bugün
- 13 ağustos 2026 kolombiya depremi2
- çerçeve yasa32
- durduk yere akıla gelen şey3
- allah reisimizi başımızdan eksik etmesin3
- dusan vlahovic3
- ev erkeği2
- herkese garip size normal gelen şeyler8
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması13
- hazret ktc2
- bardak ticareti7
- arkadaşlar iyi geceler7
- şuan sözlükte fingirdeyen yazarlar7
- 2045 yılında ucan arabalar olacak mı sorunsalı5
- aklınıza gelen şarkı sözü8
- kale3112'nin gece de artılaması5
- türbede dua etmenin şirk olması13
- online kişi sayısının artık gözükmemesi4
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler7
- sosyal olarak başarısız insanlar5
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- nervio4
- 00 00 da entrylerin sıfırlanma saçmalığı5
- çok kitap okuyanı eleştirmek6
- düğünde yemek yiyen davetliden para isteyen damat6
- cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar4
- hikayenin kötü adamı olmak4
- g i l d e d l i l y10
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- siber istihbaratta teknik derinlik4
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- gece 3 te yatıp sabah 8 de işe gitmek3
- tomşak dudaklı kezo4
- ahbap derneğine para kaptırıp elfida dinlemek3
- kızlar çabuk bakar mısınız4
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- yurt dışı çıkış harcı8
- arkadaşlar ben sarhoş oldum3
- sokakta öpüşmek7
- gece gece yarım ekmek sucuklu tost gömmek3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- perseid göktaşı yağmuru3
- özgür özel15
- ekşi sözlük referans19
- sözlük kızlarının çok sıkıcı olması3
- kitap okuma alışkanlığı4
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- engelleyen insan kibri6
- acıktım lan3
En çok da kalbim acıyor. Hala acımasının bir anlamı ya da açıklaması var mı, bilemiyorum.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar