bugün
- kedilerle uyumak8
- cumhuriyet bayramı7
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- değerli olduğunu hissettirmek6
- insta da aşırı dekolteli kızları takipten çıkmak4
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- rafine zevkleri olan erkek12
- giysi fiyatlarının uçması9
- salon erkeği10
- sevişmek hüner değil3
- ekşi sözlük9
- bir kıza saklama kabı hediye etmek6
- mafyanın bilip yurttaşın bilmediği foncu listesi2
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
- lüks araba istemeyen erkek9
- ilker başbuğ7
- jeffrey epstein4
- gece 00 00 da dışarı çıkan kızın amacı3
- kendinden vazgeçmemek3
- mafyanın fon vurguncularına haraç kesmesi2
- gece 23 de demlenen çay3
- cengiz kurtoğlu şarkılarından bir söz bırak4
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- yüzüklerin efendisi2
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- yemek getiren kızın yemeğini başka kızla yemek4
- anın fotoğrafı4
- uzun yola çıkmaya hüküm giydim2
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- hasar kaydı olan kıza aşık olan genco2
- üniversiteli kızlar6
- 2008 ekonomik krizi7
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- beyaz pasta7
- sözlükte kız olduğunu sanan mal5
- ruffles ketçaplı7
- mesajlaşırken noktalama işareti kullanmak4
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı8
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- emeviler3
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- yazarların emekli olacağı yıl2
- anın görüntüsü10
- izlenmiş bir filmi tekrar izlemek6
- bir kadın tarafından domine edilmek5
- ilişkide lider olmayı seven kadın5
- yeter be yeter ulan3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- erecto tehafütüt tehafüt'ü okudu mu sorunsalı2
- sıcak su torbası getirecek beyler4
hrant dink'in yeğeni...
amcası hakkında şöyle bir yazı kaleme almıştır, agos'ta:
"Yıl 2006, aylardan Kasım. Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne.
Seni çok özlüyorum. Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni. Nasıl olduğunu soruyorum önce. "iyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hâlâ emin değilim o an, ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden: "Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun. Kısa bir sessizlik geliyor ardından. Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte. Vedalaşıyoruz belki bilmeden. Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz beş dakika içerisinde. O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim. Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel. Ondan yok hiçbir yerde.
Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum: "Bir de seni çok seviyorum amca." Duymuyorsun...
Yıl 2007, Ocak 19. Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum. Özlemişim seni gene. 'Seni görmeye geldim amca' diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım. Kapatıp annemi arıyorum. Annem kendinde değil. Çığlıkları geliyor kulağıma. Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum. 'Hrant amcanı öldürdüler' diye haykırıyor bir ses. Annem değil telefonun diğer ucundaki. Ölen benim amcam değil. Ben de ben değilim o an... Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre. Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca. Ev kalabalık. Ben buz gibiyim. Televizyonun olduğu odaya geçiyorum. Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca. Bu bir açık oturum
değil. Söyleşi değil. Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil. Neden televizyondasın o halde?
'Hrant Dink öldürüldü.' Yerde kan var... Yüzünü göremiyorum amca... Ellerini görüyorum... Elini tumak istiyorum sadece... Uzun uzun ve sıkıca...
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..." Duymuyorsun...
Nare çıkıp geliveriyor bir cuma. Sen gittiğinde de günlerden cumaydı. Onunla geri döneceğini, 'Nora Nare Hoy Nare'yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sesini arıyorum hastane koridorlarında. Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu. Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu. Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma 'sözde' hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.) Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları. Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hala bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor. Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor! Ah be amca... Duymuyorsun...
Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık. Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe. Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde. Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler. Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede. En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde. Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı. Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık. Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların 'sözde' öldürüldüğü bu ülkede, ben de 'sözde' yaşıyorum bu aralar anlayacağın. Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma. Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca. Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var. Yapacağız. Anlatacağız. Yaşayacağız. Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak... Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak... Başka türlüsü sadece nefes almak..."
amcası hakkında şöyle bir yazı kaleme almıştır, agos'ta:
"Yıl 2006, aylardan Kasım. Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne.
Seni çok özlüyorum. Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni. Nasıl olduğunu soruyorum önce. "iyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hâlâ emin değilim o an, ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden: "Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun. Kısa bir sessizlik geliyor ardından. Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte. Vedalaşıyoruz belki bilmeden. Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz beş dakika içerisinde. O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim. Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel. Ondan yok hiçbir yerde.
Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum: "Bir de seni çok seviyorum amca." Duymuyorsun...
Yıl 2007, Ocak 19. Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum. Özlemişim seni gene. 'Seni görmeye geldim amca' diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım. Kapatıp annemi arıyorum. Annem kendinde değil. Çığlıkları geliyor kulağıma. Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum. 'Hrant amcanı öldürdüler' diye haykırıyor bir ses. Annem değil telefonun diğer ucundaki. Ölen benim amcam değil. Ben de ben değilim o an... Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre. Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca. Ev kalabalık. Ben buz gibiyim. Televizyonun olduğu odaya geçiyorum. Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca. Bu bir açık oturum
değil. Söyleşi değil. Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil. Neden televizyondasın o halde?
'Hrant Dink öldürüldü.' Yerde kan var... Yüzünü göremiyorum amca... Ellerini görüyorum... Elini tumak istiyorum sadece... Uzun uzun ve sıkıca...
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..." Duymuyorsun...
Nare çıkıp geliveriyor bir cuma. Sen gittiğinde de günlerden cumaydı. Onunla geri döneceğini, 'Nora Nare Hoy Nare'yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sesini arıyorum hastane koridorlarında. Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu. Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu. Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma 'sözde' hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.) Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları. Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hala bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor. Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor! Ah be amca... Duymuyorsun...
Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık. Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe. Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde. Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler. Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede. En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde. Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı. Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık. Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların 'sözde' öldürüldüğü bu ülkede, ben de 'sözde' yaşıyorum bu aralar anlayacağın. Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma. Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca. Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var. Yapacağız. Anlatacağız. Yaşayacağız. Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak... Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak... Başka türlüsü sadece nefes almak..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar