bugün
- 3 tane kedisi olan kızla evlenilir mi sorunsalı4
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler13
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı8
- erhan karaal'ın kurtarılması2
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı21
- milli takım'ın paraguay maçı hazırlığı2
- grand theft auto vi2
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek14
- uyku ilacı içmeden uyuyamamak2
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü8
- ismail kartal11
- ona bir şey söyle17
- evrene bir mesaj bırak7
- kızla konuşmaya çalışmak3
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj6
- linkedin6
- sözluk kız ayarlama yeri değildir12
- bir daha doğmayacak olmak5
- islam düşmanlarına epstein şoku13
- izinli yazarın entry girebilmesi7
- oğuz çetin2
- yolda olmak2
- şu anda ne yapıyorsun19
- sevgiliden gelen ilk canımlı mesaj5
- fenerbahçede dördüncü ismail kartal dönemi10
- hiçbir kızın senden hoşlanmaması8
- özgürlükçü eğitim paradoksu3
- iş verenlerin aç gözlü olması11
- bugün ne yedin10
- 30 lu yaşlar14
- muhafazeküler4
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi8
- 2026 dünya kupası13
- son 3 günde sadece 5 saat uyumuş olmak2
- yunan kültürü vs türk kültürü2
- yanlışlıkla erkek sikmek8
- kilo verdiren gıda4
- uzun bir yolculuğa çıkma isteği2
- güne bir şarkı bırak14
- bir gün ölecek olmak6
- 18 haziran 2026 yusuf ziya gümüşel'in tahliyesi4
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- org vs synthesizer4
- en iyi terapi6
- kemal derviş5
- tripofobisi olanlar revani yemezler4
- kılıçdaroğlu'nun aradığı desteği bulamaması3
- 17 haziran 2026 erhan karaal'ın kaçırılması2
- en iyi yanık kremi5
Barfly Bukowski'nin otobiyografik hikayesidir. Geçiyorduk uğradık misali bir barfly olarak yaşadığı yıllara geri döner ve hayatından ufak bir kesit görürüz. Ufak ama eğlenceli, bir o kadarda trajik ve ümitsiz bir buçuk saatte tüm bir yaşamı özetler biçimde Chinaski'nin öyküsüne bakarız. Her akşam uğradığı, sıklıkla barmenle sıkı kavgalara tutuştuğu ama istinasız körkütük sarhoş olduğu Golden Horn isimli barda başlayan ve yine orda biten hikaye de Bukowski'ye Mickey Rourke can verir. Rourke'un da hayatının rolüdür belki de bu. Bukowski dahi hayran olur bu ayyaşa. Çekimlerde sürekli bulunan yazarın filmin yapım aşamasını anlattığı ve en az film kadar ilginç Holloywood adlı kitabında şöyle der: "Odanın kapısı açıldı ve Jack Bleddose yalpayarak içeri girdi. Tanrım genç Chinaski'ydi bu. Bendim. içimde ince bir sızı duydum. Gençlik orospu çocuğu nerdesin. O genç ayyaş olmak istedim tekrar. Jack Bleodose olmak istedim ama birasını yudumlayarak köşede dikilen moruktum ben." Rourke'da gençliğini görmüş ve özlemle hatırlamıştır.
ilk başlarda Bukowski'yi oynayacak oyuncu olarak yakın dostu Sean Penn düşünülmüş ama Penn'in filmin yönetmeninin Dennis Hopper olması yönündeki ısrarı nedeniyle vazgeçmiştir. Sean Penn bugün filmde bulunamadığına çok üzüldüğünü ve yaşlı dostunun filminde muhakkak olması gerektiğini söyler. Bukowski'nin 94 yılındaki ölümünden sonra çektiği Crossing Guard filmini ona adar.
Bir sahnede Bukowski'nin kendisini de görürüz. Tabi ki barda birasını içmektedir. Kendi hayatını anlatan filmde barda oturan bir barfly olmuştur. Filmde barda demlenen tüm ayyaşlar yönetmenin uzun süre barları dolaşıp bulduğu gerçek barflylardır.
Alkolik seksi ve birazda Chinaski'nin dişisi tavrıyla Vanda'yı canlandıran Faye Dunaway'de unutulmaz bir kompozisyon çizer. Hatta barda bir kadınla kavga edip fena halde benzettiği sahnede Hank'i dahi sollar. Bakımsız ve kaçık haliyle dahi Dunaway çok etkileyicidir. Ayrıca "bir ellilik viskiyle gelen herkesle yatabilirim" diyecek kadar da açıksözlü.
Atilla Dorsay film için şöyle der: "Bizlerden beklenileceği gibi lanetli bir sanatçı portresi çizip bizi sanatçının kaderi üzerine düşüncelere çağırmıyor. Hayır tam tersine hafif akıcı nerdeyse şen bir filmle karşı karşıyayız. Seyircide uyanan daha çok bir gülme isteği oluyor. Ama kuşkusuz acı buruk bir gülmek bu. Çünkü bar kelebeği üstüne basarak olmasa da bizlere özellikle kitlesel davranış biçimlerine uymayan toplumdışı marjinal sanatçı kişilikleri üzerinde oldukça iç burucu bir görünüm getiriyor. Kimse bir yoksul denli ızdırap çekemez veya sürekli olan tek şey nefrettir diyebilen bir kişiyi bağrınıza basanız geliyor iğrenme duygunuzu yenerek. Çünkü bir kez daha Chinaski /Bukowski / Rourke kişselliğini- bireyselliğini gönlünce yaşamak isteyen yaşam denen şeye boş vermiş sançtı kişiliğinin unutulmaz bir simgesi haline geliyor perdede. Bar kelebeğini kendi adıma tüm marjinallere adamak istiyorum."
Evet tüm marjinallere ya da tüm ayyaşlara adanabilecek bir filmdir bu. Bukowski'nin özyaşamsal hikayesi Schroeder'in elinde tam da olması gereken gibi olmuştur. Ne biraz fazla ne biraz eksik görünür göze. Bu yazar olmaya çalışan, yaşamın kenar uçlarında gezen, sürekli içen ve sabah ilk işi kusup yeniden içmeye başlamak olan, boşvermişliğin ta kendisi olmuş, kadınlara düşkün sıra dışı bir adamın hikayesidir. Abartılan hiçbir şey yoktur keza onun kendisi ve yaşamı bir abartıdır zaten. Sadakat, aşk gibi kavramların pek önemi yoktur onun için.. "Aşık olmaktan korkuyorum" diyen Vanda'ya, "Korkma henüz daha kimse aşık olmadı bana" der. Aşk bir önyargıdır diyen birinden başka ne beklenebilir ki zaten.
Barfly'da her şey o kadar sahici görünür ki göze ona sempati duymaya başlar, kimi zaman acır, kimi zaman içten içe gülersiniz. Hatta her şeyin kötüye gitmeye başladığını düşündüğünüz zaman Chinaski olmak ve tek kelimeyle boşvermek istersiniz. Yükselip her şeye tepeden bakmak ve o kalabalığın, yığınların arasında olmadığını görüp huzuru orada bulmak.
Barfly size kurallar kaideler sunup yol gösterme derdinde değildir. Böyle ol yada olma şeklinde bir imada bulunmaz. Sadece göstermek istediğini gösterir, derdini anlatıp kenara çekilir. Kendisinin de dediği gibi bize mesajlar vermeye çalışan ya da beni çok fazla önemseyin diyen bir film değil, sadece Chinaski'nin hikayesidir o.
Film A.B.D de değişik tepkiler aldı. Kimi göklere çıkarırken kimi yerin dibine soktu. Senenin en iyi on filminde biri ilan eden yazarlarda oldu senenin en kötüsü ilan edenlerde. Bukowski ise film için şöyle demiş: "O benim hikayemdi. başka kim hayatını milletin kafasına kakabilirdi böyle. Aslında benmerkezci olmaktan kaçınmıştım. Bazı ayyaşların çaresiz ve tuhaf yaşantıları olduğunu anlatmak istemiştim. Gel gelelim tanıdığın en iyi ayyaş kendimdim."
ilk başlarda Bukowski'yi oynayacak oyuncu olarak yakın dostu Sean Penn düşünülmüş ama Penn'in filmin yönetmeninin Dennis Hopper olması yönündeki ısrarı nedeniyle vazgeçmiştir. Sean Penn bugün filmde bulunamadığına çok üzüldüğünü ve yaşlı dostunun filminde muhakkak olması gerektiğini söyler. Bukowski'nin 94 yılındaki ölümünden sonra çektiği Crossing Guard filmini ona adar.
Bir sahnede Bukowski'nin kendisini de görürüz. Tabi ki barda birasını içmektedir. Kendi hayatını anlatan filmde barda oturan bir barfly olmuştur. Filmde barda demlenen tüm ayyaşlar yönetmenin uzun süre barları dolaşıp bulduğu gerçek barflylardır.
Alkolik seksi ve birazda Chinaski'nin dişisi tavrıyla Vanda'yı canlandıran Faye Dunaway'de unutulmaz bir kompozisyon çizer. Hatta barda bir kadınla kavga edip fena halde benzettiği sahnede Hank'i dahi sollar. Bakımsız ve kaçık haliyle dahi Dunaway çok etkileyicidir. Ayrıca "bir ellilik viskiyle gelen herkesle yatabilirim" diyecek kadar da açıksözlü.
Atilla Dorsay film için şöyle der: "Bizlerden beklenileceği gibi lanetli bir sanatçı portresi çizip bizi sanatçının kaderi üzerine düşüncelere çağırmıyor. Hayır tam tersine hafif akıcı nerdeyse şen bir filmle karşı karşıyayız. Seyircide uyanan daha çok bir gülme isteği oluyor. Ama kuşkusuz acı buruk bir gülmek bu. Çünkü bar kelebeği üstüne basarak olmasa da bizlere özellikle kitlesel davranış biçimlerine uymayan toplumdışı marjinal sanatçı kişilikleri üzerinde oldukça iç burucu bir görünüm getiriyor. Kimse bir yoksul denli ızdırap çekemez veya sürekli olan tek şey nefrettir diyebilen bir kişiyi bağrınıza basanız geliyor iğrenme duygunuzu yenerek. Çünkü bir kez daha Chinaski /Bukowski / Rourke kişselliğini- bireyselliğini gönlünce yaşamak isteyen yaşam denen şeye boş vermiş sançtı kişiliğinin unutulmaz bir simgesi haline geliyor perdede. Bar kelebeğini kendi adıma tüm marjinallere adamak istiyorum."
Evet tüm marjinallere ya da tüm ayyaşlara adanabilecek bir filmdir bu. Bukowski'nin özyaşamsal hikayesi Schroeder'in elinde tam da olması gereken gibi olmuştur. Ne biraz fazla ne biraz eksik görünür göze. Bu yazar olmaya çalışan, yaşamın kenar uçlarında gezen, sürekli içen ve sabah ilk işi kusup yeniden içmeye başlamak olan, boşvermişliğin ta kendisi olmuş, kadınlara düşkün sıra dışı bir adamın hikayesidir. Abartılan hiçbir şey yoktur keza onun kendisi ve yaşamı bir abartıdır zaten. Sadakat, aşk gibi kavramların pek önemi yoktur onun için.. "Aşık olmaktan korkuyorum" diyen Vanda'ya, "Korkma henüz daha kimse aşık olmadı bana" der. Aşk bir önyargıdır diyen birinden başka ne beklenebilir ki zaten.
Barfly'da her şey o kadar sahici görünür ki göze ona sempati duymaya başlar, kimi zaman acır, kimi zaman içten içe gülersiniz. Hatta her şeyin kötüye gitmeye başladığını düşündüğünüz zaman Chinaski olmak ve tek kelimeyle boşvermek istersiniz. Yükselip her şeye tepeden bakmak ve o kalabalığın, yığınların arasında olmadığını görüp huzuru orada bulmak.
Barfly size kurallar kaideler sunup yol gösterme derdinde değildir. Böyle ol yada olma şeklinde bir imada bulunmaz. Sadece göstermek istediğini gösterir, derdini anlatıp kenara çekilir. Kendisinin de dediği gibi bize mesajlar vermeye çalışan ya da beni çok fazla önemseyin diyen bir film değil, sadece Chinaski'nin hikayesidir o.
Film A.B.D de değişik tepkiler aldı. Kimi göklere çıkarırken kimi yerin dibine soktu. Senenin en iyi on filminde biri ilan eden yazarlarda oldu senenin en kötüsü ilan edenlerde. Bukowski ise film için şöyle demiş: "O benim hikayemdi. başka kim hayatını milletin kafasına kakabilirdi böyle. Aslında benmerkezci olmaktan kaçınmıştım. Bazı ayyaşların çaresiz ve tuhaf yaşantıları olduğunu anlatmak istemiştim. Gel gelelim tanıdığın en iyi ayyaş kendimdim."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar