bugün
- oğlak burcu kadını16
- benim için zindanlarda çürür müsün diyen kız3
- 1 2 puretech5
- sevgilisine kahve yapan erkek4
- aptalları hipnotize etmek3
- les enfants du siecle2
- tan taşçı2
- sevgilisine kahpe yapan erkek2
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti4
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri2
- ceza sahasına girince kendini yere atan forvet2
- yılmaz güney abi4
- zorunlu eğitimin felsefi temeli3
- canva3
- haluk levent'in hayatını anlatacak filmin adı3
- muhalif kerizleri silkme derneği başkanı2
- ikizler burcu ve bipolar adam7
- telefonu balkondan düşürme korkusu2
- kişinin büyüdüğünü anladığı an4
- en çok sevdiğiniz yazar19
- hayatın güzel olması9
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı2
- maruf güneş3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları28
- gececi tayfa kezosu10
- sözlüğün tanrıçası olmak20
- 18 temmuz 2026 malatya depremi3
- japonya nın teröristleri idam etmesi3
- gerçek chp zafer partisidir2
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı14
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması13
- sözlük yazarlarının numaraları12
- gocu29
- yalnız yaşayan kadın karizması7
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları18
- kezoları hemen kapan yuzır2
- kızlar gelin gofret yiyelim6
- sigara içsem mi lan eşiği7
- kendi ağzına vermek11
- 35 yaşında evlenmemiş erkek15
- bir gün öleceğini unutmak7
- haluk levent18
- sevgiliyle ormanın derinliklerine gitmek6
- hıyar yetiştiren sözlük yazarları5
- tanrı yok21
- kuzey kıbrısta asgari ücretin 61 bin 677 olması8
- insan olmaya çeyrek kala5
- chatgpt ile sohbet etmek5
- ne yapıyorsun2
Nicedir üzerinde çalıştığım " Söz Tufanı: Yaşar Kemal " kitabımı sonlamak üzereyim. Beni ziyarete gelen bir dostumla konuşurken, yazıevimdeki Yaşar Kemal çalışma masamın yanıbaşında duran Orhan Pamuk dosyama göz atmak istemişti. Uzun süredir Pamuka dair bir kitap çalışmamın olduğunu bilen dostum, dosyadan bakışlarını kaldırdığında, biraz eleştirel bir tonda:
" Sizleri hiç anlamıyorum; hem eleştirirsiniz hem de tutup üzerine kitap yazarak adamcağızı sürekli gündeme taşırsınız, " diyerek, masamdaki kitaba da (Kültür Endüstrisi/Kültür Yönetimi, Theodor W. Adorno) işaret edip; " Pamuka Adornonun buradaki düşüncelerine dönerek bakmanı isterim doğrusu, " sözleri üzerine de ilginç bir tartışma başlamıştı aramızda.
KÜRESEL PAZAR
iktisatçı dostumun tespiti doğruydu; Orhan Pamuk, bugün, kültür endüstrisinin bir aracı durumuna dönüştü.
" iyi edebiyat " yapmak adına yola çıkan; Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev romanlarında bunu başarıyla gerçekleştiren; Kara Kitap ve Yeni Hayatla bu endüstriye göz kırpan, Beyaz Kale, Benim Adım Kırmızı ve istanbul ile de artık hep küresel okuru ve küresel pazarı düşünerek yazan bir yazar ... Kar romanıyla da son iyi edebiyat kozunu oynayarak, adeta Dostoyevskiden rol çalmak istedi ...
Yazdıklarında hâlâ " kuramsal romancı " olma iddiasını sürdürse de; kurumsal romancılığını pekiştiren atılımını Masumiyet Müzesiyle yaptı aslında. Bir bakıma da edebiyatı anonimleştirdi.
istanbul kitabını bir ekip olarak yazdı, yeni romanını da böyle yazdığını ima etti.
Dünya edebiyat pazarında değil, edebiyatın dünyada artık böyle bir pazarı yok. " Kültür endüstrisi "nin yeni kapitalizmin yasalarına göre, farklı (edebiyat da dahil) aktörleri var. imaj ve marka yönetiminde çalışanlar bunun nasıl biçimlendiğini çok iyi bilirler.
KAZANDIR, KAZAN
Dikkat edilirse eğer; bu endüstriden beslenen/öne çıkan aktörler, bir süre sonra " sosyal sorumluluk " projelerinde boy göstermeye başlarlar. Pamuk, Jean Baudrillardı adeta doğrularcasına, simülasyon çağına bir örnekle adını yazdırdı.
" Masumiyet Müzesi "yle, hayatın bırakılmış nesnelerine, adsız sansız atıklarına bir ad bulup hikâye uydurdu.
Kültür endüstrisinin kendisine kazandırdıklarıyla da adına müze dediği, kendi fantezileriyle süslü, o yapıyı kurdu.
Dostumla konuşmalarımız, tartışmalarımız aşağı yukarı bu minvalde süredurdu. Ayrılırken ki son sözleri şunlardı:
" Eğer kitabında bunlardan söz etmezsen, sen de övgü kervanına katılırsan yazık edersin. Unutma ki; bu endüstri Pamuku sevmiştir: kazı kazan gibi; kazandır, kazan! iktisadın en temel yasalarından biridir: Ticari sermaye üretime katılmaz, kârın bizzat ticari işlem sonucunda ortaya çıktığı sanılır. Yeni kapitalizmin yasaları bunu daha da pekiştirdi ve hayatın her alanına yaydı.
KÜLTÜR ENDÜSTRiSi
Adorno da, kültür endüstrisindeki sistem üreticiyi metalaştırırken, onun bireysel yetilerini nasıl tutsak aldığını imler. Onu, adeta, kitleler üzerine üflenen bir ruh olarak sunar. Yer yer bekletir. Arada bir fanusundan çıkarır, sunduklarını, yani edebî metayı kitlelere yayar, birtakım adlar/simgeler yakıştırılır. Ve kahramanımız kazandır-kazan rolünü iyi oynar. Bak yakında bunun yeniden ortaya nasıl çıkacağını göreceksin. içindesin her şeyin. Şu yayınevi değiştirme meselesi bile bunun bir parçası ... "
Aynı zamanda bir bankacı olan çocukluk arkadaşımın her tepkisi, sözü, eleştirisini dikkate alırım.
ÖDÜL ? TÜRKÇEYE ?
Bu kez, o gidince, içimde Orhan Pamuk kitabından vazgeçsem mi sorusu depreşmedi desem yalan olur!
" Başkasının değirmenine su taşıyacağına otur asıl yazman gereken kitapları yaz, " diyordu dostum. Ve onun daha birçok sözünü belleğimin çeperlerine vura vura Ağvaya gittim ertesi gün.
Karşıma gazetede Orhan Pamuk röportajı çıkmaz mı?!
Dostumun ironik sözler edeceği telefonunu beklemeden ben aradım.
" Ben sana dememiş miydim ?!"
Sözünün dışında hiçbir şey söylemedi. Beni dinledi yalnızca.
Son sözüm de şu olmuştu ona:
Evet, Orhan Pamuku gündeme taşımak bizim gibi edebiyatçıların işi değil. Pamukun yazdıklarını artık ben de merak etmiyorum.
Söyleyeceklerim bir özeleştiri değil.
Nobel Edebiyat Ödülünü önemserim. Bize, yeryüzünün tüm bu karmaşası/savaşlar çağı ortamında iyi edebiyatın var olduğunu zaman zaman hatırlattığı gibi, bunu var eden edebiyatçıları da dünya dillerine taşımasını değerli bulurum.
Orhan Pamukla Türkçe ve bu dille yaratılan edebiyat ödüllendirilmişti aslında. Onun bunu ne kadar önemsediğini bilemem! Ama ben önemsediğim için kalkıp Stockholme gitmiş, onun ödülünü aldığı tarihi törene katılmış, yazılar da yazmıştım.
Çünkü, bir dilin/bir edebiyatın, uluslararası bir ödülle arenaya çıkmasını zamanımızın kültür endüstrisi aktörlerinin bir işi olduğunu hiç mi hiç düşünmedim doğrusu.
http://gundem.milliyet.co...detay/1760463/default.htm
" Sizleri hiç anlamıyorum; hem eleştirirsiniz hem de tutup üzerine kitap yazarak adamcağızı sürekli gündeme taşırsınız, " diyerek, masamdaki kitaba da (Kültür Endüstrisi/Kültür Yönetimi, Theodor W. Adorno) işaret edip; " Pamuka Adornonun buradaki düşüncelerine dönerek bakmanı isterim doğrusu, " sözleri üzerine de ilginç bir tartışma başlamıştı aramızda.
KÜRESEL PAZAR
iktisatçı dostumun tespiti doğruydu; Orhan Pamuk, bugün, kültür endüstrisinin bir aracı durumuna dönüştü.
" iyi edebiyat " yapmak adına yola çıkan; Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev romanlarında bunu başarıyla gerçekleştiren; Kara Kitap ve Yeni Hayatla bu endüstriye göz kırpan, Beyaz Kale, Benim Adım Kırmızı ve istanbul ile de artık hep küresel okuru ve küresel pazarı düşünerek yazan bir yazar ... Kar romanıyla da son iyi edebiyat kozunu oynayarak, adeta Dostoyevskiden rol çalmak istedi ...
Yazdıklarında hâlâ " kuramsal romancı " olma iddiasını sürdürse de; kurumsal romancılığını pekiştiren atılımını Masumiyet Müzesiyle yaptı aslında. Bir bakıma da edebiyatı anonimleştirdi.
istanbul kitabını bir ekip olarak yazdı, yeni romanını da böyle yazdığını ima etti.
Dünya edebiyat pazarında değil, edebiyatın dünyada artık böyle bir pazarı yok. " Kültür endüstrisi "nin yeni kapitalizmin yasalarına göre, farklı (edebiyat da dahil) aktörleri var. imaj ve marka yönetiminde çalışanlar bunun nasıl biçimlendiğini çok iyi bilirler.
KAZANDIR, KAZAN
Dikkat edilirse eğer; bu endüstriden beslenen/öne çıkan aktörler, bir süre sonra " sosyal sorumluluk " projelerinde boy göstermeye başlarlar. Pamuk, Jean Baudrillardı adeta doğrularcasına, simülasyon çağına bir örnekle adını yazdırdı.
" Masumiyet Müzesi "yle, hayatın bırakılmış nesnelerine, adsız sansız atıklarına bir ad bulup hikâye uydurdu.
Kültür endüstrisinin kendisine kazandırdıklarıyla da adına müze dediği, kendi fantezileriyle süslü, o yapıyı kurdu.
Dostumla konuşmalarımız, tartışmalarımız aşağı yukarı bu minvalde süredurdu. Ayrılırken ki son sözleri şunlardı:
" Eğer kitabında bunlardan söz etmezsen, sen de övgü kervanına katılırsan yazık edersin. Unutma ki; bu endüstri Pamuku sevmiştir: kazı kazan gibi; kazandır, kazan! iktisadın en temel yasalarından biridir: Ticari sermaye üretime katılmaz, kârın bizzat ticari işlem sonucunda ortaya çıktığı sanılır. Yeni kapitalizmin yasaları bunu daha da pekiştirdi ve hayatın her alanına yaydı.
KÜLTÜR ENDÜSTRiSi
Adorno da, kültür endüstrisindeki sistem üreticiyi metalaştırırken, onun bireysel yetilerini nasıl tutsak aldığını imler. Onu, adeta, kitleler üzerine üflenen bir ruh olarak sunar. Yer yer bekletir. Arada bir fanusundan çıkarır, sunduklarını, yani edebî metayı kitlelere yayar, birtakım adlar/simgeler yakıştırılır. Ve kahramanımız kazandır-kazan rolünü iyi oynar. Bak yakında bunun yeniden ortaya nasıl çıkacağını göreceksin. içindesin her şeyin. Şu yayınevi değiştirme meselesi bile bunun bir parçası ... "
Aynı zamanda bir bankacı olan çocukluk arkadaşımın her tepkisi, sözü, eleştirisini dikkate alırım.
ÖDÜL ? TÜRKÇEYE ?
Bu kez, o gidince, içimde Orhan Pamuk kitabından vazgeçsem mi sorusu depreşmedi desem yalan olur!
" Başkasının değirmenine su taşıyacağına otur asıl yazman gereken kitapları yaz, " diyordu dostum. Ve onun daha birçok sözünü belleğimin çeperlerine vura vura Ağvaya gittim ertesi gün.
Karşıma gazetede Orhan Pamuk röportajı çıkmaz mı?!
Dostumun ironik sözler edeceği telefonunu beklemeden ben aradım.
" Ben sana dememiş miydim ?!"
Sözünün dışında hiçbir şey söylemedi. Beni dinledi yalnızca.
Son sözüm de şu olmuştu ona:
Evet, Orhan Pamuku gündeme taşımak bizim gibi edebiyatçıların işi değil. Pamukun yazdıklarını artık ben de merak etmiyorum.
Söyleyeceklerim bir özeleştiri değil.
Nobel Edebiyat Ödülünü önemserim. Bize, yeryüzünün tüm bu karmaşası/savaşlar çağı ortamında iyi edebiyatın var olduğunu zaman zaman hatırlattığı gibi, bunu var eden edebiyatçıları da dünya dillerine taşımasını değerli bulurum.
Orhan Pamukla Türkçe ve bu dille yaratılan edebiyat ödüllendirilmişti aslında. Onun bunu ne kadar önemsediğini bilemem! Ama ben önemsediğim için kalkıp Stockholme gitmiş, onun ödülünü aldığı tarihi törene katılmış, yazılar da yazmıştım.
Çünkü, bir dilin/bir edebiyatın, uluslararası bir ödülle arenaya çıkmasını zamanımızın kültür endüstrisi aktörlerinin bir işi olduğunu hiç mi hiç düşünmedim doğrusu.
http://gundem.milliyet.co...detay/1760463/default.htm
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar