bugün
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov23
- 394
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir9
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- nükleer bomba7
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak3
- tanımadığı kadına tokat atan adam17
- kırıkkaleli olmak istemek8
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- ismail kartal16
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil15
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- damla sakızlı muhallebi4
- yagmurcu çık açıkla10
- emre belözoğlu6
- durkheimın intihar teorisi7
- iskilipli atıf hoca20
- al pacino denince akla gelen ilk film3
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- kablosuz mouse13
- sözlük kürdü55
- arap götü9
- değişik meslekler4
- öylesine bir şeyler yaz5
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- sözlük dedeleri6
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- favlayan yazarın asıl amacı12
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- atatürk düşmanı5
- okan buruk4
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- kale3112 tarzı entry girmek8
- arda güler'in ankara'da doğması3
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- yazarların akşama dair planları7
- millette manyak para var21
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- doların 50 tl olması7
- melis babadağ'ın ayakları3
- cevheri güven4
- seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim3
- the elder scrolls vi3
- anın görüntüsü32
ilk tespitin kısmen ve gerekçeleri olmakla beraber haklı olduğu, son resimli tespitin zırvadan öte gitmeyeceği bir tespittir.
yaklaşık 25 senelik bir ülkücü olarak, bu ayrımları tek tek şahıslar üzerinde veya bölgeler arasında bu kadar basite indirgenmeyecek olsa da bizzat müşahade ettim. dahası, mhp çizgisinden hiç sapmamama rağmen, ömrümün belirli kesimlerinde kendimi daha muhafazakar, daha başka bölümlerinde daha laikçi olarak hissettim.
bu durumun teşkilatların yapısı, bölgelerin değişen sosyolojisi, ülkenin politik konjonktürü ve bir siyasi hareket olarak ülkücü hareketin geçirdiği sosyolojik evrelerle ilgisi var. uzun uzun yazmayacağım ama birer cümle ile misallendirebilirim.
teşkilatların yapısı bakımından, her ne kadar dışarıdan çok otoriter bir yapı görünse de içeride "hür düşünce" ve "vicdan" olarak ülkücüler benim diyen demokrat partilere fark atarlar. Daha küçükken bile tek çizgi olarak Allah'ın ipini esas alırlar ve vicdanlarında bunu yaralayan bir kırılma olursa, bunu korkmadan ifade ederler. tabi ki herkes saygıyla karşılamaz.eylül ihtilalinden sonra, hareketin ne yapacağıyla ilgili meşhur dedeman toplantılarında alparslan türkeş bey, önde gelen ülkücüleri bir salonda toplamış, kendisi kahvaltıdan sonra ayrılacağını, hareketin bundan sonra ne yapması gerektiği konusunda akşama kadar tartışmalarını, akşam gelip sonucu divan başkanından öğreneceğini söyleyerek ayrılmıştır. Bu, tabii her konuda böyleydi demek de değil.
bölgelerin değişen sosyolojisi meselesi çok derin bir mevzu. bilenler bilir, mustafa çalık'ın mhp üzerinde hazırladığı doktora tezinde, 60 ihtilalinden sonra ankara'da türkeş'i gören bir erzurumluya sorarlar. nasıldı? erzurumlunun cevabı ilginçtir: "ben deyim 1,90 sen de 2 metre (türkeş bey kısa boyluydu), bıyıkları sarkıtmış ki çeneye kadar (bıyık bırakmazdı), ceketi sağ omzunun ucuna atmış ki sorma gitsin (hep önünü iliklerdi), bir de basmış kunduranın topuğuna..." adam türkeş'i kendi gördüğü gibi anlatsa ihtilalin kudretli albayı efsanesinin kedi kadar itibarı kalmayacak. oysa, ege veya akdeniz bölgesindeki ortalama bir türk'ün kabul edebileceği bir albay modelidir türkeş bey. aile yapısı, toprak yapısı, batılılaşmadan daha çok etkilenen bölgeler, yörükler, eğitim seviyesinin yükseldiği yerlerdeki anlayışlar bizim bütün insanımızda olduğu gibi ülkücüler arasında da nüanslar oluşturuyor elbette.
ülkenin politik konjonktürü basit bir meseledir. vücut tehdit olarak hangi mikrobu algılıyorsa onun çaresini salgılamaya başlıyor. komünizmi islam için bir tehdit olarak gören yılların ülkücüsü ile pkk'nın siyasallaşmasını gören ülkücünün, topluma yansıtacağı algıda elbette değişiklikler olacaktır. kaldı ki ülkücü hareket, türk siyasi tarihinde bir parti olarak, özellikle soğuk savaş yıllarında dünyayı en iyi okuyan türk siyasi hareketidir. bugün o kalitede değiliz belki ama izleri hala mevcut.
bizim geçirdiğimiz sosyolojik evreler de hareket içerisinde nüans olarak kalabilecek ayrılıklara kısmen sebeptir. 50'lerden sonra kentlileşen bir köy gençliği üniversitelere ve büyük şehirlere akmıştı. Bugün hareket daha şehirli, daha eğitimli bir kaynaktan besleniyor. bu sadece ülkücü hareket için de geçerli değil. ülkede değişen aile yapısı, kadının sosyal hayattaki yeri vb. değişimler tabii olarak ülkücü harekete de bir nisbette yansıyor. dolayısıyla bu sosyolojik değişimler kimi tabakalarda daha muhafazakar katmanlar kalmakla beraber, kimi zaman daha seküler milliyetçiliği besleyebiliyor.
ben bu tespiti daha farklı fraksiyonlara da çoğaltabilirim. bu kötü bir şey de değil. toplumun değişik katmanlarında, memleketin değişik bölgelerinde farklı eğitim seviyesindeki insanların ortak endişeler taşıması, ortak ülküler peşinde koşmasıdır aslolan.
ve hatta, bütün bu gerekçelerle beraber olmak üzere bu aslı aynı olan ama reaksiyonları farklı olan adam tipini, bizzat merhum alparslan türkeş bey'in hayatını inceleyerek de görebiliriz.
ve uzar gider...
yaklaşık 25 senelik bir ülkücü olarak, bu ayrımları tek tek şahıslar üzerinde veya bölgeler arasında bu kadar basite indirgenmeyecek olsa da bizzat müşahade ettim. dahası, mhp çizgisinden hiç sapmamama rağmen, ömrümün belirli kesimlerinde kendimi daha muhafazakar, daha başka bölümlerinde daha laikçi olarak hissettim.
bu durumun teşkilatların yapısı, bölgelerin değişen sosyolojisi, ülkenin politik konjonktürü ve bir siyasi hareket olarak ülkücü hareketin geçirdiği sosyolojik evrelerle ilgisi var. uzun uzun yazmayacağım ama birer cümle ile misallendirebilirim.
teşkilatların yapısı bakımından, her ne kadar dışarıdan çok otoriter bir yapı görünse de içeride "hür düşünce" ve "vicdan" olarak ülkücüler benim diyen demokrat partilere fark atarlar. Daha küçükken bile tek çizgi olarak Allah'ın ipini esas alırlar ve vicdanlarında bunu yaralayan bir kırılma olursa, bunu korkmadan ifade ederler. tabi ki herkes saygıyla karşılamaz.eylül ihtilalinden sonra, hareketin ne yapacağıyla ilgili meşhur dedeman toplantılarında alparslan türkeş bey, önde gelen ülkücüleri bir salonda toplamış, kendisi kahvaltıdan sonra ayrılacağını, hareketin bundan sonra ne yapması gerektiği konusunda akşama kadar tartışmalarını, akşam gelip sonucu divan başkanından öğreneceğini söyleyerek ayrılmıştır. Bu, tabii her konuda böyleydi demek de değil.
bölgelerin değişen sosyolojisi meselesi çok derin bir mevzu. bilenler bilir, mustafa çalık'ın mhp üzerinde hazırladığı doktora tezinde, 60 ihtilalinden sonra ankara'da türkeş'i gören bir erzurumluya sorarlar. nasıldı? erzurumlunun cevabı ilginçtir: "ben deyim 1,90 sen de 2 metre (türkeş bey kısa boyluydu), bıyıkları sarkıtmış ki çeneye kadar (bıyık bırakmazdı), ceketi sağ omzunun ucuna atmış ki sorma gitsin (hep önünü iliklerdi), bir de basmış kunduranın topuğuna..." adam türkeş'i kendi gördüğü gibi anlatsa ihtilalin kudretli albayı efsanesinin kedi kadar itibarı kalmayacak. oysa, ege veya akdeniz bölgesindeki ortalama bir türk'ün kabul edebileceği bir albay modelidir türkeş bey. aile yapısı, toprak yapısı, batılılaşmadan daha çok etkilenen bölgeler, yörükler, eğitim seviyesinin yükseldiği yerlerdeki anlayışlar bizim bütün insanımızda olduğu gibi ülkücüler arasında da nüanslar oluşturuyor elbette.
ülkenin politik konjonktürü basit bir meseledir. vücut tehdit olarak hangi mikrobu algılıyorsa onun çaresini salgılamaya başlıyor. komünizmi islam için bir tehdit olarak gören yılların ülkücüsü ile pkk'nın siyasallaşmasını gören ülkücünün, topluma yansıtacağı algıda elbette değişiklikler olacaktır. kaldı ki ülkücü hareket, türk siyasi tarihinde bir parti olarak, özellikle soğuk savaş yıllarında dünyayı en iyi okuyan türk siyasi hareketidir. bugün o kalitede değiliz belki ama izleri hala mevcut.
bizim geçirdiğimiz sosyolojik evreler de hareket içerisinde nüans olarak kalabilecek ayrılıklara kısmen sebeptir. 50'lerden sonra kentlileşen bir köy gençliği üniversitelere ve büyük şehirlere akmıştı. Bugün hareket daha şehirli, daha eğitimli bir kaynaktan besleniyor. bu sadece ülkücü hareket için de geçerli değil. ülkede değişen aile yapısı, kadının sosyal hayattaki yeri vb. değişimler tabii olarak ülkücü harekete de bir nisbette yansıyor. dolayısıyla bu sosyolojik değişimler kimi tabakalarda daha muhafazakar katmanlar kalmakla beraber, kimi zaman daha seküler milliyetçiliği besleyebiliyor.
ben bu tespiti daha farklı fraksiyonlara da çoğaltabilirim. bu kötü bir şey de değil. toplumun değişik katmanlarında, memleketin değişik bölgelerinde farklı eğitim seviyesindeki insanların ortak endişeler taşıması, ortak ülküler peşinde koşmasıdır aslolan.
ve hatta, bütün bu gerekçelerle beraber olmak üzere bu aslı aynı olan ama reaksiyonları farklı olan adam tipini, bizzat merhum alparslan türkeş bey'in hayatını inceleyerek de görebiliriz.
ve uzar gider...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar