bugün
- lise 1deki haliniz karşınızda olsa ne dersiniz6
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi4
- polisin ters kelepçe takabileceği durumlar4
- son kitaptan öncekiler bozulsun diye mi yaratıldı3
- taksici arkadaşın anlattığı enteresan hikayeler4
- 35 yaşında ölmek6
- recep tayyip erdoğanı sevmiyorum4
- yazarlara verilmiş lakaplar7
- kemal kılıçdaroğlu10
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek16
- ben geldim naneler19
- iplenmeyen yazarlar2
- sözlükte flörtleşmek18
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması18
- iphone kullanan insan2
- pandela43
- x in memeleri5
- sözlük kullanma amacım2
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek8
- renkli gözün türkiyede çok yaygınlaşması7
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- ferdi özbeğen9
- kız arkadaşıma hediye edeceğim araba için öneriler11
- 32 yaş altı yazarlar uçurulsun kampanyası2
- devlet kim lan7
- hem entelektüel hem sikici hem yakışıklı erkek8
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması17
- wednesdayin annesi8
- galatasaray3
- azgın türbanlı10
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı7
- sözlüğün kahve olması13
- pandela tarzı entry gir6
- erkekler olarak sokakta donla dolaşmak istiyoruz6
- çok çişi gelen insan5
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği5
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları7
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl8
- izlenmiş en kusursuz film8
- kaçak bey kullanmayan elektrik5
- nasılsınız6
- alttaki yazara aşık ol11
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak5
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı4
- evlenmekten korkmak10
- dikkat dikkat tai lung kız11
- mmm pandela poposu kocaman5
- annenin ölmesi5
- menekşe moru oje4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle24
şairane bir yalnızlık türü.
Sigara külünden ne beklenir ki ?
Dumanına sardıkların uçup gider mi ?
Zaman bir an durur ve geri döner mi ?
Neyse.
Aklınıza gelen şiiri de koyayım gece gece huzur alın azıcık.
ve monna rosa
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi,
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar.
öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa...
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler de her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır .
bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
sana da mona roza, taşbebeği bıraktık
ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
itimat edeceğim şu belalı yağmura
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak ruhundan gülce diye
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
sana tavus kuşunun içine girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
banada bir çift ak kanat kaldığını
son en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Sigara külünden ne beklenir ki ?
Dumanına sardıkların uçup gider mi ?
Zaman bir an durur ve geri döner mi ?
Neyse.
Aklınıza gelen şiiri de koyayım gece gece huzur alın azıcık.
ve monna rosa
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi,
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar.
öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa...
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler de her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır .
bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
sana da mona roza, taşbebeği bıraktık
ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
itimat edeceğim şu belalı yağmura
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak ruhundan gülce diye
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
sana tavus kuşunun içine girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
banada bir çift ak kanat kaldığını
son en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar