bugün
- çirkin kaslı erkek vs yakışıklı cılız erkek6
- apo orospu çocuğu değildir demek5
- sevgilinin sensiz de mutlu olmasını ister misin4
- akp yeni parti'nin lacivertidir3
- game of thrones taki kerhaneci4
- şakirtlerin özgün müzik dinlemesi2
- en gıcık olunan şoför tipleri13
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı23
- makyaj yapmadan dışarı çıkan türk kızı2
- yar deyince kalem elden neden düşer2
- sebahattin şirin9
- dinci ve müslüman kavramları8
- cedidacer2
- anne pizzası10
- temel reis3
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci15
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz11
- sözlük kızı ile iletişim kurmak10
- atın zenginlik göstergesi olması2
- gecenin şiiri2
- hiçbir kadının sevgisine ihtiyaç duymayan erkek5
- yenilgisiz tek şampiyon3
- günün sözü5
- gecenin şarkısı2
- putin türkmüş11
- popkek yiyen erkeğin namusu5
- nervio hamferdi12
- trileçe7
- osuruktan şiirler41
- giysi fiyatlarının uçması8
- motoru olan kaslı çocuk3
- sporcu motorcu müzisyen uzun boylu olmayan erkek3
- şoförün yan koltuğu2
- çerkesler2
- nevşehir merkezli sahte mehdi operasyonu4
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim8
- pkk övücülerinin hadlerini fazla fazla aşması2
- türk vatandaşları türktür9
- sözlükteki kankacı yazarlar2
- diyanet'in japonya da ne işi var6
- 2008 bütçe görüşmeleri2
- çağla idi4
- true'nin acile kaldırılması9
- true'nin libidosu neden yüksek7
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler7
- dilim ekmek pizzası3
- geceleri bir kadına sarılıp uyuyamamak4
- aşık olduğunuz yazarın başkasını artılaması2
- stonehengede kimsenin farketmediği tasarım hatası3
şairane bir yalnızlık türü.
Sigara külünden ne beklenir ki ?
Dumanına sardıkların uçup gider mi ?
Zaman bir an durur ve geri döner mi ?
Neyse.
Aklınıza gelen şiiri de koyayım gece gece huzur alın azıcık.
ve monna rosa
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi,
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar.
öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa...
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler de her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır .
bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
sana da mona roza, taşbebeği bıraktık
ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
itimat edeceğim şu belalı yağmura
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak ruhundan gülce diye
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
sana tavus kuşunun içine girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
banada bir çift ak kanat kaldığını
son en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Sigara külünden ne beklenir ki ?
Dumanına sardıkların uçup gider mi ?
Zaman bir an durur ve geri döner mi ?
Neyse.
Aklınıza gelen şiiri de koyayım gece gece huzur alın azıcık.
ve monna rosa
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi,
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara,
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
sana ne olmuş rosa, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...
şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
içine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar.
günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar.
öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa...
bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve kediler de her gece sürünür yastıklara.
denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara,
unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır .
bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
ve erkekler kokuyu kediler gibi alır
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
sana da mona roza, taşbebeği bıraktık
ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
itimat edeceğim şu belalı yağmura
ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
asılmış bir adamın iki eli yağmura
bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
ve bir şehir yaratmak ruhundan gülce diye
parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
katıvermek sessizce söylenen bir türküye
ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya
bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
sana tavus kuşunun içine girdiğini
son, en son söz olarak söylemek istiyorum
içime girdiğini, tüyünü yolduğunu
son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
içimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
banada bir çift ak kanat kaldığını
son en son söz olarak söylemek istiyorum.
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar