bugün
- nervio'nun ateist ve ayakçı erkekle evlenmesi6
- gece gece kokoreç gömmek7
- aç uyumak10
- sevgi vs aşk9
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak10
- ilhan irem dinleyen erkek6
- hamile fotoğrafı5
- sinek as'ın sözlüğe vedası19
- geçmişe götüren şarkılar5
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek9
- ayağı şiir kokan kadın3
- açlıktan bayılmak4
- emevileri güzelleyen türk3
- terliksi hayvan'a hallenen ayak fetişisti2
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar9
- çin9
- betray me2
- evrende hareket nasıl oluyor5
- sandalet ayak bikinisidir2
- salçalı makarna10
- yarın sabah işe gidecek olmak5
- ayak paça çorbası2
- fluoksetin hidroklorur2
- silamınnn aleyykiiiimmm genşşlerr6
- bir günde 1500 kalori almak2
- kocasakal'ın istanbul barosu başkanlığı2
- moralin çok bozuk olması2
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler10
- rojin hevin berivan rojda gülizar rojbin gülistan5
- ümit kocasakal4
- fırında tavuk4
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek8
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek16
- hareket edebilen canlılar4
- 1 milyon liralık soru2
- uzun yola çıkmak2
- dünya5
- sözlükteki çiftçi yazarlar3
- dabbe 7 el nazar2
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- azad baran miran firaz şervan civan ferzan şiyar2
- turkcell2
- yuzırların yumrukları3
- soyak goztepe sitesi3
- beyoğlu2
- yaşlıların folklifte portif demesi7
- devletin galatasaray a stad yapması5
- balık yanına en yakışan çorba9
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın15
NEREYE GiDERSiN SEVDiĞiM YALNIZKEN YATAĞINDA
hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz heralde.
unutmak...
çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acılı sığınak. hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak.
geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu.
ya da yaşanacak bir şeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak.
geçmişimiz ve geleceğimizle bir kazı yerine çevirmek hayatımızı.
nasıl bir öğüt vermeliyiz kendimize?
''unut'' mu demeliyiz?
sana zevk vermiş olanları ve zevk vadedenleri unut.
hiçbir zaman yekpare bir kıta olamayıp birbirine köprülerle bağlı yüzlerce, binlerce küçük adacıktan oluşan hayatın parçalarını birbirine iliştiren köprüleri yakmalı mıyız?
hafızamızın en çok dönmek istediği mi, en çok unutmaya çalıştığımız?
en unutulmaz olan mı en unutulmak istenen?
ya da geleceğimizde en fazla zevk vaat eden mi, köprüsünün başında en uzun oyalanıp gözlerimizi kapayarak, belki ben gözlerimi açana kadar, ışıklarıyla beni çeken o adacık aklımın haritasından silinir diye beklediğimiz?
hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
unutabiliyor musunuz bari?
hayatınıza kazdığınız o çukurların etrafından dolaşıp geçebiliyor musunuz?
bir zamanlar bütün dünyayı birbirine katan o şarkıyı dinlediğinizde, sorulan sorunun cevabını verebiliyor musunuz: ''nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken?''
nerelere gidiyorsunuz yalnızken yatağınızda? en çok gitmek ve en çok kaçmak istediğiniz yere mi?
geçmişinizde en yakınınız olan ''şimdiki yabancıyı'' ya da geleceğinizde en yakınınız olabilecek ''şimdilik yabancıyı'' hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğinizde onunla birlikte giden bir şeyler olmuyor mu?
her ''unutuş'' bir ''eksiliş'' gibi gelmiyor mu size?
unuturken eksilmiyor musunuz?
ve korkmuyor musunuz, sımsıkı kapadığınızı sandığınız o sürgün kapıları bir gün aniden açılıverecek, sürgünleriniz, ''nerelere gittiğinizi'' hiç söyleyemeyeceğiniz yalnız yataklarınıza gülümseyerek geliverecekler diye?
ansızın geliveren bir zarftan çıkan haydar ergülen'in, yanına mavi çarpı atılmış şiirindeki mısralardan haberdar mısınız:
''gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır''
acıyor mu gözleriniz, göze alamadığınız yakınlıklardan?
geçmişe ya da geleceğe doğru uzanan kaç köprü yaktınız bugüne dek; hayatınızın haritasını çizerken kendi ellerinizle, sevgiyle, gülümseyişle, sevişmeyle denizlerinize kondurduğunuz kaç adanın, unutuluşun depremleriyle suların derinliğine battığına tanıklık ettiniz?
kaç adayı batırmak için kaç deprem yarattınız, bir adanın üstünü kapatsın diye depremlerinizle yükselttiğiniz o dalgalar daha başka neler yuttu sizden?
yıllar sonra bütün bu depremleri yarattığınız için affedebilecek misiniz kendinizi?
''ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak?''
acıyor mu gözleriniz?
gözlerinizi bağışlayacak ''öbür'' gözleri aramıyor musunuz?
unutulanlar arasında en zor unutulanı olan o gözleri aramıyor musunuz?
kim bağışlayacak gözlerinizi, kim bağışlayacak?
''sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şahir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim''
hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
bize zevk verenleri ya da zevk vaat edenleri unutmak, onları aklımızın haritasından silmek için.
unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek. en hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde.
ve biri soruyor bize şarkılar söyleyerek: ''nereye gidersim sevdiğim, yatağında yalnızken''
geçmiş köprüleri yakıyor, geleceğe uzanan köprülerin başında, o gelecek de kaybolsun diye bekliyoruz, geçmişi unuttuğumuz gibi geleceği de unutmaya çalışıyoruz.
zevk veren ve zevk vaat eden her şeyi unutmak için çabalayıp duruyoruz.
gözlerimiz unutmaktan ve ayrılıktan acıyor.
''biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.''
bu sessizliği kim bıraktı size?
gözleriniz birbirine değmiyorsa gecenin iki şehrinde bunun suçu kimde, neden değmiyor gözleriniz?
neden tek sözcük bile yok o konuşkan gözlerde?
geçmiş... olan her şeyi biliyor ve unutmak için kıvranarak unutuyorsunuz.
gelecek... olacak her şeyi tahmin ediyor ve kıvranarak unutmaya uğraşıyorsunuz.
iki ucunu birden yakıyorsunuz köprünüzün. nereye gider bu köprüler, kendi eksilmişliklerinizden başka?
ve sen nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken?
''iki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.''
belki dehatırladıklarımızdan ziyade unuttuklarımızı taşıyoruz şehirlerden şehirlere, '' göze alamadığımız bir şehir'' terine her şehirde, yalnız yatağımıza yattığımızda unuttuklarımıza gidiyoruz.
hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
ve bir şehirde unuttuklarımızı her şehirde hatırlıyoruz.
yekpare bir kıta değil çünkü hayat, adacıklardan oluşmuş dantelli bir harita ve unutmayla hatırlamanın med cezirlerinde, silindiğini sandığımız bir ada birden çıkıveriyor ortaya. her şehirde çıkıyor.
unutmaya çalıştıklarınız zevk verdi çünkü, unutmaya çalıştıklarınız zevk vaat etti çünkü size.
unutmak, yaşanmış ve yaşanacak olanları yok etmek, silmek haritanızı derin boşluklarla koyu lacivert noktalara boyamak ve eksilmek istiyorsunuz.
eksiliyorsunuz, ama unutabiliyor musunuz?
gözleriniz acımıyor mu gerçekten?
gözlerinizi bağışlayabildiniz mi?
peki şu şarkıyı dinliyor musunuz?
''nerelere gidersin sevdiğim, yalnızken yatağında?''
Ahmet ALTAN
hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz heralde.
unutmak...
çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acılı sığınak. hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak.
geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu.
ya da yaşanacak bir şeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak.
geçmişimiz ve geleceğimizle bir kazı yerine çevirmek hayatımızı.
nasıl bir öğüt vermeliyiz kendimize?
''unut'' mu demeliyiz?
sana zevk vermiş olanları ve zevk vadedenleri unut.
hiçbir zaman yekpare bir kıta olamayıp birbirine köprülerle bağlı yüzlerce, binlerce küçük adacıktan oluşan hayatın parçalarını birbirine iliştiren köprüleri yakmalı mıyız?
hafızamızın en çok dönmek istediği mi, en çok unutmaya çalıştığımız?
en unutulmaz olan mı en unutulmak istenen?
ya da geleceğimizde en fazla zevk vaat eden mi, köprüsünün başında en uzun oyalanıp gözlerimizi kapayarak, belki ben gözlerimi açana kadar, ışıklarıyla beni çeken o adacık aklımın haritasından silinir diye beklediğimiz?
hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
unutabiliyor musunuz bari?
hayatınıza kazdığınız o çukurların etrafından dolaşıp geçebiliyor musunuz?
bir zamanlar bütün dünyayı birbirine katan o şarkıyı dinlediğinizde, sorulan sorunun cevabını verebiliyor musunuz: ''nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken?''
nerelere gidiyorsunuz yalnızken yatağınızda? en çok gitmek ve en çok kaçmak istediğiniz yere mi?
geçmişinizde en yakınınız olan ''şimdiki yabancıyı'' ya da geleceğinizde en yakınınız olabilecek ''şimdilik yabancıyı'' hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğinizde onunla birlikte giden bir şeyler olmuyor mu?
her ''unutuş'' bir ''eksiliş'' gibi gelmiyor mu size?
unuturken eksilmiyor musunuz?
ve korkmuyor musunuz, sımsıkı kapadığınızı sandığınız o sürgün kapıları bir gün aniden açılıverecek, sürgünleriniz, ''nerelere gittiğinizi'' hiç söyleyemeyeceğiniz yalnız yataklarınıza gülümseyerek geliverecekler diye?
ansızın geliveren bir zarftan çıkan haydar ergülen'in, yanına mavi çarpı atılmış şiirindeki mısralardan haberdar mısınız:
''gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır''
acıyor mu gözleriniz, göze alamadığınız yakınlıklardan?
geçmişe ya da geleceğe doğru uzanan kaç köprü yaktınız bugüne dek; hayatınızın haritasını çizerken kendi ellerinizle, sevgiyle, gülümseyişle, sevişmeyle denizlerinize kondurduğunuz kaç adanın, unutuluşun depremleriyle suların derinliğine battığına tanıklık ettiniz?
kaç adayı batırmak için kaç deprem yarattınız, bir adanın üstünü kapatsın diye depremlerinizle yükselttiğiniz o dalgalar daha başka neler yuttu sizden?
yıllar sonra bütün bu depremleri yarattığınız için affedebilecek misiniz kendinizi?
''ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak?''
acıyor mu gözleriniz?
gözlerinizi bağışlayacak ''öbür'' gözleri aramıyor musunuz?
unutulanlar arasında en zor unutulanı olan o gözleri aramıyor musunuz?
kim bağışlayacak gözlerinizi, kim bağışlayacak?
''sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şahir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim''
hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
bize zevk verenleri ya da zevk vaat edenleri unutmak, onları aklımızın haritasından silmek için.
unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek. en hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde.
ve biri soruyor bize şarkılar söyleyerek: ''nereye gidersim sevdiğim, yatağında yalnızken''
geçmiş köprüleri yakıyor, geleceğe uzanan köprülerin başında, o gelecek de kaybolsun diye bekliyoruz, geçmişi unuttuğumuz gibi geleceği de unutmaya çalışıyoruz.
zevk veren ve zevk vaat eden her şeyi unutmak için çabalayıp duruyoruz.
gözlerimiz unutmaktan ve ayrılıktan acıyor.
''biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.''
bu sessizliği kim bıraktı size?
gözleriniz birbirine değmiyorsa gecenin iki şehrinde bunun suçu kimde, neden değmiyor gözleriniz?
neden tek sözcük bile yok o konuşkan gözlerde?
geçmiş... olan her şeyi biliyor ve unutmak için kıvranarak unutuyorsunuz.
gelecek... olacak her şeyi tahmin ediyor ve kıvranarak unutmaya uğraşıyorsunuz.
iki ucunu birden yakıyorsunuz köprünüzün. nereye gider bu köprüler, kendi eksilmişliklerinizden başka?
ve sen nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken?
''iki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.''
belki dehatırladıklarımızdan ziyade unuttuklarımızı taşıyoruz şehirlerden şehirlere, '' göze alamadığımız bir şehir'' terine her şehirde, yalnız yatağımıza yattığımızda unuttuklarımıza gidiyoruz.
hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
ve bir şehirde unuttuklarımızı her şehirde hatırlıyoruz.
yekpare bir kıta değil çünkü hayat, adacıklardan oluşmuş dantelli bir harita ve unutmayla hatırlamanın med cezirlerinde, silindiğini sandığımız bir ada birden çıkıveriyor ortaya. her şehirde çıkıyor.
unutmaya çalıştıklarınız zevk verdi çünkü, unutmaya çalıştıklarınız zevk vaat etti çünkü size.
unutmak, yaşanmış ve yaşanacak olanları yok etmek, silmek haritanızı derin boşluklarla koyu lacivert noktalara boyamak ve eksilmek istiyorsunuz.
eksiliyorsunuz, ama unutabiliyor musunuz?
gözleriniz acımıyor mu gerçekten?
gözlerinizi bağışlayabildiniz mi?
peki şu şarkıyı dinliyor musunuz?
''nerelere gidersin sevdiğim, yalnızken yatağında?''
Ahmet ALTAN
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar