bugün
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri9
- nickten isim tahmini yapmak72
- marmarayın 74 27 çekmesi3
- hikayeyi devam ettir30
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler16
- hazret ktc4
- metalcilerin ihtiyar olması2
- kalabalıklar içinde yalnız olmak10
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- arkadaşlar bir bakar mısınız9
- hayattan zevk alamamak15
- gocunun nerede olması12
- g'i l d'e d l'i l y24
- yazarlara göre olması gereken insan ömrü süresi8
- kurbağa öpüp prens beklemek14
- pizzada ince hamur tercih eden erkek12
- yazarlara gelen son mesaj2
- rüyamda kadın olmuştum6
- bir ay çaylak olmak5
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey12
- uysaljakoben16
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor6
- uyumayın konuşalım5
- habire12 adamdır37
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum17
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken8
- yeni parti50
- yeşilçam filmi izlemek6
- temiz nevresimler içinde uyumak4
- yazarların öldükten sonraki planları4
- habire1259
- biber dolması olsa da yesek5
- türk kızlarına bir öğüt bırak4
- yazarların sözlükte bulunma amaçları4
- insana kendini güvende hissettiren şeyler4
- yazın dışarı çıkmanın zorluğu4
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar5
- fakesi çaylak yiyen yazarın dramı4
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi6
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak3
- sözlüğe yön veren kutup yıldızı yazarlar4
- gün boyu sözlükte birbirini yalayan tipler7
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- makine mühendisliği3
- yazarların zeka seviyeleri7
- mesajlara geç cevap veren insanlar3
- spora yeni başlayacaklara tavsiyeler3
- sözlük profiline fotoğraf koyan yazarın asıl amacı7
- arkadaşlar şeftali yer miyiz8
- diamond bosphorus23
gerçek mi doğru mu, yalan mı saçma mı olduğu bir türlü kestirilemeyen; görüldü mü görülmedi mi, duyuldu mu duyulmadı mı anlaşılamayan bir dizi tuhaflıklar silsilesi... belki beynimizin, belki anılarımızın bize oyunu... belki de gerçek...
tarih: ?? kasım 2011
saat: gece yarısını çoktan geçmiş herhangi bir zaman dilimi
yer kıbrıs/ Lefkoşa/mevlevi köyü
olay:
görev nedeni ile bulunduğum ve geleli henüz 4 ay olduğum bir memleketin viran bir köyü... köyün tabelası bile yok... havası ağır... evleri yıkık dökük... köyün varlığını belediye bile unutmuş, işleri askeriye yapıyor... Alışmaya çalışıyorum. gün geçtikçe daha da uzaklaşıyorum.
-----------------------
gece geç saatlere kadar oturmak zorundayım. çünkü uyuyamıyorum. en etkili uyku ilaçlarını almama rağmen..
Odama geçtim. Kapımı kilitledim. koyu renk perdelerimi kapattım. tik tak seslerle çalışan anlamsız duvar saatini durdurdum. Açık dolapları ve çekmeceleri kapattım. Yatağımın altını kontrol ettim. Pijamalarımı giyip yatağıma geçtim. Yorganı çene hizama kadar çekip beklemeye başladım, bilinmeyen bir gurbete gitmiş ve derin rüyalar, korkunç kâbuslar, karabasanlar özlemi çekmekte olan güzelim uykumu.
-----------------------
Evim tek katlı ,oldukça eski eşyalı eski bir rum evi. Arka tarafta, nane, kekik, fesleğen ekmeme rağmen güzelleşmemekte ısrarlı olan uğursuz bir bahçe ver arkasında uçsuz bucaksız uçurum, dipsiz kör kuyu sanki. Evimin salonu yola bakıyor. Tüm pencereleri börtü böcek girmesin diye tel ile kaplı ve tüm pencerelerin kolu bozuk. Aslında el ile hafif iteleyince açılacak kadar eski. Burada kimse kapısını kilitlemeden yatıyor. Hatta anahtarlar kapının dışında asılı. Yazları çok sıcak geçtiğinden kapı ve pencereleri kapatmıyorlar bile. Burada kimsenin evine hırsız da girmiyor. Çünkü zaten evlerin içinde çalınacak bir şey yok. Ne eşya ne de para. Tüm paralar bankada ve son model 2-3 araba da kapının önünde...
-----------------------
Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Uyuyor muyum rüyada mıyım bilmiyorum. Omuzlarım ağrıyor üzerine yatmaktan. Cenin pozisyonunda yatıyorum. Başımı üzerine koyduğum kulağımın içinden garip ve düzenli tık tık sesleri geliyor. KARANLIKTAN çok korkuyorum. Aydınlıkta da uyuyamıyorum. Gözlerim hala kapalı. derin bir sessizlik... ölüm gibi... derin kazılmış mezarımdayım. Kıyametimin kopmasını bekliyorum. Telefonuma uzanıyorum yanı başımda, komodinin üzerinde duran. Yatalı henüz bir saat bile olmamışken, gece nasıl bitecek, nasıl gün doğacak? Bugünkü azap daha da bıkılası.
-----------------------
Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Hatırlanmaya, saymaya değecek zaman geçti mi onu bile bilmiyorum. Derinliğimi anlamsız bir ses bozdu. Salonun bahçeye bakan penceresine bir "şey" dokundu. Pencere açıldı. Ardından pencereye monte edilmiş tel yavaşça yerinden söküldü belli bir yere kadar. Pencerenin önündeki kanepeye bir "şey" çöktü ağırlığı ile. Kanepenin eski yaylarını gıcırdatarak yere indi. Buz gibi betonda, yere sürtüne sürtüne salon kapısına yaklaştı. Kapıyı olanca yavaşlığı, sakinliği, soğukluğu ile açtı. Hemen karşı tarafta olan odamın önüne iki adım ile yaklaştı ve odamın önünde durdu. Çene hizamdaki yorganı göz hizama kadar yavaşça çektim. Kalbim yerinden kalkıp olanca hızı ile önce boğazıma, sonra beynimin içine doğru ilerledi. Sonra tüm bedenime yayıldı. Artık koskoca bir kalptim ve kulakları sağır edecek bir ses ile olduğum yerde çarpmaya başladım. Nefes almakta zorluk çekiyordum. O "şey" ile aramda sadece ince, eski bir kapı vardı. Kalp atışlarımdan başka bir ses duymuyordum. Neden sonra, o "şey" sanırım arkasını döndü, ses koridorumda ilerlemeye başladı. Sakin, kesintili adımlar atıyordu. Sanki yerler ıslak gibiydi ve yere her bastığında ben o şıpırtıyı duyuyordum. Koridorun sonundaki lavabonun önünde "şey" durdu. Bekledi... bekledi...
-----------------------
Hava aydınlanıyordu. evimin içinde dolanan, ne olduğunu bile bilmediğim o "şey" ile sabahlamıştım. Sesler kesilmişti artık. Uzaklardan horoz sesleri geliyordu. Yavaşça yorganımı indirdim. Yerimden doğruldum. Cesaretimi topladım. O odada sonsuza kadar kalamazdım. Yere indim. Ayaklarım buz gibi betona değince irkildim. Kapıma doğru yöneldim yavaş yavaş. Kapının kilidini açtım. Salonun kapalı kapısı ve gün ışığı ile karşı karşıya kaldım. Hemen sağ tarafımdaki sokak kapımı açtım. Güya canımı garantiye aldım. Salonun kapısı kapalıydı! Hızla kapıyı açtım, içeri girdim. Salonun camı kapalı... Hiç açılmamış belki de... Pencerenin telleri kesilmemiş. Kanepeme basılıp, yere inilip yürünmemiş... hatta ben Kıbrıs'ta bile değilim... Hatta baba evindeyim, kıbrıs'tan geleli iki sene olmuş. Ve ben bu anı daha önce defalarca kez yaşamışım!...
Kıbrıs'ta lefkoşa'nın savaş zamanından kalma Mevlevi köyünde yaşadım. bir sene kaldığım, savaş zamanından kalma, şehit olan bir subaya ait olan o ev bana her Allahın gecesi aynı ızdırabı yaşattı. hala da yaşıyorum. amacı neydi bilmiyorum. gerçek mi saçma mı ? onu da bilmiyorum. bildiğim tek gerçek, o "şey" in, her gittiğim evin koridorunda her gece ayaklarını yere süre süre dolanması... sabaha dek odama yakın bir yerlerde beklemesi... beni...
tarih: ?? kasım 2011
saat: gece yarısını çoktan geçmiş herhangi bir zaman dilimi
yer kıbrıs/ Lefkoşa/mevlevi köyü
olay:
görev nedeni ile bulunduğum ve geleli henüz 4 ay olduğum bir memleketin viran bir köyü... köyün tabelası bile yok... havası ağır... evleri yıkık dökük... köyün varlığını belediye bile unutmuş, işleri askeriye yapıyor... Alışmaya çalışıyorum. gün geçtikçe daha da uzaklaşıyorum.
-----------------------
gece geç saatlere kadar oturmak zorundayım. çünkü uyuyamıyorum. en etkili uyku ilaçlarını almama rağmen..
Odama geçtim. Kapımı kilitledim. koyu renk perdelerimi kapattım. tik tak seslerle çalışan anlamsız duvar saatini durdurdum. Açık dolapları ve çekmeceleri kapattım. Yatağımın altını kontrol ettim. Pijamalarımı giyip yatağıma geçtim. Yorganı çene hizama kadar çekip beklemeye başladım, bilinmeyen bir gurbete gitmiş ve derin rüyalar, korkunç kâbuslar, karabasanlar özlemi çekmekte olan güzelim uykumu.
-----------------------
Evim tek katlı ,oldukça eski eşyalı eski bir rum evi. Arka tarafta, nane, kekik, fesleğen ekmeme rağmen güzelleşmemekte ısrarlı olan uğursuz bir bahçe ver arkasında uçsuz bucaksız uçurum, dipsiz kör kuyu sanki. Evimin salonu yola bakıyor. Tüm pencereleri börtü böcek girmesin diye tel ile kaplı ve tüm pencerelerin kolu bozuk. Aslında el ile hafif iteleyince açılacak kadar eski. Burada kimse kapısını kilitlemeden yatıyor. Hatta anahtarlar kapının dışında asılı. Yazları çok sıcak geçtiğinden kapı ve pencereleri kapatmıyorlar bile. Burada kimsenin evine hırsız da girmiyor. Çünkü zaten evlerin içinde çalınacak bir şey yok. Ne eşya ne de para. Tüm paralar bankada ve son model 2-3 araba da kapının önünde...
-----------------------
Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Uyuyor muyum rüyada mıyım bilmiyorum. Omuzlarım ağrıyor üzerine yatmaktan. Cenin pozisyonunda yatıyorum. Başımı üzerine koyduğum kulağımın içinden garip ve düzenli tık tık sesleri geliyor. KARANLIKTAN çok korkuyorum. Aydınlıkta da uyuyamıyorum. Gözlerim hala kapalı. derin bir sessizlik... ölüm gibi... derin kazılmış mezarımdayım. Kıyametimin kopmasını bekliyorum. Telefonuma uzanıyorum yanı başımda, komodinin üzerinde duran. Yatalı henüz bir saat bile olmamışken, gece nasıl bitecek, nasıl gün doğacak? Bugünkü azap daha da bıkılası.
-----------------------
Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Hatırlanmaya, saymaya değecek zaman geçti mi onu bile bilmiyorum. Derinliğimi anlamsız bir ses bozdu. Salonun bahçeye bakan penceresine bir "şey" dokundu. Pencere açıldı. Ardından pencereye monte edilmiş tel yavaşça yerinden söküldü belli bir yere kadar. Pencerenin önündeki kanepeye bir "şey" çöktü ağırlığı ile. Kanepenin eski yaylarını gıcırdatarak yere indi. Buz gibi betonda, yere sürtüne sürtüne salon kapısına yaklaştı. Kapıyı olanca yavaşlığı, sakinliği, soğukluğu ile açtı. Hemen karşı tarafta olan odamın önüne iki adım ile yaklaştı ve odamın önünde durdu. Çene hizamdaki yorganı göz hizama kadar yavaşça çektim. Kalbim yerinden kalkıp olanca hızı ile önce boğazıma, sonra beynimin içine doğru ilerledi. Sonra tüm bedenime yayıldı. Artık koskoca bir kalptim ve kulakları sağır edecek bir ses ile olduğum yerde çarpmaya başladım. Nefes almakta zorluk çekiyordum. O "şey" ile aramda sadece ince, eski bir kapı vardı. Kalp atışlarımdan başka bir ses duymuyordum. Neden sonra, o "şey" sanırım arkasını döndü, ses koridorumda ilerlemeye başladı. Sakin, kesintili adımlar atıyordu. Sanki yerler ıslak gibiydi ve yere her bastığında ben o şıpırtıyı duyuyordum. Koridorun sonundaki lavabonun önünde "şey" durdu. Bekledi... bekledi...
-----------------------
Hava aydınlanıyordu. evimin içinde dolanan, ne olduğunu bile bilmediğim o "şey" ile sabahlamıştım. Sesler kesilmişti artık. Uzaklardan horoz sesleri geliyordu. Yavaşça yorganımı indirdim. Yerimden doğruldum. Cesaretimi topladım. O odada sonsuza kadar kalamazdım. Yere indim. Ayaklarım buz gibi betona değince irkildim. Kapıma doğru yöneldim yavaş yavaş. Kapının kilidini açtım. Salonun kapalı kapısı ve gün ışığı ile karşı karşıya kaldım. Hemen sağ tarafımdaki sokak kapımı açtım. Güya canımı garantiye aldım. Salonun kapısı kapalıydı! Hızla kapıyı açtım, içeri girdim. Salonun camı kapalı... Hiç açılmamış belki de... Pencerenin telleri kesilmemiş. Kanepeme basılıp, yere inilip yürünmemiş... hatta ben Kıbrıs'ta bile değilim... Hatta baba evindeyim, kıbrıs'tan geleli iki sene olmuş. Ve ben bu anı daha önce defalarca kez yaşamışım!...
Kıbrıs'ta lefkoşa'nın savaş zamanından kalma Mevlevi köyünde yaşadım. bir sene kaldığım, savaş zamanından kalma, şehit olan bir subaya ait olan o ev bana her Allahın gecesi aynı ızdırabı yaşattı. hala da yaşıyorum. amacı neydi bilmiyorum. gerçek mi saçma mı ? onu da bilmiyorum. bildiğim tek gerçek, o "şey" in, her gittiğim evin koridorunda her gece ayaklarını yere süre süre dolanması... sabaha dek odama yakın bir yerlerde beklemesi... beni...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar