bugün
- kaşarlı sucuklu menemen7
- s'i l v'e r m'i s t37
- yıllardır hep 30 yaşında olan yazar5
- bir sözlük yazarına çıkma teklif etmek5
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı11
- queen ravennadan mesaj var11
- çalışmak istemek ama engellerin çıkması8
- deli bakışlı erkekler5
- kaos olmayınca sol frame'in boş kalması2
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı21
- yeralti edebiyatcisi7
- damarsız tüysüz manisa yaprağı20
- gocu35
- manifestten hangi kızla sevişirdin3
- birinin altında çalışmak4
- enayimiknatisii35
- nervio hamferdi10
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü9
- seksenler akımı2
- kız düşürmenin kısa yolu19
- fakir ekeği annesi sevsin8
- uludağ günlük3
- uludağ sözlük size ne kattı27
- beklenen büyük istanbul depremi2
- gayrimenkul2
- günlük 935 lira6
- nikki glaser2
- saltburn2
- karı kıza para yedirir misiniz6
- dünya her alanda ilerleyecek5
- 27 ağustos 2026 şampiyonlar ligi kura çekimi2
- üzülünce vücudun verdiği tepkiler2
- mış gibi yapmak2
- tek ayak üstünde durabilen kadın5
- bu daha büyümüyor mu diyen kız6
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i15
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- follow the cops back home3
- yedekte feyk hesap tutmak5
- üsküdar2
- işi bırakıp minik ve şirin bir kafe açmak2
- veli toplantisi4
- ona bir şeyler söyle2
- ansızın gelen benim burada ne işim var hissi4
- köprü ve otoyolların özelleştirilmesi2
- vanlı kara haydar3
- sözlük çeteleri3
- entry girerken kendini frenlemek3
- sınırsız nafaka kaldırımı insan hakları ihlalidir2
- galatasaray'ın sporting maçı kamp kadrosu4
oğuz atay'ın "tutunamayanlar" üzerine röportajı.
--spoiler--
pakize kutlunun oğuz atayla yapmış olduğu aşağıdaki röportaj yeni ortamda 30 eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır.
1970 trt roman ödülünü kazanan ilk romanınız tutunamayanlara karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. romanınızı ödüllendiren trt seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?
eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar.
oğuz atay, romanınızın yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından alışılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?
ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kütlesi bulunduğunu sanmıyorum. üstelik aydınlar, bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyeceği bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum.
tutunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?
tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.
tutunamayanlardan selim ışık kimdir?
selim ışık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, ural var; ama bütünüyle selim ışık o kadar değil. belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. herkesin tutunan olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen selim ışıkla yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. selim öldü. selimlik de ölmüştür. başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. neden yanaşsınlar? bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. henüz bir karşılık alamadım.
ya turgut özben?
turgut özbenin durumu farklı bir bakıma. turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. bu açıdan selim kadar akıllı değil. belki de turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. selimle birlikte selim öldükten sonra yola çıkıyor. son olarak bir trende görmüşler onu. belki yolculuğu bitmemiştir daha.
bir de hikâyeniz yayımlandı. yeni derginin, eylül 1972 tarihli sayısında. roman ve hikâye bağlantısı üstüne düşündükleriniz? bugün hâlâ ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?
bugünlerde hikâye yazıyorum. kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikâye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. romanın bu bakımdan hikâyeden farklı imkânları var herhalde. ikinci romanım tehlikeli oyunlarda özellikle oyun parçaları var. bunun dışında, bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.
yazarlarınızı açıklar mısınız? neden sevdiğinizi, gerekçeleriyle?
sevdiğim yazarların başında kafka ve dostoyevskiyi sayarsam, tutunamayanları okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. insanı, bu arada selim ışıkı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? gonçarovun oblomovu, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. stendhal, laclos, george eliot, henry james, melville, nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. insan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. hayatı roman olanların yazdığı pek görülmüyor.
- see more at: http://www.edebiyathaber....ine/#sthash.9phmrujq.dpuf
--spoiler--
--spoiler--
pakize kutlunun oğuz atayla yapmış olduğu aşağıdaki röportaj yeni ortamda 30 eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır.
1970 trt roman ödülünü kazanan ilk romanınız tutunamayanlara karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. romanınızı ödüllendiren trt seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?
eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar.
oğuz atay, romanınızın yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından alışılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?
ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kütlesi bulunduğunu sanmıyorum. üstelik aydınlar, bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyeceği bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum.
tutunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?
tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.
tutunamayanlardan selim ışık kimdir?
selim ışık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, ural var; ama bütünüyle selim ışık o kadar değil. belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. herkesin tutunan olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen selim ışıkla yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. selim öldü. selimlik de ölmüştür. başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. neden yanaşsınlar? bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. henüz bir karşılık alamadım.
ya turgut özben?
turgut özbenin durumu farklı bir bakıma. turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. bu açıdan selim kadar akıllı değil. belki de turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. selimle birlikte selim öldükten sonra yola çıkıyor. son olarak bir trende görmüşler onu. belki yolculuğu bitmemiştir daha.
bir de hikâyeniz yayımlandı. yeni derginin, eylül 1972 tarihli sayısında. roman ve hikâye bağlantısı üstüne düşündükleriniz? bugün hâlâ ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?
bugünlerde hikâye yazıyorum. kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikâye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. romanın bu bakımdan hikâyeden farklı imkânları var herhalde. ikinci romanım tehlikeli oyunlarda özellikle oyun parçaları var. bunun dışında, bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.
yazarlarınızı açıklar mısınız? neden sevdiğinizi, gerekçeleriyle?
sevdiğim yazarların başında kafka ve dostoyevskiyi sayarsam, tutunamayanları okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. insanı, bu arada selim ışıkı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? gonçarovun oblomovu, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. stendhal, laclos, george eliot, henry james, melville, nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. insan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. hayatı roman olanların yazdığı pek görülmüyor.
- see more at: http://www.edebiyathaber....ine/#sthash.9phmrujq.dpuf
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar