bugün
- yakışıklı erkeklerin sürekli çaylak olması11
- sözlük yazarlarına bir şey söyle4
- sözlüğün kırbacı5
- tavuk pilav4
- arkadaşlar nasılsınız3
- açlık krizi nasıl bastırılır8
- kafamın içindeki sesler5
- bazı boklar yenildi2
- bana gel film izleriz diyen erkek10
- kürtler 13 000 yıldır anadoluda yaşıyor4
- insan sevmemek4
- cennette cehenneme gitmek isteyen cennetlik2
- muzlu süt içen erkeğin namusu3
- pkklı anaları2
- simko317
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi15
- kek yiyen erkek3
- victor osimhen9
- kendini atatürk ten akıllı sanan ergen türkçü7
- hewal ebo9
- samsunspor4
- sarapci koala7
- en sevdiği şehir istanbul olan insan3
- günlük tutan erkek13
- gemini2
- ümit özdağ6
- bir bela geliyor2
- öldükten sonra hiçbir şey olmama inancı3
- nick vermeden bir yazara seslen2
- futbol24
- netanyahu'dan trump'ın gazze planına ret2
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- ipek erdem2
- cansever16
- seküler milliyetçliğin en büyük tehlike olması5
- tai lung16
- ismeti kandırmaları2
- kamos5
- günde iki paket sigara içmek3
- kosova da başbakana yumurta atılması2
- mohamed salah ghaly14
- tatlı yemenin feminen bir aktivite olması2
- 36 yaş3
- bir fenerbahçeli ile tartışmak5
- her haltı yapıp mağdur edebiyatı yapmak3
- 9 ağustos 2026 arsenal dortmund maçı2
- hesaplama2
- hababam sınıfının uyanması2
- kemalizmin yıkılması4
- gocu6
günümüzde, birbirleriyle evlenecek insanların karşılıklı "hele bi evlenelim ben onu değiştirmesini bilirim" diyerek adım attıkları yeni aile düzeni. aynı zamanda bu düşünceyle adımlar ve imzalar atıldığından, kısa süren aile düzenidir. hatta aile bile olunamaz.
çok seviyoruz, karşıdaki insanda hoşumuza gitmeyen bir huy, bir durum olduğunda onu istediğimiz gibi olmasını istemeyi. evet, karşıdaki de belki bizi sevdiğinde öyle olmaya gayret ediyor fakat öyle eğreti oluyor ki bu değişim, onu beğenmiyoruz bu defa da. çevremde gördüğüm ve biten evliliklerin temeli hep bu. soruyorum, tam olarak sorun ne diye; "hiç bi zaman istediğim gibi olmadı. insan sevdiği için değişmez mi?" cevabını alıyorum. evet diyorum insan sevdiği için değişebilir ama kendi istediği sürece.
oysa evlilik iki insanın birbirini her şeyiyle tanıyarak, karşılıklı paylaşım içinde bulunduğu tek bir vücut haline gelmesidir.
hayattaki en güzel şeydir; birini olduğu gibi sevmek. kusurlarıyla, hatalarıyla, yanlışlarıyla, doğrularıyla. öyle sevmeye alıştığında insan, zaten ne kusur kalır ne yanlış ne de hata. aksine yaptığı her şey güzelleşir, hele sevdiğin insansa zaten kötü bir taraf göremezsin onda.
kimsenin mükemmel olmasını bekleyemezsin elbette ve tabi ki rahatsız olduğun hal ve hareketlerden durumlardan, sevdiğine uygun bir dille bahsedersin. hem ne demişler tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. tatlı dilin düzeltemediği hiç bir şey yokken, ses yükseltmek niye hiç anlamam. birbirini severek imzalar atan, sonra elinde evlilik cüzdanını mutlulukla sallayan iki insan, bir ay gibi kısa bir sürede nasıl birbirlerine bağırmaktan başka hiç bi şey yapmayan iki insan haline geliyorlar, anlamak zor.
ama aklıma hep şu güzel hikaye gelir:
--spoiler--
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp "insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş. Öğrencilerden biri "çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince ermiş "ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?" diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "iki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."
"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. işte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."
--spoiler--
iki insan birbirini seviyorsa, aşk varsa gerisi teferruat olmalıdır.
bu nedenle evlilik "eşimi nasıl değiştirebilirim" düşüncesi üzerine değil, "eşimi nasıl mutlu ederim" düşüncesi üzerine kurulmalıdır.
zaten karşılıklı mutlu etme çabası olunca, karşılıklı değişmeler de olacak ve iki insan tek bir vücut, birbirinden ayrılmaz bir parça haline geleceklerdir.
he bir de, "mantık evliliği" adı altında yalan evlilikler var ki, sadece para üzerine kurulmuş olan; onlardan bahsetmek dahi istemiyorum. tabi istisnalar kaideyi bozmaz. ama sen karşıdaki kişiye para ya da herhangi bir şey olarak bakıyorsan, bunun mutluluk getirmediğini anladığında yaşayacağın hüsran tarifsizdir. yıllar sonra yanındaki yabancıyı, aslında hiç sevmediğini, aslında onunla hiç bir şey paylaşamadığını görmeyi göze alabiliyorsa insan, mantık evliliği mantıklı olabilir.
özetle evlilik, karşılıklı anlayış, karşılıklı normalleşme, karşılıklı sevgi, karşılıklı mutlu etme çabasından başka bir şey değildir. sevmektir, sevgidir.
çok seviyoruz, karşıdaki insanda hoşumuza gitmeyen bir huy, bir durum olduğunda onu istediğimiz gibi olmasını istemeyi. evet, karşıdaki de belki bizi sevdiğinde öyle olmaya gayret ediyor fakat öyle eğreti oluyor ki bu değişim, onu beğenmiyoruz bu defa da. çevremde gördüğüm ve biten evliliklerin temeli hep bu. soruyorum, tam olarak sorun ne diye; "hiç bi zaman istediğim gibi olmadı. insan sevdiği için değişmez mi?" cevabını alıyorum. evet diyorum insan sevdiği için değişebilir ama kendi istediği sürece.
oysa evlilik iki insanın birbirini her şeyiyle tanıyarak, karşılıklı paylaşım içinde bulunduğu tek bir vücut haline gelmesidir.
hayattaki en güzel şeydir; birini olduğu gibi sevmek. kusurlarıyla, hatalarıyla, yanlışlarıyla, doğrularıyla. öyle sevmeye alıştığında insan, zaten ne kusur kalır ne yanlış ne de hata. aksine yaptığı her şey güzelleşir, hele sevdiğin insansa zaten kötü bir taraf göremezsin onda.
kimsenin mükemmel olmasını bekleyemezsin elbette ve tabi ki rahatsız olduğun hal ve hareketlerden durumlardan, sevdiğine uygun bir dille bahsedersin. hem ne demişler tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. tatlı dilin düzeltemediği hiç bir şey yokken, ses yükseltmek niye hiç anlamam. birbirini severek imzalar atan, sonra elinde evlilik cüzdanını mutlulukla sallayan iki insan, bir ay gibi kısa bir sürede nasıl birbirlerine bağırmaktan başka hiç bi şey yapmayan iki insan haline geliyorlar, anlamak zor.
ama aklıma hep şu güzel hikaye gelir:
--spoiler--
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp "insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş. Öğrencilerden biri "çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince ermiş "ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?" diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "iki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."
"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. işte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."
--spoiler--
iki insan birbirini seviyorsa, aşk varsa gerisi teferruat olmalıdır.
bu nedenle evlilik "eşimi nasıl değiştirebilirim" düşüncesi üzerine değil, "eşimi nasıl mutlu ederim" düşüncesi üzerine kurulmalıdır.
zaten karşılıklı mutlu etme çabası olunca, karşılıklı değişmeler de olacak ve iki insan tek bir vücut, birbirinden ayrılmaz bir parça haline geleceklerdir.
he bir de, "mantık evliliği" adı altında yalan evlilikler var ki, sadece para üzerine kurulmuş olan; onlardan bahsetmek dahi istemiyorum. tabi istisnalar kaideyi bozmaz. ama sen karşıdaki kişiye para ya da herhangi bir şey olarak bakıyorsan, bunun mutluluk getirmediğini anladığında yaşayacağın hüsran tarifsizdir. yıllar sonra yanındaki yabancıyı, aslında hiç sevmediğini, aslında onunla hiç bir şey paylaşamadığını görmeyi göze alabiliyorsa insan, mantık evliliği mantıklı olabilir.
özetle evlilik, karşılıklı anlayış, karşılıklı normalleşme, karşılıklı sevgi, karşılıklı mutlu etme çabasından başka bir şey değildir. sevmektir, sevgidir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar