bugün
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları20
- sözlüğün reisi kim anketi20
- çok açık giyinen kadınların evlilik hayali kurması12
- bir erkeğe ilk mesaj nasıl atılmalı13
- sözlükteki her kızı öven tipler11
- sözlükteki fetocular6
- yazarların akşama dair planları5
- şeytanın bile israil'e karşı olması3
- yılan dövmeli insanların garip olması5
- ünlüler neden uyuşturucu kullanır21
- hikayenin devamını getir8
- israil'in nükleer silahları imha edilmelidir17
- erkek adamın külahtan dondurma yemesi4
- tas kafa traşlı hırt sorunu5
- antipanik11
- sözlüğün reisi kim14
- doğru karpuz seçemeyen erkek9
- sevilen kıza cv yollamak3
- erzurum hdp mitingi6
- bir insanı tanımanın en iyi yolu7
- hakkari mhp mitingi5
- arkadaşlar9
- tas kafalı hırtlar için el salvador çözümü4
- mazot3
- ben kin tutmam insanı3
- kalp mi daha duygusal mide mi6
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz36
- çomarların ekonomi anlayışı2
- ekonomi5
- oksizoron tarafından terkedilenler5
- sözlük yazarlarının normal kombinleri16
- emret komutanım izlemiş efsane nesil3
- kadir topbaş2
- moraliniz bozukken ne yapıyorsunuz22
- nervionun kedisi3
- antipanik sizce biraz antipatik mi5
- üzümde aroma arıyorum4
- bik bik'in jeopolitik ve stratejik önemi9
- istiklal mahkemeleri her 10 yılda bir kurulmalı4
- iskender büyük davasında haklıydı3
- toplum içinde gülüşmelere neden olmak2
- fetöcü polat alemdar3
- islamda namaz yoktur30
- sevmediğin kişinin komik şakası2
- true yu evlendiriyoruz kampanyası6
- günaydın küçük ipneler9
- bir dilim pastaya oy veren eyitimsiz seçmen5
- ütünün fişini çektim mi paranoyası5
- emlakçı2
- gocu'nun durgunlaşması3
Bir şeyin farkına vardım, çok şaşırdım: Yetmişli yıllarda öldüğü için Oğuz hep uzun saçlı ve uzun sakallı kalacak! Tıpkı, on dokuzuncu yüzyıl ortalarının Fransız yazarları gibi.
Sonra moda değişti, biz saçları kısalttık, kimimiz dazlak bile gezer olduk ama o, hep uzun kıvırcık saçlı, ceketi geniş yakalı, daha doğrusu kazağı boğazlı, paçası bol bir adamdır.
Sonra bir şeyin daha farkına vardım, daha da çok şaştım: Oğuz öleli yirmi sekiz yıl...
Kısık sesi kulağımda. Oğuz Atay'dan sözediyorum.
Hani hocaların (aslında yalnızca edebiyat öğretmenlerinin) kıçında dolaşan, ötekilerden daha bir 'iltifata mazhar' öğrenciler vardır, 'dost-öğrenci' tabir edilir, bizim de Oğuz'la ilişkimize 'dost-okur' ilişkisi demişler. Benden on sekiz yaş büyüktü.
Kırk üç yaşında öldü. Bu arada ben onu geçtim, elli üçe geldim. O da şimdi yetmiş bir yaşında olacaktı...
Onu yetmiş bir yaşında hiç düşünemiyorum. Mümkün değil. Galiba yetmiş bir yaşında olmayacak, olamayacak bir adamdı.
Hemen her büyük yazar gibi, sağlığında anlaşılamadı. Türkiye onun on yıl kadar gerisinden gelmekteydi çünkü.
Solcular burun kıvırdılar, yok saydılar. O zamanlar Türkiye'de kültür-sanat ve de hele edebiyat, solcuların tekelindeydi. Oğuz'un erken ölümünde, anlayışsızlık, ilgisizlik, kayıtsızlık, hatta çekememezlik, kıskançlık duvarlarına çarpmış olmasının payı büyüktür.
Mafyaları, çeteleri sevemedi, onlarla anlaşamadı. Edebiyat çeteleri de onu sevmediler.
Edebiyat tarihçisi ve araştırmacı Yıldız Ecevit, Oğuz Atay'ın biyografisini yazmış. Üzerinde çok uzun zamandır çalışıyordu, büyük emek verdiği belliydi. Hem bir yaşam öyküsü, hem de eserleri üzerine kapsamlı bir değerlendirme olmuş. Hacimli bir kitap bu (enteller 'oylumlu' derler)... Ülkemizde bu çapta kitaplar az yazılıyor. Bir bakıma, bana hocam Tahir Alangu'nun o muhteşem Ömer Seyfettin biyografisini hatırlattı.
Oğuz Atay'ın eserlerini okuyunuz. Çok seveceksiniz. Boktan boktan aşk yazarlarını okuyacağınıza bu büyük yazarımızı okuyunuz.
Hayranları da hemen kitapçıya koşsunlar, Yıldız Ecevit'in 'Ben Buradayım... Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası' adlı çalışmasını alsınlar. Yutar gibi, keyifle okuyacaklar.
Ben de içine daldım, aldım başımı, eski günlere gittim. Oğuz'un hayatta olduğu, bugünküne hem benzeyen hem de hiç benzemeyen eski ve farklı bir Türkiye'ye. Göbeğimin taşmadığı, tansiyonumun olmadığı, prostatımın sıkıştırmadığı bir döneme. Oğuz'a moruk gözüyle baktığım gençlik günlerime.
Yıldız Ecevit'in kitabının birçok yerinde o eski Engin'i buldum. Sağolsun bizi de adam yerine koymuş, Oğuz'un hayatında geçtiğimiz kadar sözümüzü etmiş.
Bir öyküsünde, babasına yazdığı bir mektup şeklinde kaleme aldığı bir eserinde, 'ne yani babacığım' demişti, 'ben de senin gibi ölecek miyim?'
Ercan Arıklı beni işten kovduğunda, ben de Nokta Dergisi'nde yazdığım son yazılardan birinde, Oğuz'un ölüm yıldönümüne denk getirdiğim bir yazıda 'ne yani Oğuz' demiştim, 'ben de senin gibi ölecek miyim?'
Sevgili dostum Sefa Kaplan çok korkmuş, aman herif intihar mintihar etmesin?
Yok, o ara ölmedim, asıl ondan sonra yaşadım.
Fakat şimdi merak ediyorum, acaba bu kez de Arda Uskan'ın hazırlamakta olduğu Ercan Arıklı biyografisinde nasıl geçeceğiz? Geçecek miyiz? Küfür mü edecek, yoksa hepten yok mu sayacak?
Hani Oğuz'a yapmış oldukları gibi...
engin ardıç
Sonra moda değişti, biz saçları kısalttık, kimimiz dazlak bile gezer olduk ama o, hep uzun kıvırcık saçlı, ceketi geniş yakalı, daha doğrusu kazağı boğazlı, paçası bol bir adamdır.
Sonra bir şeyin daha farkına vardım, daha da çok şaştım: Oğuz öleli yirmi sekiz yıl...
Kısık sesi kulağımda. Oğuz Atay'dan sözediyorum.
Hani hocaların (aslında yalnızca edebiyat öğretmenlerinin) kıçında dolaşan, ötekilerden daha bir 'iltifata mazhar' öğrenciler vardır, 'dost-öğrenci' tabir edilir, bizim de Oğuz'la ilişkimize 'dost-okur' ilişkisi demişler. Benden on sekiz yaş büyüktü.
Kırk üç yaşında öldü. Bu arada ben onu geçtim, elli üçe geldim. O da şimdi yetmiş bir yaşında olacaktı...
Onu yetmiş bir yaşında hiç düşünemiyorum. Mümkün değil. Galiba yetmiş bir yaşında olmayacak, olamayacak bir adamdı.
Hemen her büyük yazar gibi, sağlığında anlaşılamadı. Türkiye onun on yıl kadar gerisinden gelmekteydi çünkü.
Solcular burun kıvırdılar, yok saydılar. O zamanlar Türkiye'de kültür-sanat ve de hele edebiyat, solcuların tekelindeydi. Oğuz'un erken ölümünde, anlayışsızlık, ilgisizlik, kayıtsızlık, hatta çekememezlik, kıskançlık duvarlarına çarpmış olmasının payı büyüktür.
Mafyaları, çeteleri sevemedi, onlarla anlaşamadı. Edebiyat çeteleri de onu sevmediler.
Edebiyat tarihçisi ve araştırmacı Yıldız Ecevit, Oğuz Atay'ın biyografisini yazmış. Üzerinde çok uzun zamandır çalışıyordu, büyük emek verdiği belliydi. Hem bir yaşam öyküsü, hem de eserleri üzerine kapsamlı bir değerlendirme olmuş. Hacimli bir kitap bu (enteller 'oylumlu' derler)... Ülkemizde bu çapta kitaplar az yazılıyor. Bir bakıma, bana hocam Tahir Alangu'nun o muhteşem Ömer Seyfettin biyografisini hatırlattı.
Oğuz Atay'ın eserlerini okuyunuz. Çok seveceksiniz. Boktan boktan aşk yazarlarını okuyacağınıza bu büyük yazarımızı okuyunuz.
Hayranları da hemen kitapçıya koşsunlar, Yıldız Ecevit'in 'Ben Buradayım... Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası' adlı çalışmasını alsınlar. Yutar gibi, keyifle okuyacaklar.
Ben de içine daldım, aldım başımı, eski günlere gittim. Oğuz'un hayatta olduğu, bugünküne hem benzeyen hem de hiç benzemeyen eski ve farklı bir Türkiye'ye. Göbeğimin taşmadığı, tansiyonumun olmadığı, prostatımın sıkıştırmadığı bir döneme. Oğuz'a moruk gözüyle baktığım gençlik günlerime.
Yıldız Ecevit'in kitabının birçok yerinde o eski Engin'i buldum. Sağolsun bizi de adam yerine koymuş, Oğuz'un hayatında geçtiğimiz kadar sözümüzü etmiş.
Bir öyküsünde, babasına yazdığı bir mektup şeklinde kaleme aldığı bir eserinde, 'ne yani babacığım' demişti, 'ben de senin gibi ölecek miyim?'
Ercan Arıklı beni işten kovduğunda, ben de Nokta Dergisi'nde yazdığım son yazılardan birinde, Oğuz'un ölüm yıldönümüne denk getirdiğim bir yazıda 'ne yani Oğuz' demiştim, 'ben de senin gibi ölecek miyim?'
Sevgili dostum Sefa Kaplan çok korkmuş, aman herif intihar mintihar etmesin?
Yok, o ara ölmedim, asıl ondan sonra yaşadım.
Fakat şimdi merak ediyorum, acaba bu kez de Arda Uskan'ın hazırlamakta olduğu Ercan Arıklı biyografisinde nasıl geçeceğiz? Geçecek miyiz? Küfür mü edecek, yoksa hepten yok mu sayacak?
Hani Oğuz'a yapmış oldukları gibi...
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar