bugün
- niğde de restorana girip dayak yemek5
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız5
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- apo piçtir piç kalacak8
- özel mesajları ifşa edecek kadar ucuz olmak5
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var7
- sadece yemek konuşan erkek3
- pornonun zararları4
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- keloğlanın sultanın kızına kafayı takması2
- türklerin en sevdiğiniz yönü2
- skoda fabia alınır mı5
- filenin sultanları yarı finalde8
- yazdıkları okunmayan efsane yazar2
- doların sadece türkiye de yükseldiğini sanan solcu2
- motorine 8 24 tl zam gelmesi10
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- makarna tabağı2
- akrabalardan nefret etme sebepleri3
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- hep kaybeden tarafı savunmak5
- habire1221
- mantı9
- devlet bahçeli8
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar4
- sarapci koala'nın radikalkemalist'e aktroll demesi4
- gecenin nostaljik şarkısı2
- bir bela geliyor8
- dededen beri aynı partiyi desteklemekle övünmek2
- uçan adam sabri'ye ne oldu5
- batının ahlaksızlığı safsatası3
- ellerim bos gonlum hos29
- sarapci koala64
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- arif kocabıyık16
- saraca093
- and the oscar goes to6
- ağır hasarlı araç satmak2
- kolları façalı bir kıza aşık olmak4
- lahmacun9
- kız arkadaşı kerhaneye götürmek3
- suşiyi sadece kadınların çok sevmesi5
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- bugün kaç para harcadınız2
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı6
- trakyalı yazarlar6
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- kedilerin ruh hastası olması4
- ay diyen erkek9
-ya offf yaaa.
bu sesle uyandım. yılların verdiği birikim ile biliyordum ki "ya" ile başlayan cümleler iyiye işaret olmazdı. hele ki arkasından "off" geliyorsa kesinlikle sıkıntılı bir durum mevcut demekti. hele ki bir de bu kelimeleri sandviç gibi bir "yaa" ile daha bitiriyorsa, her an büyük bir kaos çıkabilirdi.
uyuyor numarası yapmaya başladım. bu sefer daha yüksek bir "yaaa offf yaaaa" duydum. bu sefer ki yaa off yaa erkeğinin kendisi ile ilgilenmesi için uyandırmaya çalışan bir dişi mesajıydı. mesajı algılayıp uyanıyor numarası yaparak uyandım.
vendetta: günaydınnnnn.
sevgili: ya vendetta giyecek hiç bir şeyim kalmamış yaa.
vendetta: aşkım daha geçenlerde aldık ya. taksitleri bitmedi daha.
sevgili: off aşkım. onun üstünden aylar geçti. hadi kalk kahvaltı yapalım da alışverişe gidelim.
hmmm. mevzu çok derin. onun üstünden aylar geçti mi gerçekten? zaman nasıl akıp gidiyor. alışveriş mi? yılların verdiği deneyim ile öğrenmiştim bunu. insanların bir şeyler alarak karşılığında para verdiği olaylar bütününe alışveriş deniyordu. ama ben alışverişe bir türlü alışamıyordum. hele ki alış kısmı başkasına veriş kısmı bana aitse, daha bir alışamıyordum. tam olarak alışveriş kavramının sınırlarını da bilemiyordum. mesela sevgili eşimin aldığı bir kıyafet alışveriş olurken, benim takımıma destek için aldığım forma boşa giden para olarak adlandırılıyordu. sırf oyun oynayabilmek adına sevgili eşimin aldığı cep telefonu alışveriş adı altında değerlendirilirken benim aldığım soccer oyunu "sen çocuk musun?" sorusu altında işlem görüyordu. (bu arada soccer oyunu ile anlatmak istediğim şey şu linkte: http://www.internetoyunca...si-futbol-oyunu-orta.html )
kalktım. dişimi fırçaladım, bir iki şey atıştırdım ve giyinmek için odamıza döndüm. merhaba 6 kapaklı dolabımız. bugün bana ne gibi giyecekler sunacaksın acaba? altlı üstlü iki bölümden oluşan dolabım benim. tam 12 adet kocaman bölmelere sahipsin. bir akşam üstü alışveriş ritüelinin kaçınılmaz sonucuydun sen. sevgilim seni almaya (alış) karar verdiğinde ben verme (veriş) konusunda çok mesafeli yaklaşmıştım aslında. şimdi düşünüyorum da iyi ki seni almışız.
sevgilime ait 11 bölümü geçtikten sonra duvar tarafına sıkıştırılmış olan kendi bölmemi yavaşça açtım. o bir tanecik bölmede montlarım, gömleklerim takım elbiselerimle göz göze geldim. alttaki ölü kısımdan bir adet çorap seçtim. hmmm ben ne zaman yeşil çorap almışım acaba? ulan bu çorap benim değil ki. demek ki tehlike çanları senin için de çalmaya başlamış sevgili dolabım. sevgilim 11 bölmeye sığmamış benim 1 bölmeme kendi çoraplarını da koymuş. durumu değerlendirmeye aldım. eğer ki 6-6 bölmelerle başladığımız dolabımda 1 bölmeye sahip olmam dışında çorapların neden burada olduğunu sorsam yeni bir dolap alış verişinin fitilini yakacağımı fark ettim. sessizce giyindim ve arabaya indim.
arabayı ısıtma görevimi ifa etmeye başlamıştım ki aklıma somali geldi. dolabımızı oraya ışınlayacak bir şey icat edebilseydim, somalideki insanlar kıyafet fazlalığından çoraplarımı yemeye başlayabilirlerdi. kapının açılma sesiyle kendime geldim. sanki bir taksiciymişim gibi "kayseri park" dedi. alış veriş merkezinin önüne geldiğimizde taksicilik görevi üstüme yapışmıştı.
arabayla alış veriş merkezinden içeri girdim. iki girişin hangisinden girmemiz gerektiğini kestiremedim. "hangi kapıda inersiniz?" dedim. "mango bu tarafta ya hayatım." dedi. arabayı park ettim. mango. kadınlarda hipnoz etkisi yaratan, bende tadını bilmediğim bir meyve olarak kodlanmış 5 harfli kabusum. tek sevdiğim yanı girişte solda ki ilk mağaza olması.
mangonun içinde gezinmeye başladım. alacaklarımı somaliye yapılacak bir yatırımmış gibi düşünmeye çalıştım. arada bir: çok yakışmış, sanki senin için dikilmiş, off aşkım çok güzel oldun, bence bunu kesinlikle almalıyız, gibi onaylama cümleleri ile alışverişi mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştım. aynı zamanda ilgili bir erkek gibi görünmemi de sağlıyordu. içeride geçen yaklaşık bir saat sonra asli görevim için kasaya davet edildim.
kasiyer: toplam 387 tl.
vendetta: kredi kartımdan çekebilir misiniz?
kasiyer: 9 taksit yapıyorum o zaman.
9 taksit dediğinde düşüncelere flaşbek yaptım. 9 ayda bir çocuk sahibi olabilirdik. seçimler yapılmış hükümet değişmiş olabilirdi. mevsimler geçerdi. içinde bulunduğumuz yıldan çıkıp başka yıla girebilirdik. asker kaçağı bir üniversite mezunu yakalanıp askere gidebilirdi. terhisini alıp dönebilirdi. anlattığı askerlik anıları ile arkadaşlarını 3 ay önce bunaltmış olabilirdi. walking dead dizisinin yeni sezonu izlenip bitebilirdi. belki dizi final bile yapabilirdi. ve bütün bunlar olurken hala taksitlerimiz devam ediyor olabilirdi.
"tamam yapın." dedim. düşüncelerden kurtulamıyordum. kulağıma gelen lazım sesiyle düşünceler dünyasından uyandım.
+ he aşkım anlamadım, ne dedin?
-dolap dedim hayatım. bir dolap daha mı alsak? sığmıyoruz buna.
sığmıyor muyuz? "sığmıyorsun aslında aşkım" demek istedim. ama demedim. bunun denmemesi gerektiğini öğrenecek kadar evli kalmıştım. yeni bir dolap fikri demek, yeni "yaa off yaa"lar ile uyanmak demekti. yeni taksicilikler, yeni mangolar demekti. somali geldi aklıma, gülümsedim...
bu sesle uyandım. yılların verdiği birikim ile biliyordum ki "ya" ile başlayan cümleler iyiye işaret olmazdı. hele ki arkasından "off" geliyorsa kesinlikle sıkıntılı bir durum mevcut demekti. hele ki bir de bu kelimeleri sandviç gibi bir "yaa" ile daha bitiriyorsa, her an büyük bir kaos çıkabilirdi.
uyuyor numarası yapmaya başladım. bu sefer daha yüksek bir "yaaa offf yaaaa" duydum. bu sefer ki yaa off yaa erkeğinin kendisi ile ilgilenmesi için uyandırmaya çalışan bir dişi mesajıydı. mesajı algılayıp uyanıyor numarası yaparak uyandım.
vendetta: günaydınnnnn.
sevgili: ya vendetta giyecek hiç bir şeyim kalmamış yaa.
vendetta: aşkım daha geçenlerde aldık ya. taksitleri bitmedi daha.
sevgili: off aşkım. onun üstünden aylar geçti. hadi kalk kahvaltı yapalım da alışverişe gidelim.
hmmm. mevzu çok derin. onun üstünden aylar geçti mi gerçekten? zaman nasıl akıp gidiyor. alışveriş mi? yılların verdiği deneyim ile öğrenmiştim bunu. insanların bir şeyler alarak karşılığında para verdiği olaylar bütününe alışveriş deniyordu. ama ben alışverişe bir türlü alışamıyordum. hele ki alış kısmı başkasına veriş kısmı bana aitse, daha bir alışamıyordum. tam olarak alışveriş kavramının sınırlarını da bilemiyordum. mesela sevgili eşimin aldığı bir kıyafet alışveriş olurken, benim takımıma destek için aldığım forma boşa giden para olarak adlandırılıyordu. sırf oyun oynayabilmek adına sevgili eşimin aldığı cep telefonu alışveriş adı altında değerlendirilirken benim aldığım soccer oyunu "sen çocuk musun?" sorusu altında işlem görüyordu. (bu arada soccer oyunu ile anlatmak istediğim şey şu linkte: http://www.internetoyunca...si-futbol-oyunu-orta.html )
kalktım. dişimi fırçaladım, bir iki şey atıştırdım ve giyinmek için odamıza döndüm. merhaba 6 kapaklı dolabımız. bugün bana ne gibi giyecekler sunacaksın acaba? altlı üstlü iki bölümden oluşan dolabım benim. tam 12 adet kocaman bölmelere sahipsin. bir akşam üstü alışveriş ritüelinin kaçınılmaz sonucuydun sen. sevgilim seni almaya (alış) karar verdiğinde ben verme (veriş) konusunda çok mesafeli yaklaşmıştım aslında. şimdi düşünüyorum da iyi ki seni almışız.
sevgilime ait 11 bölümü geçtikten sonra duvar tarafına sıkıştırılmış olan kendi bölmemi yavaşça açtım. o bir tanecik bölmede montlarım, gömleklerim takım elbiselerimle göz göze geldim. alttaki ölü kısımdan bir adet çorap seçtim. hmmm ben ne zaman yeşil çorap almışım acaba? ulan bu çorap benim değil ki. demek ki tehlike çanları senin için de çalmaya başlamış sevgili dolabım. sevgilim 11 bölmeye sığmamış benim 1 bölmeme kendi çoraplarını da koymuş. durumu değerlendirmeye aldım. eğer ki 6-6 bölmelerle başladığımız dolabımda 1 bölmeye sahip olmam dışında çorapların neden burada olduğunu sorsam yeni bir dolap alış verişinin fitilini yakacağımı fark ettim. sessizce giyindim ve arabaya indim.
arabayı ısıtma görevimi ifa etmeye başlamıştım ki aklıma somali geldi. dolabımızı oraya ışınlayacak bir şey icat edebilseydim, somalideki insanlar kıyafet fazlalığından çoraplarımı yemeye başlayabilirlerdi. kapının açılma sesiyle kendime geldim. sanki bir taksiciymişim gibi "kayseri park" dedi. alış veriş merkezinin önüne geldiğimizde taksicilik görevi üstüme yapışmıştı.
arabayla alış veriş merkezinden içeri girdim. iki girişin hangisinden girmemiz gerektiğini kestiremedim. "hangi kapıda inersiniz?" dedim. "mango bu tarafta ya hayatım." dedi. arabayı park ettim. mango. kadınlarda hipnoz etkisi yaratan, bende tadını bilmediğim bir meyve olarak kodlanmış 5 harfli kabusum. tek sevdiğim yanı girişte solda ki ilk mağaza olması.
mangonun içinde gezinmeye başladım. alacaklarımı somaliye yapılacak bir yatırımmış gibi düşünmeye çalıştım. arada bir: çok yakışmış, sanki senin için dikilmiş, off aşkım çok güzel oldun, bence bunu kesinlikle almalıyız, gibi onaylama cümleleri ile alışverişi mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştım. aynı zamanda ilgili bir erkek gibi görünmemi de sağlıyordu. içeride geçen yaklaşık bir saat sonra asli görevim için kasaya davet edildim.
kasiyer: toplam 387 tl.
vendetta: kredi kartımdan çekebilir misiniz?
kasiyer: 9 taksit yapıyorum o zaman.
9 taksit dediğinde düşüncelere flaşbek yaptım. 9 ayda bir çocuk sahibi olabilirdik. seçimler yapılmış hükümet değişmiş olabilirdi. mevsimler geçerdi. içinde bulunduğumuz yıldan çıkıp başka yıla girebilirdik. asker kaçağı bir üniversite mezunu yakalanıp askere gidebilirdi. terhisini alıp dönebilirdi. anlattığı askerlik anıları ile arkadaşlarını 3 ay önce bunaltmış olabilirdi. walking dead dizisinin yeni sezonu izlenip bitebilirdi. belki dizi final bile yapabilirdi. ve bütün bunlar olurken hala taksitlerimiz devam ediyor olabilirdi.
"tamam yapın." dedim. düşüncelerden kurtulamıyordum. kulağıma gelen lazım sesiyle düşünceler dünyasından uyandım.
+ he aşkım anlamadım, ne dedin?
-dolap dedim hayatım. bir dolap daha mı alsak? sığmıyoruz buna.
sığmıyor muyuz? "sığmıyorsun aslında aşkım" demek istedim. ama demedim. bunun denmemesi gerektiğini öğrenecek kadar evli kalmıştım. yeni bir dolap fikri demek, yeni "yaa off yaa"lar ile uyanmak demekti. yeni taksicilikler, yeni mangolar demekti. somali geldi aklıma, gülümsedim...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar