bugün
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek9
- hiç bir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez11
- ölümden korkuyor musunuz11
- melatonin3
- queen feristah15
- fahiş fiyat soruşturmasında 40 tutuklama2
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya15
- flört etmeyen liberter öğretmen3
- mazotun yarım litresi 50 tl25
- ayı dövmenin aslında zor olmaması10
- bir bela geliyor28
- fusya semsiyeli yabanci20
- işiniz gücünüz yok mu11
- gocu43
- erkeklerin her konuşmayı flörte bağlaması6
- bir kadın uğruna hayatını değiştirmek5
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- gecenin şarkısı18
- ayıyla güreşmek7
- hafızayı sildirmek6
- sözlükte en çok sevdiğiniz olay7
- sözlükten korkmak5
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- bir kadından hoşlanmak3
- açık oylayan favlayan msj atan nickaltı giren kız6
- erkekler neden evlenmek ister15
- matrix te yaşadığımız gerçeği4
- arkadaşlar çabuk buraya bakın5
- apo'nun villası11
- insanları imcitmeyi havalı bir şey sanan ibneler6
- uludağ itiraf15
- eve gelen escorta lahmacun söylemek5
- kendin hakkında bir entry bırak9
- zalbert ramstein4
- kürdü sevin21
- 195 kaslı pilot14
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- uludağ sözlük evreni8
- bilin bakalım ben kimin fakesiyim6
- hasan atilla uğur14
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması6
- nervio12
- para yok huzur var11
- gerçeğin önemi kalmadığı gerçeği3
- mazotun litresi 101 lira35
- sözlüğün insanı dertlendirmesi5
- yağmurda ıslanınca murat kekilli ye benzeyen kız4
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- intihar düşüncesi2
Barfly Bukowski'nin otobiyografik hikayesidir. Geçiyorduk uğradık misali bir barfly olarak yaşadığı yıllara geri döner ve hayatından ufak bir kesit görürüz. Ufak ama eğlenceli, bir o kadarda trajik ve ümitsiz bir buçuk saatte tüm bir yaşamı özetler biçimde Chinaski'nin öyküsüne bakarız. Her akşam uğradığı, sıklıkla barmenle sıkı kavgalara tutuştuğu ama istinasız körkütük sarhoş olduğu Golden Horn isimli barda başlayan ve yine orda biten hikaye de Bukowski'ye Mickey Rourke can verir. Rourke'un da hayatının rolüdür belki de bu. Bukowski dahi hayran olur bu ayyaşa. Çekimlerde sürekli bulunan yazarın filmin yapım aşamasını anlattığı ve en az film kadar ilginç Holloywood adlı kitabında şöyle der: "Odanın kapısı açıldı ve Jack Bleddose yalpayarak içeri girdi. Tanrım genç Chinaski'ydi bu. Bendim. içimde ince bir sızı duydum. Gençlik orospu çocuğu nerdesin. O genç ayyaş olmak istedim tekrar. Jack Bleodose olmak istedim ama birasını yudumlayarak köşede dikilen moruktum ben." Rourke'da gençliğini görmüş ve özlemle hatırlamıştır.
ilk başlarda Bukowski'yi oynayacak oyuncu olarak yakın dostu Sean Penn düşünülmüş ama Penn'in filmin yönetmeninin Dennis Hopper olması yönündeki ısrarı nedeniyle vazgeçmiştir. Sean Penn bugün filmde bulunamadığına çok üzüldüğünü ve yaşlı dostunun filminde muhakkak olması gerektiğini söyler. Bukowski'nin 94 yılındaki ölümünden sonra çektiği Crossing Guard filmini ona adar.
Bir sahnede Bukowski'nin kendisini de görürüz. Tabi ki barda birasını içmektedir. Kendi hayatını anlatan filmde barda oturan bir barfly olmuştur. Filmde barda demlenen tüm ayyaşlar yönetmenin uzun süre barları dolaşıp bulduğu gerçek barflylardır.
Alkolik seksi ve birazda Chinaski'nin dişisi tavrıyla Vanda'yı canlandıran Faye Dunaway'de unutulmaz bir kompozisyon çizer. Hatta barda bir kadınla kavga edip fena halde benzettiği sahnede Hank'i dahi sollar. Bakımsız ve kaçık haliyle dahi Dunaway çok etkileyicidir. Ayrıca "bir ellilik viskiyle gelen herkesle yatabilirim" diyecek kadar da açıksözlü.
Atilla Dorsay film için şöyle der: "Bizlerden beklenileceği gibi lanetli bir sanatçı portresi çizip bizi sanatçının kaderi üzerine düşüncelere çağırmıyor. Hayır tam tersine hafif akıcı nerdeyse şen bir filmle karşı karşıyayız. Seyircide uyanan daha çok bir gülme isteği oluyor. Ama kuşkusuz acı buruk bir gülmek bu. Çünkü bar kelebeği üstüne basarak olmasa da bizlere özellikle kitlesel davranış biçimlerine uymayan toplumdışı marjinal sanatçı kişilikleri üzerinde oldukça iç burucu bir görünüm getiriyor. Kimse bir yoksul denli ızdırap çekemez veya sürekli olan tek şey nefrettir diyebilen bir kişiyi bağrınıza basanız geliyor iğrenme duygunuzu yenerek. Çünkü bir kez daha Chinaski /Bukowski / Rourke kişselliğini- bireyselliğini gönlünce yaşamak isteyen yaşam denen şeye boş vermiş sançtı kişiliğinin unutulmaz bir simgesi haline geliyor perdede. Bar kelebeğini kendi adıma tüm marjinallere adamak istiyorum."
Evet tüm marjinallere ya da tüm ayyaşlara adanabilecek bir filmdir bu. Bukowski'nin özyaşamsal hikayesi Schroeder'in elinde tam da olması gereken gibi olmuştur. Ne biraz fazla ne biraz eksik görünür göze. Bu yazar olmaya çalışan, yaşamın kenar uçlarında gezen, sürekli içen ve sabah ilk işi kusup yeniden içmeye başlamak olan, boşvermişliğin ta kendisi olmuş, kadınlara düşkün sıra dışı bir adamın hikayesidir. Abartılan hiçbir şey yoktur keza onun kendisi ve yaşamı bir abartıdır zaten. Sadakat, aşk gibi kavramların pek önemi yoktur onun için.. "Aşık olmaktan korkuyorum" diyen Vanda'ya, "Korkma henüz daha kimse aşık olmadı bana" der. Aşk bir önyargıdır diyen birinden başka ne beklenebilir ki zaten.
Barfly'da her şey o kadar sahici görünür ki göze ona sempati duymaya başlar, kimi zaman acır, kimi zaman içten içe gülersiniz. Hatta her şeyin kötüye gitmeye başladığını düşündüğünüz zaman Chinaski olmak ve tek kelimeyle boşvermek istersiniz. Yükselip her şeye tepeden bakmak ve o kalabalığın, yığınların arasında olmadığını görüp huzuru orada bulmak.
Barfly size kurallar kaideler sunup yol gösterme derdinde değildir. Böyle ol yada olma şeklinde bir imada bulunmaz. Sadece göstermek istediğini gösterir, derdini anlatıp kenara çekilir. Kendisinin de dediği gibi bize mesajlar vermeye çalışan ya da beni çok fazla önemseyin diyen bir film değil, sadece Chinaski'nin hikayesidir o.
Film A.B.D de değişik tepkiler aldı. Kimi göklere çıkarırken kimi yerin dibine soktu. Senenin en iyi on filminde biri ilan eden yazarlarda oldu senenin en kötüsü ilan edenlerde. Bukowski ise film için şöyle demiş: "O benim hikayemdi. başka kim hayatını milletin kafasına kakabilirdi böyle. Aslında benmerkezci olmaktan kaçınmıştım. Bazı ayyaşların çaresiz ve tuhaf yaşantıları olduğunu anlatmak istemiştim. Gel gelelim tanıdığın en iyi ayyaş kendimdim."
ilk başlarda Bukowski'yi oynayacak oyuncu olarak yakın dostu Sean Penn düşünülmüş ama Penn'in filmin yönetmeninin Dennis Hopper olması yönündeki ısrarı nedeniyle vazgeçmiştir. Sean Penn bugün filmde bulunamadığına çok üzüldüğünü ve yaşlı dostunun filminde muhakkak olması gerektiğini söyler. Bukowski'nin 94 yılındaki ölümünden sonra çektiği Crossing Guard filmini ona adar.
Bir sahnede Bukowski'nin kendisini de görürüz. Tabi ki barda birasını içmektedir. Kendi hayatını anlatan filmde barda oturan bir barfly olmuştur. Filmde barda demlenen tüm ayyaşlar yönetmenin uzun süre barları dolaşıp bulduğu gerçek barflylardır.
Alkolik seksi ve birazda Chinaski'nin dişisi tavrıyla Vanda'yı canlandıran Faye Dunaway'de unutulmaz bir kompozisyon çizer. Hatta barda bir kadınla kavga edip fena halde benzettiği sahnede Hank'i dahi sollar. Bakımsız ve kaçık haliyle dahi Dunaway çok etkileyicidir. Ayrıca "bir ellilik viskiyle gelen herkesle yatabilirim" diyecek kadar da açıksözlü.
Atilla Dorsay film için şöyle der: "Bizlerden beklenileceği gibi lanetli bir sanatçı portresi çizip bizi sanatçının kaderi üzerine düşüncelere çağırmıyor. Hayır tam tersine hafif akıcı nerdeyse şen bir filmle karşı karşıyayız. Seyircide uyanan daha çok bir gülme isteği oluyor. Ama kuşkusuz acı buruk bir gülmek bu. Çünkü bar kelebeği üstüne basarak olmasa da bizlere özellikle kitlesel davranış biçimlerine uymayan toplumdışı marjinal sanatçı kişilikleri üzerinde oldukça iç burucu bir görünüm getiriyor. Kimse bir yoksul denli ızdırap çekemez veya sürekli olan tek şey nefrettir diyebilen bir kişiyi bağrınıza basanız geliyor iğrenme duygunuzu yenerek. Çünkü bir kez daha Chinaski /Bukowski / Rourke kişselliğini- bireyselliğini gönlünce yaşamak isteyen yaşam denen şeye boş vermiş sançtı kişiliğinin unutulmaz bir simgesi haline geliyor perdede. Bar kelebeğini kendi adıma tüm marjinallere adamak istiyorum."
Evet tüm marjinallere ya da tüm ayyaşlara adanabilecek bir filmdir bu. Bukowski'nin özyaşamsal hikayesi Schroeder'in elinde tam da olması gereken gibi olmuştur. Ne biraz fazla ne biraz eksik görünür göze. Bu yazar olmaya çalışan, yaşamın kenar uçlarında gezen, sürekli içen ve sabah ilk işi kusup yeniden içmeye başlamak olan, boşvermişliğin ta kendisi olmuş, kadınlara düşkün sıra dışı bir adamın hikayesidir. Abartılan hiçbir şey yoktur keza onun kendisi ve yaşamı bir abartıdır zaten. Sadakat, aşk gibi kavramların pek önemi yoktur onun için.. "Aşık olmaktan korkuyorum" diyen Vanda'ya, "Korkma henüz daha kimse aşık olmadı bana" der. Aşk bir önyargıdır diyen birinden başka ne beklenebilir ki zaten.
Barfly'da her şey o kadar sahici görünür ki göze ona sempati duymaya başlar, kimi zaman acır, kimi zaman içten içe gülersiniz. Hatta her şeyin kötüye gitmeye başladığını düşündüğünüz zaman Chinaski olmak ve tek kelimeyle boşvermek istersiniz. Yükselip her şeye tepeden bakmak ve o kalabalığın, yığınların arasında olmadığını görüp huzuru orada bulmak.
Barfly size kurallar kaideler sunup yol gösterme derdinde değildir. Böyle ol yada olma şeklinde bir imada bulunmaz. Sadece göstermek istediğini gösterir, derdini anlatıp kenara çekilir. Kendisinin de dediği gibi bize mesajlar vermeye çalışan ya da beni çok fazla önemseyin diyen bir film değil, sadece Chinaski'nin hikayesidir o.
Film A.B.D de değişik tepkiler aldı. Kimi göklere çıkarırken kimi yerin dibine soktu. Senenin en iyi on filminde biri ilan eden yazarlarda oldu senenin en kötüsü ilan edenlerde. Bukowski ise film için şöyle demiş: "O benim hikayemdi. başka kim hayatını milletin kafasına kakabilirdi böyle. Aslında benmerkezci olmaktan kaçınmıştım. Bazı ayyaşların çaresiz ve tuhaf yaşantıları olduğunu anlatmak istemiştim. Gel gelelim tanıdığın en iyi ayyaş kendimdim."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar