bugün
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi15
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek19
- geceye bir şarkı bırak15
- haluk levent'in kumar oynamasının asıl sebebi3
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- sözlükte kalp krizi geçirmek5
- ben geldim naneler30
- sinir bozucu şeyler10
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- sözlük için ne yapabiliriz10
- seni onaracağım diyen partner3
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın4
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- kaliteli insanı nasıl anlarız2
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- geceye bi şarkı bırak6
- henüz doğmamışlara tavsiyeler3
- clydeless bonnie8
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- zengin kızların güzel olması5
- bir insana çirkin demek6
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- haluk levent'e para emanet etmek23
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- sigarayı neden seviyoruz5
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- kuranda namaz yok8
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap4
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- 90 ların özel olmasının nedeni3
- ölmeyi planladığınız yaş3
- özünde iyi bir insan olmak2
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- limewiredan şarkı indirirken virüs yeme nostaljisi2
- fetiş nedir kime denir4
- insan olmaya ceyrek kala12
- babanın sarhoş olması5
- 29 yaşında olmak3
- kemal kılıçdaroğlu konuşuyor3
- bir erkeği erkek yapan beş özellik14
görüşlerini ve yorumlarını merakla öğrenmek istediğim hocamdır. derslerini alan öğrenciler kadar almayanların da izlediği hocadır. k. marx, m. weber, frankfurt okulu ve postyapısalcı düşünürler özellikle m. foucault konusundaki dersleri efsaneleşmiştir. gerek derslerdeki gerekse ders dışındaki tutumuyla akademiye bambaşka bir quality ve aura kattığı bilinmektedir. himmet hocanın, weberin protestanlık ve kapitalizm arasında kurduğu bağlantıyı, sosyolojinin merkezine yerleştirdiği ve daha da ileri taşıdığı görülmektedir. onun sekülerleşmeyi tartışma ve yorumlaması egemen yaklaşımlardan farklıdır. mesela çağımızda inançsızlığın ve nihilizmin dinin zayıflamasının bir sonucu olmadığını, dinin kendi içinden ortaya çıktığını ileri sürmektedir.
himmet hocanın derslerinin dışında çeşitli yayınlarında bu görüşlerini yazdığını da görmekteyiz; örneğin başka bir hocayla birlikte yazdıkları ve din sosyolojisi alanına çığı açan bir katkısı olan sosyo-politik tutumlar ve din: konya araştırması adlı kitapta (s. 96-97) şunlar ifade edilmektedir: ancak aile yaşamı da gerek teknik nesneler, gerekse bunlara koşut gelişen bir bilinçle şekillenmesi nedeniyle ekonomik işletmelerden daha çok kutsanmış değildir. dayanıklı tüketim malları, gündelik aile tüketiminin ince muhasebesi, evin iç mekanının informal ilişkilerin işlevselliğine uygun düzenlenmesi, bilimsel çocuk bakımının ve her yaşa uygun yiyecek ve perhizlerin öneminin artması, çiçeklerin güneş ve su ihtiyacının bilimsel kılavuzlarla izlenmesi gibi çoğu ev alanlarında, ölçülebilir, planlanabilir, bozulup yapılabilir olanın, dünyada olup bitenlerin yani kamusal alanda baskın olan anlamların dışında bir anlam kaynağı ile karşılaşmayız. kamusal ve özel alanın aynı anlamlar temelinde buluşması özellikle kitle iletişim araçlarının ev içerisinde ritüel bir etkinlik kazanmasıyla pekişmektedir. kısaca, eve bir kutsiyet atfeden ve kutsallığı orada mevzilendiren yaklaşım, evin rasyonelleşmiş yaşama bir hazırlık alanı olduğunu gerektiği kadar dikkate almamaktadır.
aynı kitapta (103-105) sekülerleşmenin bir dayatma değil, çağdaşlaşma sürecinin doğal bir uzantısı olduğu çok çarpıcı bir biçimde açıklanmaktadır. dinsel ideoloji, tarih, bugün ve gelecekle ilgili bir yeniden inşa etkinliğinin parçasıdır. bu anlamda dini dava herhangi bir dünyevi davadan ayrı bir özsellikten yoksundur. dinsel referans kaynakları belirli bir iktidar talebini karşılayacak bir meta imgesi üretmek üzere yeniden yorumlamaya tabi tutulmakta, gerçekte bu yeni yorumlar asıl kaynak yerine geçmekte ve farklılaşmalar bu doğrultuda ortaya çıkmaktadır. aslında bütün sorun, temel kaynağın ne olduğunda, temel kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı sorununda düğümlenmektedir. diğer taraftan kaynağın ne olduğu sorunu, ona hangi yorumla ulaşılacağı sorunundan bağımsız değildir. başka bir ifadeyle kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı kaynağın ne olduğunu da belirlemektedir. temel kaynağın veya metnin farklı okunmaları arasındaki ayrımlar yalnızca temel kaynağa gelenekler aracılığıyla ulaşma ile bu geleneklerin tarihselliği iddia edilerek onun saf bir dini akıl yoluyla anlaşılabileceği ve yaşanabileceği konumları arasında değildir. her bir gelenekçi ve akılcı yaklaşımın da diğerleriyle neredeyse ortak bir dil kullanmasından doğan bir ayrımdır. farklılaşma ve çoğaltılma kendi başına bir dünyevileştirme işlevi görmektedir. bu durum geleneksel toplumda farklı mezheplerin ve geleneklerin yarattığı görececi etkiden çok daha büyüktür. çünkü bu kez ortak algılama oldukça zayıflamış, birbirleriyle aynı dili kullanmadığını görebileceğimiz konumların sayısı çokça artmıştır. üstelik bu kullanımlar enformasyon akışı sürecinin sürekli çoğalan olanaklarıyla düzenlenmektedir. bu kez kaynağın enformasyon akışı içindeki gösterim mekanı kaynağın ne olduğundan daha fazla önemli hale gelmiştir. dini inanç ve pratiklerin çoğalması o düzeye varıyor ki artık dinin neyi istediği daha az kesinlikle, daha çok dil oyunları ve şemalarına başvurularak sergilenebiliyor. daha da önemlisi, kaynağa olan inanç ortak olduğu halde kaynağın ne dediği üzerinde bir fikir birliği hemen hemen olanaksızlaşıyor. bu açıdan düşündüğümüzde inançlar ve ibadetler de kitle iletişim süreçlerinde diğer mesajların girdiği süreçlere girerek alıcıya ulaşmakta, alıcılar da diğer mesajlara gösterdikleri/göstermedikleri tepkilerle bunlara muhatap olmaktadır. kitlesel çoğaltım gereği fikir birliği hep fikir ayrımlarının altyapısını oluşturmaktadır. zaten her ayrım ya da birlik yalnızca birbiriyle iletişimsel bir süreklilik kadar süreksizlikler de içeren dijitalleşmiş anların hücresel olarak doldurulmasıdır. enformasyon düzeneği sürekli doldurulup boşaltılan hakikat imajlarıyla biçimlenmekte, kutsalı sözel ve/veya görsel bir veri olarak yeniden üretmektedir. dijital göstergeler enformasyon mekanlarındaki kendi sirkülasyonlarının dışında bir olguyu temsil etmekten uzaklaşmakta, enformatik gerçekliğin yapısı dini sürekli olarak geleneksel toplumun onda hem bulduğu hem de ona atfettiği dokunulmaz ruhundan sıyırmaktadır. bu anlamda hakikatin veya kutsalın çoklaşması, öznelciliğin önü alınamaz yükselişi nedeniyle özsel bakış açılarının önem kazanmasıyla, kuramsal konumların hakiki farklılıkların ifadesi olarak çoklaşmasının değil sürekli üretim ve tüketim mekanizmasının bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır.
himmet hocanın derslerinin dışında çeşitli yayınlarında bu görüşlerini yazdığını da görmekteyiz; örneğin başka bir hocayla birlikte yazdıkları ve din sosyolojisi alanına çığı açan bir katkısı olan sosyo-politik tutumlar ve din: konya araştırması adlı kitapta (s. 96-97) şunlar ifade edilmektedir: ancak aile yaşamı da gerek teknik nesneler, gerekse bunlara koşut gelişen bir bilinçle şekillenmesi nedeniyle ekonomik işletmelerden daha çok kutsanmış değildir. dayanıklı tüketim malları, gündelik aile tüketiminin ince muhasebesi, evin iç mekanının informal ilişkilerin işlevselliğine uygun düzenlenmesi, bilimsel çocuk bakımının ve her yaşa uygun yiyecek ve perhizlerin öneminin artması, çiçeklerin güneş ve su ihtiyacının bilimsel kılavuzlarla izlenmesi gibi çoğu ev alanlarında, ölçülebilir, planlanabilir, bozulup yapılabilir olanın, dünyada olup bitenlerin yani kamusal alanda baskın olan anlamların dışında bir anlam kaynağı ile karşılaşmayız. kamusal ve özel alanın aynı anlamlar temelinde buluşması özellikle kitle iletişim araçlarının ev içerisinde ritüel bir etkinlik kazanmasıyla pekişmektedir. kısaca, eve bir kutsiyet atfeden ve kutsallığı orada mevzilendiren yaklaşım, evin rasyonelleşmiş yaşama bir hazırlık alanı olduğunu gerektiği kadar dikkate almamaktadır.
aynı kitapta (103-105) sekülerleşmenin bir dayatma değil, çağdaşlaşma sürecinin doğal bir uzantısı olduğu çok çarpıcı bir biçimde açıklanmaktadır. dinsel ideoloji, tarih, bugün ve gelecekle ilgili bir yeniden inşa etkinliğinin parçasıdır. bu anlamda dini dava herhangi bir dünyevi davadan ayrı bir özsellikten yoksundur. dinsel referans kaynakları belirli bir iktidar talebini karşılayacak bir meta imgesi üretmek üzere yeniden yorumlamaya tabi tutulmakta, gerçekte bu yeni yorumlar asıl kaynak yerine geçmekte ve farklılaşmalar bu doğrultuda ortaya çıkmaktadır. aslında bütün sorun, temel kaynağın ne olduğunda, temel kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı sorununda düğümlenmektedir. diğer taraftan kaynağın ne olduğu sorunu, ona hangi yorumla ulaşılacağı sorunundan bağımsız değildir. başka bir ifadeyle kaynağa hangi yorumla ulaşılacağı kaynağın ne olduğunu da belirlemektedir. temel kaynağın veya metnin farklı okunmaları arasındaki ayrımlar yalnızca temel kaynağa gelenekler aracılığıyla ulaşma ile bu geleneklerin tarihselliği iddia edilerek onun saf bir dini akıl yoluyla anlaşılabileceği ve yaşanabileceği konumları arasında değildir. her bir gelenekçi ve akılcı yaklaşımın da diğerleriyle neredeyse ortak bir dil kullanmasından doğan bir ayrımdır. farklılaşma ve çoğaltılma kendi başına bir dünyevileştirme işlevi görmektedir. bu durum geleneksel toplumda farklı mezheplerin ve geleneklerin yarattığı görececi etkiden çok daha büyüktür. çünkü bu kez ortak algılama oldukça zayıflamış, birbirleriyle aynı dili kullanmadığını görebileceğimiz konumların sayısı çokça artmıştır. üstelik bu kullanımlar enformasyon akışı sürecinin sürekli çoğalan olanaklarıyla düzenlenmektedir. bu kez kaynağın enformasyon akışı içindeki gösterim mekanı kaynağın ne olduğundan daha fazla önemli hale gelmiştir. dini inanç ve pratiklerin çoğalması o düzeye varıyor ki artık dinin neyi istediği daha az kesinlikle, daha çok dil oyunları ve şemalarına başvurularak sergilenebiliyor. daha da önemlisi, kaynağa olan inanç ortak olduğu halde kaynağın ne dediği üzerinde bir fikir birliği hemen hemen olanaksızlaşıyor. bu açıdan düşündüğümüzde inançlar ve ibadetler de kitle iletişim süreçlerinde diğer mesajların girdiği süreçlere girerek alıcıya ulaşmakta, alıcılar da diğer mesajlara gösterdikleri/göstermedikleri tepkilerle bunlara muhatap olmaktadır. kitlesel çoğaltım gereği fikir birliği hep fikir ayrımlarının altyapısını oluşturmaktadır. zaten her ayrım ya da birlik yalnızca birbiriyle iletişimsel bir süreklilik kadar süreksizlikler de içeren dijitalleşmiş anların hücresel olarak doldurulmasıdır. enformasyon düzeneği sürekli doldurulup boşaltılan hakikat imajlarıyla biçimlenmekte, kutsalı sözel ve/veya görsel bir veri olarak yeniden üretmektedir. dijital göstergeler enformasyon mekanlarındaki kendi sirkülasyonlarının dışında bir olguyu temsil etmekten uzaklaşmakta, enformatik gerçekliğin yapısı dini sürekli olarak geleneksel toplumun onda hem bulduğu hem de ona atfettiği dokunulmaz ruhundan sıyırmaktadır. bu anlamda hakikatin veya kutsalın çoklaşması, öznelciliğin önü alınamaz yükselişi nedeniyle özsel bakış açılarının önem kazanmasıyla, kuramsal konumların hakiki farklılıkların ifadesi olarak çoklaşmasının değil sürekli üretim ve tüketim mekanizmasının bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar