bugün
- ortama girince herkesin susması9
- silver ile evlenecek erkek36
- hoşlanılan kıza ilk mesaj olarak ne yazılır8
- fenerbahçe nin transferi kapaması18
- iki yıldan beri masturbasyon yapmamak7
- arif kocabıyık6
- birisinin dış görünüşüne aşık olmak8
- plajda tangayla güneşlenen ruslar6
- köfteci yusuf7
- true ve s'i l v'e r m'i s t birlikteliği11
- yazarların en sevdiği küfürler5
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı8
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı11
- parayla saadet olması18
- ismet biradere koşarken çelme takmak8
- soykırım varsa kanıt nerede diye ağlamak2
- silik olması gereken yazarlar sıralı yarım liste2
- kabataş görüntüleri silindi2
- evlilikte saygıyı kaybetmek4
- anne4
- 2026 ağustos ayı nasıl geçti5
- sözlükten hatun götürmek7
- sözlük yazarlarının kombinleri11
- sözlük sapığı2
- sarapci koala64
- küpe takan erkek7
- sabah kahvaltısını gevrekle yapmak5
- ne yapsam da farklı olduğumu göstersem4
- arkadaşlar falıma bi bakar mısınız8
- gocu31
- kendine diyar olmak2
- eksi karma sahibi yazar4
- mauro icardi10
- amedspor19
- iran düşmanlığı13
- akın2
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı28
- sabah akşam porno seyreden abidin2
- gammazların sözlüğü bitirmiş olması8
- aykolik 31 çekmeyi nerden öğrendi sorunsalı5
- evlilikle saadet olması5
- kot ceketin havalı olduğu yıllar9
- kürt sorunu12
- her yere dalıyım ama kimse beni eleştirmesinciler3
- krkbos2
- zengin olunca yapılacak ilk görgüsüzlük9
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması25
- evlenme masrafını balayında kullanmak8
- wfp gazze de nüfusun 3 te 2 si açlık3
- hazır yufka ile börek açan kız2
görüşlerini ve yorumlarını merakla öğrenmek istediğim hocamdır. derslerini alan öğrenciler kadar almayanların da izlediği hocadır. k. marx, m. weber, frankfurt okulu ve postyapısalcı düşünürler özellikle m. foucault konusundaki dersleri efsaneleşmiştir. gerek derslerdeki gerekse ders dışındaki tutumuyla akademiye bambaşka bir quality ve aura kattığı bilinmektedir. himmet hocanın, weberin protestanlık ve kapitalizm arasında kurduğu bağlantıyı, sosyolojinin merkezine yerleştirdiği ve daha da ileri taşıdığı görülmektedir. onun sekülerleşmeyi tartışma ve yorumlaması egemen yaklaşımlardan farklıdır. mesela çağımızda inançsızlığın ve nihilizmin dinin zayıflamasının bir sonucu olmadığını, dinin kendi içinden ortaya çıktığını ileri sürmektedir.
himmet hocanın derslerinin dışında çeşitli yayınlarında bu görüşlerini yazdığını da görmekteyiz; örneğin başka bir hocayla birlikte yazdıkları ve din sosyolojisi alanına çığı açan bir katkısı olan sosyo-politik tutumlar ve din: konya araştırması adlı kitapta (s. 96-97) şunlar ifade edilmektedir: ancak aile yaşamı da gerek teknik nesneler, gerekse bunlara koşut gelişen bir bilinçle şekillenmesi nedeniyle ekonomik işletmelerden daha çok kutsanmış değildir. dayanıklı tüketim malları, gündelik aile tüketiminin ince muhasebesi, evin iç mekanının informal ilişkilerin işlevselliğine uygun düzenlenmesi, bilimsel çocuk bakımının ve her yaşa uygun yiyecek ve perhizlerin öneminin artması, çiçeklerin güneş ve su ihtiyacının bilimsel kılavuzlarla izlenmesi gibi çoğu ev alanlarında, ölçülebilir, planlanabilir, bozulup yapılabilir olanın, dünyada olup bitenlerin yani kamusal alanda baskın olan anlamların dışında bir anlam kaynağı ile karşılaşmayız. kamusal ve özel alanın aynı anlamlar temelinde buluşması özellikle kitle iletişim araçlarının ev içerisinde ritüel bir etkinlik kazanmasıyla pekişmektedir. kısaca, eve bir kutsiyet atfeden ve kutsallığı orada mevzilendiren yaklaşım, evin rasyonelleşmiş yaşama bir hazırlık alanı olduğunu gerektiği kadar dikkate almamaktadır.
aynı kitapta (103-105) sekülerleşmenin bir dayatma değil, çağdaşlaşma sürecinin doğal bir uzantısı olduğu çok çarpıcı bir biçimde açıklanmaktadır. dinsel ideoloji, tarih, bugün ve gelecekle ilgili bir yeniden inşa etkinliğinin parçasıdır. bu anlamda dini dava herhangi bir dünyevi davadan ayrı bir özsellikten yoksundur. dinsel referans kaynakları belirli bir iktidar talebini karşılayacak bir meta imgesi üretmek üzere yeniden yorumlamaya tabi tutulmakta, gerçekte bu yeni yorumlar asıl kaynak yerine geçmekte ve farklılaşmalar bu doğrultuda ortaya çıkmaktadır. aslında bütün sorun, temel kaynağın ne olduğunda, temel kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı sorununda düğümlenmektedir. diğer taraftan kaynağın ne olduğu sorunu, ona hangi yorumla ulaşılacağı sorunundan bağımsız değildir. başka bir ifadeyle kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı kaynağın ne olduğunu da belirlemektedir. temel kaynağın veya metnin farklı okunmaları arasındaki ayrımlar yalnızca temel kaynağa gelenekler aracılığıyla ulaşma ile bu geleneklerin tarihselliği iddia edilerek onun saf bir dini akıl yoluyla anlaşılabileceği ve yaşanabileceği konumları arasında değildir. her bir gelenekçi ve akılcı yaklaşımın da diğerleriyle neredeyse ortak bir dil kullanmasından doğan bir ayrımdır. farklılaşma ve çoğaltılma kendi başına bir dünyevileştirme işlevi görmektedir. bu durum geleneksel toplumda farklı mezheplerin ve geleneklerin yarattığı görececi etkiden çok daha büyüktür. çünkü bu kez ortak algılama oldukça zayıflamış, birbirleriyle aynı dili kullanmadığını görebileceğimiz konumların sayısı çokça artmıştır. üstelik bu kullanımlar enformasyon akışı sürecinin sürekli çoğalan olanaklarıyla düzenlenmektedir. bu kez kaynağın enformasyon akışı içindeki gösterim mekanı kaynağın ne olduğundan daha fazla önemli hale gelmiştir. dini inanç ve pratiklerin çoğalması o düzeye varıyor ki artık dinin neyi istediği daha az kesinlikle, daha çok dil oyunları ve şemalarına başvurularak sergilenebiliyor. daha da önemlisi, kaynağa olan inanç ortak olduğu halde kaynağın ne dediği üzerinde bir fikir birliği hemen hemen olanaksızlaşıyor. bu açıdan düşündüğümüzde inançlar ve ibadetler de kitle iletişim süreçlerinde diğer mesajların girdiği süreçlere girerek alıcıya ulaşmakta, alıcılar da diğer mesajlara gösterdikleri/göstermedikleri tepkilerle bunlara muhatap olmaktadır. kitlesel çoğaltım gereği fikir birliği hep fikir ayrımlarının altyapısını oluşturmaktadır. zaten her ayrım ya da birlik yalnızca birbiriyle iletişimsel bir süreklilik kadar süreksizlikler de içeren dijitalleşmiş anların hücresel olarak doldurulmasıdır. enformasyon düzeneği sürekli doldurulup boşaltılan hakikat imajlarıyla biçimlenmekte, kutsalı sözel ve/veya görsel bir veri olarak yeniden üretmektedir. dijital göstergeler enformasyon mekanlarındaki kendi sirkülasyonlarının dışında bir olguyu temsil etmekten uzaklaşmakta, enformatik gerçekliğin yapısı dini sürekli olarak geleneksel toplumun onda hem bulduğu hem de ona atfettiği dokunulmaz ruhundan sıyırmaktadır. bu anlamda hakikatin veya kutsalın çoklaşması, öznelciliğin önü alınamaz yükselişi nedeniyle özsel bakış açılarının önem kazanmasıyla, kuramsal konumların hakiki farklılıkların ifadesi olarak çoklaşmasının değil sürekli üretim ve tüketim mekanizmasının bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır.
himmet hocanın derslerinin dışında çeşitli yayınlarında bu görüşlerini yazdığını da görmekteyiz; örneğin başka bir hocayla birlikte yazdıkları ve din sosyolojisi alanına çığı açan bir katkısı olan sosyo-politik tutumlar ve din: konya araştırması adlı kitapta (s. 96-97) şunlar ifade edilmektedir: ancak aile yaşamı da gerek teknik nesneler, gerekse bunlara koşut gelişen bir bilinçle şekillenmesi nedeniyle ekonomik işletmelerden daha çok kutsanmış değildir. dayanıklı tüketim malları, gündelik aile tüketiminin ince muhasebesi, evin iç mekanının informal ilişkilerin işlevselliğine uygun düzenlenmesi, bilimsel çocuk bakımının ve her yaşa uygun yiyecek ve perhizlerin öneminin artması, çiçeklerin güneş ve su ihtiyacının bilimsel kılavuzlarla izlenmesi gibi çoğu ev alanlarında, ölçülebilir, planlanabilir, bozulup yapılabilir olanın, dünyada olup bitenlerin yani kamusal alanda baskın olan anlamların dışında bir anlam kaynağı ile karşılaşmayız. kamusal ve özel alanın aynı anlamlar temelinde buluşması özellikle kitle iletişim araçlarının ev içerisinde ritüel bir etkinlik kazanmasıyla pekişmektedir. kısaca, eve bir kutsiyet atfeden ve kutsallığı orada mevzilendiren yaklaşım, evin rasyonelleşmiş yaşama bir hazırlık alanı olduğunu gerektiği kadar dikkate almamaktadır.
aynı kitapta (103-105) sekülerleşmenin bir dayatma değil, çağdaşlaşma sürecinin doğal bir uzantısı olduğu çok çarpıcı bir biçimde açıklanmaktadır. dinsel ideoloji, tarih, bugün ve gelecekle ilgili bir yeniden inşa etkinliğinin parçasıdır. bu anlamda dini dava herhangi bir dünyevi davadan ayrı bir özsellikten yoksundur. dinsel referans kaynakları belirli bir iktidar talebini karşılayacak bir meta imgesi üretmek üzere yeniden yorumlamaya tabi tutulmakta, gerçekte bu yeni yorumlar asıl kaynak yerine geçmekte ve farklılaşmalar bu doğrultuda ortaya çıkmaktadır. aslında bütün sorun, temel kaynağın ne olduğunda, temel kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı sorununda düğümlenmektedir. diğer taraftan kaynağın ne olduğu sorunu, ona hangi yorumla ulaşılacağı sorunundan bağımsız değildir. başka bir ifadeyle kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı kaynağın ne olduğunu da belirlemektedir. temel kaynağın veya metnin farklı okunmaları arasındaki ayrımlar yalnızca temel kaynağa gelenekler aracılığıyla ulaşma ile bu geleneklerin tarihselliği iddia edilerek onun saf bir dini akıl yoluyla anlaşılabileceği ve yaşanabileceği konumları arasında değildir. her bir gelenekçi ve akılcı yaklaşımın da diğerleriyle neredeyse ortak bir dil kullanmasından doğan bir ayrımdır. farklılaşma ve çoğaltılma kendi başına bir dünyevileştirme işlevi görmektedir. bu durum geleneksel toplumda farklı mezheplerin ve geleneklerin yarattığı görececi etkiden çok daha büyüktür. çünkü bu kez ortak algılama oldukça zayıflamış, birbirleriyle aynı dili kullanmadığını görebileceğimiz konumların sayısı çokça artmıştır. üstelik bu kullanımlar enformasyon akışı sürecinin sürekli çoğalan olanaklarıyla düzenlenmektedir. bu kez kaynağın enformasyon akışı içindeki gösterim mekanı kaynağın ne olduğundan daha fazla önemli hale gelmiştir. dini inanç ve pratiklerin çoğalması o düzeye varıyor ki artık dinin neyi istediği daha az kesinlikle, daha çok dil oyunları ve şemalarına başvurularak sergilenebiliyor. daha da önemlisi, kaynağa olan inanç ortak olduğu halde kaynağın ne dediği üzerinde bir fikir birliği hemen hemen olanaksızlaşıyor. bu açıdan düşündüğümüzde inançlar ve ibadetler de kitle iletişim süreçlerinde diğer mesajların girdiği süreçlere girerek alıcıya ulaşmakta, alıcılar da diğer mesajlara gösterdikleri/göstermedikleri tepkilerle bunlara muhatap olmaktadır. kitlesel çoğaltım gereği fikir birliği hep fikir ayrımlarının altyapısını oluşturmaktadır. zaten her ayrım ya da birlik yalnızca birbiriyle iletişimsel bir süreklilik kadar süreksizlikler de içeren dijitalleşmiş anların hücresel olarak doldurulmasıdır. enformasyon düzeneği sürekli doldurulup boşaltılan hakikat imajlarıyla biçimlenmekte, kutsalı sözel ve/veya görsel bir veri olarak yeniden üretmektedir. dijital göstergeler enformasyon mekanlarındaki kendi sirkülasyonlarının dışında bir olguyu temsil etmekten uzaklaşmakta, enformatik gerçekliğin yapısı dini sürekli olarak geleneksel toplumun onda hem bulduğu hem de ona atfettiği dokunulmaz ruhundan sıyırmaktadır. bu anlamda hakikatin veya kutsalın çoklaşması, öznelciliğin önü alınamaz yükselişi nedeniyle özsel bakış açılarının önem kazanmasıyla, kuramsal konumların hakiki farklılıkların ifadesi olarak çoklaşmasının değil sürekli üretim ve tüketim mekanizmasının bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar