bugün
- sözlük yazarlarının kombinleri10
- kemalist dünya17
- velvet18
- nato zirvesini takip izni verilmeyen türk medyası7
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı29
- erkeklerin her işi tek elle yapabilmesi10
- birader yazar olmak13
- dilovası katliamı konuşulurken akp'lilerin gülmesi6
- bakir erkek istiyoruz kampanyası4
- canımın sürekli hamburger çekmesi5
- kadir mısıroğlu'nun soyu18
- üniversitelerin gereksiz olması9
- allah8
- galatasaray lobisi9
- türkiyede açık hava genelevi gibi6
- evlenene kadar sadece anal yapan kız3
- 2026 dünya kupası24
- cik cik vs bik bik3
- futbol19
- cemevinde hain kemal sloganları8
- amerika birleşik devletleri7
- türkiye9
- ayağımla nah çekebilme yeteneğim3
- do do do do do do do do do do do do do do do3
- seri gizli artı oy veren melek3
- egay sucukcu birader2
- aile evinde yaşamak6
- sigmund freud'un koltuğu4
- 26 haziran 20264
- ona bir şey söyle9
- millileri eleştiren kemalistlerin sus pus olması6
- macron sabah koşusu yapacak diye park kapatmak6
- devletin her şeye karışması3
- 85 milyon kişi uludağ sözlük'ü okuyor14
- karınızın adını asfalta yazar mısınız2
- biraderilli del biraderiye2
- arda güler4
- araplar puta taparken türkler tek tanrıya inanırdı8
- lahmacunu elle yiyen kız20
- kemalistler9
- atilla olgaç2
- sözlüğü bırakmak istemek3
- arda güler'in 24 yıl sonra dünya kupası golü4
- aylık 312 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- okulların kapanması3
- fakirin sevmesi hak mıdır13
- her haltı atatürkçü olanlar yiyor13
- nilsu berfin aktaş3
- 25 haziran 2026 ekvador almanya maçı3
- gönüllü moderatörlük2
özellikle evren açıklanmaya çalışılırken her daim ortaya çıkan sonsuzluk kavramı yine özellikle canımı sıkan şeylerden biri olmuştur. tamam, belki her zaman canımı sıkmıyor bu durum ve normal insanlar gibi hayatımı idame ettiriyorum kabul. yine de yalnızca bir alafranga tuvalet üstü ile kısıtlı kalmayan; kadınların neden bu kadar karmaşık ve femme fatale varlıklar olduğuna, gerçek aşkın ve sevgiyi aramanın aslında bir aptallıktan başka bir şey olmadığına ve bu yüzdendir ki çoğu zaman realizmin kollarının aslında ne kadar da sıcak, tatlı ve doğru bir yer olduğuna fakat öte yandan ara sıra sırf malum tinsel konularda aynı hatalara düşmeyeyim diye büyük bir ciddiyetle ve bağlılıkla kullandığım ve yine sırf bu yüzden ruhumun yavaş yavaş eksilerek piçleştiğini bana hissettirip beri yandan da şahsımı düşündürüp üzen bir kaçış yolu olduğuna dair düşünüşlerimden arta kalan o küçük zamanlarımda sonsuzluğun kesin ve net bir tanımı mutlaka olmalı diyorum kendi kendime. sence de var mıdır dersin?
şimdi... kafanı daha baştan sikip attıysam senden özür dileyerek konuya henüz daha yeni gelmiş bulunduğumu hatırlatarak o kallavi sonsuzluk kavramına ufaktan giriyorum.
evrenin sonsuzluğa doğru genişlediği, bir kara deliğin kütlesinin ve hacminin sonsuza doğru gittiği, mükemmel yuvarlaklıkta diye tabir edebileceğimiz bir kadın poposunun dahi hiçbir şekilde tam bir yuvarlak olmadığı ve bunu sonsuz sayıda köşegenler ile açıklayabildiğimiz bir evrende yaşıyoruz. yani evrenin mevrenin falan sonsuzluğunu geçtim, o mükemmel olarak adlandırabileceğin yuvarlak kadın poposunu bile maalesef ki ucu sivri ve keskin hatlarla ifade edebiliyoruz ve hiçbir zaman o mükemmel popoya ulaşamıyoruz. yuvarlak diye bir şey yok aslında evet. işte bazen matematik benim için böylesine katı, zavallı ve zarafetten yoksun bir şey oluyor. tabii ki genel olarak bu durum onun zarafetine gölge düşürmüyor zira öte yandan da bir çok şeyi açıklamamıza yardımcı olan da yine onun gücü ve zarafeti.
sonsuzluk dediğimiz kavramın özü aslında bambaşka bir aleme açılan bir kapı mıdır diye de düşünmüyor değilim. başka bir alem derken şunu kastetmek istiyorum: bildiğimiz sonsuzluk kavramı aslında özünde sonsuzluk olmayıp başka bir yüksek boyutlu gerçeğin bizim boyutumuza bir sonsuzluk olarak yansıması olabilir mi? işte bu durumda sonsuzluğun özünün olduğu boyutta tamamen başka kurallar geçerli oluyor haliyle. bildiğimiz matematik aynı matematik olmuyor. yani bildiğimiz matematikten tamamen uzak olan bir şey başka bir takım şeyleri tanımlayıcı bir rol üstleniyor. bu da bizi multiverselere, yani çoklu evrenlere götürüyor. tamamen farklı fizik yasalarıyla farklı matematik formüllerinin hakim olduğu, sik kadar uzun boylara sahip olup silikondan yapılmış popolarımız ile düşünüp kavisli ve seksi kafalarımız ile oturduğumuz, gezegenlerinde yer çekimi yerine yer itiminin olduğu ve zamanın tersine aktığı bünyamin battınımsı evrenler... evet tamam bu paragraf fazlasıyla şahsi bir yorum oldu, üstelik farazi bir fikir ve bir dayanağım bile yok, farkındayım. yine de ufuk açıcı bir fantezi ürünü olması bakımından bunu buraya bırakıyorum.
sonuç olarak finitizm, yani sonluluk demek aslında bir bakıma her şeyin çözülmüş olması demek değil midir? her şeyin tamamen çözülmüş olduğu ve sonlu matematiksel denklemlerle ifade edilebilen bir sistem düşün. bu durumda da eğer varsa tanrı dediğimiz kavrama da ulaşmış olmaz mıyız? artık en kadim olanı yakaladık ve her şeyin sonundayız. peki ya bundan sonrası? merak denen olgu körelip yittikten sonra neler olacağını hiç düşündün mü? sırf bu yüzden sonsuzluğun hep bildiğim sonsuzluk olarak kalmasını yeğleyebilirim ve sonluluğu kati surette istemeyebilirim. sürekli bir merak içerisinde öze ulaşmaya çalışmak bana bir insan olarak varlığımı hatırlatan yegane şey olurdu sanırım. işte sırf benim gibi zavallı bir insanın bu düşüncelerinden dolayı sonsuzluk kavramı başka bir boyuttaki bilinmeyen bir özün tezahürden çok özün tamamen kendisi olup ulaşılamayan olarak kalmaya devam edecek, etmeli de.
sanırım kafalarımız yeterince sert bir şekilde düzüldüğüne göre artık gidip kendime bir çay koyup sigara yakabilirim. zira yaşamda dengeyi korumak da çok önemli bir şey. öyle ki bir zamanlar değer verip de sevdiğim insanlar beni terk edip içimde yarattıkları sonsuz boşluklardan kendilerine hiçbir pay almadıklarında da gidip bir çay koyup sigara yakmıştım ben. hayat işte ne tuhaf, sonsuzluk falan.
şimdi... kafanı daha baştan sikip attıysam senden özür dileyerek konuya henüz daha yeni gelmiş bulunduğumu hatırlatarak o kallavi sonsuzluk kavramına ufaktan giriyorum.
evrenin sonsuzluğa doğru genişlediği, bir kara deliğin kütlesinin ve hacminin sonsuza doğru gittiği, mükemmel yuvarlaklıkta diye tabir edebileceğimiz bir kadın poposunun dahi hiçbir şekilde tam bir yuvarlak olmadığı ve bunu sonsuz sayıda köşegenler ile açıklayabildiğimiz bir evrende yaşıyoruz. yani evrenin mevrenin falan sonsuzluğunu geçtim, o mükemmel olarak adlandırabileceğin yuvarlak kadın poposunu bile maalesef ki ucu sivri ve keskin hatlarla ifade edebiliyoruz ve hiçbir zaman o mükemmel popoya ulaşamıyoruz. yuvarlak diye bir şey yok aslında evet. işte bazen matematik benim için böylesine katı, zavallı ve zarafetten yoksun bir şey oluyor. tabii ki genel olarak bu durum onun zarafetine gölge düşürmüyor zira öte yandan da bir çok şeyi açıklamamıza yardımcı olan da yine onun gücü ve zarafeti.
sonsuzluk dediğimiz kavramın özü aslında bambaşka bir aleme açılan bir kapı mıdır diye de düşünmüyor değilim. başka bir alem derken şunu kastetmek istiyorum: bildiğimiz sonsuzluk kavramı aslında özünde sonsuzluk olmayıp başka bir yüksek boyutlu gerçeğin bizim boyutumuza bir sonsuzluk olarak yansıması olabilir mi? işte bu durumda sonsuzluğun özünün olduğu boyutta tamamen başka kurallar geçerli oluyor haliyle. bildiğimiz matematik aynı matematik olmuyor. yani bildiğimiz matematikten tamamen uzak olan bir şey başka bir takım şeyleri tanımlayıcı bir rol üstleniyor. bu da bizi multiverselere, yani çoklu evrenlere götürüyor. tamamen farklı fizik yasalarıyla farklı matematik formüllerinin hakim olduğu, sik kadar uzun boylara sahip olup silikondan yapılmış popolarımız ile düşünüp kavisli ve seksi kafalarımız ile oturduğumuz, gezegenlerinde yer çekimi yerine yer itiminin olduğu ve zamanın tersine aktığı bünyamin battınımsı evrenler... evet tamam bu paragraf fazlasıyla şahsi bir yorum oldu, üstelik farazi bir fikir ve bir dayanağım bile yok, farkındayım. yine de ufuk açıcı bir fantezi ürünü olması bakımından bunu buraya bırakıyorum.
sonuç olarak finitizm, yani sonluluk demek aslında bir bakıma her şeyin çözülmüş olması demek değil midir? her şeyin tamamen çözülmüş olduğu ve sonlu matematiksel denklemlerle ifade edilebilen bir sistem düşün. bu durumda da eğer varsa tanrı dediğimiz kavrama da ulaşmış olmaz mıyız? artık en kadim olanı yakaladık ve her şeyin sonundayız. peki ya bundan sonrası? merak denen olgu körelip yittikten sonra neler olacağını hiç düşündün mü? sırf bu yüzden sonsuzluğun hep bildiğim sonsuzluk olarak kalmasını yeğleyebilirim ve sonluluğu kati surette istemeyebilirim. sürekli bir merak içerisinde öze ulaşmaya çalışmak bana bir insan olarak varlığımı hatırlatan yegane şey olurdu sanırım. işte sırf benim gibi zavallı bir insanın bu düşüncelerinden dolayı sonsuzluk kavramı başka bir boyuttaki bilinmeyen bir özün tezahürden çok özün tamamen kendisi olup ulaşılamayan olarak kalmaya devam edecek, etmeli de.
sanırım kafalarımız yeterince sert bir şekilde düzüldüğüne göre artık gidip kendime bir çay koyup sigara yakabilirim. zira yaşamda dengeyi korumak da çok önemli bir şey. öyle ki bir zamanlar değer verip de sevdiğim insanlar beni terk edip içimde yarattıkları sonsuz boşluklardan kendilerine hiçbir pay almadıklarında da gidip bir çay koyup sigara yakmıştım ben. hayat işte ne tuhaf, sonsuzluk falan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar