bugün
- ishal olmak5
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı9
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar13
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi14
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- mustafa4
- bir bela geliyor8
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- cennet nasıl bir yer sorunsalı2
- çakal3
- sebahattin şirin21
- neredesiniz kızlar4
- umreye gidene ve gelene ne denir6
- distopik film önerisi4
- velvet15
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler23
- avrupa yakası cem2
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- oburluktan ve pornodan uzak durmak3
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi19
- doruk madencilik işçilerinin direnişi3
- yakışıklı seri katil3
- kıyamet2
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı5
- denize işemek2
- sözlükte marka olmak11
- kedi tekmelemek11
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- tütün kolonyası2
- iremga32
- itü kktc3
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
- victor osimhen11
- adana5
- pkklılara idam gelsin3
- alevi kızların alev alev yanması7
- trt'nin artık tarafsızlığı da umursamaması3
- diamond bosphorus kardeşimin yakışıklı olması6
- yastığa sarılarak uyuyan erkek6
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
- anın görüntüsü31
- uludağ sözlük evreni7
- memesinin altına mendil koyan sözlük erkeği7
- fenerbahçe4
- tiktokta göğüslerini sergileyen sarışın kız5
- sözlük yazarlarının manzaraları7
- sözlük erkeklerinin sütyen bedenleri8
gül baba ile sultan ii. bayezid
sultan bu ya, pek fazla sıkılmış yine birgün
durmuş bakıyorken sarayından göğe üzgün
sadrazamı hürmetle eğilmiş de önünde:
- sultanımızın neşesi pek yoksa, bugün de,
sis örtüler altında o haşmetle uyurken
seyreylesek istanbul’u yüksek tepelerden
eğlenceli olmaz mı demiş,
kırda gezinsek?
vaktiyle o türk aslanı sultanımızın, pek oynak kara bir kısrağı varmış, ona binmiş
geç vakte kadar kırda veziriyle gezinmiş.
lâkin yarı sarhoşluğa düşmüş yine birden
sultan tepelerden dolu dizgin geçiyorken,
dizginleri kısmış ve şöylece durup bir dem,
sadrazama sormuş:
- nereden geçti bu meltem?
mestolmuş eserken ediyor insanı sarhoş.
bir dinle geçen rahiyalar bak ne kadar hoş!
sadrazam gülmüş ve:
- yakınlarda demiş,
bir gül bahçesi vardır, gayet de güzeldir,
şayet yüce sultanımız arzu buyurursa?
-elbet gidelim, hem bakalım sahibi varsa hoş-beş ederiz şöyle biraz.
sonra da bir an;
atlar yine birden mahmuzlanaraktan,
yaydan kopan oklar gibi rüzgârları yarmış
çok geçmeden atlar o güzel bahçeye varmış
bir bahçe ki, örtmüş yeri her renkte çiçekler
bir bahçe ki, baştanbaşa renk olmuş emekler
bir bahçe ki, güller bile sarmaş dolaş olmuş...
her yer sarı, mor, pembe çiçekler ile dolmuş...
güller ki, alevden daha al renkle yanarmış
hem her birinin bir adı, tarihçesi varmış
sultan bu güzellikleri görmüş ve şaşırmış.
- gül bahçesi lâkin ne zamandan? ... diye sormuş, bir noktaya dalgın bakıyormuş gibi sanki.
sadrazamı hülya dolu gözlerle demiş ki:
- vaktiyle bu gül bahçesi bir çöl gibi yermiş
yaz, kış gece çılgın gibi rüzgârlar esermiş
kuşlar üşüşüp dallara bir mesken ararken
sağanak gibi şimşekler inermiş kara gökten,
bir gün hızır inmiş gibi iklime yer yer,
bir yemyeşil atlasla döşenmiş yine her yer,
nârin o fidanlardaki dallarla örtülmüş bahçeyle
bu toprağın artık yüzü gülmüş.
lâkin bu güzel bahçede bir gül baba varmış.
mecnun gibi yapayalnız o güllerle yaşarmış.
- gelsin bakalım söylediğin gül baba kimmiş?
- hayhay! diyerek ünlü vezir, bahçeye girmiş.
güller arasından daracık yoldan yürürken
munis ve muhabbetli bakışlarla ileriden
örtülmüşe benzer gibi sakin başı karla
bakmış geliyor gül baba bir nurlu vakarla.
sadrazamı koşmuş ve demiş:
- gül baba, sultan kalkıp seni görmek için geldi uzaktan.
bak kendisi üstünde atın, gel, seni bekler.
sultan da o haşmetle gelirken gülerek şöyle der:
- güller ne güzel, onları hep sen mi büyüttün?
- elbet, diyerek gül baba, dallardaki süzgün munis sarı güllerle, tutup kırmızılardan kesmiş iki gül,
sonra demiş:
- ey yüce sultan,
istersen anılmak yine rahmetle eğer hep
yaptır bu büyük bahçeye bir koskoca mektep...
millet ve vatan uğruna binlerce de evlâd
elbet seni her an, çalışırken edecek yâd!
güllerdeki renkler de onun arması olsun,
ismim de benim böylece rahmetle anılsın.
ey gül baba her şeyde sesinden var akisler
her şey bize hâlâ bu güzel kıssayı söyler
yıllarca senin bahsini etsek yine pek az,
zira bu güzel kıssa, şu mısralara sığmaz
bizler yine rahmetle anarken seni artık
mermerden olan kabrini güllerle donattık.
nihat keklik
sultan bu ya, pek fazla sıkılmış yine birgün
durmuş bakıyorken sarayından göğe üzgün
sadrazamı hürmetle eğilmiş de önünde:
- sultanımızın neşesi pek yoksa, bugün de,
sis örtüler altında o haşmetle uyurken
seyreylesek istanbul’u yüksek tepelerden
eğlenceli olmaz mı demiş,
kırda gezinsek?
vaktiyle o türk aslanı sultanımızın, pek oynak kara bir kısrağı varmış, ona binmiş
geç vakte kadar kırda veziriyle gezinmiş.
lâkin yarı sarhoşluğa düşmüş yine birden
sultan tepelerden dolu dizgin geçiyorken,
dizginleri kısmış ve şöylece durup bir dem,
sadrazama sormuş:
- nereden geçti bu meltem?
mestolmuş eserken ediyor insanı sarhoş.
bir dinle geçen rahiyalar bak ne kadar hoş!
sadrazam gülmüş ve:
- yakınlarda demiş,
bir gül bahçesi vardır, gayet de güzeldir,
şayet yüce sultanımız arzu buyurursa?
-elbet gidelim, hem bakalım sahibi varsa hoş-beş ederiz şöyle biraz.
sonra da bir an;
atlar yine birden mahmuzlanaraktan,
yaydan kopan oklar gibi rüzgârları yarmış
çok geçmeden atlar o güzel bahçeye varmış
bir bahçe ki, örtmüş yeri her renkte çiçekler
bir bahçe ki, baştanbaşa renk olmuş emekler
bir bahçe ki, güller bile sarmaş dolaş olmuş...
her yer sarı, mor, pembe çiçekler ile dolmuş...
güller ki, alevden daha al renkle yanarmış
hem her birinin bir adı, tarihçesi varmış
sultan bu güzellikleri görmüş ve şaşırmış.
- gül bahçesi lâkin ne zamandan? ... diye sormuş, bir noktaya dalgın bakıyormuş gibi sanki.
sadrazamı hülya dolu gözlerle demiş ki:
- vaktiyle bu gül bahçesi bir çöl gibi yermiş
yaz, kış gece çılgın gibi rüzgârlar esermiş
kuşlar üşüşüp dallara bir mesken ararken
sağanak gibi şimşekler inermiş kara gökten,
bir gün hızır inmiş gibi iklime yer yer,
bir yemyeşil atlasla döşenmiş yine her yer,
nârin o fidanlardaki dallarla örtülmüş bahçeyle
bu toprağın artık yüzü gülmüş.
lâkin bu güzel bahçede bir gül baba varmış.
mecnun gibi yapayalnız o güllerle yaşarmış.
- gelsin bakalım söylediğin gül baba kimmiş?
- hayhay! diyerek ünlü vezir, bahçeye girmiş.
güller arasından daracık yoldan yürürken
munis ve muhabbetli bakışlarla ileriden
örtülmüşe benzer gibi sakin başı karla
bakmış geliyor gül baba bir nurlu vakarla.
sadrazamı koşmuş ve demiş:
- gül baba, sultan kalkıp seni görmek için geldi uzaktan.
bak kendisi üstünde atın, gel, seni bekler.
sultan da o haşmetle gelirken gülerek şöyle der:
- güller ne güzel, onları hep sen mi büyüttün?
- elbet, diyerek gül baba, dallardaki süzgün munis sarı güllerle, tutup kırmızılardan kesmiş iki gül,
sonra demiş:
- ey yüce sultan,
istersen anılmak yine rahmetle eğer hep
yaptır bu büyük bahçeye bir koskoca mektep...
millet ve vatan uğruna binlerce de evlâd
elbet seni her an, çalışırken edecek yâd!
güllerdeki renkler de onun arması olsun,
ismim de benim böylece rahmetle anılsın.
ey gül baba her şeyde sesinden var akisler
her şey bize hâlâ bu güzel kıssayı söyler
yıllarca senin bahsini etsek yine pek az,
zira bu güzel kıssa, şu mısralara sığmaz
bizler yine rahmetle anarken seni artık
mermerden olan kabrini güllerle donattık.
nihat keklik
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar