bugün
- mezut barzani nin yahudi olması19
- iltica ve mel'in birlikte sunduğu radyo programı11
- bir gün herkes ak partili olacak8
- ak partinin chp'ye diz çöktürmesi9
- melih gökçek soruşturması ne oldu5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- esenyurtta bir lisede bıçaklı kavga3
- çocuğa israil diye isim koymak17
- arkadaşlar şifalandım10
- ak parti'nin cemil tugay paylaşımı18
- amerikan kuklası halife4
- kadir mısıroğlu fan clup8
- yusuf atılgan aylak adam2
- kahveleri gezerek tebliğ yapanlar9
- bursa da kadın katiline sosyal medya ilgisi12
- dindar geçinip zina yapan erkek8
- ceset başlığı niye hala yerinde8
- sözlüğe bir kitap bırak2
- allah varsa nerede6
- togg3
- rahmetli ekrem imamoğlu4
- 7 ekim 2026 cemil tugay'ın akp'ye katılması5
- çok sıkıcı lan2
- sözlük yazarlarının seksi kombinleri2
- insidious out of the further2
- sosyal çürüme3
- fondan parayı vuramamak2
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet21
- ak partili ahlakı14
- ceset sikmek11
- çarşamba günü yapılabilecek şeyler2
- arkadaşlar bugün diyetimi iptal edebilir miyim5
- fatma betül sayan kaya37
- scarlett johansson4
- sözlük kavgasını en iyi anlatacak yönetmen15
- kırmızı tuborg içerken dağdan aşağı yuvarlanmak8
- sözlük radyosu yayın yapsın4
- akp kazandı5
- ilişkilerde 10 yaş fark7
- bugünleri de mi görecektik3
- hastayken bile cinsellik düşünmek4
- mekke anlaşması4
- izmir'li kızlara başörtüsü dikmek3
- belediye başkanı çalmak5
- meksika açmazı macerası11
- özgür özelden umut bekleyen insan2
- fındıklı çikolata2
- fatma betül sayan kaya'nın ifadeye çağrılması2
- dünyanın en tehlikeli cümlesi7
- recep tayyip erdoğan11
Takvimler 7 Kasım 1877yi gösteriyordu. Nene Hatun üç yıl önce evlenmişti. Henüz yirmisindeydi ve üç aylık bebeği vardı. On beş gün önce, köyleri Rus askerleri tarafından işgal edilince, ailesiyle Erzuruma gelmişti. Türk ordusu uzunca bir zamandır birçok cephede çarpışıyordu. Doğu cephesinde de savaş bütün hızıyla devam ediyordu. Aslında Gazi Ahmet Muhtar Paşa şimdiye kadar düşmanın işini çoktan bitirecekti; ama hesapta olmayan bir düşman daha vardı.
Yıllarca bu topraklarda birlikte yaşadığımız Ermenilerden bir kısmı şimdi çeteler hâlinde geziyor, baskınlar yapıyor, mâsum insanları -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakınlardaki bir köyde çeteler tarafından ağaca çivilenen bebeğin hikâyesini dinlemişti. Allahım bu nasıl bir vahşetti, bunu yapanların hiç mi vicdanı yoktu! Nene Hatun, asırlarca birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları bu insanlardan bazılarının bugün niçin bu derece canavarlaştıklarını zaman zaman düşünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.
Kerpiçten yapılma iki odalı evlerinin küçük odasında şafağın sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanın yanı başındaki beşiğinde uyuyan bebeğini sallıyor, diğer yandan da mum ışığında sağ elindeki Mushafı okumaya devam ediyordu. Birçok yakını cephedeydi. Uzun zamandır hiç birinden haber alamamıştı. Dün kuşluk vakti ağabeyini getirmişlerdi. Vücudunda boğaz boğaza çarpışmanın sebep olduğu çok derin süngü yaraları vardı.
Âdeta damarlarında kan kalmamıştı. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatunun kollarında ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canını veren ve şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa uçan ağabeyinin vücuduna sarılıp ağladı, ağladı, ağladı... Şehitlerin ardından ağlanmaz diye engel olmaya çalıştılar; ama Nene Hatun sadece ağabeyi için değil, vatan için de ağlıyordu.
Cepheden gelen son haberlere göre düşman çok kalabalıktı, ondan da önemlisi iyi silâhları vardı. Bunları düşünürken, dilinden hiç düşürmediği duasını bir kez daha tekrarladı: Allahım, düşmanları Senin azamet ve kudretine havale ediyor ve şerlerinden Sana sığınıyoruz.
Sabah ezanının okunmasına az bir zaman vardı. Dışarıdan gelen bağrışmalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Eşinin dışarı çıkmasıyla içeri girmesi bir oldu ve kararlı bir şekilde şunları söyledi: Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldırmışlar, karşı koymaya gidiyoruz. Eğer dönemezsem ve düşman buraya kadar gelirse sakın teslim olmayın, alacaklarsa cesetlerinizi alsınlar. Allaha emanet olun! Ve sobanın yanında duran baltayı kaptığı gibi kapıdan yıldırım hızıyla tabyalara doğru koşmaya başladı.
Nene Hatunun cesaretli ve soğukkanlı bir yapısı vardı. Kocasının kolay kolay geri dönmeyeceğini biliyordu. Arkasından Allah yardımcınız olsun! diye dua etti. Zaman hayli ilerlemişti. Silâh seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüreği cephede, kulağı ezandaydı. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farklı bir ses duyuldu. Aziziye Tabyalarının düşman eline geçtiği, askerlerin çoğunun şehit olduğu ilân ediliyordu. Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocuğunu öptü, kokladı; Nâzımım seni bana Allah verdi, ben de seni yine Ona emanet ediyorum dedi. Eline satırını ve şehit ağabeyinin tüfeğini aldığı gibi tabyalara doğru koşmaya başladı.
Tabyalarda mevzilenmiş çeteler ve düşman askerleri, kendilerine doğru akmakta olan iman ordusu karşısında sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormuş gibi hissettiler. Başlarındaki subayın Ateş serbest! emriyle namlular birbiri ardına patlamaya başladı. ilk sıralarda olanlar birer birer yere yığılıyordu; ama gelenlerin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Düşman, hiç böyle bir direniş beklemiyordu. Yediden yetmişe bütün Erzurumlular, tabyaların demir kapılarını bir kâğıt gibi çiğneyerek düşmanın içerisine dalmıştı. Çeteler ve düşman askerleri sel sularında eriyen kar gibi eridi. Çarpışma kısa sürmüştü.
Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attıkları şanlı bayrağı düştüğü yerden aldı, alnına götürdü ve gözlerinden yaşlar boşanırken ait olduğu yere astı. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insanının o sabah başlattıkları mücadele, düşman, vatan topraklarını terk edinceye kadar devam etti. iyi donanımlı düşman askerlerinden tabyalar geri alındı. Üç bin düşman askeri öldürülmüştü. Buna karşılık bin kadar şehit vardı. Varsın olsundu, vatan olmadıktan sonra yaşamanın ne mânâsı vardı?!..
Nene Hatun da omzundan yaralanmıştı. Ama o âdeta kendini unutmuş, yarası daha ağır olanların yardımına koşuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi taşıyan, askerlere su dağıtan ve siper kazan kahraman kadın, şimdi yerini askerlerin yaralarını saran bir hastabakıcıya bırakmıştı. O gün Aziziye Tabyalarında, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatunla sembolleşen altın bir sayfa daha açıldı. Allah için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunların, Ûmm-û Hiramların, cepheye cephane taşırken donarak şehit olan Şerife Anaların, cephane arabasının boyunduruğunun bir tarafına elde kalan tek hayvanını, diğer tarafına da kendisini koşarak cepheye mermi taşıyan Ayşe Anaların oluşturduğu altın halkaya bir kahraman kadın daha eklendi.
Nene Hatunun vatan için kahramanca verdiği mücadele bu kadarla da bitmemişti. O gün evde üç aylıkken bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan ikisi, Birinci Dünya Harbinde canlarını vatana feda ettiler.
Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, oğulların şehit...
Aziziye Tabyasına diktiğin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor.
Yahya KUREKCI
(SIZINTI-Ocak/2006)
Yıllarca bu topraklarda birlikte yaşadığımız Ermenilerden bir kısmı şimdi çeteler hâlinde geziyor, baskınlar yapıyor, mâsum insanları -hem de çoluk çocuk demeden- katlediyordu. Daha dün sabah, yakınlardaki bir köyde çeteler tarafından ağaca çivilenen bebeğin hikâyesini dinlemişti. Allahım bu nasıl bir vahşetti, bunu yapanların hiç mi vicdanı yoktu! Nene Hatun, asırlarca birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları bu insanlardan bazılarının bugün niçin bu derece canavarlaştıklarını zaman zaman düşünüyor; fakat ikna edici bir cevap bulamıyordu. Bu çeteler yüzünden eli silâh tutan herkes cepheye gidemiyor, mâsumlar katledilmesin diye köylerde nöbet tutuluyordu.
Kerpiçten yapılma iki odalı evlerinin küçük odasında şafağın sökmesini bekleyen Nene Hatun, bir yandan sobanın yanı başındaki beşiğinde uyuyan bebeğini sallıyor, diğer yandan da mum ışığında sağ elindeki Mushafı okumaya devam ediyordu. Birçok yakını cephedeydi. Uzun zamandır hiç birinden haber alamamıştı. Dün kuşluk vakti ağabeyini getirmişlerdi. Vücudunda boğaz boğaza çarpışmanın sebep olduğu çok derin süngü yaraları vardı.
Âdeta damarlarında kan kalmamıştı. Ve bir-iki saat sonra Nene Hatunun kollarında ruhunu teslim etti. Nene Hatun, kutlu bir yolda canını veren ve şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa uçan ağabeyinin vücuduna sarılıp ağladı, ağladı, ağladı... Şehitlerin ardından ağlanmaz diye engel olmaya çalıştılar; ama Nene Hatun sadece ağabeyi için değil, vatan için de ağlıyordu.
Cepheden gelen son haberlere göre düşman çok kalabalıktı, ondan da önemlisi iyi silâhları vardı. Bunları düşünürken, dilinden hiç düşürmediği duasını bir kez daha tekrarladı: Allahım, düşmanları Senin azamet ve kudretine havale ediyor ve şerlerinden Sana sığınıyoruz.
Sabah ezanının okunmasına az bir zaman vardı. Dışarıdan gelen bağrışmalar ve silâh sesleriyle irkildiler. Eşinin dışarı çıkmasıyla içeri girmesi bir oldu ve kararlı bir şekilde şunları söyledi: Ermeni çeteleri ve Rus askerleri tabyalara saldırmışlar, karşı koymaya gidiyoruz. Eğer dönemezsem ve düşman buraya kadar gelirse sakın teslim olmayın, alacaklarsa cesetlerinizi alsınlar. Allaha emanet olun! Ve sobanın yanında duran baltayı kaptığı gibi kapıdan yıldırım hızıyla tabyalara doğru koşmaya başladı.
Nene Hatunun cesaretli ve soğukkanlı bir yapısı vardı. Kocasının kolay kolay geri dönmeyeceğini biliyordu. Arkasından Allah yardımcınız olsun! diye dua etti. Zaman hayli ilerlemişti. Silâh seslerinin ardı arkası kesilmiyordu. Abdestini tazeledi. Yüreği cephede, kulağı ezandaydı. Fakat minarelerden ezandan hemen önce farklı bir ses duyuldu. Aziziye Tabyalarının düşman eline geçtiği, askerlerin çoğunun şehit olduğu ilân ediliyordu. Çok dinleyemedi Nene Hatun. Çocuğunu öptü, kokladı; Nâzımım seni bana Allah verdi, ben de seni yine Ona emanet ediyorum dedi. Eline satırını ve şehit ağabeyinin tüfeğini aldığı gibi tabyalara doğru koşmaya başladı.
Tabyalarda mevzilenmiş çeteler ve düşman askerleri, kendilerine doğru akmakta olan iman ordusu karşısında sanki bütün Anadolu üzerlerine geliyormuş gibi hissettiler. Başlarındaki subayın Ateş serbest! emriyle namlular birbiri ardına patlamaya başladı. ilk sıralarda olanlar birer birer yere yığılıyordu; ama gelenlerin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Düşman, hiç böyle bir direniş beklemiyordu. Yediden yetmişe bütün Erzurumlular, tabyaların demir kapılarını bir kâğıt gibi çiğneyerek düşmanın içerisine dalmıştı. Çeteler ve düşman askerleri sel sularında eriyen kar gibi eridi. Çarpışma kısa sürmüştü.
Nene Hatun, çetelerin olanca kinleriyle sökerek yere attıkları şanlı bayrağı düştüğü yerden aldı, alnına götürdü ve gözlerinden yaşlar boşanırken ait olduğu yere astı. Nene Hatun ve kahraman Anadolu insanının o sabah başlattıkları mücadele, düşman, vatan topraklarını terk edinceye kadar devam etti. iyi donanımlı düşman askerlerinden tabyalar geri alındı. Üç bin düşman askeri öldürülmüştü. Buna karşılık bin kadar şehit vardı. Varsın olsundu, vatan olmadıktan sonra yaşamanın ne mânâsı vardı?!..
Nene Hatun da omzundan yaralanmıştı. Ama o âdeta kendini unutmuş, yarası daha ağır olanların yardımına koşuyordu. Birkaç dakika öncesine kadar cephede mermi taşıyan, askerlere su dağıtan ve siper kazan kahraman kadın, şimdi yerini askerlerin yaralarını saran bir hastabakıcıya bırakmıştı. O gün Aziziye Tabyalarında, Müslüman-Türk tarihinde Nene Hatunla sembolleşen altın bir sayfa daha açıldı. Allah için can siperâne mücadele veren Safiyye ve Nesibe Hatunların, Ûmm-û Hiramların, cepheye cephane taşırken donarak şehit olan Şerife Anaların, cephane arabasının boyunduruğunun bir tarafına elde kalan tek hayvanını, diğer tarafına da kendisini koşarak cepheye mermi taşıyan Ayşe Anaların oluşturduğu altın halkaya bir kahraman kadın daha eklendi.
Nene Hatunun vatan için kahramanca verdiği mücadele bu kadarla da bitmemişti. O gün evde üç aylıkken bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan ikisi, Birinci Dünya Harbinde canlarını vatana feda ettiler.
Ne mutlu sana Kahraman Ana. Kendin gazi, oğulların şehit...
Aziziye Tabyasına diktiğin bayrak, bugün dalgalanmaya devam ediyor.
Yahya KUREKCI
(SIZINTI-Ocak/2006)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar