bugün
- ismail kartal12
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler11
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı21
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek14
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü8
- yolda olmak2
- oğuz çetin2
- kızla konuşmaya çalışmak3
- evrene bir mesaj bırak7
- özgürlükçü eğitim paradoksu3
- bir daha doğmayacak olmak5
- linkedin6
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj6
- sözluk kız ayarlama yeri değildir12
- izinli yazarın entry girebilmesi7
- islam düşmanlarına epstein şoku13
- sevgiliden gelen ilk canımlı mesaj5
- şu anda ne yapıyorsun19
- fenerbahçede dördüncü ismail kartal dönemi10
- hiçbir kızın senden hoşlanmaması8
- iş verenlerin aç gözlü olması11
- bugün ne yedin10
- son 3 günde sadece 5 saat uyumuş olmak2
- yunan kültürü vs türk kültürü2
- muhafazeküler4
- uzun bir yolculuğa çıkma isteği2
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi8
- 30 lu yaşlar14
- kilo verdiren gıda4
- 2026 dünya kupası13
- 17 haziran 2026 erhan karaal'ın kaçırılması2
- yanlışlıkla erkek sikmek8
- 18 haziran 2026 yusuf ziya gümüşel'in tahliyesi4
- abd iran mutabakatındaki 5 madde2
- org vs synthesizer4
- kılıçdaroğlu'nun aradığı desteği bulamaması3
- bir gün ölecek olmak6
- güne bir şarkı bırak14
- tripofobisi olanlar revani yemezler4
- en iyi terapi6
- kemal derviş5
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- en iyi yanık kremi5
- azizlik neden ispanyollara mahsus4
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- sokak röportajı veren sıradan vatandaş3
- sözlükte altın günü yapmak12
- yanlış mesleği seçtim denilen an5
- macbook neo2
- yusuf tekin'in öğrencinin bağcığını bağlaması2
En çok da kalbim acıyor. Hala acımasının bir anlamı ya da açıklaması var mı, bilemiyorum.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Sanki bıçağı saplayan tenime, etime, kalbime değil de, nefretine, kinine, öfkesine saplamış ama yanlışlıkla tenden-etten-bedenden oluşan bana ucu değmiş, hızını alamayıp içime, taa kalbime kadar ulaşmış. Sonra belli-belirsiz, mesafeli-mesafesiz, isabetli-isabetsiz, kinli-merhametli, korkulu-cesaretli, her şeyin iç içe geçmiş içreliğinde savruk gelen bir iki darbe daha.
Ben yere yığılırken de patlayarak göz yuvasının çevresinden neredeyse fışkıracak o iki kocaman nefret yeşilini gördüm. Bedbinliği ve biçareliği akıyordu buram buram; ve pek tabii hudut tanımaz, sınır bilmez, aman vermez nefreti.
Eril bir ölüm geldi yanı başıma. Benimle pazarlık yapacaktı, oturtup beni masanın bir ucuna, hayatta kalmamı sağlaması için benden bir şeyler kopartacaktı, besbelliydi bu. Amacı canımı almak değil, onu bana bağışlamaktı. Ne komik değil mi?
Benden olanı benden almadan, yine bana vermesi...
Nasıl bir kudretse o anın efsunu, her şeye itaatkâr ve kanaatkâr yaklaşıyorsunuz. Çaresiz, bir ölümlü olarak kabul ettim bir ölümsüzün, hem de hükümsüz bir gönüllünün teklifini. Ben kabul ettim etmesine ama, acımasız âdemden olma insan kabul etmedi hayatta kalmamı.
Girift bir haliyet-i ruhiye olduğunu söyleyebilirim aslında kolayca. Nasıl ki o keskin bıçağın sessiz intikamı girdiyse kalbimin içine, öyle karışıverdi her şey bir diğerine... izbe bir yerde, neden öldürüldüğünü bilmeyen yatan cansız vücudum, başında bekleyen şaşkın maneviyatım ve yeşil nefret akıtan katilimin silueti.
Her şey, bir diğerinin içinde, her şey bir o kadar ötekinin dışında. Ne içtekini tamamlayabiliyorum, ne dışındakini içindekine aktarabiliyorum. Yalıtımsız bir gerçek-dışılık ve ben onu orada gerçeğe dönüştüremiyorum.
Canfeza gözler ile, son defa baktım gökyüzüne. Semada on beş kadar ebemkuşağı renkli balon havaya alelacele savrulmuş, sanki uzayın boşluğuna randevularına yetişmeye çalışır gibiydiler.
En son hatırladığım bu işte.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar