bugün
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet8
- true'nun çaylak olması15
- hiçbir şey yapmadığınız halde aşık olan erkekler2
- arkadaşlar uyudunuz mu6
- kadir inanır14
- israil5
- velvet28
- bir şeyler söyle3
- dinci insanlar efkarlandığında ne içiyor sorunsalı10
- sözlüğü bırakmak istemek8
- kemalist dünya19
- 2026 dünya kupası27
- arapça okuyabilen yazarlar3
- memesi güzel olan bir kadını alıp çıkacağım4
- yazarların iyi olduğu konular9
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı29
- salak erkek neden bu kadar çok8
- üniversitelerin gereksiz olması12
- tüm mahlukatın cenneti yaşayacak olması3
- aile evinde yaşamak13
- barda şişenin üstüne oturmuş kız görmek5
- futbol21
- sedat pekmez21
- allah yoluna cenk edelim şan alalım şan2
- türk soyu ve arap soyu birdir6
- yapay zekanın her entrymi silmesi2
- anın görüntüsü17
- pringles 12 tl oldu kimsenin umrunda değil4
- birsin allahım2
- kadir mısıroğlu'nun soyu18
- seri gizli artı oy veren melek7
- kemalistlerin sanki biraz şey olması10
- özlü sözler5
- yeni tanışılan kızdan istemek5
- 26 haziran 20266
- galatasaray lobisi11
- sözlük yazarlarının kombinleri9
- erleg han ile revani yemek3
- birader yazar olmak13
- türklere devşirme diye laf atan kürt5
- erkeklerin her işi tek elle yapabilmesi11
- eski sevgilinin dolgun göğüslerini özlemek7
- kürtçülerin algıları5
- kürtçülük5
- ayağımla nah çekebilme yeteneğim6
- ana dilimiz kürtçe olsun kampanyası4
- kendi kendine gülmek2
- aylık 317 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
- ktç abinin çaylak olması5
- 27 haziran 20262
hakkında şöyle bir yazı vardır.
--alıntıdır--
Yeni Sinemacılar ortaya çıktıkları 90ların ikinci yarısından itibaren, her filmlerinde, toplumda oluşan her türlü dönüşümü, oluşturduğu güçlü ve gerçekçi karakterler ve onların yine gerçekçi diyalogları ile önümüze sermeye çalıştı. Kısaca edinilmek zorunda kalınmış dertleri, kendi kameralarıyla nasıl gösterebiliyorsa öylece gösterdiler. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar da, şimdilerde akımdan ayrılmış olsa da Yeni Sinemacıların ortaya çıktıkları dönemde akımın başını çeken Serdar Akarın 2000 yapımı ikinci filmi.
Filmi özelinde değerlendirmeden önce biraz akımın dertlerine bakmak daha sorunsuz bir bakış açısı edinmemizi sağlayacaktır hem bu film hem de diğer filmleri okumak açısından. Akım her filminde toplumda kendine göre bir yer edinmiş bir katmanı ele alıyor. Örneğin ilk filmleri olan Gemidede kum işçilerinin, Lalelide Bir Azize filminde Laleli gecelerinde hayatlarını devam ettiren insanların hayatlarını, bir özgün olay üzerinden genel kesitler vererek anlatmaya çalışıyor. Son olarak ise Çoğunluk filminde toplumun çoğunluğunu oluşturan orta sınıf bir Türk-Sünni aileden yola çıkarak bu katmanın kendinden olmayanlara bakışını ortaya seriyor. Akım genel sinema anlayışına zıt bir profil çiziyor. Perdeye, insanların görmek istediği gerçekliği pek olmayan olay örgülerinin yerine, hepimizin bir şekilde tanıklık ettiği veya edilebileceklerini yansıtıyor. Argo dili ve cinselliği gerçek hayatta ne kadar kullanılıyorsa o kadar gösteriyor. Diyaloglar orada burada karşılaşabileceğimiz cinsten. Karakterlere insan olmalarının üstünde bir misyon yüklemiyor.
Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, 12 Eylül sonrası ülkedeki türlü kurumların geçirmek zorunda kaldığı profesyonelleşme sürecinin Bursada bir mahalledeki yansımasını ortaya koyuyor. Fakat filmde asla bağıran bir darbe sonrası mevcut değil, çok daha ince işlenmiş bu durum. Elbette ki arka plan, iyi oturtulmuş çeşitli insan ilişkileriyle desteklenmiş durumda. Filmi diyaloglar üzerinden yorumlamak kesinlikle onu anlamanın en iyi yolu. Filmin girişinde Hacı karakterinin Hayat fena halde futbola benzer. şeklinde başlayan cümleleri bize, mahalle gibi birbirine tutunmak zorunda kalan hafif geniş aile olarak tanımlanabilecek insan toplulukları arasında dayanışma gerekliliğini özetliyor. Burada ifade edilen dayanışma, filmde kendini mahallenin futbol takımı üzerinden somutluğunu buluyor. Mahalledeki bütün esnaf imkanları ölçüsünde takıma destek olarak aralarında bir ortak değer yaratma çabası içerisine giriyor. Yaratılan bu ortak değer sayesinde vasıfsız bir karakterin ortaya çıkması engelleniyor ve herkes kendine saygı duyulabilecek bir alan yaratmış oluyor. Filmden bu duruma örnek verecek olursak Torba Suat karakteri sevdiği kadından karşılık alamamış, babası tarafından işe yaramaz diye nitelendirilmiş klasik bir kaybeden karakter olmasına rağmen, takıma emek verip onu hayatının baş köşesine koyarak tutunacak bir dal bulmuş ve kendini var etme çabasının meyvesini almış oluyor.
Film kadın-erkek ilişkilerinden de geri kalmıyor. Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına. repliği ile filmin konuya yaklaşımı basit bir biçimde özetlenebilir. Herkesin hayatından bir şekilde geçmiş olan, ilk veya son olacaklarını asla kestiremeyeceğimiz sevgililerin, isteyerek ya da istemeyerek üzerimizde bıraktığı etkileri yalın bir şekilde anlatıyor. Bunun yanında kazımanın öznesinin biz olabileceğimiz de atlanmıyor. Hacı ve Aynur karakterlerinin ilişkisi geç kalınmış olanı gözümüze sokuyor. Aynur karakterinin ölüm döşeğindeki Hacının evlenme teklifini kabul etmemesiyle ucuz romantizmden kendini uzak tutuyor. Hacının Her zaman kraliçelik peşindesin. şeklinde başlayan uzun konuşması kadın-erkek ilişkilerinde çoğunlukla girilen basit çıkmazın özeti olarak karşımızda beliriyor. Bunların yanı sıra Torba Suatın platonik sevgilisi Nurtene yazdığı mektuplarda kullandığı kalıplar o dönem ilişkilerinin kurulma şeklini de şimdiki nesle aktarıyor. Yine Torba Suatın bu ilişki için yaşadığı trajikomik olay ve mektuplarla ilgili yaşadığı paranoya ise güçlü bir detay olarak filmde kendine yer ediyor.
Son olarak ölüm konusunda insanlığın evrensel çaresizliği filmin finalinde. Hacının ölümü ve Torba Suatın dilinden dökülen Ölecek başka adam mı yoktu lan? şeklindeki yakarışı oldukça tanıdık. Söz konusu tepki hepimizin kaçınılmaz sonun hep farkında olarak yaşamamıza rağmen, sevdiğimiz herhangi bir kimsenin ölümü karşısında verdiğimiz sıcacık bir tepki.
Bu yazı Savaş Dinçel, Erkan Can ve Müjde Arın başrollerde oynadığı film üzerine çok basit bir yorumlamadır. Bu yazının biraz daha anlamlı olmasını istiyorsanız filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
--alıntıdır--
--alıntıdır--
Yeni Sinemacılar ortaya çıktıkları 90ların ikinci yarısından itibaren, her filmlerinde, toplumda oluşan her türlü dönüşümü, oluşturduğu güçlü ve gerçekçi karakterler ve onların yine gerçekçi diyalogları ile önümüze sermeye çalıştı. Kısaca edinilmek zorunda kalınmış dertleri, kendi kameralarıyla nasıl gösterebiliyorsa öylece gösterdiler. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar da, şimdilerde akımdan ayrılmış olsa da Yeni Sinemacıların ortaya çıktıkları dönemde akımın başını çeken Serdar Akarın 2000 yapımı ikinci filmi.
Filmi özelinde değerlendirmeden önce biraz akımın dertlerine bakmak daha sorunsuz bir bakış açısı edinmemizi sağlayacaktır hem bu film hem de diğer filmleri okumak açısından. Akım her filminde toplumda kendine göre bir yer edinmiş bir katmanı ele alıyor. Örneğin ilk filmleri olan Gemidede kum işçilerinin, Lalelide Bir Azize filminde Laleli gecelerinde hayatlarını devam ettiren insanların hayatlarını, bir özgün olay üzerinden genel kesitler vererek anlatmaya çalışıyor. Son olarak ise Çoğunluk filminde toplumun çoğunluğunu oluşturan orta sınıf bir Türk-Sünni aileden yola çıkarak bu katmanın kendinden olmayanlara bakışını ortaya seriyor. Akım genel sinema anlayışına zıt bir profil çiziyor. Perdeye, insanların görmek istediği gerçekliği pek olmayan olay örgülerinin yerine, hepimizin bir şekilde tanıklık ettiği veya edilebileceklerini yansıtıyor. Argo dili ve cinselliği gerçek hayatta ne kadar kullanılıyorsa o kadar gösteriyor. Diyaloglar orada burada karşılaşabileceğimiz cinsten. Karakterlere insan olmalarının üstünde bir misyon yüklemiyor.
Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, 12 Eylül sonrası ülkedeki türlü kurumların geçirmek zorunda kaldığı profesyonelleşme sürecinin Bursada bir mahalledeki yansımasını ortaya koyuyor. Fakat filmde asla bağıran bir darbe sonrası mevcut değil, çok daha ince işlenmiş bu durum. Elbette ki arka plan, iyi oturtulmuş çeşitli insan ilişkileriyle desteklenmiş durumda. Filmi diyaloglar üzerinden yorumlamak kesinlikle onu anlamanın en iyi yolu. Filmin girişinde Hacı karakterinin Hayat fena halde futbola benzer. şeklinde başlayan cümleleri bize, mahalle gibi birbirine tutunmak zorunda kalan hafif geniş aile olarak tanımlanabilecek insan toplulukları arasında dayanışma gerekliliğini özetliyor. Burada ifade edilen dayanışma, filmde kendini mahallenin futbol takımı üzerinden somutluğunu buluyor. Mahalledeki bütün esnaf imkanları ölçüsünde takıma destek olarak aralarında bir ortak değer yaratma çabası içerisine giriyor. Yaratılan bu ortak değer sayesinde vasıfsız bir karakterin ortaya çıkması engelleniyor ve herkes kendine saygı duyulabilecek bir alan yaratmış oluyor. Filmden bu duruma örnek verecek olursak Torba Suat karakteri sevdiği kadından karşılık alamamış, babası tarafından işe yaramaz diye nitelendirilmiş klasik bir kaybeden karakter olmasına rağmen, takıma emek verip onu hayatının baş köşesine koyarak tutunacak bir dal bulmuş ve kendini var etme çabasının meyvesini almış oluyor.
Film kadın-erkek ilişkilerinden de geri kalmıyor. Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına. repliği ile filmin konuya yaklaşımı basit bir biçimde özetlenebilir. Herkesin hayatından bir şekilde geçmiş olan, ilk veya son olacaklarını asla kestiremeyeceğimiz sevgililerin, isteyerek ya da istemeyerek üzerimizde bıraktığı etkileri yalın bir şekilde anlatıyor. Bunun yanında kazımanın öznesinin biz olabileceğimiz de atlanmıyor. Hacı ve Aynur karakterlerinin ilişkisi geç kalınmış olanı gözümüze sokuyor. Aynur karakterinin ölüm döşeğindeki Hacının evlenme teklifini kabul etmemesiyle ucuz romantizmden kendini uzak tutuyor. Hacının Her zaman kraliçelik peşindesin. şeklinde başlayan uzun konuşması kadın-erkek ilişkilerinde çoğunlukla girilen basit çıkmazın özeti olarak karşımızda beliriyor. Bunların yanı sıra Torba Suatın platonik sevgilisi Nurtene yazdığı mektuplarda kullandığı kalıplar o dönem ilişkilerinin kurulma şeklini de şimdiki nesle aktarıyor. Yine Torba Suatın bu ilişki için yaşadığı trajikomik olay ve mektuplarla ilgili yaşadığı paranoya ise güçlü bir detay olarak filmde kendine yer ediyor.
Son olarak ölüm konusunda insanlığın evrensel çaresizliği filmin finalinde. Hacının ölümü ve Torba Suatın dilinden dökülen Ölecek başka adam mı yoktu lan? şeklindeki yakarışı oldukça tanıdık. Söz konusu tepki hepimizin kaçınılmaz sonun hep farkında olarak yaşamamıza rağmen, sevdiğimiz herhangi bir kimsenin ölümü karşısında verdiğimiz sıcacık bir tepki.
Bu yazı Savaş Dinçel, Erkan Can ve Müjde Arın başrollerde oynadığı film üzerine çok basit bir yorumlamadır. Bu yazının biraz daha anlamlı olmasını istiyorsanız filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
--alıntıdır--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar