bugün
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı24
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- beyazconverse nickli yazar erkek mi4
- halife olacağım6
- evliliğin anlamı10
- kürtsüz türkiye10
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi8
- hilafet gelsin mi6
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- anın görüntüsü33
- ülkücülerin gerçek yüzleri6
- fenerbahçe15
- güne bir şarkı bırak2
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük7
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş8
- beyazconverse birader2
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar4
- dünyanın en güzel evi4
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık3
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- gökten çikolata yağması4
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın6
- haşlanmış kurbağa sendromu3
- amerikan kuklası halife2
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- sophie dee'nin memeleri2
- başarılı olmuş tek akımın ümmetçilik olması3
- atsız milliyetçiliği vs atatürk milliyetçiliği4
- genç atatürkçüler partisi3
- fesli alagavatın gençliği2
- ayak fetişistlerini onurlu yaşama davet2
- gecekonduda otururken dünyanın en zengini oluverme2
- türk vatandaşı yerine eşit yurttaşlık yeni parti4
- çok sıkıcı adamlarsınız lan2
- fenerbahçe nin en iyi kadrosu3
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı18
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- atsızcı veletler2
- ismet gürbüz4
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı4
- suçluları topluma kazandırmalıyız insanı3
- hala mansur yavaş'tan medet umanlar var2
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği9
- süleymancılar17
- gelmiş geçmiş en iyi türkiye ligi kadrosu2
- sözlükteki fenerbahçeliler10
- washington stecanelo cerqueira2
- 16 ağustos 20264
- asimilasyon harika bir şey5
- eğitim sisteminin gizli amacı3
beni çocukluğuma götüren başlıktır kendisi.
bundan yıllar yılar önce -yani o kadar da yıllar değil de bir 10-15 sene kadar önce işte- bir anadolu ilçesi için büyük sayılabilecek bir ilçede oturuyorduk. orada doğmuş, orada büyümüş ve il sınırları dışına doğru düzgün çıkmamış -çıksa bile hayal meyal hatırlayan- bir çocuk olarak gayet büyük bir ilçe gibi geliyordu bana. bu bilgileri niye verdim bilmiyorum amk ama işte pek kapıcısı falan olan apartman yoktu işte. yıllar yıllar -ki bu seferki gerçekten uzun süren yıllar- boyunca giriştiğimiz kooperatif sonucu bir evimiz olmuştu. yıl sanırım 1997 ya da 1998. apartmanın tabelasında yıl yazıyordu pek fiyakalı falan. ilçenin en yeni apartmanlarından biri olduğumuzdan mütevellit(?) kapıcımız da vardı. şimdi düşünüyorum da kapıcımız tam bir hanzo,barzo,kro sıfatlarına yakışan bir adamdı. adı seyfettin gavat herif. biz top oynarken "çimleri biçecem" falan diyerek siktirlerdi bizi.
neyse işte bunun biri benden iki yaş büyük biri de bir yaş küçük kızları vardı. çocuk olduğumuzdan sosyal statü falan anlamıyoruz. -hepimiz çocuğuz işte amk statü ne demek- biz onlarla farklı olmadığımızı düşünsek de onlar hep bizden bir adım geride durmaya çalışırlardı. biz birbirimize yaptığımız şakaları onlara da yapardık ama şakaların bizde bıraktığı etkiyle onlarda bıraktığı etki farklı olurdu. ağır olurdu onlarda. biz ağır olduğunu anlamazdık tabi.
aynı okuldaydık bu iki kızla. okulda bizi görmemezlikten gelirlerdi. halbuki biz aynı apartmanda oturuyorduk. niye bizi görmemezlikten gelirlerdi. anlamazdık. hatta küçük olanının sınıf öğretmeni de bizim apartmanda oturuyordu. gıcık kadının tekiydi.
bazen akşamları çöp almaya bu gavat seyfettin kızlarını yollardı. benim boyum kapı deliğinde bakmaya pek yetmiyordu o zamanlar. "kim o?" sorusuna cevap gelmeyince, kapıda onlar olurdu. belki cevap veriyorlardı ama sesleri o kadar kısık konuşurlardı ki duyulmazdı. açardım, kutuya bırakırdım çöpleri. suratları yere baktığından pek göremezdiniz yüzlerini. iyi akşamlar der kapatırdım. gavat seyfettin 20 dairenin çöpünü ufacık kızlara aldırırdı. koca çöp kutusunu 5 kat indirir çıkarırlardı. gavat seyfettin.
yaz geldiğince çok seviniyorduk. çünkü sanki zorunluymuş gibi kışın top oynar, 10 yıl boyunca sadece bir kere akmış o akmasında da taşmış olan deremizde mağaralar kazar, yazınsa gündüz bisiklet sürüp akşam saklambaç oynardık. bu kızları da zorla ikna eder saklambaç oynamaya başlardık. saklanışları bile utangaçtı. en zor onları bulurdunuz. saklanmayı iyi bilirlerdi. komik bir şey olduğunda biz çocuk olmanında verdiği abartıyla sokakları inletirken onların dişlerini zor görürdünüz.
hiç çözememiştim bu iyi saklanabilmeyi. sonra biz de büyük şehire geldik, biraz büyüdük. hanzo, barzo, kro sıfatlarına yakışan değil tam aksine aşırı naif bir babam var benim. ve hala farklı platformlarda(?)olsa da "çimleri biçecem" diyerek siktirlenen bir kendim.
statünün ne demek olduğunu biraz çözdüm. çünkü artık ben de bazen birkaç adım geriden yürümek zorunda kalabiliyorum. bazı şakaların etkileri bende daha büyük olabiliyor. sesim bazıları tarafından yeterince duyulamıyor. bazılarını iyi gördüğüm halde görmemezlikten gelebiliyorum. kahkaha atılan şeylere gülümseyerek tepki veriyorum. en ilginci de hiç gereği yokken dahi iyi saklanabiliyorum istediğimde.
kapıcı kızlarından büyük olanı evlenmiş çocuğu olmuş, küçüğüne ne oldu bilmiyorum. istemeyerek ve yıllar sonra da olsa statünün ne olduğunu öğretti onlar bana. iyi öğrettiler hatta. olay aslında bu kadar trajik değildir elbette ama ben kattım biraz trajedi. her neyse de hepimiz-ya da bilemediniz çoğumuz- yeri geldiğinde kapıcı kızıyız. iyi saklanırız.
bundan yıllar yılar önce -yani o kadar da yıllar değil de bir 10-15 sene kadar önce işte- bir anadolu ilçesi için büyük sayılabilecek bir ilçede oturuyorduk. orada doğmuş, orada büyümüş ve il sınırları dışına doğru düzgün çıkmamış -çıksa bile hayal meyal hatırlayan- bir çocuk olarak gayet büyük bir ilçe gibi geliyordu bana. bu bilgileri niye verdim bilmiyorum amk ama işte pek kapıcısı falan olan apartman yoktu işte. yıllar yıllar -ki bu seferki gerçekten uzun süren yıllar- boyunca giriştiğimiz kooperatif sonucu bir evimiz olmuştu. yıl sanırım 1997 ya da 1998. apartmanın tabelasında yıl yazıyordu pek fiyakalı falan. ilçenin en yeni apartmanlarından biri olduğumuzdan mütevellit(?) kapıcımız da vardı. şimdi düşünüyorum da kapıcımız tam bir hanzo,barzo,kro sıfatlarına yakışan bir adamdı. adı seyfettin gavat herif. biz top oynarken "çimleri biçecem" falan diyerek siktirlerdi bizi.
neyse işte bunun biri benden iki yaş büyük biri de bir yaş küçük kızları vardı. çocuk olduğumuzdan sosyal statü falan anlamıyoruz. -hepimiz çocuğuz işte amk statü ne demek- biz onlarla farklı olmadığımızı düşünsek de onlar hep bizden bir adım geride durmaya çalışırlardı. biz birbirimize yaptığımız şakaları onlara da yapardık ama şakaların bizde bıraktığı etkiyle onlarda bıraktığı etki farklı olurdu. ağır olurdu onlarda. biz ağır olduğunu anlamazdık tabi.
aynı okuldaydık bu iki kızla. okulda bizi görmemezlikten gelirlerdi. halbuki biz aynı apartmanda oturuyorduk. niye bizi görmemezlikten gelirlerdi. anlamazdık. hatta küçük olanının sınıf öğretmeni de bizim apartmanda oturuyordu. gıcık kadının tekiydi.
bazen akşamları çöp almaya bu gavat seyfettin kızlarını yollardı. benim boyum kapı deliğinde bakmaya pek yetmiyordu o zamanlar. "kim o?" sorusuna cevap gelmeyince, kapıda onlar olurdu. belki cevap veriyorlardı ama sesleri o kadar kısık konuşurlardı ki duyulmazdı. açardım, kutuya bırakırdım çöpleri. suratları yere baktığından pek göremezdiniz yüzlerini. iyi akşamlar der kapatırdım. gavat seyfettin 20 dairenin çöpünü ufacık kızlara aldırırdı. koca çöp kutusunu 5 kat indirir çıkarırlardı. gavat seyfettin.
yaz geldiğince çok seviniyorduk. çünkü sanki zorunluymuş gibi kışın top oynar, 10 yıl boyunca sadece bir kere akmış o akmasında da taşmış olan deremizde mağaralar kazar, yazınsa gündüz bisiklet sürüp akşam saklambaç oynardık. bu kızları da zorla ikna eder saklambaç oynamaya başlardık. saklanışları bile utangaçtı. en zor onları bulurdunuz. saklanmayı iyi bilirlerdi. komik bir şey olduğunda biz çocuk olmanında verdiği abartıyla sokakları inletirken onların dişlerini zor görürdünüz.
hiç çözememiştim bu iyi saklanabilmeyi. sonra biz de büyük şehire geldik, biraz büyüdük. hanzo, barzo, kro sıfatlarına yakışan değil tam aksine aşırı naif bir babam var benim. ve hala farklı platformlarda(?)olsa da "çimleri biçecem" diyerek siktirlenen bir kendim.
statünün ne demek olduğunu biraz çözdüm. çünkü artık ben de bazen birkaç adım geriden yürümek zorunda kalabiliyorum. bazı şakaların etkileri bende daha büyük olabiliyor. sesim bazıları tarafından yeterince duyulamıyor. bazılarını iyi gördüğüm halde görmemezlikten gelebiliyorum. kahkaha atılan şeylere gülümseyerek tepki veriyorum. en ilginci de hiç gereği yokken dahi iyi saklanabiliyorum istediğimde.
kapıcı kızlarından büyük olanı evlenmiş çocuğu olmuş, küçüğüne ne oldu bilmiyorum. istemeyerek ve yıllar sonra da olsa statünün ne olduğunu öğretti onlar bana. iyi öğrettiler hatta. olay aslında bu kadar trajik değildir elbette ama ben kattım biraz trajedi. her neyse de hepimiz-ya da bilemediniz çoğumuz- yeri geldiğinde kapıcı kızıyız. iyi saklanırız.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar