bugün
- oğlak burcu kadını11
- en çok sevdiğiniz yazar19
- 1 2 puretech2
- gececi tayfa kezosu10
- 18 temmuz 2026 malatya depremi2
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti2
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları28
- yalnız yaşayan kadın karizması7
- sözlük yazarlarının numaraları12
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması13
- gocu29
- kızlar gelin gofret yiyelim6
- ikizler burcu ve bipolar adam5
- hayatın güzel olması8
- sigara içsem mi lan eşiği7
- japonya nın teröristleri idam etmesi2
- mehmet özdağ'ın chp'ye geçmesi2
- sözlüğün tanrıçası olmak19
- yılmaz güney abi2
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları18
- türkiye de idam cezasının olması2
- bir gün öleceğini unutmak7
- sevgiliyle ormanın derinliklerine gitmek6
- hıyar yetiştiren sözlük yazarları5
- haluk levent18
- kendi ağzına vermek11
- bana 1 hafta süre ver diyen partner4
- insan olmaya çeyrek kala5
- chatgpt ile sohbet etmek5
- yüzbin lira giren ev4
- bir erkeğin unutamadığı kadın olmak4
- 35 yaşında evlenmemiş erkek15
- borsa istanbul3
- coca cola'nın asidinin düşürülmesi5
- ne güzel sözlük saçmala dur4
- raif efendi'nin resim yeteneği4
- kuzey kıbrısta asgari ücretin 61 bin 677 olması8
- borç verebilecek yazarlar listesi5
- kadın cinayetlerinin abartılması6
- alkolün faydaları4
- kadınların zeki erkek takıntısı3
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek4
- tanrı yok21
- 20 senedir aynı telefon numarasını kullanan insan8
- hoşlanılan erkeğin soru eklerini birleşik yazması4
- canımın sucuklu tost çekmesi9
- müstehcen şarkılar5
- arkadaşlar kek yaptım9
- hoşlanılan kıza true'nun foto atmış olması13
Toplumsal aydınlanmada nitelikli eğitimin önemi
Doğrusu merak ederim günümüzde temel eğitim üzerine yapılan tartışmalardan ne gibi sonuçlar çıkardı yasa koyucular, bir anlamda siyasiler; eğitimbilimciler ise neleri gündemleştirdiler ...
Amaç/sonuç ilişkisi midir öncelenen yoksa " iyi insan " yetiştirmenin koşullarını yaratmak mıdır?
Tartışmalar bir sonuç yaratmadığı gibi, uygulamadaki eksik/aksaklıklar bence daha çok şunu gösterdi: Yapılacak bir eğitim reformunun öncelikle eğitimci yetiştiren insanı eğitmekle başlaması gereği ve bunu gerçekleştiremediğiniz sürece atılacak her adımın sadece bir yapboz hamlesi kadar kalıcı olabileceği.
Bugün üniversiteye gelen on öğrenciden ancak bir ikisi hümanizma düşüncesinden, edebiyat ve sanattan haberdar. Bunun bir yanı şudur; müfredatlar gereği derslerde anılan konular, sözü edilen adlar bağlamında ezberletilen bilgilerle " evet " / " hayır "cı bir bakışın egemenliği; diğer yanı ise öğretmenlerin donanımsızlığının bu gençler üzerindeki yansımaları.
Sanattan, bilimden, edebiyattan bihaber öğretmen karşısına aldığı öğrenciye ne aktarabilir?
Oysa ruhun eğitimi için alınan gıdadır bunlar. Bir öğrenci ne kadar erken yaşlarda hümanizma düşüncesiyle tanışırsa, düşünen insan olmaya da adım atmanın o ölçüde önünü açar.
REFORM YAPILMADI
Günümüzün eğitim sistemi üzerindeki tartışmaların dineceğini beklemek gibi, YÖK ve dershaneler açmazına kilitlenen bir model arayışından yenilikçi bir açılımın çıkabileceğini düşünmek ham hayaldir, bence!
Neden mi?
Kısaca anlatalım:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 3 Mart 1924te çıkarılmıştı. 90 yılda geldiğimiz noktada bu yasal çerçeve 1961 ve 1982 anayasalarında bir iki rötuşlanmıştı. Ama eğitimde temel bir reformu yapabilecek adım atılamamıştı.
Çağdaşlaşmayı değişim dönüşüm yenileşme olarak algılayamayan " statüko " bir zaman sonra kendi engelini yarattığı gibi; aydınlanma karşıtlarına da ödün vererek bu birliğin gücünü kıran uygulamaların önünü açmıştır.
Pragmatik, hatta zaman zaman da Makyavelistçe davranarak teoloji eğitimi yerine imam hatipliği bir eğitim modeli olarak hayatımıza yerleştirmiştir.
Oysa laik bir ülkede devlet dinle uğraşmaz. Bilimsel düşüncenin, aklın egemen olacağı bir eğitimin hayata geçirilmesinin ekonomik sosyal koşullarını oluşturur.
Bu çaba, bir süre sonra, siyaset arenasına çıkanların " arka bahçemiz " olarak nitelendirileceği bir zihniyetin mecrasına dönüştü.
Hatırlayalım Serbest Fırka deneyimindeki Mustafa Kemalin kaygısını: Din, politikaya alet edilerek halkın cehaletinden yararlanmak isteniyor, saf duygular istismar ediliyor. Yani, din ve Tanrı yoluyla siyaset arenaya iniyor.
Sanırım Türkiyenin eğitim açmazı tarihten beri yaşanagelen ikilemlerden, Cumhuriyet Türkiyesinin siyasi aktörlerinin de güdümlü siyaseti öne almalarından kaynaklanır.
YAP-BOZ ANLAYIŞI
" 28 Şubat " süreci laiklik tartışmalarıyla birlikte " temel eğitim "in nasıl olacağını da gündeme taşımıştı. Sekiz yıllık temel eğitim formülü o günlerin ürünü.
Andığımız siyasi yönelim bunun bir rövanşı olarak 4+4+4 eğitim sistemini uygulamaya sokarak, eğitim-öğretimin domino taşları gibi oynanabilecek bir model olduğunu tarihe yazdı.
Sanayi ve endüstri devrimini yapamamış, aydınlanmasını gerçekleştirememiş bir ülkenin öncü sermaye grubu ise sürekli model üretmekle meşgul bu arada. Alternatif ders kitapları, programlar yaratarak vicdan sağaltmasına gitmekte.
Bilinmeli ki, bir ülkede eğitim öğretimin nasıl olacağını belirleyen ekonomik ivmesi, büyüme oranı, dengeli gelir dağılımıdır. Bunu göz ardı eden siyasi ve ekonomik aktörlerin günlük siyaseti/gündemi önceleyerek kararlar alıp adımlar atması ne yazık ki süreklilik yerine yap-boz anlayışını getirmiştir.
Kuşkusuz bu zihniyet bugünün sorunu değil, Türkiyenin öteden beri süregelen çağdaşlaşamama sorununun bir yansımasıdır.
Ünlü Latin düşünür Petrarca (1304-1374), yaşadığı çağı sürekli eleştirenlerdendi. içinde olduğu zamanın yozlaşmış ruhu, hoyratlığı, cahilliği, bayağılığı onun canını çok sıkmış olmalı ki, dönemin eğitim müfredatına Yunan ve Latin dili ve edebiyatlarının öğretiminin yanı sıra " beşeri bilimler "i dahil etmeyi görev bilerek çağdaşı Giovanni Boccacio, Coluccio Salutati gibi aydınları harekete geçirir.
AYDIN SORUMSUZLUĞU
Doğrusu, bugün merak eder dururum; şu " model "ler tartışılıp ederken, yeni anayasa çalışmaları da nihai bir yere varırken; felsefeden, edebiyattan, sanattan bihaber insanları yetiştirmek için kollarını sıvayanlar karşısında bu ülkenin aydınları/yazarları/sanatçıları kendi kıyılarında bekleşmeyi acaba nasıl içlerine sindirebiliyorlar?
Sanırım, " diriliş " fikri en çok bugün gerekli bizlere. Petrarcanın çağından yansıyan sese kulak verince gözlenen de budur sevgili okurum.
http://gundem.milliyet.co...detay/1753025/default.htm
Doğrusu merak ederim günümüzde temel eğitim üzerine yapılan tartışmalardan ne gibi sonuçlar çıkardı yasa koyucular, bir anlamda siyasiler; eğitimbilimciler ise neleri gündemleştirdiler ...
Amaç/sonuç ilişkisi midir öncelenen yoksa " iyi insan " yetiştirmenin koşullarını yaratmak mıdır?
Tartışmalar bir sonuç yaratmadığı gibi, uygulamadaki eksik/aksaklıklar bence daha çok şunu gösterdi: Yapılacak bir eğitim reformunun öncelikle eğitimci yetiştiren insanı eğitmekle başlaması gereği ve bunu gerçekleştiremediğiniz sürece atılacak her adımın sadece bir yapboz hamlesi kadar kalıcı olabileceği.
Bugün üniversiteye gelen on öğrenciden ancak bir ikisi hümanizma düşüncesinden, edebiyat ve sanattan haberdar. Bunun bir yanı şudur; müfredatlar gereği derslerde anılan konular, sözü edilen adlar bağlamında ezberletilen bilgilerle " evet " / " hayır "cı bir bakışın egemenliği; diğer yanı ise öğretmenlerin donanımsızlığının bu gençler üzerindeki yansımaları.
Sanattan, bilimden, edebiyattan bihaber öğretmen karşısına aldığı öğrenciye ne aktarabilir?
Oysa ruhun eğitimi için alınan gıdadır bunlar. Bir öğrenci ne kadar erken yaşlarda hümanizma düşüncesiyle tanışırsa, düşünen insan olmaya da adım atmanın o ölçüde önünü açar.
REFORM YAPILMADI
Günümüzün eğitim sistemi üzerindeki tartışmaların dineceğini beklemek gibi, YÖK ve dershaneler açmazına kilitlenen bir model arayışından yenilikçi bir açılımın çıkabileceğini düşünmek ham hayaldir, bence!
Neden mi?
Kısaca anlatalım:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 3 Mart 1924te çıkarılmıştı. 90 yılda geldiğimiz noktada bu yasal çerçeve 1961 ve 1982 anayasalarında bir iki rötuşlanmıştı. Ama eğitimde temel bir reformu yapabilecek adım atılamamıştı.
Çağdaşlaşmayı değişim dönüşüm yenileşme olarak algılayamayan " statüko " bir zaman sonra kendi engelini yarattığı gibi; aydınlanma karşıtlarına da ödün vererek bu birliğin gücünü kıran uygulamaların önünü açmıştır.
Pragmatik, hatta zaman zaman da Makyavelistçe davranarak teoloji eğitimi yerine imam hatipliği bir eğitim modeli olarak hayatımıza yerleştirmiştir.
Oysa laik bir ülkede devlet dinle uğraşmaz. Bilimsel düşüncenin, aklın egemen olacağı bir eğitimin hayata geçirilmesinin ekonomik sosyal koşullarını oluşturur.
Bu çaba, bir süre sonra, siyaset arenasına çıkanların " arka bahçemiz " olarak nitelendirileceği bir zihniyetin mecrasına dönüştü.
Hatırlayalım Serbest Fırka deneyimindeki Mustafa Kemalin kaygısını: Din, politikaya alet edilerek halkın cehaletinden yararlanmak isteniyor, saf duygular istismar ediliyor. Yani, din ve Tanrı yoluyla siyaset arenaya iniyor.
Sanırım Türkiyenin eğitim açmazı tarihten beri yaşanagelen ikilemlerden, Cumhuriyet Türkiyesinin siyasi aktörlerinin de güdümlü siyaseti öne almalarından kaynaklanır.
YAP-BOZ ANLAYIŞI
" 28 Şubat " süreci laiklik tartışmalarıyla birlikte " temel eğitim "in nasıl olacağını da gündeme taşımıştı. Sekiz yıllık temel eğitim formülü o günlerin ürünü.
Andığımız siyasi yönelim bunun bir rövanşı olarak 4+4+4 eğitim sistemini uygulamaya sokarak, eğitim-öğretimin domino taşları gibi oynanabilecek bir model olduğunu tarihe yazdı.
Sanayi ve endüstri devrimini yapamamış, aydınlanmasını gerçekleştirememiş bir ülkenin öncü sermaye grubu ise sürekli model üretmekle meşgul bu arada. Alternatif ders kitapları, programlar yaratarak vicdan sağaltmasına gitmekte.
Bilinmeli ki, bir ülkede eğitim öğretimin nasıl olacağını belirleyen ekonomik ivmesi, büyüme oranı, dengeli gelir dağılımıdır. Bunu göz ardı eden siyasi ve ekonomik aktörlerin günlük siyaseti/gündemi önceleyerek kararlar alıp adımlar atması ne yazık ki süreklilik yerine yap-boz anlayışını getirmiştir.
Kuşkusuz bu zihniyet bugünün sorunu değil, Türkiyenin öteden beri süregelen çağdaşlaşamama sorununun bir yansımasıdır.
Ünlü Latin düşünür Petrarca (1304-1374), yaşadığı çağı sürekli eleştirenlerdendi. içinde olduğu zamanın yozlaşmış ruhu, hoyratlığı, cahilliği, bayağılığı onun canını çok sıkmış olmalı ki, dönemin eğitim müfredatına Yunan ve Latin dili ve edebiyatlarının öğretiminin yanı sıra " beşeri bilimler "i dahil etmeyi görev bilerek çağdaşı Giovanni Boccacio, Coluccio Salutati gibi aydınları harekete geçirir.
AYDIN SORUMSUZLUĞU
Doğrusu, bugün merak eder dururum; şu " model "ler tartışılıp ederken, yeni anayasa çalışmaları da nihai bir yere varırken; felsefeden, edebiyattan, sanattan bihaber insanları yetiştirmek için kollarını sıvayanlar karşısında bu ülkenin aydınları/yazarları/sanatçıları kendi kıyılarında bekleşmeyi acaba nasıl içlerine sindirebiliyorlar?
Sanırım, " diriliş " fikri en çok bugün gerekli bizlere. Petrarcanın çağından yansıyan sese kulak verince gözlenen de budur sevgili okurum.
http://gundem.milliyet.co...detay/1753025/default.htm
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar