bugün
- yazarların en sevdiği sözler9
- kadir inanır ın buket saygı yı taciz etmesi13
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle19
- kiraz cicegi kolonyasi34
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı21
- yazarların en sevdiği meyve7
- anket türkiye de eyalet sistemine geçilsin mi12
- iş sözleşmesinde 5 yıl hamile kalamaz maddesi11
- sözlük yazarlarının tatlıları20
- neden kadın ayağına ilgi duyulduğu sorusu8
- midye8
- mantra grubu6
- 10 temmuz 20265
- 1000 liralık boxer giymek5
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen17
- ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler6
- smallville dizisinde ki meteor ucubeleri2
- kürdistan5
- fas11
- fransa8
- izlenilen ilk yabancı dizi10
- trump a kafa atmak2
- sevgiliyle yapılabilecek en güzel aktivite6
- kuran da namazın olmaması21
- john glover2
- 30 gün psikiyatri servisinde yatmak2
- seksting yapacak yazarlar veritabanı6
- bir ayet reddedince dinden çıkmak18
- corona sonrası dünya düzeni4
- kadın yazarların kavga etmesi11
- uzun ilişki sürdürmenin sırları4
- sanal oyunda bir kızla seks yapmak2
- johnny sinsin araba vurdurması4
- söylemek istenilenler4
- ayakseverlik5
- sevgiliyle yemek yaparken sevişmeye başlamak6
- bonnie tyler5
- velvet38
- 2026 dünya kupası24
- canım dilaram2
- fiat 131 vs peugeot 5043
- uludağ sözlük kızlarının güzel olması7
- kristin kreuk2
- askerde günde iki kere duş alan erkek12
- futbol21
- menemen4
- tabağında yemek bırakan erkek5
- sevilen bilgisayar oyununu üç kelime ile anlatmak3
- saraca finch house25
- düşün ki o bunu okuyor6
--spoiler--
Demedim mi demedim mi?
Gönül sana söylemedim mi?
Demedim mi deme-demedim mi?
Gönül sana söylemedim mi?
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
lüks bir konağın bahçesine kurulmuş kırmızı halılarla kaplı, ışıklarla süslendirilmiş ve seçkin bir müzisyen grubunun saz aletlerinden dökülen tınılarla yüklü sahneden taşıyordu bu sözler.
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
gecenin finaline pek birşey kaldığı söylenemezdi... yılların kemale erdirdiği çam ağaçlarının rüzgarla dansa tutuştuğu noktada durup, sırtımı bir ağacın gövdesine yasladım. yorgunluğu, sırtımdaki sızıdan hissedebiliyordum. saatlerce ayakta kalmak zorunda kaldığım tüm işlerimde yaşardım bunu. Sırtımdan boynuma doğru, ince bir şerit olarak ilerlerdi sızı
boğazımda ilmek gibi hissettiğim kravatımı gevşetip, ceketimin iç cebindeki sigara paketini çıkardım. rüzgar, yüzüme yüzüme çarpıyordu ya, dert değildi. şıklık derdine ince giyinenler düşünsündü bunu. Birçoğu, konağın muhteşem manzarasından mahrum kalmak pahasına sığınmıştı duvarların ardına.
Anlık ve yapay bir tebessümle yaktım sigaramı ve şehrin, sınırları muğlak genişlikteki ışıklarına baka baka çektim ilk nefesi. Şu ışıklar, şu körfez..tokuşturulan kadeh tıngırtıları altındaki marina ne çok yaşanmışlık vardı şu ışıkların bağrında ne çok soluklanmıştı hikayem bu şehrin sinesinde
tuhaf
aslında tuhaflık, bu bildik hakikatte değildi. her gecenin son deminde, adres şaşırmaz bir maharetle gelip de gönül kapımı tıngırdatan melankoliye merhaba diyeli, zaten epey olmuştu. Düşüncelerimin tümü, kaçınılmaz hüznüme elbise giydirme çabasından ibaretti.
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
sözler aşındırıyordu ruhumun mukavemetini. Efsunlu bulduğum melodinin sarıp sarmalamaları eşliğinde dalgın bir seyir tutturmuşum şehirden yana. aklım, bir zamanlar bu konakta soluk alıp vermiş paşanın ve seçkin ailesinin hatıralarına gidip gidip gelirken, bir yandan da tasavvufun ikliminde sendeliyordu.
bu hal ile ne kadar kaldım orada bilmiyorum.
o, bir köşede durup da, ne zamandan beridir beni izliyordu bilmiyorum.
ikinci ya da üçüncü sigarada olsa gerek, kafam bir an sağ omuzumun üstünden sahneye doğru döndüğünde fark ettim onu. gözlerimin gözlerine çarpması ile, dingin ruhunun dalgalandığını fark ettim.
tatlı bir surat ve rengarenk elbiseler kombinasyonuydu.
Farkedilmek hoşuna gitmemişti. Bunu duyumsayabiliyordum.
bilinçsiz bir mahcubiyet içerisinde hareketlendirdiği ellerini bir yerlere koyma, bir şeylere uzatma ihtiyacı hissettiğinde, gözlerini gözlerimden alıp da elleriyle uyumlu kılması gerektiğini algılaması birkaç saniyeyi bulmuştu.
Daldığı evrenin hangi noktasında yakalamıştım onu bilmiyorum. o evrende ne vardı, onu da bilmiyordum. Gördüğüm tek şey, hazırlıksız yakalanmış bir madamın, bedensel koordinasyonunu kaybettiren mahcubiyetiydi. Bakışlarını yere yıkıp sahneye döndüğünde, topuz yaptığı saçlarının sert rüzgardaki kımıltısız görünüşüne şahit oldum.
Bu hal, suçluluk hissini kapıma kadar getirse de, tamamen istemsiz gelişmiş bir hadisenin mazeretine sığınarak, rahatlama imkanı bulabildim.
Ben onun hangi hissine denk gelmiştim bilmiyorum ama, o benim bozkır durgunluğuma denk gelmişti. En ince ve önemsiz duran bir detaya tutunarak, dehlizlerde kaybolmak tutukluğu yani bir parça da hülyalı bir perspektif
onun yaptığına benzer bir şekilde, fakat onun bilinç alanına girdiğimi hissettiğim, dolayısı ile onun kadar avantajlı olmayan bir temaşa ile, bu sefer ben seyrediyordum yalnızlık taşan bir insanı kimdi bu kadın? Neden diğerleri gibi sahneye yakın durma çabası göstermiyordu ya da soğuktan ürpererek duvarların ardına sığınma titizliğini? Ne işi vardı, işinden fırsat buldukça sigara tellendirmek isteyen çalışanların sığındığı bu uzak köşelerde? beni uzun uzadıya izlediği her halinden belli olan o demlerde düşündüğü şey neydi? bu rengarenk elbiseleri ile uyumlu durmayan hüzünlü suratının altında ne vardı? Ve şuan, meraklı bir çift gözün hapsinde olmak ona neyi düşündürüyordu?
Sorular, sorular, sorular sonu gibi, cevabı da olmayan sorular ve bir sigara daha, madamın hissedilir hüznüne karşı
+Hey, malajor!
-...
+arkadaş, insan haber vermez mi dostluk bu mudur? Bak ben de dostuma içecek getirdim.
-şu bayanı tanıyor musun?
+hangisi?
-sırtı bize dönük olan, saçları toplu
+ha o mu? Sorma ya sahnedeki şarkıcının ekibinden konserden önce saatlerce adamın başında dikilip, serinlemesi için yelpaze yaptı. Bi zoruma gitti ki, sorma
-nasıl yani?
+adam purosunu tüttürüyordu, bu kızcağız da yelpaze
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
içecekten bir yudum aldım. Elimin tersi ile dudaklarımın nemini alırken, aklım ar bilmez misafirime, bana müptela hüznüme gidiyordu aklım, hüznümü karşısına alıp, etrafında fır dönmeye niyetleniyordu. Çünkü Bir çıkış yolu bulmanın o an mümkün olabileceğine, bu bendeki hüznün kırılmaz görünen efsunlu ketumluğunda bir gedik bulabileceğine inanıyordu. Bana izahat raporları dökebileceği bir fırsat olarak değerlendiriyordu bu kısa diyaloğu
O an biliyordum ki, şu sırtı dönük yabancı kadınla, bu bendeki hüznün arasında çok büyük bir nedensellik ilişkisi vardı.
Bu bendeki karanlığı aydınlatacak ışığın bir parçası da bu kadının varlığında gizliydi.
Onun kırıklıkları, un ufak olmuş hisleri, toplum makinesince yok edilmek yerine benim boşluklarıma serpiştirilecek olsa, kendimle tanışmak için biraz daha mesafe katedebileceğim.
Muhtemelen daha içten ağlayabileceğim
ve şayet ona temas etme imkanı bulursa gözyaşlarım, ruhunu daha sert bir şekilde hırpalayabileceğim.
onu ağlatabileceğim.
Yükünü hafifletip, doğrulması için bir fırsat sunabileceğim.
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
-demek öyle
+anlamadım?
-üşümüyor musun?
+ha, haklısın. Hava epey serin
-hadi içeri geçelim.
+hadi geçelim.
Teğet geçmelerin ruhumda bıraktığı burukluğu tadımsayarak yürüdüm. Yanına vardığımda, bir an durup yüzüne baktım. Başı yerdeydi. Kaldırdı, yüzüme baktı. Kaşlarının birbirine kavuşmak istediği amansız boşlukta duraksattım gözlerimi. baktım. Kaçırmadı gözlerini
Yürüdüm
Demedim mi demedim mi?
Gönül sana söylemedim mi?
Demedim mi deme-demedim mi?
Gönül sana söylemedim mi?
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
lüks bir konağın bahçesine kurulmuş kırmızı halılarla kaplı, ışıklarla süslendirilmiş ve seçkin bir müzisyen grubunun saz aletlerinden dökülen tınılarla yüklü sahneden taşıyordu bu sözler.
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
gecenin finaline pek birşey kaldığı söylenemezdi... yılların kemale erdirdiği çam ağaçlarının rüzgarla dansa tutuştuğu noktada durup, sırtımı bir ağacın gövdesine yasladım. yorgunluğu, sırtımdaki sızıdan hissedebiliyordum. saatlerce ayakta kalmak zorunda kaldığım tüm işlerimde yaşardım bunu. Sırtımdan boynuma doğru, ince bir şerit olarak ilerlerdi sızı
boğazımda ilmek gibi hissettiğim kravatımı gevşetip, ceketimin iç cebindeki sigara paketini çıkardım. rüzgar, yüzüme yüzüme çarpıyordu ya, dert değildi. şıklık derdine ince giyinenler düşünsündü bunu. Birçoğu, konağın muhteşem manzarasından mahrum kalmak pahasına sığınmıştı duvarların ardına.
Anlık ve yapay bir tebessümle yaktım sigaramı ve şehrin, sınırları muğlak genişlikteki ışıklarına baka baka çektim ilk nefesi. Şu ışıklar, şu körfez..tokuşturulan kadeh tıngırtıları altındaki marina ne çok yaşanmışlık vardı şu ışıkların bağrında ne çok soluklanmıştı hikayem bu şehrin sinesinde
tuhaf
aslında tuhaflık, bu bildik hakikatte değildi. her gecenin son deminde, adres şaşırmaz bir maharetle gelip de gönül kapımı tıngırdatan melankoliye merhaba diyeli, zaten epey olmuştu. Düşüncelerimin tümü, kaçınılmaz hüznüme elbise giydirme çabasından ibaretti.
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
sözler aşındırıyordu ruhumun mukavemetini. Efsunlu bulduğum melodinin sarıp sarmalamaları eşliğinde dalgın bir seyir tutturmuşum şehirden yana. aklım, bir zamanlar bu konakta soluk alıp vermiş paşanın ve seçkin ailesinin hatıralarına gidip gidip gelirken, bir yandan da tasavvufun ikliminde sendeliyordu.
bu hal ile ne kadar kaldım orada bilmiyorum.
o, bir köşede durup da, ne zamandan beridir beni izliyordu bilmiyorum.
ikinci ya da üçüncü sigarada olsa gerek, kafam bir an sağ omuzumun üstünden sahneye doğru döndüğünde fark ettim onu. gözlerimin gözlerine çarpması ile, dingin ruhunun dalgalandığını fark ettim.
tatlı bir surat ve rengarenk elbiseler kombinasyonuydu.
Farkedilmek hoşuna gitmemişti. Bunu duyumsayabiliyordum.
bilinçsiz bir mahcubiyet içerisinde hareketlendirdiği ellerini bir yerlere koyma, bir şeylere uzatma ihtiyacı hissettiğinde, gözlerini gözlerimden alıp da elleriyle uyumlu kılması gerektiğini algılaması birkaç saniyeyi bulmuştu.
Daldığı evrenin hangi noktasında yakalamıştım onu bilmiyorum. o evrende ne vardı, onu da bilmiyordum. Gördüğüm tek şey, hazırlıksız yakalanmış bir madamın, bedensel koordinasyonunu kaybettiren mahcubiyetiydi. Bakışlarını yere yıkıp sahneye döndüğünde, topuz yaptığı saçlarının sert rüzgardaki kımıltısız görünüşüne şahit oldum.
Bu hal, suçluluk hissini kapıma kadar getirse de, tamamen istemsiz gelişmiş bir hadisenin mazeretine sığınarak, rahatlama imkanı bulabildim.
Ben onun hangi hissine denk gelmiştim bilmiyorum ama, o benim bozkır durgunluğuma denk gelmişti. En ince ve önemsiz duran bir detaya tutunarak, dehlizlerde kaybolmak tutukluğu yani bir parça da hülyalı bir perspektif
onun yaptığına benzer bir şekilde, fakat onun bilinç alanına girdiğimi hissettiğim, dolayısı ile onun kadar avantajlı olmayan bir temaşa ile, bu sefer ben seyrediyordum yalnızlık taşan bir insanı kimdi bu kadın? Neden diğerleri gibi sahneye yakın durma çabası göstermiyordu ya da soğuktan ürpererek duvarların ardına sığınma titizliğini? Ne işi vardı, işinden fırsat buldukça sigara tellendirmek isteyen çalışanların sığındığı bu uzak köşelerde? beni uzun uzadıya izlediği her halinden belli olan o demlerde düşündüğü şey neydi? bu rengarenk elbiseleri ile uyumlu durmayan hüzünlü suratının altında ne vardı? Ve şuan, meraklı bir çift gözün hapsinde olmak ona neyi düşündürüyordu?
Sorular, sorular, sorular sonu gibi, cevabı da olmayan sorular ve bir sigara daha, madamın hissedilir hüznüne karşı
+Hey, malajor!
-...
+arkadaş, insan haber vermez mi dostluk bu mudur? Bak ben de dostuma içecek getirdim.
-şu bayanı tanıyor musun?
+hangisi?
-sırtı bize dönük olan, saçları toplu
+ha o mu? Sorma ya sahnedeki şarkıcının ekibinden konserden önce saatlerce adamın başında dikilip, serinlemesi için yelpaze yaptı. Bi zoruma gitti ki, sorma
-nasıl yani?
+adam purosunu tüttürüyordu, bu kızcağız da yelpaze
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
içecekten bir yudum aldım. Elimin tersi ile dudaklarımın nemini alırken, aklım ar bilmez misafirime, bana müptela hüznüme gidiyordu aklım, hüznümü karşısına alıp, etrafında fır dönmeye niyetleniyordu. Çünkü Bir çıkış yolu bulmanın o an mümkün olabileceğine, bu bendeki hüznün kırılmaz görünen efsunlu ketumluğunda bir gedik bulabileceğine inanıyordu. Bana izahat raporları dökebileceği bir fırsat olarak değerlendiriyordu bu kısa diyaloğu
O an biliyordum ki, şu sırtı dönük yabancı kadınla, bu bendeki hüznün arasında çok büyük bir nedensellik ilişkisi vardı.
Bu bendeki karanlığı aydınlatacak ışığın bir parçası da bu kadının varlığında gizliydi.
Onun kırıklıkları, un ufak olmuş hisleri, toplum makinesince yok edilmek yerine benim boşluklarıma serpiştirilecek olsa, kendimle tanışmak için biraz daha mesafe katedebileceğim.
Muhtemelen daha içten ağlayabileceğim
ve şayet ona temas etme imkanı bulursa gözyaşlarım, ruhunu daha sert bir şekilde hırpalayabileceğim.
onu ağlatabileceğim.
Yükünü hafifletip, doğrulması için bir fırsat sunabileceğim.
--spoiler--
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?
--spoiler--
-demek öyle
+anlamadım?
-üşümüyor musun?
+ha, haklısın. Hava epey serin
-hadi içeri geçelim.
+hadi geçelim.
Teğet geçmelerin ruhumda bıraktığı burukluğu tadımsayarak yürüdüm. Yanına vardığımda, bir an durup yüzüne baktım. Başı yerdeydi. Kaldırdı, yüzüme baktı. Kaşlarının birbirine kavuşmak istediği amansız boşlukta duraksattım gözlerimi. baktım. Kaçırmadı gözlerini
Yürüdüm
Gündemdeki Haberler