bugün
- from gold from dust29
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- pudra kokusu6
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği12
- queen ravenna ifşası15
- 50 kilo üstü kız tripleri5
- saat12
- sözlük yazarlarının en sevdiği tv kanalı8
- kol saati8
- sözlük kızlarının venüs gamzeleri7
- sözlük erkeklerini topluca veterinere götürmek10
- tavuklu pilav8
- bir erkek adam kadınlara yükselmez8
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- kolye143
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması9
- ioçk'nın ifşası4
- beşiktaş18
- crystal palace8
- ayaklara fısıldayan adam5
- fırın sütlaç8
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak4
- true'nun çaylak olması5
- 1 80 boyunda kadın olmak10
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir11
- futbol20
- at9
- denenecek çok şey var4
- avrupa11
- ömür boyu yalnız kalmak istemek8
- damacanayı sebile takarken gaza gelmek3
- beşiktaş 2 crystal palace 23
- gocu nerede gocu3
- 25 yaşında hala evlenmeyi başaramamış kadın5
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- akepe dönemi15
- 22 ekim 2026 trabzonspor hearts maçı10
- 2 kaslı sözlük erkeği arasında tost olmak4
- izmirin en güzel semtleri10
- ümit akdağ3
- güney afrika4
- 40 yaş üstü erkeklerin doğal yaşam alanları5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- 40'a doğru yaklaşmak4
- özlemek3
- hava yapmış kavanoz kapağı açmak2
- la loba21
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu12
bugün ki yazısında erdoğanın bahsettiği başkanlık eğer böyle birşey ise bırakın kürt sorunu çözülmesin ama elbet bdp nin bildiği birşey vardır. körü körüne bel bağlamaz bunlara. çünkü başkanlık tanımları buysa şimdiden tüylerim diken diken oldu. yazı şöyle:
"Eğer Kürtler bu sefer de hayal kırıklığına uğrarsa, Türkiye öldür Allah dikiş tutmaz..."
Herkes çok umutlu ve sevinçli. Büyük Barış geliyor. BDP genel başkan yardımcısı şöyle dedi: Kürt sorunu çözülecekse, Türkiyedeki demokratikleşmenin önünü açacaksa, bu sorunlar giderildikten sonra BDP ve AKP başkanlıkta anlaşabilir. (Taraf, 25.02.2013). Şöyle izah etti: Yeni bir anayasa yapacağız, AK Parti başkanlık sistemini öneriyor ve en büyük çoğunluğa sahip parti onlar. Bizim reel durumdan sıyrılmak gibi bir lüksümüz yok.
ister huysuz kişiliğime, ister şüpheci mesleğime, ister Kürt meselesini biraz bilme ve Başbakanı biraz tanıma iddiama verin; çok huzursuzum hatta korkuyorum, çünkü Kürtlere Öcalan ve BDP aracılığıyla verileceği söylenen hakları getirecek reformlar, Erdoğanı Seçilmiş Padişah yapma şartına bağlandı. Son cümleyi açalım.
Kim kimdir, ne nedir?
Kürtler derken, bilelim: 90 yıldır kimliği inkar edilmiş, Genelkurmay bildirisinin Mart 2005te kullandığı tabirle sözde vatandaşlardan bahsediyoruz. Kurtuluş Savaşı sırasında (1921 Anayasası md. 11) ve sonrasında (1923 izmit Basın Toplantısı) verilen özerklik sözleriyle aldatılmışlar. Mevcudiyetlerinin farkına, ancak, PKK kurşun sıkmaya başlayınca varılmış. Kendi dillerinde su istemek veya türkü dinlemek cezalandırılmış. 1999da sınır dışına çekilirken fırsat bu fırsat denilerek yüzlerce mensupları öldürülmüş.
Gençleri Türkiyeli kavramından bile soğumuş. Yani, artık çok işkilli ve beklentisi çok yüksek bir halktan bahsediyoruz. Eğer Kürtler bu sefer de hayal kırıklığına uğrarsa, Türkiye öldür Allah dikiş tutmaz.
Öcalan derken, bilelim: Bebek katili sıfatıyla anılan, kendisine sayın diyenlere suç ve suçluyu övmek ve terör örgütü propagandası yapmaktan 10 ay hapis verilen, 14 yıldır tek başına bir adada tecride kapatılmış, bunun için Türkiyede bozulmamış koster bırakılmamış bir mahkumdan bahsediyoruz. Müzakere, bu koşullardaki biriyle ediliyor.
BDP derken, bilelim: Bir ay öncesine kadar değil muhatap alınmak, KCK tutuklamaları yüzünden belediye başkanı ve yönetici bulamaz hale gelmiş, Kürt meselesi yüzünden 2si AKP döneminde olmak üzere 13 partinin kapatıldığı bir ülkede, kapısına dokunulmazlık kaldırma fezlekeleri yığılmış bir siyasi partiden bahsediyoruz.
Haklar derken, bilelim: Ortada hak falan yok. Tamamen belirsiz kimi şeylerden bahsediyoruz. Bunların içinde en öne çıkarılanı, asgari insan hakları getiren Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Misakı. Onu da Türkiye, zaten 1988de imzaladı, 1991de 3723 s. kanunla onadı, 01.04.1993te yürürlüğe koydu, ama sıkı durun, bugün itibarıyla 20 yıldır tek maddesini uygulamadı. Aksine, Haziran 2010da kaymakam ve valiler, belediye meclisi kararlarını veto yetkisine kavuştu.
Başbakan Erdoğan derken, bilelim: Türkiyede artık Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır (03.02.2013). Büyük yenilik: Atatürk dönemindeki eşkiyanın yerine terörist koymuş. Dolapderede DTPlilere pompalı tüfekle ateş açılınca: Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, o da kendisini savunma yoluna gidecektir (Kasım 2008). Öcalan hakkında: Biz o sırada koalisyonda olsaydık ya idam edilirdi ya da istifa ederdik, çekilirdik (Haziran 2011). BDPlilerin dokunulmazlıkları konusunda: Biz yargıya zaten gerekeni söyledik, gereğini yapıyor; biz de parlamentoda yapacağız (Eylül 2012). Tabii, bu sonuncusu, Erdoğanın yargı bağımsızlığına nasıl baktığını gösteriyor, bir de fütursuzluğunu.
Böyle bir Erdoğan neden birdenbire BDPye yanaştı? Gerçi artık alışıyoruz, başkan olabilmek için bir süredir botoks yaptırıyor: Ruhban Okulu sözü verip ABye, bazı bakanları görevden alıp doktorlara ve öğretmenlere, doğum iznini 6 aya çıkarıp kadınlara, mahkum generalleri ziyaret edip Şanghay Beşlisi diyerek ulusalcılara şirin gözükmeye çalışıyor. Bu mu? Hayır, daha kestirme bir durum:
2011 seçimlerinin ardından Kürt meselesini artık barışçı bir çözüme kavuşturmak hedefiyle Ekim 2011de çalışmaya başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonunun temel ilkesi şuydu: Md. 6: Komisyon, Komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı ile karar alır. Sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ve nihai metnin tekemmül edip etmediği hususu dahi mutabakat ile belirlenir. (https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/calismaesaslari.aspx).
Dört ay geçmiş, toplam 96 madde görüşülmüş, 30unda kesin uzlaşma sağlanmış, 35 madde için parantez açılmış, vatandaşlığın tanımında bile uzlaşma gözükmüşken, Başbakan birdenbire Başkanlık önerisini patlattı. CHP ve MHP reddedince de, diktatörlük tanımının gereğini yaptı: Kendi koyduğu kuralı, Komisyonun mutabakat ilkesini, yürürlükten kaldırdı: Mart 2013 sonuna kadar uzlaşma olmazsa Meclisten geçirir, referanduma gideriz. işte o referandum için ihtiyacı var BDPye.
Seçilmiş Padişaha teslim
Bugüne kadar parya muamelesi görmüş BDP, böyle bir durumda şu inanılmaz yetkileri isteyen Erdoğana başkanlık ışığı yakıyor: TBMMyi fesih yetkisi; ülkeyi AYM tarafından iptal edilemeyecek kararnamelerle yönetme yetkisi; AYM, HSYK, Danıştay ve YÖK üyelerinin yarısını, ayrıca Yargıtay başsavcısını, büyükelçileri ve rektörleri seçme yetkisi. Zaten, yargıçların gerisini de, partisi AKP seçecek. Kuvvetler ayrılığı ilkesi mafiş.
Daha önemlisi, BDP bu inanılmaz desteği, PKK silah bıraktıktan ve yurtdışına çıkarıldıktan sonra AKPnin yapmayı düşündüğü reformlar karşılığında verecek. Oysa, bu kadar işkilli ve beklentili bir halkın temsilcileri, umulurdu ki, önce, bu insanların Türkiyeli Kürt kimliğini tanıyan özerkliği bir görsünler. Yani, çözüm planının aşamaları ters. Önce, özerklik somutlaşmalıydı. Kürtlerin tek pazarlık gücü sıfırlandıktan sonra, PKKnın (silahın) yerini alacak Kürt sivil toplumunun ve burjuvazisinin eline de, halkını ikna edecek sağlam bir özerklik verilmeden, her şey, Roboskiyi bile örtbas etmiş, Kürt sorunu terimini bile reddeden Erdoğana emanet. Çocuğun başından panzer tekeri geçiyor, elinde bomba patladı diyorlar. Onun içindir ki Cengiz Çandar ve Oral Çalışlar, Hakkari ve Diyarbakırdan alarm veriyor.
Peki, kan dökülmesi durmasın mı? Tabii ki dursun da, son bir hayal kırıklığı patlak verirse, bir süre sonra her AVMde bir kan banyosu başlayabilir.
"Eğer Kürtler bu sefer de hayal kırıklığına uğrarsa, Türkiye öldür Allah dikiş tutmaz..."
Herkes çok umutlu ve sevinçli. Büyük Barış geliyor. BDP genel başkan yardımcısı şöyle dedi: Kürt sorunu çözülecekse, Türkiyedeki demokratikleşmenin önünü açacaksa, bu sorunlar giderildikten sonra BDP ve AKP başkanlıkta anlaşabilir. (Taraf, 25.02.2013). Şöyle izah etti: Yeni bir anayasa yapacağız, AK Parti başkanlık sistemini öneriyor ve en büyük çoğunluğa sahip parti onlar. Bizim reel durumdan sıyrılmak gibi bir lüksümüz yok.
ister huysuz kişiliğime, ister şüpheci mesleğime, ister Kürt meselesini biraz bilme ve Başbakanı biraz tanıma iddiama verin; çok huzursuzum hatta korkuyorum, çünkü Kürtlere Öcalan ve BDP aracılığıyla verileceği söylenen hakları getirecek reformlar, Erdoğanı Seçilmiş Padişah yapma şartına bağlandı. Son cümleyi açalım.
Kim kimdir, ne nedir?
Kürtler derken, bilelim: 90 yıldır kimliği inkar edilmiş, Genelkurmay bildirisinin Mart 2005te kullandığı tabirle sözde vatandaşlardan bahsediyoruz. Kurtuluş Savaşı sırasında (1921 Anayasası md. 11) ve sonrasında (1923 izmit Basın Toplantısı) verilen özerklik sözleriyle aldatılmışlar. Mevcudiyetlerinin farkına, ancak, PKK kurşun sıkmaya başlayınca varılmış. Kendi dillerinde su istemek veya türkü dinlemek cezalandırılmış. 1999da sınır dışına çekilirken fırsat bu fırsat denilerek yüzlerce mensupları öldürülmüş.
Gençleri Türkiyeli kavramından bile soğumuş. Yani, artık çok işkilli ve beklentisi çok yüksek bir halktan bahsediyoruz. Eğer Kürtler bu sefer de hayal kırıklığına uğrarsa, Türkiye öldür Allah dikiş tutmaz.
Öcalan derken, bilelim: Bebek katili sıfatıyla anılan, kendisine sayın diyenlere suç ve suçluyu övmek ve terör örgütü propagandası yapmaktan 10 ay hapis verilen, 14 yıldır tek başına bir adada tecride kapatılmış, bunun için Türkiyede bozulmamış koster bırakılmamış bir mahkumdan bahsediyoruz. Müzakere, bu koşullardaki biriyle ediliyor.
BDP derken, bilelim: Bir ay öncesine kadar değil muhatap alınmak, KCK tutuklamaları yüzünden belediye başkanı ve yönetici bulamaz hale gelmiş, Kürt meselesi yüzünden 2si AKP döneminde olmak üzere 13 partinin kapatıldığı bir ülkede, kapısına dokunulmazlık kaldırma fezlekeleri yığılmış bir siyasi partiden bahsediyoruz.
Haklar derken, bilelim: Ortada hak falan yok. Tamamen belirsiz kimi şeylerden bahsediyoruz. Bunların içinde en öne çıkarılanı, asgari insan hakları getiren Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Misakı. Onu da Türkiye, zaten 1988de imzaladı, 1991de 3723 s. kanunla onadı, 01.04.1993te yürürlüğe koydu, ama sıkı durun, bugün itibarıyla 20 yıldır tek maddesini uygulamadı. Aksine, Haziran 2010da kaymakam ve valiler, belediye meclisi kararlarını veto yetkisine kavuştu.
Başbakan Erdoğan derken, bilelim: Türkiyede artık Kürt sorunu yoktur; terör sorunu vardır (03.02.2013). Büyük yenilik: Atatürk dönemindeki eşkiyanın yerine terörist koymuş. Dolapderede DTPlilere pompalı tüfekle ateş açılınca: Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, o da kendisini savunma yoluna gidecektir (Kasım 2008). Öcalan hakkında: Biz o sırada koalisyonda olsaydık ya idam edilirdi ya da istifa ederdik, çekilirdik (Haziran 2011). BDPlilerin dokunulmazlıkları konusunda: Biz yargıya zaten gerekeni söyledik, gereğini yapıyor; biz de parlamentoda yapacağız (Eylül 2012). Tabii, bu sonuncusu, Erdoğanın yargı bağımsızlığına nasıl baktığını gösteriyor, bir de fütursuzluğunu.
Böyle bir Erdoğan neden birdenbire BDPye yanaştı? Gerçi artık alışıyoruz, başkan olabilmek için bir süredir botoks yaptırıyor: Ruhban Okulu sözü verip ABye, bazı bakanları görevden alıp doktorlara ve öğretmenlere, doğum iznini 6 aya çıkarıp kadınlara, mahkum generalleri ziyaret edip Şanghay Beşlisi diyerek ulusalcılara şirin gözükmeye çalışıyor. Bu mu? Hayır, daha kestirme bir durum:
2011 seçimlerinin ardından Kürt meselesini artık barışçı bir çözüme kavuşturmak hedefiyle Ekim 2011de çalışmaya başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonunun temel ilkesi şuydu: Md. 6: Komisyon, Komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı ile karar alır. Sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ve nihai metnin tekemmül edip etmediği hususu dahi mutabakat ile belirlenir. (https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/calismaesaslari.aspx).
Dört ay geçmiş, toplam 96 madde görüşülmüş, 30unda kesin uzlaşma sağlanmış, 35 madde için parantez açılmış, vatandaşlığın tanımında bile uzlaşma gözükmüşken, Başbakan birdenbire Başkanlık önerisini patlattı. CHP ve MHP reddedince de, diktatörlük tanımının gereğini yaptı: Kendi koyduğu kuralı, Komisyonun mutabakat ilkesini, yürürlükten kaldırdı: Mart 2013 sonuna kadar uzlaşma olmazsa Meclisten geçirir, referanduma gideriz. işte o referandum için ihtiyacı var BDPye.
Seçilmiş Padişaha teslim
Bugüne kadar parya muamelesi görmüş BDP, böyle bir durumda şu inanılmaz yetkileri isteyen Erdoğana başkanlık ışığı yakıyor: TBMMyi fesih yetkisi; ülkeyi AYM tarafından iptal edilemeyecek kararnamelerle yönetme yetkisi; AYM, HSYK, Danıştay ve YÖK üyelerinin yarısını, ayrıca Yargıtay başsavcısını, büyükelçileri ve rektörleri seçme yetkisi. Zaten, yargıçların gerisini de, partisi AKP seçecek. Kuvvetler ayrılığı ilkesi mafiş.
Daha önemlisi, BDP bu inanılmaz desteği, PKK silah bıraktıktan ve yurtdışına çıkarıldıktan sonra AKPnin yapmayı düşündüğü reformlar karşılığında verecek. Oysa, bu kadar işkilli ve beklentili bir halkın temsilcileri, umulurdu ki, önce, bu insanların Türkiyeli Kürt kimliğini tanıyan özerkliği bir görsünler. Yani, çözüm planının aşamaları ters. Önce, özerklik somutlaşmalıydı. Kürtlerin tek pazarlık gücü sıfırlandıktan sonra, PKKnın (silahın) yerini alacak Kürt sivil toplumunun ve burjuvazisinin eline de, halkını ikna edecek sağlam bir özerklik verilmeden, her şey, Roboskiyi bile örtbas etmiş, Kürt sorunu terimini bile reddeden Erdoğana emanet. Çocuğun başından panzer tekeri geçiyor, elinde bomba patladı diyorlar. Onun içindir ki Cengiz Çandar ve Oral Çalışlar, Hakkari ve Diyarbakırdan alarm veriyor.
Peki, kan dökülmesi durmasın mı? Tabii ki dursun da, son bir hayal kırıklığı patlak verirse, bir süre sonra her AVMde bir kan banyosu başlayabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar