bugün
- kolye140
- cep telefonu16
- nokia15
- bal9
- rüzgar11
- lale13
- gemini3
- kader4
- hatay usulü soslu döner3
- inançsızlığınız ve akıl almaz gecikmeniz3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- var olmak için ne yaptınız12
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- asla evlenilmeyecek erkekler3
- kuş5
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- billie eilish'in memeleri7
- fil9
- cadılar bayramında ne olacaksınız18
- kaplan17
- evi ev yapan şeyler14
- at6
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- gece gece sinirlenmek4
- aslan15
- medine2
- bileklik19
- mavi4
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- sevgili nedir7
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- brezilya7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- gül7
- yogartiksen39
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- flamingo3
- z kusagi4
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- rüzgar türbini2
- kötüyü alaşağı etmek4
- ankara8
- istanbul esnafına selden 80 milyon tl destek3
- galatasaray19
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- pıtı atma4
- kim kimi neden sevmiyor14
- anın görüntüsü22
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
genel eğilimin aksine maddi temellerin şabloncu bir biçimde yargılanması pek fazla görülmediği halde, bu eğilim ifşa etmek gerekiyor. faşizmi şabloncu bir biçimde açıklayacak eğilimler tarihsel hatalara düşerek yanlış yollarda dolanıyor.
faşizm, bu düşünceyi savunan kitlelerin aksine genel olarak yönetimsel koşulların zorlaştığı koşullarda, mevcut koşulun egemen sınıf/sınıfların yararına çözülmesidir. devlet iktidarının çözülmeye başlandığı bu noktada egemen sınıflar kitleleri yanına alarak kendisini çözen dinamikleri cebirsel şiddet yöntemiyle yok eder. tabiki de bu kapitalist süreç içinde olur ve kapitalist sürecin egemen sınıfına göre çözümlenir. bu yapılırken sermaye birikimin oranına bakılmaz.( yani merkez kapitalist ülke olma özelliği olarak okunmasında yarar var) bakılacak tek şey kapitaist ilişkilerin yoğunluğudur ki bu neredeyse 100 yıldır dünya ölçeğinde egemenlik kazanmış bir üretim ilişkisidir. daha açıklayıcı olucak olursak, faşizm kapitalist ilişkilerin egemen olduğu her devlet yapısında görülebilir yani bunun için gelişmiş bir ülke olma sıfatı gerekmez. tarihsel bir örnek olarak ispanyol falanjlarının, arnavut faşolarının( ki arnavutluk'ta böyle geçermiş isimleri) ya da portekiz'li salazar'ın genel eğilimi hep faşizmdir ve bu ülkelerin gelişmiş birer kapitalist ülke(sermaye birikimi açısından) olduğunu söylemek sanırım tarihsel olarak deliliktir.
faşizme yukarıdaki örnekler tarzında bakarak şabloncu yaklaşmak ülke koşullarını ve şartlarını kaçırmaya neden olur. elbette ülkedeki 3-5 faşist çetenin var olması burjuvazinin genel eğilimi olarak açıklanamaz; fakat tarihsel olarak bizi vicdanımızla hesaplaşmaya sürükler.
devletin genel olarak güçlendirilmesi faşizmin yaptığı bir şeydir. devlet tüm sınıflı toplumlar tarihi boyunca baskın sınıfın ya da sınıfların diğer sınıf ya da sınıflar üstündeki örgütleniş biçimi olarak gözlenmiştir. yani kapitalist bir toplumda devleti bu tarz bir kriz içerisinde güçlendirmek gene baskın sınıf yararına yapılan bir çözümlemedir. yukarıdakilere ek olarak bu açıklayamayı yapmaktayım çünkü devletin ne olup olmadığı, hangi koşullarda ne şekilde güçlendirildiği bir muğlaklık içerisindedir.
bir üstteki girdi de bahsetmiştim, bu iki eğilim( yani ötekileştirme ve şablonlaştırma) faşizmin sınıfsal bağlarını her koşulda yok eder hatta devletin örgütleniş biçimini tarihsel olarak gerçeklerden kopararak metafiziksel anlamlar yükler. bu iki eğilime karşı olmak faşizmi daha doğru olarak tanımlamayı da beraberinde getirecektir.
faşizm, bu düşünceyi savunan kitlelerin aksine genel olarak yönetimsel koşulların zorlaştığı koşullarda, mevcut koşulun egemen sınıf/sınıfların yararına çözülmesidir. devlet iktidarının çözülmeye başlandığı bu noktada egemen sınıflar kitleleri yanına alarak kendisini çözen dinamikleri cebirsel şiddet yöntemiyle yok eder. tabiki de bu kapitalist süreç içinde olur ve kapitalist sürecin egemen sınıfına göre çözümlenir. bu yapılırken sermaye birikimin oranına bakılmaz.( yani merkez kapitalist ülke olma özelliği olarak okunmasında yarar var) bakılacak tek şey kapitaist ilişkilerin yoğunluğudur ki bu neredeyse 100 yıldır dünya ölçeğinde egemenlik kazanmış bir üretim ilişkisidir. daha açıklayıcı olucak olursak, faşizm kapitalist ilişkilerin egemen olduğu her devlet yapısında görülebilir yani bunun için gelişmiş bir ülke olma sıfatı gerekmez. tarihsel bir örnek olarak ispanyol falanjlarının, arnavut faşolarının( ki arnavutluk'ta böyle geçermiş isimleri) ya da portekiz'li salazar'ın genel eğilimi hep faşizmdir ve bu ülkelerin gelişmiş birer kapitalist ülke(sermaye birikimi açısından) olduğunu söylemek sanırım tarihsel olarak deliliktir.
faşizme yukarıdaki örnekler tarzında bakarak şabloncu yaklaşmak ülke koşullarını ve şartlarını kaçırmaya neden olur. elbette ülkedeki 3-5 faşist çetenin var olması burjuvazinin genel eğilimi olarak açıklanamaz; fakat tarihsel olarak bizi vicdanımızla hesaplaşmaya sürükler.
devletin genel olarak güçlendirilmesi faşizmin yaptığı bir şeydir. devlet tüm sınıflı toplumlar tarihi boyunca baskın sınıfın ya da sınıfların diğer sınıf ya da sınıflar üstündeki örgütleniş biçimi olarak gözlenmiştir. yani kapitalist bir toplumda devleti bu tarz bir kriz içerisinde güçlendirmek gene baskın sınıf yararına yapılan bir çözümlemedir. yukarıdakilere ek olarak bu açıklayamayı yapmaktayım çünkü devletin ne olup olmadığı, hangi koşullarda ne şekilde güçlendirildiği bir muğlaklık içerisindedir.
bir üstteki girdi de bahsetmiştim, bu iki eğilim( yani ötekileştirme ve şablonlaştırma) faşizmin sınıfsal bağlarını her koşulda yok eder hatta devletin örgütleniş biçimini tarihsel olarak gerçeklerden kopararak metafiziksel anlamlar yükler. bu iki eğilime karşı olmak faşizmi daha doğru olarak tanımlamayı da beraberinde getirecektir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar