bugün
- enayilerin bitik leao'ya 17 m euro maaş vermesi13
- tai lung35
- türkiye toplumu ile anlaşamamak4
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı6
- ülke batsa diye hergün dua eden kemalist5
- arkadaşlar hesabı silicem14
- jack london4
- neden sosyalist oldun sorusuna verilecek yanıtlar3
- türkler ve çinliler iki süper güç olacak6
- şeriat gelsin de isterse türkiye batsın2
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan12
- arapça küfür edilse amin inşallah diyecek kitle3
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı9
- rafael leao30
- uludağ sözlük ten faşizm'i söküp atacağız18
- deccal7
- kapadokya27
- velvet25
- gökçek ailesinin almanya daki milyonluk serveti14
- anın görüntüsü18
- sözlük muhaliflerinin fikri yoktur9
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi24
- gs kadro değerinin 400 milyon euroya dayanması3
- leao'nun süper lig'in içinden geçecek olması2
- habire126
- yılmaz güney7
- rafael leao victor osimhen leroy sane8
- mauro icardi2
- türkiye'nin nato'dan çıkıp abd'ye barış götürmesi5
- ölürken dinlenecek müzik5
- dünyaya sürekli meteor yağsaydı2
- tom barrack2
- pes 62
- aleksey batrakov6
- türkiye22
- sarapci koala71
- istanbul'a nur doğacak2
- yapay zeka ile yazılımcı olmak3
- hz şuayb2
- günün sözü23
- oh şuralarıma da eksile2
- açık eksi oy4
- zamanda yolculuk için gerekli evraklar5
- antipanik9
- gocu'nun gerçekten komik biri olması4
- sih yazarlar3
- avanos8
- seçim akşamı chp genel merkezi5
- koala'nın tahammülsüz tipleri ifşalaması olayı4
- rafael leao'nun galatasaray'a transferi2
bu büyük zoolog'un araştırmaları, aslında doğaya duyduğu anlamsız ve büyük ölçekli meraktan sebep başladı. bir solucanın bir gün içerisinde ürettiği toprak miktarını bile merak ediyordu. bu küçük meraklar, zamanla çevresinde olup biteni anlama arzusuna dönüştü.
- evrenin yasaları nelerdi?
- nasıl bugünlere erişebilmiştik?
annesi çok nanemollaydı. sık sık rahatsızlandığından, küçük charles ile ilgilenemiyordu. babasında ise, bok gibi para vardı. doktorluk yapan, zengin bir aristokrat idi. darwin ve kardeşlerinin çocukluğu, akşamları babalarından dinlediği, yaşam rehberliği görevini üstlenen vaazlarla geçti. babasından tırstığı için, evde kendisini ayrı bir değerde görüyordu. çok şey biriktirme fırsatını buldu bu nedenden. adı, genç koleksiyoncuydu arkadaşları arasında. annesinin ölümü onu çok üzmedi ancak, 8 yaşındayken gördüğü bir askeri defin merasimi onu fena bozdu. asker, ölen askerinin tabutunu tüfeğiyle kapayınca, darwin için bir çeşit tramwa da başlamış oldu, unutamayacağı..
evde de okulda da, daralıyordu charles. avcı olmayı denedi. onu görenler; "ok atışın saz çalışından da yamanmış delüanlı" diyorlardı. artık özgürleşmişti charles. zaten okulda da işler kesattı. adam avcılığı öyle çok sevmişti ki, sabah bir an önce ava gidebilmek için, botlarını yatağının hemen yanıbaşına iliştirmişti.
peder beyi "kafa var ama çalışmıyor ki abi" sitemini duyunca, aldı bunu sağlam bir ingiliz üniversitesine tıp eğitimi için verdi. ama o sıralar henüz kloroform kullanılmadığından, ameliyat esnasında hastaların çığlıklarını bastırabilmek için ağızlarına bez tıkandığını görünce, kafayı yeme eşiğine geldi. yani zoolog abimiz, doktor olamayacak kadar hassastı.
sonra peder beyi; "olum bak, yaşın geçiyor.. eline ekmeğini almalısın artık. madem doktorlukta gözün yok, gel seni rahip yapalım. biliyorum, allah kitap bilmezsin, tanıdığım inançsız rahipler var, sen de öyle olursun. sağlam giyinir, önemli ortamlara girip çıkarsın hem."
bey babasının nüfusuyla, şakkk diye cambridge'ye girdi. akşama kadar içti, sabaha kadar kumar oynayıp, mala vurdu.
bir arA TUHAF bir şey oldu; kendi gibi bir rahiple turlarken, bilindik bir böcek gördü, aldı sağ eline. tam o esnada, türü bilinmeyen bir böcek daha gördü. onu da sol eliyle kavradı. bir üçüncü böcek daha gördü ki, onu da kapabilmek için, sağ elindeki böcüüü ağzına attı. o sırada ağızdaki böcek, zehrini darwin'E akıttı.
sonraa, darwin'e bir haber geldi; kraliyet armada gemisi o meşhur eagle ship, dünya seferine çıkacaktı. dünyayı gezmek için can atan charles, bu fırsatı değerlendirmek istedi fakat tutucu zihinli pederi, bunu da onaylamadı. ama beybabası baktı, darwin çok hırslı; "bana sadece bir sağduyulu adam getir, senin bu isteğini onayan!" dedi o da amcasını buldu. artık her şey hazırdı.
darwin'in yolculuğuna başlamadan önce döndüğünde evlenmek için söz kestiği yavuklusunun, başkasına kaçtığını öğrenmesi ise, tuzla biber oldu. artık tek aşkı vardı;
doğa..
binlerce ölü hayvan leşi, bitki ve türevlerini topladı. gemiciler ona filozof diyorlardı. garip ve zararsız buluyorlardı onu. o ısralar, yolları arajnatine düştü. orada salvador nickli bir zalim yönetici vardı. pasaport aldı darwin oraya mesleğini; "natüralista" diye not ettirdi. "o ne la?" diyenlere, "çevresindeki her şeye ilgi duyan adam" olarak tanıtıyordu. arjantininin balta girmemiş ormanlarında gezerken, ilkel insanın sikini taşşağını görünce, uygar insan ile farkını anlamada zorlandı. "bunları aynı tanrı mı var etti şimdi?" diyordu.
ona göre insan ve hayvanlar, ortak rölativ bağlar taşıyorlardı. ve doğa ile içiçelerdi. sürekli mektup gönderdiği rahip heslow'dan feedback alamayınca, işinin dandik olduğunu düşünmeye başlayacakken, heslow çalışmalarını övdü o da, yolculuğuna "devammm" kararı aldı. zaten teorisini patlatması için, gallapagos adalarına varması gerekiyordu. bu adada hayvanlar çok insancıldılar. darwin bunu kullandı ve tüm adayı bir kaplumbağa sırtında gezdi.
bible ile ilk ciddi anlamda ayrılık da, burada başladı. kutsal vahye göre, hayvanlar nasıl yaratıldılarsa, hala öyleydiler. oysa darwin, zaman içinde çeşitli koşullar bağlı olarak değişebileceklerini görmüştü.
- evrenin yasaları nelerdi?
- nasıl bugünlere erişebilmiştik?
annesi çok nanemollaydı. sık sık rahatsızlandığından, küçük charles ile ilgilenemiyordu. babasında ise, bok gibi para vardı. doktorluk yapan, zengin bir aristokrat idi. darwin ve kardeşlerinin çocukluğu, akşamları babalarından dinlediği, yaşam rehberliği görevini üstlenen vaazlarla geçti. babasından tırstığı için, evde kendisini ayrı bir değerde görüyordu. çok şey biriktirme fırsatını buldu bu nedenden. adı, genç koleksiyoncuydu arkadaşları arasında. annesinin ölümü onu çok üzmedi ancak, 8 yaşındayken gördüğü bir askeri defin merasimi onu fena bozdu. asker, ölen askerinin tabutunu tüfeğiyle kapayınca, darwin için bir çeşit tramwa da başlamış oldu, unutamayacağı..
evde de okulda da, daralıyordu charles. avcı olmayı denedi. onu görenler; "ok atışın saz çalışından da yamanmış delüanlı" diyorlardı. artık özgürleşmişti charles. zaten okulda da işler kesattı. adam avcılığı öyle çok sevmişti ki, sabah bir an önce ava gidebilmek için, botlarını yatağının hemen yanıbaşına iliştirmişti.
peder beyi "kafa var ama çalışmıyor ki abi" sitemini duyunca, aldı bunu sağlam bir ingiliz üniversitesine tıp eğitimi için verdi. ama o sıralar henüz kloroform kullanılmadığından, ameliyat esnasında hastaların çığlıklarını bastırabilmek için ağızlarına bez tıkandığını görünce, kafayı yeme eşiğine geldi. yani zoolog abimiz, doktor olamayacak kadar hassastı.
sonra peder beyi; "olum bak, yaşın geçiyor.. eline ekmeğini almalısın artık. madem doktorlukta gözün yok, gel seni rahip yapalım. biliyorum, allah kitap bilmezsin, tanıdığım inançsız rahipler var, sen de öyle olursun. sağlam giyinir, önemli ortamlara girip çıkarsın hem."
bey babasının nüfusuyla, şakkk diye cambridge'ye girdi. akşama kadar içti, sabaha kadar kumar oynayıp, mala vurdu.
bir arA TUHAF bir şey oldu; kendi gibi bir rahiple turlarken, bilindik bir böcek gördü, aldı sağ eline. tam o esnada, türü bilinmeyen bir böcek daha gördü. onu da sol eliyle kavradı. bir üçüncü böcek daha gördü ki, onu da kapabilmek için, sağ elindeki böcüüü ağzına attı. o sırada ağızdaki böcek, zehrini darwin'E akıttı.
sonraa, darwin'e bir haber geldi; kraliyet armada gemisi o meşhur eagle ship, dünya seferine çıkacaktı. dünyayı gezmek için can atan charles, bu fırsatı değerlendirmek istedi fakat tutucu zihinli pederi, bunu da onaylamadı. ama beybabası baktı, darwin çok hırslı; "bana sadece bir sağduyulu adam getir, senin bu isteğini onayan!" dedi o da amcasını buldu. artık her şey hazırdı.
darwin'in yolculuğuna başlamadan önce döndüğünde evlenmek için söz kestiği yavuklusunun, başkasına kaçtığını öğrenmesi ise, tuzla biber oldu. artık tek aşkı vardı;
doğa..
binlerce ölü hayvan leşi, bitki ve türevlerini topladı. gemiciler ona filozof diyorlardı. garip ve zararsız buluyorlardı onu. o ısralar, yolları arajnatine düştü. orada salvador nickli bir zalim yönetici vardı. pasaport aldı darwin oraya mesleğini; "natüralista" diye not ettirdi. "o ne la?" diyenlere, "çevresindeki her şeye ilgi duyan adam" olarak tanıtıyordu. arjantininin balta girmemiş ormanlarında gezerken, ilkel insanın sikini taşşağını görünce, uygar insan ile farkını anlamada zorlandı. "bunları aynı tanrı mı var etti şimdi?" diyordu.
ona göre insan ve hayvanlar, ortak rölativ bağlar taşıyorlardı. ve doğa ile içiçelerdi. sürekli mektup gönderdiği rahip heslow'dan feedback alamayınca, işinin dandik olduğunu düşünmeye başlayacakken, heslow çalışmalarını övdü o da, yolculuğuna "devammm" kararı aldı. zaten teorisini patlatması için, gallapagos adalarına varması gerekiyordu. bu adada hayvanlar çok insancıldılar. darwin bunu kullandı ve tüm adayı bir kaplumbağa sırtında gezdi.
bible ile ilk ciddi anlamda ayrılık da, burada başladı. kutsal vahye göre, hayvanlar nasıl yaratıldılarsa, hala öyleydiler. oysa darwin, zaman içinde çeşitli koşullar bağlı olarak değişebileceklerini görmüştü.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar