bugün

aşk

evrilmeye en açık kavram. bir gün önünüze nefret, sevgi veya başka bir şey olarak çıkabilir. buradan paradoksal bir yanı olduğunu düşünebiliriz. işte zihin beden ilişkisinden tutun da bilincin mantıksal işleyiş yönlerine kadar cılkını çıkartmışlar bu kavramın. öyle bir irdelenmiş ki, modern dünyanın en büyük hastalığı haline gelmiş.

bir de başka bir pencereden bakmak gerekir diye düşünüyorum. hayatı bir çizgi olarak düşünelim. bu çizginin hiç bozulmadan dümdüz gidebileceğini varsayamayız. seçimler, aynı zamanda dış etkiler o çizgiyi öteye beriye çekerek ileriye doğru taşır. yaşadığımız her deneyimin, aslında bizim bu dünyada yaşamak isteyip de yaşayamadığımız diye düşündüklerimizin düğümlendiği bir nokta vardır. o düğümler aslında bizim kendimize karşı olan duyduğumuz sorumluluğun yerine getirilemediğinin kanıtıdır. her neyse.

ben doğduğum günden öğreniyorum. gerekli gereksiz her şey var bunun içinde. ne için? bunların hepsi bir arayış gibi. bir etki, bu dünyada yaşadığıma kendi benliğimden bir kopya; bir kanıt bırakmak istiyorum. ama işin başlayıp da bittiği her noktada "arayış" eyleminde duraksıyorum.

aşk var evet. ama aşık kişinin hallerini gözleyin, en sorunsuz aşk yaşayan insanlar bile bu aşkları boyunca, onun içinde bir arayış içinde olmuşlar. şikayetler bunun en güzel kanıtı mesela. doyumsuzluk halleri, kıskançlık temalı hareketleri, çekememezlikler; hep bir arayışın boşa çıkma korkusu veya kaybetme korkusu. belki hem arayış hem de kaybetmek korkusudur.
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026