bugün
- sinirli kadını sakinleştirmek13
- kürtler 5 yıl icerisinde türkiye yi ele gecirirler7
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım15
- yalnizca deli yalnizca sair21
- arkadaşlar bakar mısınız21
- kitap okurken ağlamak8
- yeni seçimde akp halka ne vaadedebilir sorunsalı11
- ton balığını kim yiyor sorunsalı8
- katatespizartmasi17
- uzun ve ince sigara içmeye alışmak5
- rüyada zehra güneş'e sarılmak5
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak16
- kitap okurken ağlayan erkek4
- özlem tekin4
- insan olmaya ceyrek kala7
- selamın aleyküm desem kaç kişi aleyküm selam der7
- telefonun başında çaresiz beklediniz mi5
- hmm diye mesaj yazan türk kızı5
- iran da 120 çocuğun öldüğü okul saldırısı7
- atatürk'ün sözleri bilimle çelişirse ne yaparsınız3
- sözlük yazarlarının bitki çayları2
- sünnetten akılda kalanlar2
- anıtkabire gitmek vs hacca gitmek2
- en merak ettiğin ulu yazarı14
- ömer yıldırım3
- pkklı anaları2
- yapay zeka ile flört uygulamalarının geleceği2
- evlenip boşanmış erkeklerin değerinin düşmesi9
- piç cenazesi2
- saraca finch house5
- her şeyle dalga geçme mertebesine varan insanlar3
- odyssey6
- eski bir şarkıyla travmaları hatırlamak4
- üsküdar da martıya eziyet6
- merkür retrosu3
- kürdistan hava kuvvetleri2
- bakar mısınız dedikten sonra kimsenin bakmaması4
- çamoluk3
- şehre inen domuzları besleyen kadın6
- ordu4
- sabah bi kalktın kadınsın napardın20
- bir idam mahkumunun son günü2
- mucize beklemeyen insan2
- grizzy and the lemmings2
- instagram'ın alışveriş merkezine dönüşmesi2
- kayseri ve konyanın yobaz olması2
- hoşlanılan kızın fakirlerle konuşmuyorum demesi2
- velvet47
- recep tayyip erdoğan9
- kredi kartı2
"Allah devletimize zeval vermesin" sözünü mutlaka duymuşuzdur. Böyle söyleyen insanlarımız, Allah'tan korumasını istedikleri "devlet"in, tüm topluma ait ve toplumun hizmetinde olduğunu düşünürler.
Peki, gerçekten devlet "tüm toplumun devleti" olabilir mi?
Cevabımızı baştan verelim: Hayır! Devlet, tüm topluma ait olamaz. Tersine her devlet, bir sınıfın öteki sınıflar üzerindeki baskı ve tahakküm aracıdır. Bu anlamdadır ki devlet, tüm toplumun değil, egemen bir sınıfın ya da egemen sınıflar ittifakının devletidir. Kimin ya da kimlerin devleti olduklarına bağlı olarak da farklı isimlerle anılırlar. Tarihte, bilinen dört devlet biçimi vardır. Bunlar, sırasıyla köleci devlet, feodal devlet, kapitalist devlet ve sosyalist devlettir.
Devlet çoğu kez sanıldığı gibi insanlığın ilk ortaya çıkışından beri var değildir. Devlet, toplumların sınıflara bölünmesinin ürünü olarak, sınıfların ortaya çıkışından itibaren var olan bir örgütlenmedir.
Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni isimli eserinde, bunu şöyle ifade eder: "Devlet düşünülemeyecek bir zamandan beri var olan bir şey değildir... Toplumun sınıflara bölünmesine zorunlu olarak bağlı olan belirli bir ekonomik gelişme aşamasında, bu bölünme, devleti bir zorunluluk durumuna getirdi."
Tarihte, devlet olarak örgütlenmemiş, işlerini devlet olmadan yürüten, henüz sınıfların oluşmadığı toplumlar da vardı. Bu toplum biçimi, ilkel komünal toplumdur. Ancak, üretimin belirli bir aşamasında, sınıflar ve sınıflara bağlı olarak köleci devlet doğdu.
Köleci devlet, köle sahipleri sınıfının devletidir ve işlevi, köle sahiplerinin sömürü düzenlerini kölelere ve toplumun diğer sınıflarına kabul ettirmektir. Bu açıdan devlet; köle sahiplerinin toplum üzerinde bir otorite kurma aracı olarak ortaya çıktı. Bu devletin otoritesinin temel dayanakları silahlı güçleri (ordu, polis) ile hapishaneleridir.
Zaman içinde devlet kurumlaşması daha da yetkinleşmiş, yasama, yürütme, yargı gibi organlarla, belli işlevleri üstlenen bürokrasi doğmuştur; fakat bunların hepsi, sonuçta aynı işlevi gören, devlete egemen olan sınıfın iktidarına hizmet eden organlardır.
Köleci devlet nasıl ki, köle sahiplerinin devleti ise, feodal devlet toprak beylerinin, kapitalist devlet burjuvazinin, sosyalist devlet ise proletaryanın devletidir.
Köleci devlet nasıl ki, köle sahiplerinin köleler üzerindeki baskı aracı ise, feodal devlet feodal beylerin, serfler (yoksul ve topraksız köylüler) üzerinde; kapitalist devlet burjuvazinin proletarya üzerinde ve sosyalist devlet proletaryanın burjuvazi üzerindeki baskı aracıdır.
Buna göre, tarihteki devlet biçimlerinden köleci, feodal ve kapitalist devletler, bir sınıfın bir başka sınıfı veya sınıfları sömürmesine hizmet eden bir araçtır. Dolayısıyla, bir sömürü aracıdır.
Sosyalist devlet ise, diğer devlet biçimlerinin tersine sömürüye karşı bir baskı aracıdır. Proletaryanın elinde bulunan sosyalist devlet, burjuvazinin üzerinde baskı kurarak, emek sömürüsü yapmasına engel olur.
Diğer devlet biçimlerinden farklı olarak, sosyalist devlet çoğunluğun azınlık üzerindeki otoritesinin aracıdır. Sosyalist devlet, çoğunluğun çıkarlarını savunduğu için baskı ve şiddet kullanmaya en az ihtiyaç duyan devlettir.
Öz olarak ifade edersek; devlet ancak sınıflı toplumlarda vardır ve egemen olan sınıfın baskı aracı olarak örgütlenmiştir.
Tarih sahnesine ilk çıktığında daha zayıf bir örgütlenmeye sahip olan devlet, içte sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi ve diğer devletlerle fetih rekabeti içine girmesiyle gittikçe güçlendi ve toplumu tehdit eden devasa boyutlara ulaştı...
Devlet, "düşünülemeyecek bir zamandan beri var olan" bir örgütlenme olmadığı gibi, sonsuza kadar yaşayacak bir örgütlenme de değildir. Toplumların gelişiminin belirli bir aşamasında tarih sahnesinde yerini alan devlet, toplumlarla birlikte gelişerek bugünkü halini almış ve toplumsal gelişimin belirli bir aşamasında da, artık bir ihtiyaç olmaktan çıkarak, tarih sahnesinden silinecektir.
Peki bu nasıl olacak?
Nasıl ki, devletin tarih sahnesinde yer alması, sınıfların ortaya çıkışı ile birlikte olduysa ve devlet, belirli bir sınıfın iktidar aracı olarak gündeme geldiyse, sınıfların ortadan kalkması ile de, iktidar aracı olma işlevini yiterecek ve ortadan kalkacaktır.
Kuşkusuz bu, bir anda olmayacaktır. Çünkü, sınıfların ortadan kalkması aniden gerçekleşmez. Burjuvazinin iktidarını yıkarak, kendi iktidarı olan "sosyalist devleti" kuran proletarya, gelişimin bir aşamasında toplum içindeki sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırır.
Üretim araçları ile kurulan ilişki, toplumsal zenginliklerden alınan pay ve bu paya sahip olma biçimindeki farklılıklar sınıfsal farklılıkları oluşturur. Proletarya, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti adım adım kaldırarak, sınıfsal ayrımı da ortadan kaldırır. Sınıfsal farklılıkların olmadığı, komünist toplumun üst aşamasında, devlet de ihtiyaç olmaktan çıkar ve söner.
Devletin sönmesine ilişkin Engels şöyle der: "Sınıflar, vaktiyle ne kadar kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıktılarsa, o kadar kaçınılmaz bir biçimde ortadan kalkacaklardır. Onlarla birlikte, devlet de, kaçınılmaz bir biçimde, yok olur..."
Peki, gerçekten devlet "tüm toplumun devleti" olabilir mi?
Cevabımızı baştan verelim: Hayır! Devlet, tüm topluma ait olamaz. Tersine her devlet, bir sınıfın öteki sınıflar üzerindeki baskı ve tahakküm aracıdır. Bu anlamdadır ki devlet, tüm toplumun değil, egemen bir sınıfın ya da egemen sınıflar ittifakının devletidir. Kimin ya da kimlerin devleti olduklarına bağlı olarak da farklı isimlerle anılırlar. Tarihte, bilinen dört devlet biçimi vardır. Bunlar, sırasıyla köleci devlet, feodal devlet, kapitalist devlet ve sosyalist devlettir.
Devlet çoğu kez sanıldığı gibi insanlığın ilk ortaya çıkışından beri var değildir. Devlet, toplumların sınıflara bölünmesinin ürünü olarak, sınıfların ortaya çıkışından itibaren var olan bir örgütlenmedir.
Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni isimli eserinde, bunu şöyle ifade eder: "Devlet düşünülemeyecek bir zamandan beri var olan bir şey değildir... Toplumun sınıflara bölünmesine zorunlu olarak bağlı olan belirli bir ekonomik gelişme aşamasında, bu bölünme, devleti bir zorunluluk durumuna getirdi."
Tarihte, devlet olarak örgütlenmemiş, işlerini devlet olmadan yürüten, henüz sınıfların oluşmadığı toplumlar da vardı. Bu toplum biçimi, ilkel komünal toplumdur. Ancak, üretimin belirli bir aşamasında, sınıflar ve sınıflara bağlı olarak köleci devlet doğdu.
Köleci devlet, köle sahipleri sınıfının devletidir ve işlevi, köle sahiplerinin sömürü düzenlerini kölelere ve toplumun diğer sınıflarına kabul ettirmektir. Bu açıdan devlet; köle sahiplerinin toplum üzerinde bir otorite kurma aracı olarak ortaya çıktı. Bu devletin otoritesinin temel dayanakları silahlı güçleri (ordu, polis) ile hapishaneleridir.
Zaman içinde devlet kurumlaşması daha da yetkinleşmiş, yasama, yürütme, yargı gibi organlarla, belli işlevleri üstlenen bürokrasi doğmuştur; fakat bunların hepsi, sonuçta aynı işlevi gören, devlete egemen olan sınıfın iktidarına hizmet eden organlardır.
Köleci devlet nasıl ki, köle sahiplerinin devleti ise, feodal devlet toprak beylerinin, kapitalist devlet burjuvazinin, sosyalist devlet ise proletaryanın devletidir.
Köleci devlet nasıl ki, köle sahiplerinin köleler üzerindeki baskı aracı ise, feodal devlet feodal beylerin, serfler (yoksul ve topraksız köylüler) üzerinde; kapitalist devlet burjuvazinin proletarya üzerinde ve sosyalist devlet proletaryanın burjuvazi üzerindeki baskı aracıdır.
Buna göre, tarihteki devlet biçimlerinden köleci, feodal ve kapitalist devletler, bir sınıfın bir başka sınıfı veya sınıfları sömürmesine hizmet eden bir araçtır. Dolayısıyla, bir sömürü aracıdır.
Sosyalist devlet ise, diğer devlet biçimlerinin tersine sömürüye karşı bir baskı aracıdır. Proletaryanın elinde bulunan sosyalist devlet, burjuvazinin üzerinde baskı kurarak, emek sömürüsü yapmasına engel olur.
Diğer devlet biçimlerinden farklı olarak, sosyalist devlet çoğunluğun azınlık üzerindeki otoritesinin aracıdır. Sosyalist devlet, çoğunluğun çıkarlarını savunduğu için baskı ve şiddet kullanmaya en az ihtiyaç duyan devlettir.
Öz olarak ifade edersek; devlet ancak sınıflı toplumlarda vardır ve egemen olan sınıfın baskı aracı olarak örgütlenmiştir.
Tarih sahnesine ilk çıktığında daha zayıf bir örgütlenmeye sahip olan devlet, içte sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi ve diğer devletlerle fetih rekabeti içine girmesiyle gittikçe güçlendi ve toplumu tehdit eden devasa boyutlara ulaştı...
Devlet, "düşünülemeyecek bir zamandan beri var olan" bir örgütlenme olmadığı gibi, sonsuza kadar yaşayacak bir örgütlenme de değildir. Toplumların gelişiminin belirli bir aşamasında tarih sahnesinde yerini alan devlet, toplumlarla birlikte gelişerek bugünkü halini almış ve toplumsal gelişimin belirli bir aşamasında da, artık bir ihtiyaç olmaktan çıkarak, tarih sahnesinden silinecektir.
Peki bu nasıl olacak?
Nasıl ki, devletin tarih sahnesinde yer alması, sınıfların ortaya çıkışı ile birlikte olduysa ve devlet, belirli bir sınıfın iktidar aracı olarak gündeme geldiyse, sınıfların ortadan kalkması ile de, iktidar aracı olma işlevini yiterecek ve ortadan kalkacaktır.
Kuşkusuz bu, bir anda olmayacaktır. Çünkü, sınıfların ortadan kalkması aniden gerçekleşmez. Burjuvazinin iktidarını yıkarak, kendi iktidarı olan "sosyalist devleti" kuran proletarya, gelişimin bir aşamasında toplum içindeki sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırır.
Üretim araçları ile kurulan ilişki, toplumsal zenginliklerden alınan pay ve bu paya sahip olma biçimindeki farklılıklar sınıfsal farklılıkları oluşturur. Proletarya, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti adım adım kaldırarak, sınıfsal ayrımı da ortadan kaldırır. Sınıfsal farklılıkların olmadığı, komünist toplumun üst aşamasında, devlet de ihtiyaç olmaktan çıkar ve söner.
Devletin sönmesine ilişkin Engels şöyle der: "Sınıflar, vaktiyle ne kadar kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıktılarsa, o kadar kaçınılmaz bir biçimde ortadan kalkacaklardır. Onlarla birlikte, devlet de, kaçınılmaz bir biçimde, yok olur..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar