bugün
- hiç porno izlememiş erkek9
- irmik helvası vs un helvası6
- yunanistan7
- bik bikle yemek yapmak9
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- uludağ sözlük kızlarının terlikleri5
- sözlük yazarları ölünce hangi helva4
- sözlük erkeklerinin helvaları5
- nervio ile kedi beslemek5
- üşüyen erkek12
- adanalı ateist6
- japonya22
- sözlük yazarlarının kombinleri6
- herkesin hayatına kimse karışamaz4
- soyulacak devlet malının kalmaması5
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası9
- gelecek partisi'nin kapanması12
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması9
- dekolteye bakar mısınız6
- güzel kızların çaylaklığını merici çeksin5
- vergi iadesi doldurmak5
- selçuk bayraktar'ın siyasete atılması8
- bulgaristan4
- çocuklarin ve ergenlerin manifest aşkı8
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin16
- kawase hasui2
- nervio hamferdi12
- kerhaneye gitmek3
- yaz yavaştan bitiyor eylül geliyor 20264
- ahmet davutoğlu7
- sağa sinyal verip sola dönmek7
- ketçap aromalı ruffles5
- it is almost shabat2
- entry üstteki entrylere cevap niteliğinde3
- bir sözlük kızının elinden çay içmek2
- en iyi simit hangi şehirdedir23
- püf noktası2
- italya3
- almanya11
- mal varlıklarınız nelerdir5
- klima çarpması5
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı3
- asla yapmam denilen şeyler6
- battal gazi5
- arnavutluk2
- sinem dedetaş7
- genşlik dizisi2
- gürcistan25
- arkadaşlar5
- hiç durmayan rüzgarın anlamı2
ne zaman düşünsem tüylerim diken diken..
geçen hafta dolan yirmi beş yıldan beri yirmi beş kuruşla ev geçindiriyorlar. iki çocuk büyütmüşler, okutup adam etmişler. iki çocuklarına da aynı sevgi ile bakmışlar hep, gözlerinde hala o sevgi. hani olmaz da, göstermek istemeseler bile ele verecekler kendilerini, naif bir sevgi sızıyor gözlerinden. işe gitmek için evden çıkarken, arkamdan usulca aralanan perdenin arkasındaki annemin gözünde görüyorum, her sabah...
nasıl başladığı değil nasıl yaşandığı önemli; onca yıl nasıl büyüdüğü, bizi büyüttüğü. onlar dolu dolu da yaşamışlar, damdan düşer gibi de. tepeden tırnağa sevdalılar, sevda nedir biliyorlar çünkü.
çünkü yaşamışlar, yaşıyorlar bu hayatı. tüpsüz kalmışlar, vesikayla ekmek almışlar, kuru üzümle çay içmişler herkes gibi. kaç ihtilal kaç kriz görmüşler. ve hala, sabahın yedisinden gecenin körüne kadar haberlerde gördükleri "dünyaya" üzülüyorlar. yirmi yıldır onları sabır ve umut ederken gördükçe tüylerim diken diken oluyor benim.
keyif almasını da bilmişler. uğrak lokantasında kızarmış yarım piliç ve haydari ile içmişler rakıyı, tam cam kenarındaki masada hem de. bizim gibi rakının yanına pırasa getiren, fasıl diye taverna müziği çalan, damsız girilemeyen yerlere, olmadığı gibi görünen insanların arasındaki masada birkaç arkadaş mahkum kalmamışlar. en son ne zaman sinemaya gitmişler hatırlamıyorlar, dilleri dönmüyor hatırlayınca da zaten filmin adını. o akşam televizyonda ne varsa, bir bardak da çay yanına, en seyredilir eser oluyor o akşam.
bu sevgiyi anlamak istiyorsanız, görmeniz lazım. birbirine güzel söz söylemez, çarçur etmezler iltifatlarını. aşkım, birtanem bunlar sahte laflar, yer yok onların lugatında. her gün milyonlarcası gırla giden gerçek sevgi sözleriniz gerçek kıymetini biliyorlar.
yıllarca işten gelirken kesik ankara soğuğunda yüzü kızaran emekli memur babam gibi yüzüm, aşk hakkında düşünürken, utancımdan. hayat bana daha ne öğretebilir? onlarla karşılaştırınca, hokkabazın ağzındaki yalancı alev gibi yabancıyım aşka. oysa onlar, birbirlerine sarılıp kenetlenmişler. ve kalbime bıçak sokar gibi kirpikleri bana, bize doğru dönmüş soruyorlar:
ya siz?
geçen hafta dolan yirmi beş yıldan beri yirmi beş kuruşla ev geçindiriyorlar. iki çocuk büyütmüşler, okutup adam etmişler. iki çocuklarına da aynı sevgi ile bakmışlar hep, gözlerinde hala o sevgi. hani olmaz da, göstermek istemeseler bile ele verecekler kendilerini, naif bir sevgi sızıyor gözlerinden. işe gitmek için evden çıkarken, arkamdan usulca aralanan perdenin arkasındaki annemin gözünde görüyorum, her sabah...
nasıl başladığı değil nasıl yaşandığı önemli; onca yıl nasıl büyüdüğü, bizi büyüttüğü. onlar dolu dolu da yaşamışlar, damdan düşer gibi de. tepeden tırnağa sevdalılar, sevda nedir biliyorlar çünkü.
çünkü yaşamışlar, yaşıyorlar bu hayatı. tüpsüz kalmışlar, vesikayla ekmek almışlar, kuru üzümle çay içmişler herkes gibi. kaç ihtilal kaç kriz görmüşler. ve hala, sabahın yedisinden gecenin körüne kadar haberlerde gördükleri "dünyaya" üzülüyorlar. yirmi yıldır onları sabır ve umut ederken gördükçe tüylerim diken diken oluyor benim.
keyif almasını da bilmişler. uğrak lokantasında kızarmış yarım piliç ve haydari ile içmişler rakıyı, tam cam kenarındaki masada hem de. bizim gibi rakının yanına pırasa getiren, fasıl diye taverna müziği çalan, damsız girilemeyen yerlere, olmadığı gibi görünen insanların arasındaki masada birkaç arkadaş mahkum kalmamışlar. en son ne zaman sinemaya gitmişler hatırlamıyorlar, dilleri dönmüyor hatırlayınca da zaten filmin adını. o akşam televizyonda ne varsa, bir bardak da çay yanına, en seyredilir eser oluyor o akşam.
bu sevgiyi anlamak istiyorsanız, görmeniz lazım. birbirine güzel söz söylemez, çarçur etmezler iltifatlarını. aşkım, birtanem bunlar sahte laflar, yer yok onların lugatında. her gün milyonlarcası gırla giden gerçek sevgi sözleriniz gerçek kıymetini biliyorlar.
yıllarca işten gelirken kesik ankara soğuğunda yüzü kızaran emekli memur babam gibi yüzüm, aşk hakkında düşünürken, utancımdan. hayat bana daha ne öğretebilir? onlarla karşılaştırınca, hokkabazın ağzındaki yalancı alev gibi yabancıyım aşka. oysa onlar, birbirlerine sarılıp kenetlenmişler. ve kalbime bıçak sokar gibi kirpikleri bana, bize doğru dönmüş soruyorlar:
ya siz?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar