bugün
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- aleksey batrakov24
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil16
- netflix2
- cezaevine özenen gençler2
- 26 ekim 2026 fb'nin cimbom'a döşeyeceği boru2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- flört etmeme ilkesi4
- nükleer bomba7
- sözlük kürdü55
- iskilipli atıf hoca20
- kırıkkaleli olmak istemek8
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- yagmurcu çık açıkla10
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- 394
- kablosuz mouse13
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- arap götü9
- emre belözoğlu6
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- favlayan yazarın asıl amacı12
- ismail kartal16
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- damla sakızlı muhallebi4
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak3
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- durkheimın intihar teorisi7
- millette manyak para var21
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- sözlük dedeleri6
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- kale3112 tarzı entry girmek8
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- değişik meslekler4
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- yazarların akşama dair planları7
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- anın görüntüsü32
- doların 50 tl olması7
- atatürk düşmanı5
- öylesine bir şeyler yaz5
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
insanlığın, artı ürüne (artı değere) ulaşmasından itibaren gözlemleyebileceğimiz gibi kapitale dayalı sistem, gün geçtikçe kendi içerisindeki tutarlı yaşamını sürdürmekte. ilk başlarda, iktidarda olan sermaye sahiplerinin (ve ya kontrolcülerinin) yakın akrabalık ve ticaret ilişkileriyle güçlendirdikleri iktidarlarının yükselmesi, daha güçlü bir hale gelmesi, belirli bir tarihsel döneme kadar herhangi bir sapmaya uğramadan kolayca devam etmiştir. Bu yükseliş içinde ilkel sermayeye dayalı sisteminin, kendisi dışındaki sermaye sahibi kesim dışında karşısında bulunan bir gücün olduğu düşünülemez. Karşı karşıya kaldığı bu durum esasında, sermaye iktidarının son bulması değil, sadece el değiştirmesi olarak açıklanabilir. Hatta zaman zaman bu el değiştirmelerin, yeni ticaret ilişkileri ve akrabalıklar yoluyla bu sistemi daha karmaşık ve görece profesyonel bir sisteme ulaştırdığını düşünebiliriz. Yapısı gereği durmadan büyüyen (ya da büyümesi gereken) sermaye sistemi her geçen gün yeni emekçilere ihtiyaç duyarak kendisi dışında da bir kitleyi büyütmekteydi.
Büyüyen bu emekçi kitlenin, sistemin profesyonelleşmesi sürecinde, daha kompleks makinaları kullanarak ve bunların yarattığı görece daha kompleks sorunları çözerek emekçilerin de gün geçtikçe profesyonel bir niteliğe bürünmeleri tarihsel evrim açısından gözle görülür bir gerçekliktir.
Emek-sermaye çelişkisinin tarihsel materyalist çerçevede, emekçilerin binlerce yıldan bu yana geliştirmiş oldukları bu niteliklerin iktidara yöneltilmeye başlanması ile, diğer bir değişle emekçi sınıfın uzlaşmacı, elindeki güçten bir haber yaşamasının önüne geçilmesiyle sermayeye dayalı sistemin ilk kesintilerini görmekteyiz. 70 günlük Paris Kömünü'nünden, Sovyet deneyimine kadar insanlık bu çekişmenin nasıl sonuçlanacağını merakla ve korkuyla izlemiştir. Bu durumda yine tarihsel evrim olgusu açısından, sermaye sahibi iktidar sahipleri bu yeni, alışılmadık olgu karşısında kendilerini geliştirmişlerdir ve sermayenin el değiştirmesinden daha öte bir durum olan; sermayenin her türlü gelişimini ve yönelimini ele geçiren, sermayenin yaratıcıları karşısında başarıya ulaşmışlardır. Başarıdan kastımız, iktidarların (yani sermayenin) tekrar 'ait olduğu' kesimin eline geçmesi, sermayenin iktidarının devamının sağlanması durumudur.
Son yirmi yıllık devrim mücadelesinde Türkiye'de solun paramparça halinin korunuyor olması da sermaye iktidarının ne denli gelişkin ve güçlü bir durumda olduğunu gayet güzel göstermektedir. Hatta daha ileri giderek, halk tarafından desteklenen, (ve yine sermaye iktidarlarının sayesinde) 'sol' partileri istediği gibi oynatabilmektedir. Burada bir kuşkulu yaklaşım göstermemiz bilimsel sorumluluk icabıdır şöyle ki: 'Bu partilerde bulunan insanlar ya isteyerek, bilerek ve kendilerine vaat edilenlere boyun eğerek kitlelere solun çözümlerinin de aynı olduğunu söylemektedirler, ya da çoktan kopmuş oldukları sosyalist teoriyi unutarak artık sermaye sisteminin en doğru sistem olduğunu ve bunun 'sosyal' yanlarını biraz daha ayakta tutarak geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar'. Her iki durumda da büyük bir ihanet ve çürümüşlük görülmektedir. ihanet konusuna daha sonra geleceğiz ancak, ilk önce çürümüşlüğü açıklamak gerekmekte. Bahsi geçen partilerin bugün, halka giderken kullandıkları temala'rın, söylevlerin tamamıyla, sağ/sermayeci kesimine aittir. Nedir bunlar? Milliyetçilik, ulusalcılık, yurtseverlik, karma ekonomi, Avrupa birliği, sosyal demokrasi v.s... Burada hangi söylevlerin kime ait olduğu açıkça herkes tarafından bilinmektedir, tekrar tekrar isimlerini anmaya gerek duymuyoruz.
Çürümüşlük, bu noktada başlamaktadır, solun elinde her zaman için iki altın anahtar vardır. Bunlardan birincisi diyalektik, ikincisi ise özeleştiridir. Sol bugün, çeşitli sebeplerden dolayı ya diyalektik gibi her zaman için en karmaşık sorunlar karşısında insancıl çözümler üretebileceği düşün sistemini kaybetmiştir. Bir bakıma, Türkiye'de sol maalesef düşünebilme yeteneği kaybetmiştir diyebiliriz. Düşünme ve üretim, birbirini takip eden iki arkadaş gibidir. Birisi olmadan, diğerinin hiçbir zaman için işlevi olmaz. Bugün de görmekteyiz ki, düşünme yeteneğini kaybeden sol, sadece kopya çekmekte, en basit, en basiretsiz ve aciz olanı yapmaktadır. Burada yine bir parantez açmamız gerekmekte, bu durum bazı sol örgütlerimiz için esasında çekirdek eğitim kadrolarının F tipi zindanlarda hem dünyadan hem de örgütlerinden izole edilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır, yazımızın amacı herhangi bir örgütü olmadığı şekilde göstermek amacında değildir. Bu durum, esasında 19 Aralık olaylarında solun, içeride kalan kısmının -dışarıda süren örgütçülük, lider v.s... kavgalarına rağmen- ortak bir akıl yürüterek, alışılmadık, -en azından Türkiye'de- bir çözüm etrafında buluşmasıyla gösterebiliriz. Ancak aradan geçen, kısa sürede dışarıda durumun pek de değişmediğini görmekteyiz. Her birleşme isteği ya örgütlerimizi feshedip bir örgütün çözümü etrafında toplanmak olarak anlatıldı, ya da böyle algılandı. Bu da sorunlarımızı çözmekten daha çok arttırdı.
Bugün solun ihtiyacı olan gayet açıktır. Yukarıda bahsi geçen partilerde dahi hayatını sosyalist mücadeleye adamış insanlar bulunmakta. Bu insanları dahi kıskacına alabilmiş, kukla gibi elinde oynatmasını bilen, savaş bağırtıları göklere kadar çıkan, milliyetçi-şoven söylevleri ağızlarından döktüren, televizyonları, gazeteleri ve her türlü propaganda imkanını kullanan sermaye iktidarına karşı durabilecek siyasetler üretmek solun boynunun borcu ve ihtiyacıdır. Bunu elde edebilmek için ilk önce solda barışın sağlanması, insanlarımızın bir araya gelip çözümlerini sunabileceği ortamın yaratılması gerekmekte. Bunu başaracak olanlar ilkin, bu mücadelede söz sahibi olan, hayatlarını bu mücadeleye adamış olan aydınlarımızdır.
Eğer sol, emekçi sınıfının içinde yer almadığı, birbirinden tamamen kopuk ve üretmeyen yapısıyla devam ederse gelecek günler ülkemiz adına çok karanlık olacaktır. Çünkü hem ülkemiz hem de bütün orta doğu hem siyasi hem de ekonomik açıdan farklı bir yola girmekte. Ülkemizdeki kapitalizm doğadaki büyümekte olan her şey gibi inanılmaz bir çılgınlıkta önüne gelen her şeyden faydalanarak gittikçe gelişmiş ülkelerin sistemlerindeki ilişkilere erişmeye başlıyor. Bu baş döndürücü gelişmeler emekçi kısmını daha fazla ezmekte, halkımızı daha da köleleştirmekte. Bu yeni durum solumuzun sadece teorik olarak içinde bulunduğu, henüz içinde yaşamaya başladığı, emperyalizmin çağ atladığı küreselleşme dönemdir. Sermaye iktidarlarının çelişkileri gittikçe artan halka muhalefet olarak sunduğu kukla sol da gün geçtikçe zaten umudu soldan yana az olan halkımızı soldan daha da soğutarak -bilerek ya da bilmeyerek- kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Hem sol hem de ülke adına karanlık günlerin ayak seslerini duymaktayız.
Elimizden geldiğince solu takip etmekteyiz. Her kesimin gayet doğru, ileriyi gören tahlilleri bulunmakta. Hatta çoğu zaman bu tahliller, Türkçe'mizin zenginliğinden faydalanarak bir tespiti aynı kişinin iki farklı şekilde anlattığı hissiyatı bile uyandırmaktadır. Bu durumdan daha fazla görülen durum ise ortak akıl, ortak siyaset üretme ihtiyacını körükleyen ikinci durumdur. Bu durum bazen bir örgütün eksik kaldığı, net gösteremediği veya göremediği bir noktanın başka bir örgüt tarafından açıklanmasıdır. Ancak bu tahliller, kısıtlı güce sahip olan, kendi içinde sorunları kangren haline gelmiş ve en önemlisi emekçi kesimden, halktan destek bulamayan bir soldan çıktığı için kitlelere ulaşamıyor. Boşluklara haykırılan çığlıklar gibi...
Büyüyen bu emekçi kitlenin, sistemin profesyonelleşmesi sürecinde, daha kompleks makinaları kullanarak ve bunların yarattığı görece daha kompleks sorunları çözerek emekçilerin de gün geçtikçe profesyonel bir niteliğe bürünmeleri tarihsel evrim açısından gözle görülür bir gerçekliktir.
Emek-sermaye çelişkisinin tarihsel materyalist çerçevede, emekçilerin binlerce yıldan bu yana geliştirmiş oldukları bu niteliklerin iktidara yöneltilmeye başlanması ile, diğer bir değişle emekçi sınıfın uzlaşmacı, elindeki güçten bir haber yaşamasının önüne geçilmesiyle sermayeye dayalı sistemin ilk kesintilerini görmekteyiz. 70 günlük Paris Kömünü'nünden, Sovyet deneyimine kadar insanlık bu çekişmenin nasıl sonuçlanacağını merakla ve korkuyla izlemiştir. Bu durumda yine tarihsel evrim olgusu açısından, sermaye sahibi iktidar sahipleri bu yeni, alışılmadık olgu karşısında kendilerini geliştirmişlerdir ve sermayenin el değiştirmesinden daha öte bir durum olan; sermayenin her türlü gelişimini ve yönelimini ele geçiren, sermayenin yaratıcıları karşısında başarıya ulaşmışlardır. Başarıdan kastımız, iktidarların (yani sermayenin) tekrar 'ait olduğu' kesimin eline geçmesi, sermayenin iktidarının devamının sağlanması durumudur.
Son yirmi yıllık devrim mücadelesinde Türkiye'de solun paramparça halinin korunuyor olması da sermaye iktidarının ne denli gelişkin ve güçlü bir durumda olduğunu gayet güzel göstermektedir. Hatta daha ileri giderek, halk tarafından desteklenen, (ve yine sermaye iktidarlarının sayesinde) 'sol' partileri istediği gibi oynatabilmektedir. Burada bir kuşkulu yaklaşım göstermemiz bilimsel sorumluluk icabıdır şöyle ki: 'Bu partilerde bulunan insanlar ya isteyerek, bilerek ve kendilerine vaat edilenlere boyun eğerek kitlelere solun çözümlerinin de aynı olduğunu söylemektedirler, ya da çoktan kopmuş oldukları sosyalist teoriyi unutarak artık sermaye sisteminin en doğru sistem olduğunu ve bunun 'sosyal' yanlarını biraz daha ayakta tutarak geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar'. Her iki durumda da büyük bir ihanet ve çürümüşlük görülmektedir. ihanet konusuna daha sonra geleceğiz ancak, ilk önce çürümüşlüğü açıklamak gerekmekte. Bahsi geçen partilerin bugün, halka giderken kullandıkları temala'rın, söylevlerin tamamıyla, sağ/sermayeci kesimine aittir. Nedir bunlar? Milliyetçilik, ulusalcılık, yurtseverlik, karma ekonomi, Avrupa birliği, sosyal demokrasi v.s... Burada hangi söylevlerin kime ait olduğu açıkça herkes tarafından bilinmektedir, tekrar tekrar isimlerini anmaya gerek duymuyoruz.
Çürümüşlük, bu noktada başlamaktadır, solun elinde her zaman için iki altın anahtar vardır. Bunlardan birincisi diyalektik, ikincisi ise özeleştiridir. Sol bugün, çeşitli sebeplerden dolayı ya diyalektik gibi her zaman için en karmaşık sorunlar karşısında insancıl çözümler üretebileceği düşün sistemini kaybetmiştir. Bir bakıma, Türkiye'de sol maalesef düşünebilme yeteneği kaybetmiştir diyebiliriz. Düşünme ve üretim, birbirini takip eden iki arkadaş gibidir. Birisi olmadan, diğerinin hiçbir zaman için işlevi olmaz. Bugün de görmekteyiz ki, düşünme yeteneğini kaybeden sol, sadece kopya çekmekte, en basit, en basiretsiz ve aciz olanı yapmaktadır. Burada yine bir parantez açmamız gerekmekte, bu durum bazı sol örgütlerimiz için esasında çekirdek eğitim kadrolarının F tipi zindanlarda hem dünyadan hem de örgütlerinden izole edilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır, yazımızın amacı herhangi bir örgütü olmadığı şekilde göstermek amacında değildir. Bu durum, esasında 19 Aralık olaylarında solun, içeride kalan kısmının -dışarıda süren örgütçülük, lider v.s... kavgalarına rağmen- ortak bir akıl yürüterek, alışılmadık, -en azından Türkiye'de- bir çözüm etrafında buluşmasıyla gösterebiliriz. Ancak aradan geçen, kısa sürede dışarıda durumun pek de değişmediğini görmekteyiz. Her birleşme isteği ya örgütlerimizi feshedip bir örgütün çözümü etrafında toplanmak olarak anlatıldı, ya da böyle algılandı. Bu da sorunlarımızı çözmekten daha çok arttırdı.
Bugün solun ihtiyacı olan gayet açıktır. Yukarıda bahsi geçen partilerde dahi hayatını sosyalist mücadeleye adamış insanlar bulunmakta. Bu insanları dahi kıskacına alabilmiş, kukla gibi elinde oynatmasını bilen, savaş bağırtıları göklere kadar çıkan, milliyetçi-şoven söylevleri ağızlarından döktüren, televizyonları, gazeteleri ve her türlü propaganda imkanını kullanan sermaye iktidarına karşı durabilecek siyasetler üretmek solun boynunun borcu ve ihtiyacıdır. Bunu elde edebilmek için ilk önce solda barışın sağlanması, insanlarımızın bir araya gelip çözümlerini sunabileceği ortamın yaratılması gerekmekte. Bunu başaracak olanlar ilkin, bu mücadelede söz sahibi olan, hayatlarını bu mücadeleye adamış olan aydınlarımızdır.
Eğer sol, emekçi sınıfının içinde yer almadığı, birbirinden tamamen kopuk ve üretmeyen yapısıyla devam ederse gelecek günler ülkemiz adına çok karanlık olacaktır. Çünkü hem ülkemiz hem de bütün orta doğu hem siyasi hem de ekonomik açıdan farklı bir yola girmekte. Ülkemizdeki kapitalizm doğadaki büyümekte olan her şey gibi inanılmaz bir çılgınlıkta önüne gelen her şeyden faydalanarak gittikçe gelişmiş ülkelerin sistemlerindeki ilişkilere erişmeye başlıyor. Bu baş döndürücü gelişmeler emekçi kısmını daha fazla ezmekte, halkımızı daha da köleleştirmekte. Bu yeni durum solumuzun sadece teorik olarak içinde bulunduğu, henüz içinde yaşamaya başladığı, emperyalizmin çağ atladığı küreselleşme dönemdir. Sermaye iktidarlarının çelişkileri gittikçe artan halka muhalefet olarak sunduğu kukla sol da gün geçtikçe zaten umudu soldan yana az olan halkımızı soldan daha da soğutarak -bilerek ya da bilmeyerek- kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Hem sol hem de ülke adına karanlık günlerin ayak seslerini duymaktayız.
Elimizden geldiğince solu takip etmekteyiz. Her kesimin gayet doğru, ileriyi gören tahlilleri bulunmakta. Hatta çoğu zaman bu tahliller, Türkçe'mizin zenginliğinden faydalanarak bir tespiti aynı kişinin iki farklı şekilde anlattığı hissiyatı bile uyandırmaktadır. Bu durumdan daha fazla görülen durum ise ortak akıl, ortak siyaset üretme ihtiyacını körükleyen ikinci durumdur. Bu durum bazen bir örgütün eksik kaldığı, net gösteremediği veya göremediği bir noktanın başka bir örgüt tarafından açıklanmasıdır. Ancak bu tahliller, kısıtlı güce sahip olan, kendi içinde sorunları kangren haline gelmiş ve en önemlisi emekçi kesimden, halktan destek bulamayan bir soldan çıktığı için kitlelere ulaşamıyor. Boşluklara haykırılan çığlıklar gibi...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar