bugün
- ulıdağ sözlük'ün geleceği13
- ucan tekme atan hipopotam11
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası25
- sözlüğe yaprak sarması görmek için giren yazarlar8
- leopar desen giyinen kadının amacı10
- sözlük kızlarının yaaaprak sarmaları5
- sözlük yazarlarının bebeksi kombinleri15
- sözlük kızlarının seksi çorapları6
- sözlüğe seks için giren yazarlar4
- sözlüğe ilgi için giren yazarlar6
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi31
- yazarların severek okuduğu yazarlar9
- sözlük kızına kırmadan güzel olmadığını söylemek3
- bir kadının size çok tatlısın demesi8
- sözlüğe meme görmek için giren yazarlar4
- sözlük laf sokucuları5
- şerbetli tatlılar vs sütlü tatlılar3
- sözlükte ceo olmuş gibi davrananlar3
- heyt bea10
- ekrem imamoğlu6
- 6 ekim büyük ulu sözlük olayı14
- kadınlarda beyaz saç modası9
- sözlük erkeklerinin yaprak sarmaları2
- nervionun hala sözlüğe gelmemiş olması4
- cedidacer3
- mesai bitti görüşürüz5
- antiçorap4
- bu kente yalnızlık çöktüğü zaman2
- terörist ölüsüne leş demek3
- türkiye vs azerbaycan8
- beni çaylak yapın herkese benden çay4
- quentin tarantino ile ortaklı dana kesmek5
- motorla seyahat etmek2
- iltica36
- manifest mina vs dua lipa4
- nervio'nun erkek olması26
- dua lipa'yı görünce aşırı sinirlenmek5
- herkesin çok salak olması2
- radiohead dinlemekten utanmak4
- başıbüyük2
- nickelback3
- sözlüğe kombin görmek için giren yazarlar2
- kışla birlikte grip sezonu3
- sözlükteki anaerkil düzen9
- sözlükte niye kimse kavga etmiyor sorunsalı6
- ne kadar yaşlısın7
- tırcı kadınlar3
- tırla duygusal bağ yaşamak3
- devlet millet bağının kopması5
- ışık üniversitesini kazanmak için gerekenler2
Basınız Sağ Olsun
Gazeteci çocuklar öldü.
Basınız sağ olsun.
30unda da 50sinde de 70inde de olsa, gazeteci çocuktur onlar... Nüfus kâğıtlarında ne yazarsa yazsın, egoları büyümez, heyecanları yaşlanmaz.
Profesyonel serseridirler.
ilk günkü ruhla koşturur, ömrünü tükettiğinin farkına varmaz, varsa da zaten umurunda olmaz. Çünkü, haber yapamadığında ölür asıl... Bu virüs dolaşır damarlarında, kemirir için için, yer bitirir... O nedenle hayatını tehlikeye atar. Sen tapu biriktirirsin, onlar manşet biriktirir. Torunlarına banka cüzdanı gibi miras bırakacağı kupürleriyle yaşar.
Bunlarla evli olmak, çekilecek kahır değildir. Gazetenin yanında metresim duygusuyla nikâhlıdır gazeteci eşleri... Karı-koca olamayacaklarını anlarlar zamanla... Veya, taaa en başından bilmek zorundadırlar. Arkadaş olur. Sevgili olur. Koca olmaz.
Kadın gazetecileri tenzih ediyorum; hakikaten en zor meslektir gazeteci eşi olmak... Okulu yoktur. Maceranın bizatihi kendisidir. Çocuğunun doğumuna bile yetişemez çoğu... Kendi düğününe geç kalanı biliyorum. Kayalara çarpa çarpa, fırtınalarda boğuşa boğuşa öğrenilir.
(Burak Ersemiz mesela... Hani şu, kameramanı Deniz Pirinççilerle birlikte 5.6lık depremden sonra çatır çatır çatlamış doğum hastanesine dalıp, etrafta doktor-hemşire olmadığı için, kuvözdeki bebeleri tek tek çıkaran Show Haberdeki gazeteci çocuk... Bir kızı var, bir de oğlu Burakın... Kızı 15, oğlu 5 yaşında henüz... Benimkilere ne olur diye düşünmedi, bunlar ne olacak diye düşünüp, hatta düşünmeyip, içeri daldı... Biz ekrandan seyredenler için, üç dakikalık haberdi alt tarafı... Ya eşi Serpil için?)
En baba gazetede çalışan gazeteci çocuklar, depreme mepreme gittiklerinde, kahvaltı, öğle, akşam yemeği, günlük 60 lira harcırah alır. Küçük tirajlı gazeteler, 30 lirayı öpsün başına koysun. E her yer, yerle bir... Fiş alamaz. Dönünce maaşından kesilir. Güya harcırahtır, olur sana kişisel harcama! Anlatamazsın, hayatı plazalardan ibaret sanan muhasebe elemanına.
Tecrübeli olanlar, sırt çantalarını bisküvi, çikolata ve suyla doldurur giderken... Restoran mestoran bulamazsın felaket bölgesinde... Çömez muhabirler, sudan otlanır. Çikolatalar çadırdaki bebelere dağıtılır.
Değerli ağabeyim Uğur Dündarla beraber Stardan ayrılmadan, en son görev... Gözünü budaktan sakınmayan şövalyelerimiz Turgut Eratla Mustafa Şapı göndermiştik Vana... ilk beş gün bisküvi yediler. Ahali elinde tasla çorba beklerken, şirin görünmek için gazetecilere torpil yapan Kızılayın yemek sırasına girmeye utanırlar. istisnasız, hepsi böyledir.
Beş gün sonra, işler biraz rayına girince, girdiler anca Kızılay kuyruğuna... ilk yemek, imamın aptes suyu kıvamında mercimek çorbasıydı. Ve, nihayet ekmek... Çökmüş binanın önünde, sekiz olmuş kaldırım taşında kaşıkladılar. istanbuldan telefon tam o sırada geldi... Televizyon kanalımız satılmış, Mustafa Şap işinden atılmıştı. Bilmiyorum gari, işsiz kaldığına mı üzüleyim, işine devam edip Bayram Otelinin enkazının altında kalmadığına mı sevineyim.
Neyse, büyük gazetelerin ekipleri otomobil kiralar. Bi yerden bi yere gitmek için filan değil, sığınıp, uyumak için... Küçük gazetelerin ekipleri, ya birleşip ortak kiralar, ya da mecburen kriz merkezinin çadırında, sandalyede uyuklar.
Bi gece idare edersin de, bi hafta otomobilde uyumak, Ramses gibi mumyalanıp, tabuta konmak gibidir. Her tarafın tutulur. Dizlerin uyuşur. Gözkapakların kurşun gibi ağırlaşıp, başın öne düştüğünde, enkazdan çıkan bir kol rüyana girer, suratına dokunur adeta... Veya kopuk bi bacak dürter, hoplarsın. Sen hoplayınca, otomobil sallanır, bu sefer kameraman hoplar, deprem oluyor diye... irkilirsin. Uyku sersemi, yanındaki ceset dirildi sanırsın.
Gece buz. Kulağını keser adamın. Eşofman giyersin içine... Üstüne de, THY battaniyesi örtersin. Sırt çantasına sığmadığı için, yolda gelirken araklarsın uçağın battaniyesini...
Zehirlenmeyi göze alıp, otomobili sürekli çalışır vaziyette tutarsın ki, kalorifer ısıtsın. istanbula döndüğünde az kilometre yapmışsın ama, fazla benzin fişi almışsın, bizi mi kazıklıyorsun diye, dolandırıcı muamelesi görürsün. Dedim ya... Anlatamazsın.
Üşütüp hastalanmaya karşı, leblebi gibi vitamin yutarsın, cebinde taşıdığın ilaçların parasını kendi cebinden ödersin. Para önemli değil de, hastalanırsan, geri çekerler, haber yapamazsın, o fena... Haber yapamadıktan sonra, turp gibi olsan ne yazar... Ateşin 40a bile çıksa, telefonda eşine, annene söylemezsin ki, müdürü arayıp hastalandığını ispiyonlamasın.
Ölüm siner üstüne... Leş gibi kokarsın. Yıkanmak zaten yok da... Tuvalet yok asıl... Erkek muhabirsen, dağa bayıra gidersin. Kadın muhabirsen, hayatında felaket bölgesinde görev yapmadığı için, felaket bölgesine kadın muhabir gönderen, tepeden inme kazma yöneticilerin kurbanı olursun. (Yürekli kızlardır ama... Ha yıkıldı ha yıkılacak diye titreyerek, tavanlara baka baka, hasarlı binaların tuvaletlerine girmek zorunda kalırlar.)
Dünyanın en kısa ömürlü ürünüdür gazete... Piyasaya çıkar, yarım saat sonra bayatlar. Hemen yenisini bulmak zorundasındır. Haber müdürleri ise, dünyanın en iştahlı insanlarıdır. En lezzetli haberi bul, biraz sonra arar, başka ne var? diye sorar. iki dakka gecik, fırça yersin. Bu arada, depremzededen de dayak yersin... Kadının biri çıktı mesela, abuk sabuk laflar söyledi ekrandan, o televizyonun muhabirinin burnunu kırdılar. Kırık burunla çalıştı.
Ve, insanüstü çalışırlar ama, neticede insandırlar. Sokaklarda yatmaktan dirençleri düşer. Sağlam denilen ilk otele kapağı atarlar. Otel çöker. Müdür arar. Ulaşamaz. Nerde bu diye hayıflanır. Halbuki, haberdedir gazeteci çocuk... Haberin tam içindedir. Basınız sağ olsun.
yılmaz özdil.
Gazeteci çocuklar öldü.
Basınız sağ olsun.
30unda da 50sinde de 70inde de olsa, gazeteci çocuktur onlar... Nüfus kâğıtlarında ne yazarsa yazsın, egoları büyümez, heyecanları yaşlanmaz.
Profesyonel serseridirler.
ilk günkü ruhla koşturur, ömrünü tükettiğinin farkına varmaz, varsa da zaten umurunda olmaz. Çünkü, haber yapamadığında ölür asıl... Bu virüs dolaşır damarlarında, kemirir için için, yer bitirir... O nedenle hayatını tehlikeye atar. Sen tapu biriktirirsin, onlar manşet biriktirir. Torunlarına banka cüzdanı gibi miras bırakacağı kupürleriyle yaşar.
Bunlarla evli olmak, çekilecek kahır değildir. Gazetenin yanında metresim duygusuyla nikâhlıdır gazeteci eşleri... Karı-koca olamayacaklarını anlarlar zamanla... Veya, taaa en başından bilmek zorundadırlar. Arkadaş olur. Sevgili olur. Koca olmaz.
Kadın gazetecileri tenzih ediyorum; hakikaten en zor meslektir gazeteci eşi olmak... Okulu yoktur. Maceranın bizatihi kendisidir. Çocuğunun doğumuna bile yetişemez çoğu... Kendi düğününe geç kalanı biliyorum. Kayalara çarpa çarpa, fırtınalarda boğuşa boğuşa öğrenilir.
(Burak Ersemiz mesela... Hani şu, kameramanı Deniz Pirinççilerle birlikte 5.6lık depremden sonra çatır çatır çatlamış doğum hastanesine dalıp, etrafta doktor-hemşire olmadığı için, kuvözdeki bebeleri tek tek çıkaran Show Haberdeki gazeteci çocuk... Bir kızı var, bir de oğlu Burakın... Kızı 15, oğlu 5 yaşında henüz... Benimkilere ne olur diye düşünmedi, bunlar ne olacak diye düşünüp, hatta düşünmeyip, içeri daldı... Biz ekrandan seyredenler için, üç dakikalık haberdi alt tarafı... Ya eşi Serpil için?)
En baba gazetede çalışan gazeteci çocuklar, depreme mepreme gittiklerinde, kahvaltı, öğle, akşam yemeği, günlük 60 lira harcırah alır. Küçük tirajlı gazeteler, 30 lirayı öpsün başına koysun. E her yer, yerle bir... Fiş alamaz. Dönünce maaşından kesilir. Güya harcırahtır, olur sana kişisel harcama! Anlatamazsın, hayatı plazalardan ibaret sanan muhasebe elemanına.
Tecrübeli olanlar, sırt çantalarını bisküvi, çikolata ve suyla doldurur giderken... Restoran mestoran bulamazsın felaket bölgesinde... Çömez muhabirler, sudan otlanır. Çikolatalar çadırdaki bebelere dağıtılır.
Değerli ağabeyim Uğur Dündarla beraber Stardan ayrılmadan, en son görev... Gözünü budaktan sakınmayan şövalyelerimiz Turgut Eratla Mustafa Şapı göndermiştik Vana... ilk beş gün bisküvi yediler. Ahali elinde tasla çorba beklerken, şirin görünmek için gazetecilere torpil yapan Kızılayın yemek sırasına girmeye utanırlar. istisnasız, hepsi böyledir.
Beş gün sonra, işler biraz rayına girince, girdiler anca Kızılay kuyruğuna... ilk yemek, imamın aptes suyu kıvamında mercimek çorbasıydı. Ve, nihayet ekmek... Çökmüş binanın önünde, sekiz olmuş kaldırım taşında kaşıkladılar. istanbuldan telefon tam o sırada geldi... Televizyon kanalımız satılmış, Mustafa Şap işinden atılmıştı. Bilmiyorum gari, işsiz kaldığına mı üzüleyim, işine devam edip Bayram Otelinin enkazının altında kalmadığına mı sevineyim.
Neyse, büyük gazetelerin ekipleri otomobil kiralar. Bi yerden bi yere gitmek için filan değil, sığınıp, uyumak için... Küçük gazetelerin ekipleri, ya birleşip ortak kiralar, ya da mecburen kriz merkezinin çadırında, sandalyede uyuklar.
Bi gece idare edersin de, bi hafta otomobilde uyumak, Ramses gibi mumyalanıp, tabuta konmak gibidir. Her tarafın tutulur. Dizlerin uyuşur. Gözkapakların kurşun gibi ağırlaşıp, başın öne düştüğünde, enkazdan çıkan bir kol rüyana girer, suratına dokunur adeta... Veya kopuk bi bacak dürter, hoplarsın. Sen hoplayınca, otomobil sallanır, bu sefer kameraman hoplar, deprem oluyor diye... irkilirsin. Uyku sersemi, yanındaki ceset dirildi sanırsın.
Gece buz. Kulağını keser adamın. Eşofman giyersin içine... Üstüne de, THY battaniyesi örtersin. Sırt çantasına sığmadığı için, yolda gelirken araklarsın uçağın battaniyesini...
Zehirlenmeyi göze alıp, otomobili sürekli çalışır vaziyette tutarsın ki, kalorifer ısıtsın. istanbula döndüğünde az kilometre yapmışsın ama, fazla benzin fişi almışsın, bizi mi kazıklıyorsun diye, dolandırıcı muamelesi görürsün. Dedim ya... Anlatamazsın.
Üşütüp hastalanmaya karşı, leblebi gibi vitamin yutarsın, cebinde taşıdığın ilaçların parasını kendi cebinden ödersin. Para önemli değil de, hastalanırsan, geri çekerler, haber yapamazsın, o fena... Haber yapamadıktan sonra, turp gibi olsan ne yazar... Ateşin 40a bile çıksa, telefonda eşine, annene söylemezsin ki, müdürü arayıp hastalandığını ispiyonlamasın.
Ölüm siner üstüne... Leş gibi kokarsın. Yıkanmak zaten yok da... Tuvalet yok asıl... Erkek muhabirsen, dağa bayıra gidersin. Kadın muhabirsen, hayatında felaket bölgesinde görev yapmadığı için, felaket bölgesine kadın muhabir gönderen, tepeden inme kazma yöneticilerin kurbanı olursun. (Yürekli kızlardır ama... Ha yıkıldı ha yıkılacak diye titreyerek, tavanlara baka baka, hasarlı binaların tuvaletlerine girmek zorunda kalırlar.)
Dünyanın en kısa ömürlü ürünüdür gazete... Piyasaya çıkar, yarım saat sonra bayatlar. Hemen yenisini bulmak zorundasındır. Haber müdürleri ise, dünyanın en iştahlı insanlarıdır. En lezzetli haberi bul, biraz sonra arar, başka ne var? diye sorar. iki dakka gecik, fırça yersin. Bu arada, depremzededen de dayak yersin... Kadının biri çıktı mesela, abuk sabuk laflar söyledi ekrandan, o televizyonun muhabirinin burnunu kırdılar. Kırık burunla çalıştı.
Ve, insanüstü çalışırlar ama, neticede insandırlar. Sokaklarda yatmaktan dirençleri düşer. Sağlam denilen ilk otele kapağı atarlar. Otel çöker. Müdür arar. Ulaşamaz. Nerde bu diye hayıflanır. Halbuki, haberdedir gazeteci çocuk... Haberin tam içindedir. Basınız sağ olsun.
yılmaz özdil.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar