bugün
- g i l d e d l i l y24
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- ankara6
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı9
- kürtler5
- sigara şöbiyet seks4
- dolar isterse 100 olsun38
- game of thrones taki kerhaneci16
- kadınınızı çalıştırır mısınız9
- tavuklu salata4
- erkek evi tek başına geçindirmek zorunda değildir6
- erdem atay2
- yeni parti de bölünebilir10
- babanın tüm mirası küçük kardeşe bırakması2
- nah sana oy17
- orospu çocuğu abdullah öcalan19
- filenin sultanları'nın letonya'yı 3 0 yenmesi2
- sözlüğün en düşük iq sahibi yazarları12
- rum sultanlığı3
- isabela santos3
- anın görüntüsü17
- gürcistan göçmenleri13
- evlenmek6
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi10
- 21 ağustos 2026 türkiye letonya voleybol maçı4
- bioxinin forte2
- almanya'da yaşayıp arabasına tuğra yapıştıran tip6
- hiç çaylak olmamış yazar gizli eşcinseldir11
- dolar 100 tl mazot 100 tl13
- almancıları sevmemek11
- birader bey olmayanlar2
- öcalan isterse savunma bakanı olsun10
- stack overflow'un geleceği2
- fino köpeğine verilebilecek isimler3
- gemini man vs simko33
- muris muvazaası2
- hakiki gurbetçi vs sonradan gelme tipler6
- iyi günler arkadaşlar nasibimi arıyorum12
- sözlüğü bırakmaktan vazgeçmek12
- akp şehit ailelerine ne diyecek7
- ekrem imamoğlu3
- 65 yaş üstü siyaset yasaklanmalıdır4
- alparslan kuytul18
- ismet bin gürbüzullah mehdii el fişfişovic mahdum2
- başlık altı yalamaları4
- melih gökçek5
- velvet48
- mezarlığa sıfır bina5
- türk askerini kursuna dizen abdullah öcalan9
Basınız Sağ Olsun
Gazeteci çocuklar öldü.
Basınız sağ olsun.
30unda da 50sinde de 70inde de olsa, gazeteci çocuktur onlar... Nüfus kâğıtlarında ne yazarsa yazsın, egoları büyümez, heyecanları yaşlanmaz.
Profesyonel serseridirler.
ilk günkü ruhla koşturur, ömrünü tükettiğinin farkına varmaz, varsa da zaten umurunda olmaz. Çünkü, haber yapamadığında ölür asıl... Bu virüs dolaşır damarlarında, kemirir için için, yer bitirir... O nedenle hayatını tehlikeye atar. Sen tapu biriktirirsin, onlar manşet biriktirir. Torunlarına banka cüzdanı gibi miras bırakacağı kupürleriyle yaşar.
Bunlarla evli olmak, çekilecek kahır değildir. Gazetenin yanında metresim duygusuyla nikâhlıdır gazeteci eşleri... Karı-koca olamayacaklarını anlarlar zamanla... Veya, taaa en başından bilmek zorundadırlar. Arkadaş olur. Sevgili olur. Koca olmaz.
Kadın gazetecileri tenzih ediyorum; hakikaten en zor meslektir gazeteci eşi olmak... Okulu yoktur. Maceranın bizatihi kendisidir. Çocuğunun doğumuna bile yetişemez çoğu... Kendi düğününe geç kalanı biliyorum. Kayalara çarpa çarpa, fırtınalarda boğuşa boğuşa öğrenilir.
(Burak Ersemiz mesela... Hani şu, kameramanı Deniz Pirinççilerle birlikte 5.6lık depremden sonra çatır çatır çatlamış doğum hastanesine dalıp, etrafta doktor-hemşire olmadığı için, kuvözdeki bebeleri tek tek çıkaran Show Haberdeki gazeteci çocuk... Bir kızı var, bir de oğlu Burakın... Kızı 15, oğlu 5 yaşında henüz... Benimkilere ne olur diye düşünmedi, bunlar ne olacak diye düşünüp, hatta düşünmeyip, içeri daldı... Biz ekrandan seyredenler için, üç dakikalık haberdi alt tarafı... Ya eşi Serpil için?)
En baba gazetede çalışan gazeteci çocuklar, depreme mepreme gittiklerinde, kahvaltı, öğle, akşam yemeği, günlük 60 lira harcırah alır. Küçük tirajlı gazeteler, 30 lirayı öpsün başına koysun. E her yer, yerle bir... Fiş alamaz. Dönünce maaşından kesilir. Güya harcırahtır, olur sana kişisel harcama! Anlatamazsın, hayatı plazalardan ibaret sanan muhasebe elemanına.
Tecrübeli olanlar, sırt çantalarını bisküvi, çikolata ve suyla doldurur giderken... Restoran mestoran bulamazsın felaket bölgesinde... Çömez muhabirler, sudan otlanır. Çikolatalar çadırdaki bebelere dağıtılır.
Değerli ağabeyim Uğur Dündarla beraber Stardan ayrılmadan, en son görev... Gözünü budaktan sakınmayan şövalyelerimiz Turgut Eratla Mustafa Şapı göndermiştik Vana... ilk beş gün bisküvi yediler. Ahali elinde tasla çorba beklerken, şirin görünmek için gazetecilere torpil yapan Kızılayın yemek sırasına girmeye utanırlar. istisnasız, hepsi böyledir.
Beş gün sonra, işler biraz rayına girince, girdiler anca Kızılay kuyruğuna... ilk yemek, imamın aptes suyu kıvamında mercimek çorbasıydı. Ve, nihayet ekmek... Çökmüş binanın önünde, sekiz olmuş kaldırım taşında kaşıkladılar. istanbuldan telefon tam o sırada geldi... Televizyon kanalımız satılmış, Mustafa Şap işinden atılmıştı. Bilmiyorum gari, işsiz kaldığına mı üzüleyim, işine devam edip Bayram Otelinin enkazının altında kalmadığına mı sevineyim.
Neyse, büyük gazetelerin ekipleri otomobil kiralar. Bi yerden bi yere gitmek için filan değil, sığınıp, uyumak için... Küçük gazetelerin ekipleri, ya birleşip ortak kiralar, ya da mecburen kriz merkezinin çadırında, sandalyede uyuklar.
Bi gece idare edersin de, bi hafta otomobilde uyumak, Ramses gibi mumyalanıp, tabuta konmak gibidir. Her tarafın tutulur. Dizlerin uyuşur. Gözkapakların kurşun gibi ağırlaşıp, başın öne düştüğünde, enkazdan çıkan bir kol rüyana girer, suratına dokunur adeta... Veya kopuk bi bacak dürter, hoplarsın. Sen hoplayınca, otomobil sallanır, bu sefer kameraman hoplar, deprem oluyor diye... irkilirsin. Uyku sersemi, yanındaki ceset dirildi sanırsın.
Gece buz. Kulağını keser adamın. Eşofman giyersin içine... Üstüne de, THY battaniyesi örtersin. Sırt çantasına sığmadığı için, yolda gelirken araklarsın uçağın battaniyesini...
Zehirlenmeyi göze alıp, otomobili sürekli çalışır vaziyette tutarsın ki, kalorifer ısıtsın. istanbula döndüğünde az kilometre yapmışsın ama, fazla benzin fişi almışsın, bizi mi kazıklıyorsun diye, dolandırıcı muamelesi görürsün. Dedim ya... Anlatamazsın.
Üşütüp hastalanmaya karşı, leblebi gibi vitamin yutarsın, cebinde taşıdığın ilaçların parasını kendi cebinden ödersin. Para önemli değil de, hastalanırsan, geri çekerler, haber yapamazsın, o fena... Haber yapamadıktan sonra, turp gibi olsan ne yazar... Ateşin 40a bile çıksa, telefonda eşine, annene söylemezsin ki, müdürü arayıp hastalandığını ispiyonlamasın.
Ölüm siner üstüne... Leş gibi kokarsın. Yıkanmak zaten yok da... Tuvalet yok asıl... Erkek muhabirsen, dağa bayıra gidersin. Kadın muhabirsen, hayatında felaket bölgesinde görev yapmadığı için, felaket bölgesine kadın muhabir gönderen, tepeden inme kazma yöneticilerin kurbanı olursun. (Yürekli kızlardır ama... Ha yıkıldı ha yıkılacak diye titreyerek, tavanlara baka baka, hasarlı binaların tuvaletlerine girmek zorunda kalırlar.)
Dünyanın en kısa ömürlü ürünüdür gazete... Piyasaya çıkar, yarım saat sonra bayatlar. Hemen yenisini bulmak zorundasındır. Haber müdürleri ise, dünyanın en iştahlı insanlarıdır. En lezzetli haberi bul, biraz sonra arar, başka ne var? diye sorar. iki dakka gecik, fırça yersin. Bu arada, depremzededen de dayak yersin... Kadının biri çıktı mesela, abuk sabuk laflar söyledi ekrandan, o televizyonun muhabirinin burnunu kırdılar. Kırık burunla çalıştı.
Ve, insanüstü çalışırlar ama, neticede insandırlar. Sokaklarda yatmaktan dirençleri düşer. Sağlam denilen ilk otele kapağı atarlar. Otel çöker. Müdür arar. Ulaşamaz. Nerde bu diye hayıflanır. Halbuki, haberdedir gazeteci çocuk... Haberin tam içindedir. Basınız sağ olsun.
yılmaz özdil.
Gazeteci çocuklar öldü.
Basınız sağ olsun.
30unda da 50sinde de 70inde de olsa, gazeteci çocuktur onlar... Nüfus kâğıtlarında ne yazarsa yazsın, egoları büyümez, heyecanları yaşlanmaz.
Profesyonel serseridirler.
ilk günkü ruhla koşturur, ömrünü tükettiğinin farkına varmaz, varsa da zaten umurunda olmaz. Çünkü, haber yapamadığında ölür asıl... Bu virüs dolaşır damarlarında, kemirir için için, yer bitirir... O nedenle hayatını tehlikeye atar. Sen tapu biriktirirsin, onlar manşet biriktirir. Torunlarına banka cüzdanı gibi miras bırakacağı kupürleriyle yaşar.
Bunlarla evli olmak, çekilecek kahır değildir. Gazetenin yanında metresim duygusuyla nikâhlıdır gazeteci eşleri... Karı-koca olamayacaklarını anlarlar zamanla... Veya, taaa en başından bilmek zorundadırlar. Arkadaş olur. Sevgili olur. Koca olmaz.
Kadın gazetecileri tenzih ediyorum; hakikaten en zor meslektir gazeteci eşi olmak... Okulu yoktur. Maceranın bizatihi kendisidir. Çocuğunun doğumuna bile yetişemez çoğu... Kendi düğününe geç kalanı biliyorum. Kayalara çarpa çarpa, fırtınalarda boğuşa boğuşa öğrenilir.
(Burak Ersemiz mesela... Hani şu, kameramanı Deniz Pirinççilerle birlikte 5.6lık depremden sonra çatır çatır çatlamış doğum hastanesine dalıp, etrafta doktor-hemşire olmadığı için, kuvözdeki bebeleri tek tek çıkaran Show Haberdeki gazeteci çocuk... Bir kızı var, bir de oğlu Burakın... Kızı 15, oğlu 5 yaşında henüz... Benimkilere ne olur diye düşünmedi, bunlar ne olacak diye düşünüp, hatta düşünmeyip, içeri daldı... Biz ekrandan seyredenler için, üç dakikalık haberdi alt tarafı... Ya eşi Serpil için?)
En baba gazetede çalışan gazeteci çocuklar, depreme mepreme gittiklerinde, kahvaltı, öğle, akşam yemeği, günlük 60 lira harcırah alır. Küçük tirajlı gazeteler, 30 lirayı öpsün başına koysun. E her yer, yerle bir... Fiş alamaz. Dönünce maaşından kesilir. Güya harcırahtır, olur sana kişisel harcama! Anlatamazsın, hayatı plazalardan ibaret sanan muhasebe elemanına.
Tecrübeli olanlar, sırt çantalarını bisküvi, çikolata ve suyla doldurur giderken... Restoran mestoran bulamazsın felaket bölgesinde... Çömez muhabirler, sudan otlanır. Çikolatalar çadırdaki bebelere dağıtılır.
Değerli ağabeyim Uğur Dündarla beraber Stardan ayrılmadan, en son görev... Gözünü budaktan sakınmayan şövalyelerimiz Turgut Eratla Mustafa Şapı göndermiştik Vana... ilk beş gün bisküvi yediler. Ahali elinde tasla çorba beklerken, şirin görünmek için gazetecilere torpil yapan Kızılayın yemek sırasına girmeye utanırlar. istisnasız, hepsi böyledir.
Beş gün sonra, işler biraz rayına girince, girdiler anca Kızılay kuyruğuna... ilk yemek, imamın aptes suyu kıvamında mercimek çorbasıydı. Ve, nihayet ekmek... Çökmüş binanın önünde, sekiz olmuş kaldırım taşında kaşıkladılar. istanbuldan telefon tam o sırada geldi... Televizyon kanalımız satılmış, Mustafa Şap işinden atılmıştı. Bilmiyorum gari, işsiz kaldığına mı üzüleyim, işine devam edip Bayram Otelinin enkazının altında kalmadığına mı sevineyim.
Neyse, büyük gazetelerin ekipleri otomobil kiralar. Bi yerden bi yere gitmek için filan değil, sığınıp, uyumak için... Küçük gazetelerin ekipleri, ya birleşip ortak kiralar, ya da mecburen kriz merkezinin çadırında, sandalyede uyuklar.
Bi gece idare edersin de, bi hafta otomobilde uyumak, Ramses gibi mumyalanıp, tabuta konmak gibidir. Her tarafın tutulur. Dizlerin uyuşur. Gözkapakların kurşun gibi ağırlaşıp, başın öne düştüğünde, enkazdan çıkan bir kol rüyana girer, suratına dokunur adeta... Veya kopuk bi bacak dürter, hoplarsın. Sen hoplayınca, otomobil sallanır, bu sefer kameraman hoplar, deprem oluyor diye... irkilirsin. Uyku sersemi, yanındaki ceset dirildi sanırsın.
Gece buz. Kulağını keser adamın. Eşofman giyersin içine... Üstüne de, THY battaniyesi örtersin. Sırt çantasına sığmadığı için, yolda gelirken araklarsın uçağın battaniyesini...
Zehirlenmeyi göze alıp, otomobili sürekli çalışır vaziyette tutarsın ki, kalorifer ısıtsın. istanbula döndüğünde az kilometre yapmışsın ama, fazla benzin fişi almışsın, bizi mi kazıklıyorsun diye, dolandırıcı muamelesi görürsün. Dedim ya... Anlatamazsın.
Üşütüp hastalanmaya karşı, leblebi gibi vitamin yutarsın, cebinde taşıdığın ilaçların parasını kendi cebinden ödersin. Para önemli değil de, hastalanırsan, geri çekerler, haber yapamazsın, o fena... Haber yapamadıktan sonra, turp gibi olsan ne yazar... Ateşin 40a bile çıksa, telefonda eşine, annene söylemezsin ki, müdürü arayıp hastalandığını ispiyonlamasın.
Ölüm siner üstüne... Leş gibi kokarsın. Yıkanmak zaten yok da... Tuvalet yok asıl... Erkek muhabirsen, dağa bayıra gidersin. Kadın muhabirsen, hayatında felaket bölgesinde görev yapmadığı için, felaket bölgesine kadın muhabir gönderen, tepeden inme kazma yöneticilerin kurbanı olursun. (Yürekli kızlardır ama... Ha yıkıldı ha yıkılacak diye titreyerek, tavanlara baka baka, hasarlı binaların tuvaletlerine girmek zorunda kalırlar.)
Dünyanın en kısa ömürlü ürünüdür gazete... Piyasaya çıkar, yarım saat sonra bayatlar. Hemen yenisini bulmak zorundasındır. Haber müdürleri ise, dünyanın en iştahlı insanlarıdır. En lezzetli haberi bul, biraz sonra arar, başka ne var? diye sorar. iki dakka gecik, fırça yersin. Bu arada, depremzededen de dayak yersin... Kadının biri çıktı mesela, abuk sabuk laflar söyledi ekrandan, o televizyonun muhabirinin burnunu kırdılar. Kırık burunla çalıştı.
Ve, insanüstü çalışırlar ama, neticede insandırlar. Sokaklarda yatmaktan dirençleri düşer. Sağlam denilen ilk otele kapağı atarlar. Otel çöker. Müdür arar. Ulaşamaz. Nerde bu diye hayıflanır. Halbuki, haberdedir gazeteci çocuk... Haberin tam içindedir. Basınız sağ olsun.
yılmaz özdil.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar