bugün
- melih gökçek soruşturması ne oldu18
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- ortada bir yolsuzluk olmaması8
- sözlük yazarlarının kombinleri4
- heyt bey'nin fon olayından para kazanmış olması7
- adam yine kazanacak3
- fırtınalı hava2
- yağmurdan nefret etmek2
- nihat genç5
- albea var mı abi düşük kilometreli5
- romanya52
- matkabın var mı diye mesaj atan kız4
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis8
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz24
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur34
- 28 eylül 2026 deniz göktaş'ın ilk duruşması2
- otel odası10
- sözlüğün meme platformuna dönmesi5
- türkiye24
- almanya25
- karton toplayan çocuk16
- fatma betül sayan kaya39
- 25 eylül 2026 aym önünde intihar eden emekli14
- yüksek enflasyon3
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi14
- dünya61
- sözlük kızlarının ojeleri16
- sözlükteki ayakçılar10
- roketsan'ın karaok füzesinin hava hedefini vurması2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- yağmurlu havalarda yapılabilecek en güzel şeyler2
- flört uygulamasında eşleşme algoritması3
- vietnam da gençleştirme ameliyatı olan adam9
- 8 dakikadır entry girilmiyor3
- kadınların sapık olması10
- nick vermeden bir yazara seslen14
- nikola tesla'nın kürt olması10
- meme yalarken düşünülen şeyler4
- fatma betül sayan kaya'nın yeni partili çıkması4
- tulumba tatlısı3
- hiçbir şeyin sarmaması10
- sözlüğün tek ve mutlak hakimi4
- ikiye on kala2
- cedidacer7
- charlie chaplin'in sesi2
- yunanistan12
- anın görüntüsü31
- başka ülkelre vatandşlk başvrsu yapn milltvekilri12
- amerika birleşik devletleri31
- nerde o eski türk dizileri2
En çok da kalbim acıyor. Hala acımasının bir anlamı ya da açıklaması var mı, bilemiyorum.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar