bugün
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz16
- kızları en güzel olan şehir13
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- erkek erkeğe arkadaşça sakso çekmek2
- her şey bitti derken çalan şarkı2
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi13
- and the oscar goes to5
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- affetmenin gücü6
- silver ile evlenecek erkek52
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- sırrı süreyya önder28
- akrostişli şiir6
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- ilişki yapmaya üşenmek6
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- en sevdiğiniz sayı3
- sarapci koala58
- de niro vs pacino3
- 30 yaşına girmek4
- mauro icardi12
- hristiyanlık7
- dün gece ne oldu13
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- cinlerin özünde iyi insanlar olması4
- sözler köşkü6
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- sözlük açsanız ismi ne olurdu4
- kadın nefreti4
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- sözlükteki satranç taşları4
- arabaları yan yana park edip öpüşmek3
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- burcu akrep olan birini akrep sokması4
- şikeci amedspor5
- 50 bin liraya sabah 10'a kadar uyumadan durmak3
- ellerim bos gonlum hos28
- açtığı parantezi kapatmayan insan2
- tutmayan başlık açma rehberi7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- arabada son ses dinlenecek şarkılar3
- sözlükteki linç kültürü12
- sözlüğü annesi gibi gören insan3
Toplumsal aydınlanmada nitelikli eğitimin önemi
Doğrusu merak ederim günümüzde temel eğitim üzerine yapılan tartışmalardan ne gibi sonuçlar çıkardı yasa koyucular, bir anlamda siyasiler; eğitimbilimciler ise neleri gündemleştirdiler ...
Amaç/sonuç ilişkisi midir öncelenen yoksa " iyi insan " yetiştirmenin koşullarını yaratmak mıdır?
Tartışmalar bir sonuç yaratmadığı gibi, uygulamadaki eksik/aksaklıklar bence daha çok şunu gösterdi: Yapılacak bir eğitim reformunun öncelikle eğitimci yetiştiren insanı eğitmekle başlaması gereği ve bunu gerçekleştiremediğiniz sürece atılacak her adımın sadece bir yapboz hamlesi kadar kalıcı olabileceği.
Bugün üniversiteye gelen on öğrenciden ancak bir ikisi hümanizma düşüncesinden, edebiyat ve sanattan haberdar. Bunun bir yanı şudur; müfredatlar gereği derslerde anılan konular, sözü edilen adlar bağlamında ezberletilen bilgilerle " evet " / " hayır "cı bir bakışın egemenliği; diğer yanı ise öğretmenlerin donanımsızlığının bu gençler üzerindeki yansımaları.
Sanattan, bilimden, edebiyattan bihaber öğretmen karşısına aldığı öğrenciye ne aktarabilir?
Oysa ruhun eğitimi için alınan gıdadır bunlar. Bir öğrenci ne kadar erken yaşlarda hümanizma düşüncesiyle tanışırsa, düşünen insan olmaya da adım atmanın o ölçüde önünü açar.
REFORM YAPILMADI
Günümüzün eğitim sistemi üzerindeki tartışmaların dineceğini beklemek gibi, YÖK ve dershaneler açmazına kilitlenen bir model arayışından yenilikçi bir açılımın çıkabileceğini düşünmek ham hayaldir, bence!
Neden mi?
Kısaca anlatalım:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 3 Mart 1924te çıkarılmıştı. 90 yılda geldiğimiz noktada bu yasal çerçeve 1961 ve 1982 anayasalarında bir iki rötuşlanmıştı. Ama eğitimde temel bir reformu yapabilecek adım atılamamıştı.
Çağdaşlaşmayı değişim dönüşüm yenileşme olarak algılayamayan " statüko " bir zaman sonra kendi engelini yarattığı gibi; aydınlanma karşıtlarına da ödün vererek bu birliğin gücünü kıran uygulamaların önünü açmıştır.
Pragmatik, hatta zaman zaman da Makyavelistçe davranarak teoloji eğitimi yerine imam hatipliği bir eğitim modeli olarak hayatımıza yerleştirmiştir.
Oysa laik bir ülkede devlet dinle uğraşmaz. Bilimsel düşüncenin, aklın egemen olacağı bir eğitimin hayata geçirilmesinin ekonomik sosyal koşullarını oluşturur.
Bu çaba, bir süre sonra, siyaset arenasına çıkanların " arka bahçemiz " olarak nitelendirileceği bir zihniyetin mecrasına dönüştü.
Hatırlayalım Serbest Fırka deneyimindeki Mustafa Kemalin kaygısını: Din, politikaya alet edilerek halkın cehaletinden yararlanmak isteniyor, saf duygular istismar ediliyor. Yani, din ve Tanrı yoluyla siyaset arenaya iniyor.
Sanırım Türkiyenin eğitim açmazı tarihten beri yaşanagelen ikilemlerden, Cumhuriyet Türkiyesinin siyasi aktörlerinin de güdümlü siyaseti öne almalarından kaynaklanır.
YAP-BOZ ANLAYIŞI
" 28 Şubat " süreci laiklik tartışmalarıyla birlikte " temel eğitim "in nasıl olacağını da gündeme taşımıştı. Sekiz yıllık temel eğitim formülü o günlerin ürünü.
Andığımız siyasi yönelim bunun bir rövanşı olarak 4+4+4 eğitim sistemini uygulamaya sokarak, eğitim-öğretimin domino taşları gibi oynanabilecek bir model olduğunu tarihe yazdı.
Sanayi ve endüstri devrimini yapamamış, aydınlanmasını gerçekleştirememiş bir ülkenin öncü sermaye grubu ise sürekli model üretmekle meşgul bu arada. Alternatif ders kitapları, programlar yaratarak vicdan sağaltmasına gitmekte.
Bilinmeli ki, bir ülkede eğitim öğretimin nasıl olacağını belirleyen ekonomik ivmesi, büyüme oranı, dengeli gelir dağılımıdır. Bunu göz ardı eden siyasi ve ekonomik aktörlerin günlük siyaseti/gündemi önceleyerek kararlar alıp adımlar atması ne yazık ki süreklilik yerine yap-boz anlayışını getirmiştir.
Kuşkusuz bu zihniyet bugünün sorunu değil, Türkiyenin öteden beri süregelen çağdaşlaşamama sorununun bir yansımasıdır.
Ünlü Latin düşünür Petrarca (1304-1374), yaşadığı çağı sürekli eleştirenlerdendi. içinde olduğu zamanın yozlaşmış ruhu, hoyratlığı, cahilliği, bayağılığı onun canını çok sıkmış olmalı ki, dönemin eğitim müfredatına Yunan ve Latin dili ve edebiyatlarının öğretiminin yanı sıra " beşeri bilimler "i dahil etmeyi görev bilerek çağdaşı Giovanni Boccacio, Coluccio Salutati gibi aydınları harekete geçirir.
AYDIN SORUMSUZLUĞU
Doğrusu, bugün merak eder dururum; şu " model "ler tartışılıp ederken, yeni anayasa çalışmaları da nihai bir yere varırken; felsefeden, edebiyattan, sanattan bihaber insanları yetiştirmek için kollarını sıvayanlar karşısında bu ülkenin aydınları/yazarları/sanatçıları kendi kıyılarında bekleşmeyi acaba nasıl içlerine sindirebiliyorlar?
Sanırım, " diriliş " fikri en çok bugün gerekli bizlere. Petrarcanın çağından yansıyan sese kulak verince gözlenen de budur sevgili okurum.
http://gundem.milliyet.co...detay/1753025/default.htm
Doğrusu merak ederim günümüzde temel eğitim üzerine yapılan tartışmalardan ne gibi sonuçlar çıkardı yasa koyucular, bir anlamda siyasiler; eğitimbilimciler ise neleri gündemleştirdiler ...
Amaç/sonuç ilişkisi midir öncelenen yoksa " iyi insan " yetiştirmenin koşullarını yaratmak mıdır?
Tartışmalar bir sonuç yaratmadığı gibi, uygulamadaki eksik/aksaklıklar bence daha çok şunu gösterdi: Yapılacak bir eğitim reformunun öncelikle eğitimci yetiştiren insanı eğitmekle başlaması gereği ve bunu gerçekleştiremediğiniz sürece atılacak her adımın sadece bir yapboz hamlesi kadar kalıcı olabileceği.
Bugün üniversiteye gelen on öğrenciden ancak bir ikisi hümanizma düşüncesinden, edebiyat ve sanattan haberdar. Bunun bir yanı şudur; müfredatlar gereği derslerde anılan konular, sözü edilen adlar bağlamında ezberletilen bilgilerle " evet " / " hayır "cı bir bakışın egemenliği; diğer yanı ise öğretmenlerin donanımsızlığının bu gençler üzerindeki yansımaları.
Sanattan, bilimden, edebiyattan bihaber öğretmen karşısına aldığı öğrenciye ne aktarabilir?
Oysa ruhun eğitimi için alınan gıdadır bunlar. Bir öğrenci ne kadar erken yaşlarda hümanizma düşüncesiyle tanışırsa, düşünen insan olmaya da adım atmanın o ölçüde önünü açar.
REFORM YAPILMADI
Günümüzün eğitim sistemi üzerindeki tartışmaların dineceğini beklemek gibi, YÖK ve dershaneler açmazına kilitlenen bir model arayışından yenilikçi bir açılımın çıkabileceğini düşünmek ham hayaldir, bence!
Neden mi?
Kısaca anlatalım:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 3 Mart 1924te çıkarılmıştı. 90 yılda geldiğimiz noktada bu yasal çerçeve 1961 ve 1982 anayasalarında bir iki rötuşlanmıştı. Ama eğitimde temel bir reformu yapabilecek adım atılamamıştı.
Çağdaşlaşmayı değişim dönüşüm yenileşme olarak algılayamayan " statüko " bir zaman sonra kendi engelini yarattığı gibi; aydınlanma karşıtlarına da ödün vererek bu birliğin gücünü kıran uygulamaların önünü açmıştır.
Pragmatik, hatta zaman zaman da Makyavelistçe davranarak teoloji eğitimi yerine imam hatipliği bir eğitim modeli olarak hayatımıza yerleştirmiştir.
Oysa laik bir ülkede devlet dinle uğraşmaz. Bilimsel düşüncenin, aklın egemen olacağı bir eğitimin hayata geçirilmesinin ekonomik sosyal koşullarını oluşturur.
Bu çaba, bir süre sonra, siyaset arenasına çıkanların " arka bahçemiz " olarak nitelendirileceği bir zihniyetin mecrasına dönüştü.
Hatırlayalım Serbest Fırka deneyimindeki Mustafa Kemalin kaygısını: Din, politikaya alet edilerek halkın cehaletinden yararlanmak isteniyor, saf duygular istismar ediliyor. Yani, din ve Tanrı yoluyla siyaset arenaya iniyor.
Sanırım Türkiyenin eğitim açmazı tarihten beri yaşanagelen ikilemlerden, Cumhuriyet Türkiyesinin siyasi aktörlerinin de güdümlü siyaseti öne almalarından kaynaklanır.
YAP-BOZ ANLAYIŞI
" 28 Şubat " süreci laiklik tartışmalarıyla birlikte " temel eğitim "in nasıl olacağını da gündeme taşımıştı. Sekiz yıllık temel eğitim formülü o günlerin ürünü.
Andığımız siyasi yönelim bunun bir rövanşı olarak 4+4+4 eğitim sistemini uygulamaya sokarak, eğitim-öğretimin domino taşları gibi oynanabilecek bir model olduğunu tarihe yazdı.
Sanayi ve endüstri devrimini yapamamış, aydınlanmasını gerçekleştirememiş bir ülkenin öncü sermaye grubu ise sürekli model üretmekle meşgul bu arada. Alternatif ders kitapları, programlar yaratarak vicdan sağaltmasına gitmekte.
Bilinmeli ki, bir ülkede eğitim öğretimin nasıl olacağını belirleyen ekonomik ivmesi, büyüme oranı, dengeli gelir dağılımıdır. Bunu göz ardı eden siyasi ve ekonomik aktörlerin günlük siyaseti/gündemi önceleyerek kararlar alıp adımlar atması ne yazık ki süreklilik yerine yap-boz anlayışını getirmiştir.
Kuşkusuz bu zihniyet bugünün sorunu değil, Türkiyenin öteden beri süregelen çağdaşlaşamama sorununun bir yansımasıdır.
Ünlü Latin düşünür Petrarca (1304-1374), yaşadığı çağı sürekli eleştirenlerdendi. içinde olduğu zamanın yozlaşmış ruhu, hoyratlığı, cahilliği, bayağılığı onun canını çok sıkmış olmalı ki, dönemin eğitim müfredatına Yunan ve Latin dili ve edebiyatlarının öğretiminin yanı sıra " beşeri bilimler "i dahil etmeyi görev bilerek çağdaşı Giovanni Boccacio, Coluccio Salutati gibi aydınları harekete geçirir.
AYDIN SORUMSUZLUĞU
Doğrusu, bugün merak eder dururum; şu " model "ler tartışılıp ederken, yeni anayasa çalışmaları da nihai bir yere varırken; felsefeden, edebiyattan, sanattan bihaber insanları yetiştirmek için kollarını sıvayanlar karşısında bu ülkenin aydınları/yazarları/sanatçıları kendi kıyılarında bekleşmeyi acaba nasıl içlerine sindirebiliyorlar?
Sanırım, " diriliş " fikri en çok bugün gerekli bizlere. Petrarcanın çağından yansıyan sese kulak verince gözlenen de budur sevgili okurum.
http://gundem.milliyet.co...detay/1753025/default.htm
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar