bugün
- yaşlandığının farkına varmak6
- sözlük kızları çirkin oldukları için buradalar4
- sözlük yazarlarının kekleri3
- arkadaşlar bi bakar mısınız4
- müzik dinlemek3
- sigara içmeyen erkek3
- hutiler suudlara saldırdı ne olacak4
- sözlüğün çok durgun olması6
- sıcak hava vs soğuk hava6
- çay içen kız2
- güldür güldür vs çok güzel hareketler 22
- eşitlik mi özgürlük mü2
- yeni partinin çerçeve yasa kararı13
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler5
- geleceğe yolculuk vs geçmişe yolculuk4
- ekşi sözlük referans17
- 2000 doğumlu kızlar6
- arabayla almanya'dan türkiye'ye gitmek7
- yaşlı izlenimi veren isimler2
- arkadaşlar hesabımı sildim haberiniz olsun3
- ekonomi16
- ev almak isteyenlere tavsiye7
- sakallı aşçı4
- türkiye11
- ulu parti5
- mekke anlaşması20
- evlenmeme nedenleri4
- corona adasında bira tadımı yapacak uzman ilanı4
- baliye balayına gitme ezikliği4
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- ingiliz ajanları5
- özgür özel6
- çerçeve yasaya hayır diyen yeni parti vekilleri2
- koko14
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- merfulu11
- ekonomi çok güzel2
- yazarların para ödediği yapay zekalar7
- burak kut4
- dönen tekme atabilen sözlük yazarları7
- recep tayyip erdoğan6
- çocuğuna kendi ismini veren ebeveyn4
- kod yazarken müzik dinlemek6
- kürt sorunu4
- en gey özelliğiniz7
- yeni parti7
- yanlışlıkla gey olmak9
- terörsüz türkiye den rahat olan kesim2
- din ve ahlak5
sadece deli olanların dilinden anladığı..
" günaydınsız uyandın mı sen hiç günlük? ben uyandım. uyandım sandım. belki hala uyutuluyor bile olabilirim "günaydın" demeyenler tarafından. ama yemezler günlük. gerçekten "bayat" bi günaydın'ı esirgeyenleri yiyemezler; ne kadar da tatlı olsalar da dökerler günlükçüm, dökerler!
kararsızlık ne kötü günlük, bilir misin? hangi taçı kafana takman gerektiğini bilememek, altına ona uygun çantayı giyememek, ayakkabının rengini gözlerine sürememek, hangi kokunun acına iyi geleceğini kestirememek..
- ben hazırım! dedi
çıktım. yürüdüm biraz. biraz daha. ezbere yaşanan hayatı düşündüm. kapıyı açtım, anahtarı yerleştirdim, koltuğu ayarladım, düzeltmezsem olmazmış gibi saçımı düzeltip kontağı çevirdim. hayatın o anda değişeceğine inanırmış gibi. kontağı çevirmemle araçın infilak etmesini, etlerimin, ruhumun, gözlerimin, ellerimin ve dahi tüm nöronlarımın parçalanmasını öyle istedim ki, öyle istedim. olmadı günlük. arabaya küstüm, kadere sövdüm.
- geliyorum! dedim.
beni bekleyen arkadaşımı almak için, koltuğun altına yuvarlanan bir sigarayı almak gibi yalanlarımı kullandım. "yürüsek mi?"
insanın yakınında, hayatında, canında asla ve kat'a olumsuz bir yanıt ya da samimiyetsizliğin geçtiğine zerre inancı olmayan bir kişinin olması ne güzel diye düşündüm ve duydum.
- sen nasıl istersen!
yolların uzun oldugundan değil de, yumurtaların kapıya dayanması sebebiyle dolmuşa bindik. daha erken varınca "bir sigara daha içme zamanı" artsın diye. bozuk paralar aradım cebinde olmadığını bildiğim halde çantanın.. el yordamını bir kez daha sevdim usulca. şöför bastı gaza, biz gittik. şöför bastı gaza, biz gittik.
o sollayınca biz de geçmiş sayıldık tüm hayallerden..
indik. yüzümüze esen rüzgarı yok sayarak, montların önü açık, hedefe yürüdük. anlatılanlar vardı diller de, arkamızdakilerin daha net duyacağı şekilde. rüzgar, sırrımızı onlara da verir diye korkmadan üşüdük sokaklarda günlük, korkmadan.
bekledik. "bir ayağım kaldı, ondan sonra alırım" diyen pedükürcüye umut besledik. çay içtik bahçede. sigara bi de. bi'çocuk geldi yanımıza. üzüntülü şeyler söyler gibi, kırılgan bir sesle çakmak istedi. elimdeki çakmağı arattırdı bana çocuğun gözleri..
hesabı ödedik. her şeyin bi bedeli olduğunu bildiğimiz ama değerlere vuramadığımız "şey"lere ödediğimiz bedelleri düşünmeden.
alış-veriş. veriş ama alamayışlar. alıp iade edemeyişler. verilmiş ama hiç kullanılmamış hediyeler.. pil sonra, belki saç köpüğü, belki bi kalp, belki sigara ağızlıkları doldurduk çantamıza.
- nerdesiniz?
merak edilmek miydi yoksa beklemekten sıkılmış olmanın bir getirisi miydi diye geçti aklımdan.
- nerde değilsek, orda mutlu olacakmış sandığımız yerde olduğumuzu hepimiz biliyoruz dimi aslında.
(kahkahalar)
caddenden yürüdük günlük. ara sokaklara girip yolu kısaltmış olmayalım diye. düştüm sonra. gülüp, kalktım aceleden. "sen kayboldum ya birden arkadaşım" dedi arkadaşım. verilmiş ama tutulmamış sözlerden daha mı mühimdi sanki dizimin acısı..
toplandık sonra.. "bütün kızlar toplandık" demeden ama.. içeride sigara içme yasağı olan bir yere gelmişiz. üzerimize sindi rokaların limonu. balıkları sevdim. " tam zamanı" dedi içimizden beri. kim olduğunu unuttum. kim olduğumuzu.
kapının önüne içtik sigaralarımızı kahkahalarla. bıyıklı iki yakışıklıya laf attık sanırım, ellerinde yalnızlık olan iki insan, dönüp dönüp, bakıp bakıp uzaklaştılar ama..
"değişiklik yapıcam" diyen arkadaşın umudu azalmasın diye, bölmedik hesapları aramızda.
acıklı şarkılar dinledik hepbirlikte. acılarımızı bilirmiş gibi.. sadece suspus eden acıları yaşamış gibi.. ayrılığın verdiği o yoksunluğu, o hasretler bütünlerini, o içine sıçılası, amına koyulası, sikip atılası duyguları yeniden yaşamanın/yaşayacak olmanın verdiği çaresizlikle..
böyle anlarda fotograf çekilmek kötüdür mesela. ölümcül bi hastalık teşhisi koyulmuş ama o koyulan teşhisten haberi olmayan biriyle daha sık yanyana gelip, fotoğraf çektirmek ne kadar hüzünlüyse o kadar hüzünlüydü bu da.
bildik ama sustuk bir sırmış gibi.
şarkılar..
susmalar..
şarkılar..
bilmeden yapılan/ edilen her hata için özür diler mahiyetinde gülümsemeler..
şarkılar..
valize sığmayacak kadardı gerçekten havalar..
hazırlandı yine de. çıkılmak ve gidilmek içindi ya yollar. gidilsindi işte. daha fazla acısı olanlar geçebilsin diye değil miydi çift şeritler..
bi ses fısıldadı. iç! içildi. olundu da. şimdi bişiiler bişiiler.."
"Bu şehirde bir kadın var, adı bana özel bana özel..
Elleri var küçücük, yüzüyse çiçeklerinden güzel çiçeklerinden güzel..
Kimse bilmez benden başka, bir kalbi var kocaman ama bana özel bana özel bana özel..
Bazen kızar dünyaya ama sadece kendini üzer kendini üzer..
Göremezler göremezler.. izin vermese asla üzemezler üzemezler..
Çözemezler çözemezler.. Onun bir düşü var ki; asla asla bilemezler..
Onu neden sevemezler..?
Bilemezler.. Hiç hiç sevemezler.. "
inandım gitti.
https://www.youtube.com/watch?v=kVsCDsBgwLw
" günaydınsız uyandın mı sen hiç günlük? ben uyandım. uyandım sandım. belki hala uyutuluyor bile olabilirim "günaydın" demeyenler tarafından. ama yemezler günlük. gerçekten "bayat" bi günaydın'ı esirgeyenleri yiyemezler; ne kadar da tatlı olsalar da dökerler günlükçüm, dökerler!
kararsızlık ne kötü günlük, bilir misin? hangi taçı kafana takman gerektiğini bilememek, altına ona uygun çantayı giyememek, ayakkabının rengini gözlerine sürememek, hangi kokunun acına iyi geleceğini kestirememek..
- ben hazırım! dedi
çıktım. yürüdüm biraz. biraz daha. ezbere yaşanan hayatı düşündüm. kapıyı açtım, anahtarı yerleştirdim, koltuğu ayarladım, düzeltmezsem olmazmış gibi saçımı düzeltip kontağı çevirdim. hayatın o anda değişeceğine inanırmış gibi. kontağı çevirmemle araçın infilak etmesini, etlerimin, ruhumun, gözlerimin, ellerimin ve dahi tüm nöronlarımın parçalanmasını öyle istedim ki, öyle istedim. olmadı günlük. arabaya küstüm, kadere sövdüm.
- geliyorum! dedim.
beni bekleyen arkadaşımı almak için, koltuğun altına yuvarlanan bir sigarayı almak gibi yalanlarımı kullandım. "yürüsek mi?"
insanın yakınında, hayatında, canında asla ve kat'a olumsuz bir yanıt ya da samimiyetsizliğin geçtiğine zerre inancı olmayan bir kişinin olması ne güzel diye düşündüm ve duydum.
- sen nasıl istersen!
yolların uzun oldugundan değil de, yumurtaların kapıya dayanması sebebiyle dolmuşa bindik. daha erken varınca "bir sigara daha içme zamanı" artsın diye. bozuk paralar aradım cebinde olmadığını bildiğim halde çantanın.. el yordamını bir kez daha sevdim usulca. şöför bastı gaza, biz gittik. şöför bastı gaza, biz gittik.
o sollayınca biz de geçmiş sayıldık tüm hayallerden..
indik. yüzümüze esen rüzgarı yok sayarak, montların önü açık, hedefe yürüdük. anlatılanlar vardı diller de, arkamızdakilerin daha net duyacağı şekilde. rüzgar, sırrımızı onlara da verir diye korkmadan üşüdük sokaklarda günlük, korkmadan.
bekledik. "bir ayağım kaldı, ondan sonra alırım" diyen pedükürcüye umut besledik. çay içtik bahçede. sigara bi de. bi'çocuk geldi yanımıza. üzüntülü şeyler söyler gibi, kırılgan bir sesle çakmak istedi. elimdeki çakmağı arattırdı bana çocuğun gözleri..
hesabı ödedik. her şeyin bi bedeli olduğunu bildiğimiz ama değerlere vuramadığımız "şey"lere ödediğimiz bedelleri düşünmeden.
alış-veriş. veriş ama alamayışlar. alıp iade edemeyişler. verilmiş ama hiç kullanılmamış hediyeler.. pil sonra, belki saç köpüğü, belki bi kalp, belki sigara ağızlıkları doldurduk çantamıza.
- nerdesiniz?
merak edilmek miydi yoksa beklemekten sıkılmış olmanın bir getirisi miydi diye geçti aklımdan.
- nerde değilsek, orda mutlu olacakmış sandığımız yerde olduğumuzu hepimiz biliyoruz dimi aslında.
(kahkahalar)
caddenden yürüdük günlük. ara sokaklara girip yolu kısaltmış olmayalım diye. düştüm sonra. gülüp, kalktım aceleden. "sen kayboldum ya birden arkadaşım" dedi arkadaşım. verilmiş ama tutulmamış sözlerden daha mı mühimdi sanki dizimin acısı..
toplandık sonra.. "bütün kızlar toplandık" demeden ama.. içeride sigara içme yasağı olan bir yere gelmişiz. üzerimize sindi rokaların limonu. balıkları sevdim. " tam zamanı" dedi içimizden beri. kim olduğunu unuttum. kim olduğumuzu.
kapının önüne içtik sigaralarımızı kahkahalarla. bıyıklı iki yakışıklıya laf attık sanırım, ellerinde yalnızlık olan iki insan, dönüp dönüp, bakıp bakıp uzaklaştılar ama..
"değişiklik yapıcam" diyen arkadaşın umudu azalmasın diye, bölmedik hesapları aramızda.
acıklı şarkılar dinledik hepbirlikte. acılarımızı bilirmiş gibi.. sadece suspus eden acıları yaşamış gibi.. ayrılığın verdiği o yoksunluğu, o hasretler bütünlerini, o içine sıçılası, amına koyulası, sikip atılası duyguları yeniden yaşamanın/yaşayacak olmanın verdiği çaresizlikle..
böyle anlarda fotograf çekilmek kötüdür mesela. ölümcül bi hastalık teşhisi koyulmuş ama o koyulan teşhisten haberi olmayan biriyle daha sık yanyana gelip, fotoğraf çektirmek ne kadar hüzünlüyse o kadar hüzünlüydü bu da.
bildik ama sustuk bir sırmış gibi.
şarkılar..
susmalar..
şarkılar..
bilmeden yapılan/ edilen her hata için özür diler mahiyetinde gülümsemeler..
şarkılar..
valize sığmayacak kadardı gerçekten havalar..
hazırlandı yine de. çıkılmak ve gidilmek içindi ya yollar. gidilsindi işte. daha fazla acısı olanlar geçebilsin diye değil miydi çift şeritler..
bi ses fısıldadı. iç! içildi. olundu da. şimdi bişiiler bişiiler.."
"Bu şehirde bir kadın var, adı bana özel bana özel..
Elleri var küçücük, yüzüyse çiçeklerinden güzel çiçeklerinden güzel..
Kimse bilmez benden başka, bir kalbi var kocaman ama bana özel bana özel bana özel..
Bazen kızar dünyaya ama sadece kendini üzer kendini üzer..
Göremezler göremezler.. izin vermese asla üzemezler üzemezler..
Çözemezler çözemezler.. Onun bir düşü var ki; asla asla bilemezler..
Onu neden sevemezler..?
Bilemezler.. Hiç hiç sevemezler.. "
inandım gitti.
https://www.youtube.com/watch?v=kVsCDsBgwLw
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar