bugün

onur caymaz

kalbimi yaktım isimli ismet özel çeşnili bir şiirim'sisi mevcuttur; şöyle ki:

göğsüme yüreğimden başka muska takmadan...*

biraz anlamak için eski yerlerde durdum,

bazı mahalle kahveleri -eğri bir yağmur sokaklar-

kaç viran bağ, alkol, biraz mimozalar

kaybettiğim anlamı bulmaya çalışırken

kalbimi yaktım. eriyen bir gemi sulara karıştı.

iyiydi biraz, sarı tütüne alıştım, içime çekerek

kesinlikten kurtuldum, belirsiz bir yere akmış

saçları vardı uzun -kasabalarda akşam- gözleri kocamandı,

bunun için telefon kulübelerinde ağladım -akıp giden-

bir kazak aldım kendime griydi -çok şık!-

siyahtı belki de -ne fark eder- renk ışıktan bir yalandı

karşıdan karşıya geçerken hep gökyüzüne baktım

"geceler üsküdar"dı- motorlardan en erken ben...

çiçek pasajını göğsünün ortasındaki bir çiçek sandım

iyiydi biraz. içimin boşluğunda bir ayla vardı

belki papatya. biraz alışmaya çalıştım kalbime;

o amansız yumruğa, yazılı tarihi yok birahanelerin

Samatya'nın, Tophane'nin, tren yollarının

oysa ağaçlar bile müzelerde envantere geçirilir

onu yaktım, külünden bir çiçek yakama takıldı

kalbimi yaktım, bir çocuk bütün trenleri kaçırdı

iyi değil mi biraz diye sordum, iyi diye ses verdiler

içi yaşlı adam, yaşlı adama göre daha çok sever

kahvaltılar mutsuz, öğlenleri bezgin, akşam oldu mu o eski

çocuktum. yüzümün ıssız yerlerine dokundular, tenimin

şimdi geride kalıyor, savaşlar, yangın yerleri, ölenler

bir yaralı orada, sonra bin beş yüz yaralı daha -sessiz günler-

çiçekçilere prenses diye baktım; kraliçe, orospulara,

para harcadım biraz, iyiydi, tütüne alıştım -nargile cinleri-,

pulları ateşten dansöz elbiseleri denizin üzerinde

kalbimin boşluğuna yürüyen rüyaları vardı, işgal eden

bir pembe kolye -çizik çizik bir kar yağışı- içime dolardı

gözleri kocamandı, herkes gidiyor, kalbimi yaktım,

alevinden bir damla gömleğime sıçradı

sonra gelip giden neydi? şöyle uzaktan bir baktım -hicran-

öpüşürken çekilen neydi, kıyı ne, güz kimdir -hazan-

kuşlar nereye uçar, nereye akar ırmaklar, sözler nereye -hüzün-

üç kızıydı tanrının bunlar, ellere sor

eller parmakları neden böyle okşar...

kimin sonu oldum, kimlere son, kimleri çok sevdim

bir yerde oturmanın kuğusunu buldum -masa örtüleri-

bordoyu ikiye bölen elleri -eller-, uzuneski çay bahçeleri

yani şehir sabahları sessiz uykudadır, olsun uyandım

tuvaletçilere madam, piyangoculara kont diye baktım

uzun kadınlar vardı, uzun huylar, baktıkça canım yandı

tenler yoldu, tenler hüzün, tenlerde ayrılıklar

vardı… ben dokunmadım... dokunsam kırılan...

baktıkça yol dönüştü, ışık dönüştü, keman dönüştü,

küpelerin kirazdan yapıldığı bir mazi, kalbimi yaktım,

izlerinden anneme bir sap menekşe

babama kulağımı çektiğindeki baygınlık,

külü kaldı sevdiğim kadına

biraz anlamak için çocukluğumda durdum

paslı çanlar çaldı, mırıldanan bir şarkı, saçlar sonra

kaç küskünlük, kaç otobüs durağı, sabah ezanları

karanlık bir sokakta kaybolmadım hiç

var olmak değil, değil yok olmak

olmamış olmaktı dileğim; kimsenin, kimsesiz, kimler,

kaç viran düşle, düşerken, düşmanken,

tütünle, tüterken, tütsüsüz,

kadınımla, yıkımlarla, sevgilerle,

kaybettiğim beni bulmaya çalışırken

kalbimi yaktım.

içimden kuşlar gökyüzüne...
© copyright 2005 - 2026