bugün
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı6
- şikeci amedspor4
- damarsız tüysüz manisa yaprağı16
- atatürk'e alerjisi olan tipler4
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- sıpsıkıcı olmanız2
- sırrı süreyya önder28
- bazı şarkıları dinlemekten korkmak4
- osmanlı'ya alerjisi olan tipler4
- sözler köşkü3
- fasulyeyi akşamdan suya koyan erkek5
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- ismet gürbüz ile 81 günde 81 ili dolaşmak3
- oha doğum günüm yarın2
- osmanlı torunuyum diye gezen çomar4
- suat usta2
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- mankenlikten şarkıcılığa transfer olan ünlüler2
- silver ile evlenecek erkek52
- sevgiliyle yaşamanın normalleştirilmesi4
- askerde sözlüğe girmek2
- rafael leao victor osimhen leroy sane11
- tutmayan başlık açma rehberi7
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası25
- adem ve havva'nın yasak ağaca el sürmesi3
- kalabalık umumi tuvalette penislerin çarpışması5
- karısı kızı feto evlerine gitmiş çomar2
- yakışıklı olup sevgilisi olmayan erkek3
- askerlik anıları6
- türk bayrağı2
- dün gece ne oldu12
- sarapci koala58
- abdülhamit han dönemi çözüm süreci fotoğrafı4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- 6 kişi öldü diye yas ilan edilmez3
- galatasaray neden transfer yapamıyor2
- sözlükteki linç kültürü12
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- hristolojiye göre kıyamet alametleri5
- kürt kızlarının güzel olması2
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- bahçeli'nin spor kisvesi açıklaması2
- elinin içine hapşıran insan5
- avokadonun turkçesinin taşak olması4
- erecto dos andreas biraderitos3
- sözlükteki linç tayfa6
- koreli erkeklerin türk kızlarından güzel olması4
Kamlançu ülkesine bahar gelip de kuşlar ötüşmeye başlayınca, ağaçlarda ve yerlerde çiçekler açınca Yüzbaşı Burkay yine o büyük çam ağacının yanına geldi. Parlak bakışlı, ay yüzlü kızı orada gördü. Yüreğine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. Ona yaklaşıp şöyle dedi: Yüzün aya benziyor. Kaşın yaya benziyor. Gözlerin yeşil alası. Saçların arslan yelesi. Yürüyüşün turna gibi. Salınışın suna gibi. Hangi yerden, kaynaktansın? Hangi boydan, oymaktansın?
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız bir şey söylemedi. Yalnız gözlerini kaldırarak Burkaya baktı. Bu bakışla onun kanını kaynattı. Yüreğini oynattı. içine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. Kıza şöyle dedi: Bakışların ışık mı? Saçların sarmaşık mı? Yıldız mısın, güneş mi? Alev misin, ateş mi? Neden sessiz bakıyorsun? Beni niçin yakıyorsun? Çiçek gibi her bir yanın. Söyle, nedir senin adın, sanın?
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız bir şey söylemedi. Gülümseyerek Burkaya baktı. Bu bakışla onun aklını başından aldı. Yüreğini derde saldı. içine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. Kıza şöyle dedi: Beni niçin üzüyorsun? Gözlerini süzüyorsun. Kirpiklerin paralıyor. Bakışların yaralıyor. Rengin sanki çiçekten. Bilmem hangi çiçekten? ister darıl, ister kız. Tek adını söyle kız!
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız gözlerini Burkayın gözlerine dikti. Kayalardan dökülen suların, kırlarda esen rüzgarın, ormanda öten kuşların sesinden daha güzel sesiyle şöyle dedi: Beşbalıkta doğdumsa da Karluk kızıyım. Nice erin yüreğinde saklı sızıyım. Yüreğine od düştüyse zorlayıp söndür. Bilen bilir; adım,sanım: Açığma-Kündür. Ölmemeyi istiyorsan yaklaşma bana. Belam çoktur, görünmeden dokunur sana
Burkayın yüreğine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. iyi yürekli kişi idi. Tanrıya ve insanlara karşı suç işlememişti. Tapıncağa gidip Tanrıya yalvardı. Tanrım! Yüreğimdeki odu söndür dedi.
Kırk gün büyük çam ağacının yanına gitti. Her gidişte Açığma-Künü orada gördü. Her gidişte içindeki ateş yalazlandı. Her dönüşte tapıncakta Tanrıya yalvardı. Her yalvarıştan sonra bir daha çam ağacının yanına gitmemeye karar verdi. Fakat güneşin her yeni doğuşunda kızın hasretine dayanamadı. Verdiği kararı unutup çam ağacının yanına geldi. Kızın yeşil ala gözleriyle büyülenip kendinden geçti.
Kırk birinci gün çam ağacının yanına gelince kızı bulamadı. Gözleri bulandı. Yüreği yandı. içi sıkıntıyla doldu. Gün batıncaya kadar bekledi. Açığma-Kün gelmeyince onu çam ağacına sordu. Ağaç ah edip ağladı. Onu ben de bekliyorum. Artık gelip bana yaslanmayacak dedi.. Yaprakları dökülüp kurudu. Uçan bir akdoğan ah edip ağladı. Onu ben de bekliyorum. Artık gelip beni koluna almayacak dedi. Kanatları çırpmaz olup otlara düştü, öldü. Yeşil otlara sordu. Otlar ah edip ağladılar. Onu biz de bekliyoruz. Artık gelip bizi çiğnemeyecek dediler. Yanıp duman oldular.
Burkay bezginleşip yerine ,yurduna döndü. Açığma-Künden başka bir şey düşünmez oldu. Tapıncağa gidip yalvardı, olmadı. Ekşi kımız içip esridi, kar etmedi. Tatlı şarap içip kendinden geçti, fayda vermedi. Kağan savaş açınca o da katıldı. Ölmek için atına zırhsız bindi. Oklar sağından solundan uçtu; biri değmedi. Kalkansız, tulgasız vuruştu. Kılıçlar sağından,solundan geçti; biri vurmadı.
Yine yurduna döndü. Açığma-Künden başka bir şey düşünmez oldu. Benzi sarardı. Hasta olup yatağa düştü. Burkayın iyi yürekli bir evdeşi vardı. Erkeği iyi olsun diye okuyucular, bakıcılar, kamlar, bakşılar getirtti. Hiçbir ilaç, dua, hiçbir büyü fayda vermedi.. Günden güne eridi, soldu, bitti. Ölecek hale geldi. Bir gece Açığma-Künün adını sayıklayınca kadın işi anladı. Bütün Kamlançuya adamlar çıkarttı. Kırk gün aradılar, taradılar. Açığma-Kün bulunmadı. Bir gün ihtiyar, çirkin bir büyücü kadın geldi. Bunun derdine ancak Kilimbi çare bulabilir. O, şeytanların akıllısıdır dedi. Burkayı şeytan Kilimbiye götürdü. Burkay ona yüreğini açtı. Sevdiği kızı anlattı. Bana onu verirsen senin ordunda çeri olurum dedi. Kilimbi başını salladı. Yüreğin büyük derde girmiş. Kurtulmak zor. Buna çareyi bulsa bulsa Şeytanlar Başı Madar bulur dedi. Burkayın içi yandı. Gözü dumanlandı. Hiçbir çare yok mu diye sordu. Madar, başını salladı. Ellerini açtı. Var dedi. Eğer evdeşini götürüp Ejderler Kağanı Narantaya kurban adarsan Açığma-Künü kaybettiğin yerde bulursun.
Burkay hiçbir şey düşünmeden kabul etti. Gözünü sevda bürümüş, kanına çılgınlık yürümüştü. Evdeşini Narantaya adak verdi. Naranta, onu öldürüp yedi. Kadın ölürken ellerini göğe kaldırıp beddua etti: Burkay! iyiliğe kemlik ettin. Tanrı seni bedbaht etsin. Kıyamete kadar, dünyaya her gelişinde ruhun ıztırap içinde çalkalansın dedi.
Tanrı bu dileği kabul etti.
Burkay, şeytan Madarın dediklerini yaptıktan sonra çam ağacının olduğu yere gitti. Kız gitti diye yaprakları dökülüp kuruyan çam yine yeşermişti. Açığma-Kün onun gövdesine yaslanarak duruyordu. Burkay yaklaşıp şöyle dedi: Nerede kaldın ay bakışlı? Neden gittin inci dişli? Senin için hasta düştüm. Eller gezip dağlar aştım. Artık bana varmaz mısın? Derdime em vermez misin? Gel,benim ol çiçek yüzlüm! ipek saçlım, ışık gözlüm!
Açığma-Kün bir şey demedi. Büyülü gözlerle Burkaya bakarak gülümsedi. Burkayın aklı başından gitti. Az kaldı kımız gibi eriyip akacaktı. Kıza yaklaşarak sıkı sıkı tuttu. Çiçek kokan yüzünü öptü. Onu evine getirip eş edindi. Fakat bununla derdi bitmedi. Açığma-Künü her gün biraz daha çok sevdi. Öpmekle doyamadı. Sevmekle kanmadı. Uçan kuştan kıskandı. Esintiden yüksündü. Sen insan değilsin. Peri Kan Katunsun dedi. Sevgisi durulmadı. Arzusu kırılmadı. Öpmekle kanmaz oldu. Sevgisi dinmez oldu.
"Sen Peri Kan Katun değilsin. Tanrı Katunsun" dedi.
Bir gün ihtiyar, çirkin büyücü kadın yine geldi. Bunun derdine ancak Madar çare bulabilir dedi. Birlikte Madara gittiler. Madar güldü. Sen Nızvanı cehennemine düşmüşsün. Eğer o da sana bir defa seni seviyorum derse bundan kurtulursun dedi.
Burkay yurduna döndü. Açığma-Küne Beni seviyor musun? diye sordu. Kadın, saçlarıyla onu sararak ne soracağını unutturdu. Bir ay geçti. Burkay Beni seviyor musun? diye yine sordu. Kadın onu öperek ne soracağını unutturdu.
Böyle aylar geçti. Yıllar geçti. Burkay sevgiden çılgına döndü. Iztırap ıztırap üstüne, keder keder üstüne çekti. Hekimler geldi, ilaç bulamadı. Bakşılar geldi, çare edemedi. Seni ancak ölüm kurtarır. Açığma-Kün, Tanrının cezasıdır dediler. Burkay büyük ıztıraplar içinde öldü. Ölürken yine Beni seviyor musun? diye sordu. Kadın onu saçlarıyla sardı, kollarıyla sıktı, öptü. Fakat bir şey demedi .Burkayın öldüğünü görünce gözleri yaşardı. inci gibi yaşlar aktı. Iztırap çekiyorum diye inledi. Fakat Ben de seni seviyorum demedi.
Burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. Her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, Açığma-Künü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. Iztırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun diye inliyor. O günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde Burkay her bahar orada ağlıyor. Yanında duran Açığma-Kün Sus sus, ben de ıztırap çekiyorum diye yanıp yakılıyor. Fakat Ben de seni seviyorum demiyor ve yıllar böylece akıp geçiyor.
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız bir şey söylemedi. Yalnız gözlerini kaldırarak Burkaya baktı. Bu bakışla onun kanını kaynattı. Yüreğini oynattı. içine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. Kıza şöyle dedi: Bakışların ışık mı? Saçların sarmaşık mı? Yıldız mısın, güneş mi? Alev misin, ateş mi? Neden sessiz bakıyorsun? Beni niçin yakıyorsun? Çiçek gibi her bir yanın. Söyle, nedir senin adın, sanın?
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız bir şey söylemedi. Gülümseyerek Burkaya baktı. Bu bakışla onun aklını başından aldı. Yüreğini derde saldı. içine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. Kıza şöyle dedi: Beni niçin üzüyorsun? Gözlerini süzüyorsun. Kirpiklerin paralıyor. Bakışların yaralıyor. Rengin sanki çiçekten. Bilmem hangi çiçekten? ister darıl, ister kız. Tek adını söyle kız!
Parlak bakışlı, ay yüzlü kız gözlerini Burkayın gözlerine dikti. Kayalardan dökülen suların, kırlarda esen rüzgarın, ormanda öten kuşların sesinden daha güzel sesiyle şöyle dedi: Beşbalıkta doğdumsa da Karluk kızıyım. Nice erin yüreğinde saklı sızıyım. Yüreğine od düştüyse zorlayıp söndür. Bilen bilir; adım,sanım: Açığma-Kündür. Ölmemeyi istiyorsan yaklaşma bana. Belam çoktur, görünmeden dokunur sana
Burkayın yüreğine od düştü. Yer yüzü gözüne karanlık oldu. iyi yürekli kişi idi. Tanrıya ve insanlara karşı suç işlememişti. Tapıncağa gidip Tanrıya yalvardı. Tanrım! Yüreğimdeki odu söndür dedi.
Kırk gün büyük çam ağacının yanına gitti. Her gidişte Açığma-Künü orada gördü. Her gidişte içindeki ateş yalazlandı. Her dönüşte tapıncakta Tanrıya yalvardı. Her yalvarıştan sonra bir daha çam ağacının yanına gitmemeye karar verdi. Fakat güneşin her yeni doğuşunda kızın hasretine dayanamadı. Verdiği kararı unutup çam ağacının yanına geldi. Kızın yeşil ala gözleriyle büyülenip kendinden geçti.
Kırk birinci gün çam ağacının yanına gelince kızı bulamadı. Gözleri bulandı. Yüreği yandı. içi sıkıntıyla doldu. Gün batıncaya kadar bekledi. Açığma-Kün gelmeyince onu çam ağacına sordu. Ağaç ah edip ağladı. Onu ben de bekliyorum. Artık gelip bana yaslanmayacak dedi.. Yaprakları dökülüp kurudu. Uçan bir akdoğan ah edip ağladı. Onu ben de bekliyorum. Artık gelip beni koluna almayacak dedi. Kanatları çırpmaz olup otlara düştü, öldü. Yeşil otlara sordu. Otlar ah edip ağladılar. Onu biz de bekliyoruz. Artık gelip bizi çiğnemeyecek dediler. Yanıp duman oldular.
Burkay bezginleşip yerine ,yurduna döndü. Açığma-Künden başka bir şey düşünmez oldu. Tapıncağa gidip yalvardı, olmadı. Ekşi kımız içip esridi, kar etmedi. Tatlı şarap içip kendinden geçti, fayda vermedi. Kağan savaş açınca o da katıldı. Ölmek için atına zırhsız bindi. Oklar sağından solundan uçtu; biri değmedi. Kalkansız, tulgasız vuruştu. Kılıçlar sağından,solundan geçti; biri vurmadı.
Yine yurduna döndü. Açığma-Künden başka bir şey düşünmez oldu. Benzi sarardı. Hasta olup yatağa düştü. Burkayın iyi yürekli bir evdeşi vardı. Erkeği iyi olsun diye okuyucular, bakıcılar, kamlar, bakşılar getirtti. Hiçbir ilaç, dua, hiçbir büyü fayda vermedi.. Günden güne eridi, soldu, bitti. Ölecek hale geldi. Bir gece Açığma-Künün adını sayıklayınca kadın işi anladı. Bütün Kamlançuya adamlar çıkarttı. Kırk gün aradılar, taradılar. Açığma-Kün bulunmadı. Bir gün ihtiyar, çirkin bir büyücü kadın geldi. Bunun derdine ancak Kilimbi çare bulabilir. O, şeytanların akıllısıdır dedi. Burkayı şeytan Kilimbiye götürdü. Burkay ona yüreğini açtı. Sevdiği kızı anlattı. Bana onu verirsen senin ordunda çeri olurum dedi. Kilimbi başını salladı. Yüreğin büyük derde girmiş. Kurtulmak zor. Buna çareyi bulsa bulsa Şeytanlar Başı Madar bulur dedi. Burkayın içi yandı. Gözü dumanlandı. Hiçbir çare yok mu diye sordu. Madar, başını salladı. Ellerini açtı. Var dedi. Eğer evdeşini götürüp Ejderler Kağanı Narantaya kurban adarsan Açığma-Künü kaybettiğin yerde bulursun.
Burkay hiçbir şey düşünmeden kabul etti. Gözünü sevda bürümüş, kanına çılgınlık yürümüştü. Evdeşini Narantaya adak verdi. Naranta, onu öldürüp yedi. Kadın ölürken ellerini göğe kaldırıp beddua etti: Burkay! iyiliğe kemlik ettin. Tanrı seni bedbaht etsin. Kıyamete kadar, dünyaya her gelişinde ruhun ıztırap içinde çalkalansın dedi.
Tanrı bu dileği kabul etti.
Burkay, şeytan Madarın dediklerini yaptıktan sonra çam ağacının olduğu yere gitti. Kız gitti diye yaprakları dökülüp kuruyan çam yine yeşermişti. Açığma-Kün onun gövdesine yaslanarak duruyordu. Burkay yaklaşıp şöyle dedi: Nerede kaldın ay bakışlı? Neden gittin inci dişli? Senin için hasta düştüm. Eller gezip dağlar aştım. Artık bana varmaz mısın? Derdime em vermez misin? Gel,benim ol çiçek yüzlüm! ipek saçlım, ışık gözlüm!
Açığma-Kün bir şey demedi. Büyülü gözlerle Burkaya bakarak gülümsedi. Burkayın aklı başından gitti. Az kaldı kımız gibi eriyip akacaktı. Kıza yaklaşarak sıkı sıkı tuttu. Çiçek kokan yüzünü öptü. Onu evine getirip eş edindi. Fakat bununla derdi bitmedi. Açığma-Künü her gün biraz daha çok sevdi. Öpmekle doyamadı. Sevmekle kanmadı. Uçan kuştan kıskandı. Esintiden yüksündü. Sen insan değilsin. Peri Kan Katunsun dedi. Sevgisi durulmadı. Arzusu kırılmadı. Öpmekle kanmaz oldu. Sevgisi dinmez oldu.
"Sen Peri Kan Katun değilsin. Tanrı Katunsun" dedi.
Bir gün ihtiyar, çirkin büyücü kadın yine geldi. Bunun derdine ancak Madar çare bulabilir dedi. Birlikte Madara gittiler. Madar güldü. Sen Nızvanı cehennemine düşmüşsün. Eğer o da sana bir defa seni seviyorum derse bundan kurtulursun dedi.
Burkay yurduna döndü. Açığma-Küne Beni seviyor musun? diye sordu. Kadın, saçlarıyla onu sararak ne soracağını unutturdu. Bir ay geçti. Burkay Beni seviyor musun? diye yine sordu. Kadın onu öperek ne soracağını unutturdu.
Böyle aylar geçti. Yıllar geçti. Burkay sevgiden çılgına döndü. Iztırap ıztırap üstüne, keder keder üstüne çekti. Hekimler geldi, ilaç bulamadı. Bakşılar geldi, çare edemedi. Seni ancak ölüm kurtarır. Açığma-Kün, Tanrının cezasıdır dediler. Burkay büyük ıztıraplar içinde öldü. Ölürken yine Beni seviyor musun? diye sordu. Kadın onu saçlarıyla sardı, kollarıyla sıktı, öptü. Fakat bir şey demedi .Burkayın öldüğünü görünce gözleri yaşardı. inci gibi yaşlar aktı. Iztırap çekiyorum diye inledi. Fakat Ben de seni seviyorum demedi.
Burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. Her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, Açığma-Künü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. Iztırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun diye inliyor. O günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde Burkay her bahar orada ağlıyor. Yanında duran Açığma-Kün Sus sus, ben de ıztırap çekiyorum diye yanıp yakılıyor. Fakat Ben de seni seviyorum demiyor ve yıllar böylece akıp geçiyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar