bugün
- online listesi neden kaldırıldı6
- mansur yavaş14
- hristiyan düşüncesinin yönettiği dünya6
- yaratılışa mı yakınsınız evrim kuramına mı2
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- gocu33
- geri zekalılık belirtileri3
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat6
- en son neye çok üzüldünüz12
- tüm dünya islamcılıkla yönetiliyor olsaydı2
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- 40 yaşına gelince kadınların kartlaşması7
- herkesten nefret etmek4
- anın içindeyken o anı özleyeceğini fark etmek2
- ziyafet denince aklına sadece lahmacun gelen kıro3
- true yaşıyor mu6
- islam yekpare biçimde doğru mu sahiden3
- kimliği belirsiz cesetler artı 182
- mamudo gurban niye doğdun9
- hearts of iron 42
- bekarlığın avantajları5
- israil seviciliği5
- kara mizah2
- cem yılmaza gülenler sözlük3
- nuh ve ibrahimle yapılan antlaşma6
- başkent istanbul olsun11
- zar düşeş beyler alışverişler2
- feministlerin cevaplayamadığı soru7
- normal keki ıslak keke çevirme tekniği10
- arkadaşlar ben ayrılmak istiyorum3
- yehova şahitleri5
- ankara2
- tai'nin mutfağına konuk olmak8
- true nickli yazar23
- ibrahim'in allah'ı elestirmesi4
- her şeyin çözümü var demek4
- tablet mi pc mi telefon mu4
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- allah ı görmek3
- kendinizi on yıl sonra nerede görüyorsunuz2
- queen ravennanın cinleri5
- kadının en güzel olduğu yaş3
- yahudilerin mesih seviciliği3
- mansur yavaş'ın chp den ayrılması6
- dün gece sözlükte yaşanan akıl almaz olay9
- inci sözlük4
- 34 yaşına kadar eline erkek eli değmemiş erkek2
- kürtlerin aslında iyi olduğu gerçeği4
- hiçbir şeyi bilmeden hayvan gibi yasamak3
- amedspor6
ilkokula başladığımızda hayat ne kadar güzeldi değil mi lan? ana-babayla kalabalık kırtasiyelerde alışverişe çıkılmış o yeni kokusu üstündeki çanta, özenle ciltlenmiş kitaplar, defterler, kalem, silgi ıvır zıvır hepsi alınmıştı. ne güzeldi lan o günler. hepsini çantamıza toplayıp ağırlığından okula penguen gibi paytak paytak yürürdük. hiçbir kaygımız yoktu, annemiz vardı o bizi aç bırakmazdı, babamız vardı o bizi kimseye muhtaç etmezdi, arkadaşlarımız vardı onlar bizi severdi. sırt çantamıza "şunu olacam, bunu olacam" umutlarımızı doldurup evden çıkardık. umutlarımız o kadar çoktu ki ağırlığından çökerdik. yolumuz uzundu, acelemiz yoktu. tıngır mıngır giderdik. her sene kendimizi biraz daha tanıdık ve her sen o sırtımızdaki çanta biraz daha hafifledi. her sene umutlarımızın bir kısmını daha evde bıraktık.
bir gün eve gittik. acıkmıştık. mutfağa gittik. yemek yoktu. annemize bağırdık "biz açız!". sinirlendi kalktı iki yumurta kırdı. karnımızı doyurduk. söylenip yattı. bir gün eve gittik. acıkmıştık. mutfağa gittik. yemek yoktu. annemize bağırdık "biz açız!". ses yoktu. içeri baktık annemiz yoktu. bekledik, gelmedi. sonraki günlerde de gelmedi. öyle bir gitmişti ki belki de bize kızmıştı. sessizce bekledik. çevremizdekiler ortalığı velveleye verirken büfeye dizilmiş biblolar gibi bekledik biz. karnımızı hiç doyurmadık ve o günden beridir açız. o gün çantamızdan bir kitabı daha fırlattık yatağın altına.
bir gün babamızın yanına gittik. "okul" dedik "aidat" dedik. "yok" dedi. "şunu başardım, bunu ettim" dedik. "bana ne" dedi. su içerken bardağı elimizden düşürüp kırdık. babamızdan tokat yedik. kapı gibi babamız da o gün biraz aralandı. ve o aralıktan sızan karanlığa çantamızdan bir kitap daha attık.
bir gün sokağa oyun oynamaya çıktık. mahalle maçı vardı. "geçelim" dedik. "olmaz" dediler. "beni de mi lan?" dedik. "beceremiyorsun ki" dediler. "olsun, deneriz" dedik. kaleye geçirdiler. maç yapıldı. çok gol yedik. karşı takımdakiler dalga geçtiler bizimkiler küfür ettiler. boşver dedik. maçı bitirdik. ağır bir yenilgi aldık. çocukluk arkadaşımız. topu suratımıza gömdü. canımız yandı. ağladık. koşarak kaçtık. koşarken çantamızdan bir iki kitap daha düştü. çanta daha da hafifledi.
sonra bir kızı sevdik. derste bakıp durduk. matematiğin formüllerini yazmamız gereken kağıda onun suretinin amatör replikalarını yerleştirdik. o bize selam verince kalbimizden yükselen o duygunun dalgası altına girdik. o gülümsedikçe maveraünnehir bizim ayaklarımızın altına döküldü. o bize baktıkça ışık öyle bir kırıldı ki binbir parçaya bölündü ve her bir parça 5 temel duyumuza saplanıverdi şaşkınlıktan felç olduk. o bakana kadar kımıldayamadık. bir gün hep resmini karaladığımız defterimizde ona aşk mektubu yazdık. hayatımızın korkuyla karışık heyecan fırtınası ulaşım yollarımızı kilitlediği halde defteri ona uzattık. o şöyle bir defteri inceledi. şöyle bir göz gezdirdi konudan haberi oldu. zeki kızdı allah için. sonra yüzümüze baktı. kıpkırmızı kestik. ağzı yanlara doğru genişledi. biz kıvranırken onun suratında bir kahkaha peydah oldu tüm sınıfı doldurdu. rezil olduk. utandık. oradan kaçtık. defterimiz onda kaldı. çantamız biraz daha hafifledi.
kazandığımız okulu bitiremeden bıraktık. yenisine geçtik. bunu belki bitiririz. dışarıdaki insanlar hayatlarını birbirleriyle doldururken biz solgun bilgisayar ekranını izledik. elimiz sekmelerde gezdi. twittera baktık. belki fenomen troll oluruz diye girdiğimiz sitede 204 takipçide kalıp boktan tweetler atmıştık. facebooka tıkladık. herkes kendince muhteşemleştirdiği hayatlarından kesitleri sunarken profilimiz kimsenin bilmediği ve umursamadığı internet kültürünün en dip ürünleriyle doluydu. diğer sekmede bizi sevme hatasına düşmüş o eski sevgilinin bizden sonraki hayatını didik didik etme çalışmaları vardı. nasıl bizden sonra başkalarını severdi diye sorduk kendimize. ama nasıl bizi sevebilmişti diye cevapladık kendimizi. diğer sekmeden gelen müzik sesi içimize oturmuşken telefonumuza baktık. arayan da soran da bulamadık. arayıp soracağımız birisini de bulamadık. içimizi dökecek bir yer aradık. belki de buraya yazdık belki de canımız sıkıldığı için buraya bir öykümsü şey yazdık. ama yerde yatan sırt çantamız artık bomboş. hayattan ard arda gelen gollerin birini bile kurtaramadık. ağlayarak eve gidiyoruz. sırt çantamızda yüklendiğimiz tek şey de yenilgi
bir gün eve gittik. acıkmıştık. mutfağa gittik. yemek yoktu. annemize bağırdık "biz açız!". sinirlendi kalktı iki yumurta kırdı. karnımızı doyurduk. söylenip yattı. bir gün eve gittik. acıkmıştık. mutfağa gittik. yemek yoktu. annemize bağırdık "biz açız!". ses yoktu. içeri baktık annemiz yoktu. bekledik, gelmedi. sonraki günlerde de gelmedi. öyle bir gitmişti ki belki de bize kızmıştı. sessizce bekledik. çevremizdekiler ortalığı velveleye verirken büfeye dizilmiş biblolar gibi bekledik biz. karnımızı hiç doyurmadık ve o günden beridir açız. o gün çantamızdan bir kitabı daha fırlattık yatağın altına.
bir gün babamızın yanına gittik. "okul" dedik "aidat" dedik. "yok" dedi. "şunu başardım, bunu ettim" dedik. "bana ne" dedi. su içerken bardağı elimizden düşürüp kırdık. babamızdan tokat yedik. kapı gibi babamız da o gün biraz aralandı. ve o aralıktan sızan karanlığa çantamızdan bir kitap daha attık.
bir gün sokağa oyun oynamaya çıktık. mahalle maçı vardı. "geçelim" dedik. "olmaz" dediler. "beni de mi lan?" dedik. "beceremiyorsun ki" dediler. "olsun, deneriz" dedik. kaleye geçirdiler. maç yapıldı. çok gol yedik. karşı takımdakiler dalga geçtiler bizimkiler küfür ettiler. boşver dedik. maçı bitirdik. ağır bir yenilgi aldık. çocukluk arkadaşımız. topu suratımıza gömdü. canımız yandı. ağladık. koşarak kaçtık. koşarken çantamızdan bir iki kitap daha düştü. çanta daha da hafifledi.
sonra bir kızı sevdik. derste bakıp durduk. matematiğin formüllerini yazmamız gereken kağıda onun suretinin amatör replikalarını yerleştirdik. o bize selam verince kalbimizden yükselen o duygunun dalgası altına girdik. o gülümsedikçe maveraünnehir bizim ayaklarımızın altına döküldü. o bize baktıkça ışık öyle bir kırıldı ki binbir parçaya bölündü ve her bir parça 5 temel duyumuza saplanıverdi şaşkınlıktan felç olduk. o bakana kadar kımıldayamadık. bir gün hep resmini karaladığımız defterimizde ona aşk mektubu yazdık. hayatımızın korkuyla karışık heyecan fırtınası ulaşım yollarımızı kilitlediği halde defteri ona uzattık. o şöyle bir defteri inceledi. şöyle bir göz gezdirdi konudan haberi oldu. zeki kızdı allah için. sonra yüzümüze baktı. kıpkırmızı kestik. ağzı yanlara doğru genişledi. biz kıvranırken onun suratında bir kahkaha peydah oldu tüm sınıfı doldurdu. rezil olduk. utandık. oradan kaçtık. defterimiz onda kaldı. çantamız biraz daha hafifledi.
kazandığımız okulu bitiremeden bıraktık. yenisine geçtik. bunu belki bitiririz. dışarıdaki insanlar hayatlarını birbirleriyle doldururken biz solgun bilgisayar ekranını izledik. elimiz sekmelerde gezdi. twittera baktık. belki fenomen troll oluruz diye girdiğimiz sitede 204 takipçide kalıp boktan tweetler atmıştık. facebooka tıkladık. herkes kendince muhteşemleştirdiği hayatlarından kesitleri sunarken profilimiz kimsenin bilmediği ve umursamadığı internet kültürünün en dip ürünleriyle doluydu. diğer sekmede bizi sevme hatasına düşmüş o eski sevgilinin bizden sonraki hayatını didik didik etme çalışmaları vardı. nasıl bizden sonra başkalarını severdi diye sorduk kendimize. ama nasıl bizi sevebilmişti diye cevapladık kendimizi. diğer sekmeden gelen müzik sesi içimize oturmuşken telefonumuza baktık. arayan da soran da bulamadık. arayıp soracağımız birisini de bulamadık. içimizi dökecek bir yer aradık. belki de buraya yazdık belki de canımız sıkıldığı için buraya bir öykümsü şey yazdık. ama yerde yatan sırt çantamız artık bomboş. hayattan ard arda gelen gollerin birini bile kurtaramadık. ağlayarak eve gidiyoruz. sırt çantamızda yüklendiğimiz tek şey de yenilgi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar