemek servisi10
- türkiye de liyakata önem verilseydi3
- kolye140
- sözlükten 50 kişi çıkarırsam yazacak kimse kalmaz5
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur9
- ayrılınca hediyelerimi geri ver diyen erkek6
- s'i l v'e r m'i s t15
- türkiye20
- arkadaşlar hoşçakalın sizi terk ediyorum7
- futbol16
- kostas mitroglou nun akhisarspor a attığı gol3
- yılmaz erdoğan3
- etrüsk anforası2
- ktç3
- zulzula cin kabilesi3
hayırlı sevaplar arkadaşlar...
henüz keşfedilmemiş ve adı konulmamış zevklerle tarif edilemeyecek, dünyada emsaline rastlanmamış güzelliklerin ve hiçbir iradenin şahitlik etmediği ama çocukluğumuzdan beri hikaye tadında belleklerimize kazınmış mucizelerin dahi azameti karşısında sönük kaldığı o mutlak güne gülümseyerek dirilenlere mükafat olarak vadedilen cennet'i hak etmenin en kestirme yolu, fedakarlığın şu fani dünya üzerindeki en somut ve ele avuca sığmaz göstergesi, en karanlık günahlarda bile boğulmakta olan bir ruhu aydınlığa çıkaracak, sevaba kavuşturacak, kurtuluşa ulaştıracak ve de bir erkeği hem bu dünyada hem de ahirette muazzez ve muvaffak kılacak, münevver eyleyecek şerefli bir ameldir...
evet sevgili dostlar; bugün içim çok sıkıldı, sorular soruları doğurdu, yeni doğan her soru kafamın içerisinde zır zır ağladı...
engelli bayan kardeşlerimizin vaziyetini düşündüm bütün gün. akranları yakışıklı ve fit vücutlu erkek arkadaşlarıyla eğlenirken, onların en heyecanlı aktivitesi pencereden dışarıyı seyretmek... bazen kitap okuyarak heyecan kattıkları yaşamlarında, sosyalleşebildikleri anlar, belki evden birilerinin "haydi biraz sahile hava almaya çıkalım" dedikten sonra, binbir gayret ve zahmetle önce apartmanın girişine indirilip, sonra da tekerlekli sandalye iki saat uğraşılarak düzeltildikten sonra tekrar üzerine bindirildikleri anlarla kısıtlı... onların isteklerini, arzularını, heyecanlarını, hayallerini ve planlarını soran yok. ne acıdır ki merak eden de yok. birilerine bağımlı, bir şeylere mahkum sürdükdükleri yaşamlarını her geçen dakika lanetle anıyorlar.
bazen güzel bir kız oluyor o tekerlekli sandalyenin üzerindeki; zayıf, alımlı, kimsenin görmeyeceğini bile bile makyaj yapıp hayallerini tazeleyen... ellerini karnında gezdiriyor bazen; mutlu bir evliliğin, hamileliğin ve mavi gözlü, güleç yüzlü bir çocuğun hayalini kuruyor kendince. pencereden dışarıyı izlerken yoldan geçen her genç erkek, onun hayal dünyasında yeni bir sayfa açıyor. sonra boğuk, gıcık bir ses geliyor mutfaktan: "kızımmm acıktın mı? acıktıysan söyle tepsiyle getireyim..." diye. sanki sofraya gelip kendi yiyebilecekmiş gibi, "tepsiyle önüne getireyim" laflarıyla bilmeden de olsa iğneleniyor. bazen annesinin komşu kızlarının annelerine rica minnetle muhabbet kurmaya zorladığı yaşıtları geliyor pencerenin önüne... "beraber sinemaya gidelim mi?" diye sesleniyorlar aşağıdan, boş bakıyor onlara yukarıdan, "beş dakika bekleyin hazırlanıp geliyorum" demek istiyor ama diyemiyor, yalnızca başını çeviriyor çaresizce, duymamazlıktan bile gelemiyor...
işte böylesine kaderine küskün ve hayattan beklentisi sıfırın altında -284 santigrat derecelere ulaşmış bir kızın hayallerini kısa süreliğine de olsa süslemek, onu hiç tatmadığı ve belki bir daha da tadamayacağı bir maceraya yolculuğa çıkarmak, onu öpüp koklamak, kadınlığını yaşatmak ve de en önemlisi kadınlığının farkına varmasını sağlamak; bir gün de olsa, sadece kahrolası bir gün dahi olsa mutlu etmek ve ona sahip olmuş erkeğinin gözlerinin içine saatlerce bakarak yavaşça uykuya dalmasını izlemek sevap değil de nedir?
biri bana anlatsın; başka hangi sevap insanı bu kadar yüceltebilir ki? güzel ve genç olup da tekerlekli sandalyeye mahkum bir kızı başka ne bu kadar mutlu edebilir ki?...
peki ya bir erkeğin taşlaşmış vicdanını, şu kısacık ömürde başka hangi sevap yumuşatabilir? bir erkek, başka en çok neyden bu kadar gurur duyabilir?...
dışarıda onlarca alımlı ve güzel kız arkadaşları onun için sıraya girmişken, istediğiyle istediği yerde gönül eğlendirmek dururken ve sabahı olmayan geceler kucağını açmış onu beklerken; bir erkeğin sırf sevabına, dünyevi arzu ve isteklerinden feragat edip çaresiz bir kızı mutlu etmek için yapmış olduğu bu eylem, bir erkeğin kendinden, zevklerinden ve prensiplerinden verdiği böylesine bir ödünden başka hangisi tanımlar fedakarlığı?
sahi ya; fedakarlık başka nasıl tanımlanabilir?
--spoiler--
ellerini iki yana açıp titrek bir sesle sordu: "fedakarlık yapınca günahlar sevaba dönüşür mü baba?..."
cevap alamadı, sonra vicdanına sordu aynı soruyu; içi rahattı, yüreği ferahtı, alnı aktı ve belki de o güne kadar işlediği en büyük sevaptı bu. tekrar sordu: "dönüşür mü baba?"
cevap alamadı, sonra gözlerini kaldırıp pencereden dışarıyı izlemeye başladı boş gözlerle. gökyüzüne doğru yavaşça çevirdi gözlerini, tekrar sordu: "fedakarlık baba? günahlarımı sevaba, beni ise yeniden hayata döndürür mü?"
cevap alamadı, sonra başını yasladı vicdanına: "bana bir tek sen cevap veriyorsun, benimle yalnızca sen konuşuyorsun, söylesene babam neden konuşmuyor benimle?"
vicdanı seslendi ona: "seninle zaten konuşuyorum evlat! neden beni hemen arkanda veya yanıbaşında, gökyüzünde ya da yeryüzünde arıyorsun? neden hep seninleyken, sanki çok uzaktaymışım gibi bana hasretle sesleniyorsun... rahatla, bugün senin iftihar günün. günahların bağışlandı, fedakarlıkla tırmandın zirveye. bugün senin doğum günün, günahların temizlendi. paksın artık; doğduğunda seni karşılayan meleğin kanatları kadar beyazsın. sevin...
--spoiler--
henüz keşfedilmemiş ve adı konulmamış zevklerle tarif edilemeyecek, dünyada emsaline rastlanmamış güzelliklerin ve hiçbir iradenin şahitlik etmediği ama çocukluğumuzdan beri hikaye tadında belleklerimize kazınmış mucizelerin dahi azameti karşısında sönük kaldığı o mutlak güne gülümseyerek dirilenlere mükafat olarak vadedilen cennet'i hak etmenin en kestirme yolu, fedakarlığın şu fani dünya üzerindeki en somut ve ele avuca sığmaz göstergesi, en karanlık günahlarda bile boğulmakta olan bir ruhu aydınlığa çıkaracak, sevaba kavuşturacak, kurtuluşa ulaştıracak ve de bir erkeği hem bu dünyada hem de ahirette muazzez ve muvaffak kılacak, münevver eyleyecek şerefli bir ameldir...
evet sevgili dostlar; bugün içim çok sıkıldı, sorular soruları doğurdu, yeni doğan her soru kafamın içerisinde zır zır ağladı...
engelli bayan kardeşlerimizin vaziyetini düşündüm bütün gün. akranları yakışıklı ve fit vücutlu erkek arkadaşlarıyla eğlenirken, onların en heyecanlı aktivitesi pencereden dışarıyı seyretmek... bazen kitap okuyarak heyecan kattıkları yaşamlarında, sosyalleşebildikleri anlar, belki evden birilerinin "haydi biraz sahile hava almaya çıkalım" dedikten sonra, binbir gayret ve zahmetle önce apartmanın girişine indirilip, sonra da tekerlekli sandalye iki saat uğraşılarak düzeltildikten sonra tekrar üzerine bindirildikleri anlarla kısıtlı... onların isteklerini, arzularını, heyecanlarını, hayallerini ve planlarını soran yok. ne acıdır ki merak eden de yok. birilerine bağımlı, bir şeylere mahkum sürdükdükleri yaşamlarını her geçen dakika lanetle anıyorlar.
bazen güzel bir kız oluyor o tekerlekli sandalyenin üzerindeki; zayıf, alımlı, kimsenin görmeyeceğini bile bile makyaj yapıp hayallerini tazeleyen... ellerini karnında gezdiriyor bazen; mutlu bir evliliğin, hamileliğin ve mavi gözlü, güleç yüzlü bir çocuğun hayalini kuruyor kendince. pencereden dışarıyı izlerken yoldan geçen her genç erkek, onun hayal dünyasında yeni bir sayfa açıyor. sonra boğuk, gıcık bir ses geliyor mutfaktan: "kızımmm acıktın mı? acıktıysan söyle tepsiyle getireyim..." diye. sanki sofraya gelip kendi yiyebilecekmiş gibi, "tepsiyle önüne getireyim" laflarıyla bilmeden de olsa iğneleniyor. bazen annesinin komşu kızlarının annelerine rica minnetle muhabbet kurmaya zorladığı yaşıtları geliyor pencerenin önüne... "beraber sinemaya gidelim mi?" diye sesleniyorlar aşağıdan, boş bakıyor onlara yukarıdan, "beş dakika bekleyin hazırlanıp geliyorum" demek istiyor ama diyemiyor, yalnızca başını çeviriyor çaresizce, duymamazlıktan bile gelemiyor...
işte böylesine kaderine küskün ve hayattan beklentisi sıfırın altında -284 santigrat derecelere ulaşmış bir kızın hayallerini kısa süreliğine de olsa süslemek, onu hiç tatmadığı ve belki bir daha da tadamayacağı bir maceraya yolculuğa çıkarmak, onu öpüp koklamak, kadınlığını yaşatmak ve de en önemlisi kadınlığının farkına varmasını sağlamak; bir gün de olsa, sadece kahrolası bir gün dahi olsa mutlu etmek ve ona sahip olmuş erkeğinin gözlerinin içine saatlerce bakarak yavaşça uykuya dalmasını izlemek sevap değil de nedir?
biri bana anlatsın; başka hangi sevap insanı bu kadar yüceltebilir ki? güzel ve genç olup da tekerlekli sandalyeye mahkum bir kızı başka ne bu kadar mutlu edebilir ki?...
peki ya bir erkeğin taşlaşmış vicdanını, şu kısacık ömürde başka hangi sevap yumuşatabilir? bir erkek, başka en çok neyden bu kadar gurur duyabilir?...
dışarıda onlarca alımlı ve güzel kız arkadaşları onun için sıraya girmişken, istediğiyle istediği yerde gönül eğlendirmek dururken ve sabahı olmayan geceler kucağını açmış onu beklerken; bir erkeğin sırf sevabına, dünyevi arzu ve isteklerinden feragat edip çaresiz bir kızı mutlu etmek için yapmış olduğu bu eylem, bir erkeğin kendinden, zevklerinden ve prensiplerinden verdiği böylesine bir ödünden başka hangisi tanımlar fedakarlığı?
sahi ya; fedakarlık başka nasıl tanımlanabilir?
--spoiler--
ellerini iki yana açıp titrek bir sesle sordu: "fedakarlık yapınca günahlar sevaba dönüşür mü baba?..."
cevap alamadı, sonra vicdanına sordu aynı soruyu; içi rahattı, yüreği ferahtı, alnı aktı ve belki de o güne kadar işlediği en büyük sevaptı bu. tekrar sordu: "dönüşür mü baba?"
cevap alamadı, sonra gözlerini kaldırıp pencereden dışarıyı izlemeye başladı boş gözlerle. gökyüzüne doğru yavaşça çevirdi gözlerini, tekrar sordu: "fedakarlık baba? günahlarımı sevaba, beni ise yeniden hayata döndürür mü?"
cevap alamadı, sonra başını yasladı vicdanına: "bana bir tek sen cevap veriyorsun, benimle yalnızca sen konuşuyorsun, söylesene babam neden konuşmuyor benimle?"
vicdanı seslendi ona: "seninle zaten konuşuyorum evlat! neden beni hemen arkanda veya yanıbaşında, gökyüzünde ya da yeryüzünde arıyorsun? neden hep seninleyken, sanki çok uzaktaymışım gibi bana hasretle sesleniyorsun... rahatla, bugün senin iftihar günün. günahların bağışlandı, fedakarlıkla tırmandın zirveye. bugün senin doğum günün, günahların temizlendi. paksın artık; doğduğunda seni karşılayan meleğin kanatları kadar beyazsın. sevin...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar