bugün

ben bu yazıyı sana yazdım

seslenişlerimin en mukaddes küfrü,
kalp atışlarımı arttıran, yüzümü yakan aşkım, sevgilim...
yüzünü bir gün görmeyince ikinci gün çılgınlar gibi özlediğim.

hayatıma girdiğin günden beri, yarımı bulduğum, beni tamamladığın, elimi tuttuğun andan beri; güneş bambaşka, yıldızlar odamın üzerinde daha belirgin, uyumak güzelken senin notlarında uyanmanın yok ederi, pahası hiç bir şeye eş değer değil.

gözlerin; onların gözlerimle buluştuğu saatler, kuş kanadını çırpar geçer gibi kısa, binbirgece masalları kadar uzun.
en yorulduğum anlarda, bitti artık tükendim dediğim, yeter dediğim zamanlarda omzun, eşşiz ve ulu bir söğüt ağacı.

sen sevgilim, bunca hayranlıklarımı duyduğunda kızaran yüzün... güzel ellerin, bana dokunuşların...
güzelliğin, insanlığın...

ve biz...
ilk kesilmişliği rengimizin, boyun eğişimiz aşka, birbirimize çaresiz aldanışlarımız, korkmadığımız gecelerde avuçlarımızdan akan ter.
mor salkımlı sokaklarda öpüştüğümüz anlar, kalabalık caddelerde sarmaşıklara taş çıkartmalarımız.

hayatta sahip olup olabileceğimiz en büyük servet bu iki kişilik kalabalığımız.

"zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek." -içinde var olmayı sürdüğümüz kainat değişse bile.
© copyright 2005 - 2026