bugün
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi13
- kafanın çok büyük olması8
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı11
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- yalnız çirkin asosyal erkek6
- ibrahim tatlısesin peygamber olma ihtimali6
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- bırak kolumu acıtıyorsun3
- 2019 tasarımı3
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- anın görüntüsü23
- kahtalı mıçı hayranı kız4
- kim nazar değdirdi lan2
- sokak ortasında durduk yere yarrak diye bağırmak2
- duygu özaslan6
- zorunlu askerliğin ahlaki sorunu3
- beni benden alırsan seni sana bırakmam3
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü5
- timsah yürüyüşü4
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- özel ders vermek4
- iş arıyorum sözlük2
- ya şeytan haklıysa5
- beni benden alırsan bene nolur3
- sollen wir'in die disco gehen2
- hasslich2
- yoktan var etmek boş kağıda nokta koymak gibidir3
- siirtte starbucks olması sorunsalı2
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- bir ara mutlaka görüşelim2
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- 2008 09 süper lig3
- bazlama heykeli2
- 2026 2027 sezonu şampiyonu fenerbahçe3
- kulağıma ayıp şeyler söyle diyen kız2
- almanca bir not bırak2
- verrückt2
- fenerbahçenin keşkeleri3
- askerde özlenen şeyler9
- 6 kasım 2002 fenerbahçe galatasaray maçı4
- 90lar türkçe pop5
- helin kandemir4
- dia saba2
- 15 kasım 20264
- başkalarının hayatı dizisi4
- espiyonaj dizisi3
- bana aşık olan var mı3
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
duygusal yazmayı pek sevmem ya, bu gar aklıma geldiğinde bile gözlerim doluyor, bırak içinde olmayı..
bir mekan ki, sevgiliyi gözü yaşlı bırakıp arkamda, kapısını zorlanarak açtığım, dönüp arkama bakamadığım, içerisinde attığım her bir adımın bir bıçak yarası gibi karnıma saplandığı.. tren biraz daha geciksin de aynı havayı biraz daha fazla soluyabileyim dediğim, tren gelince belki son bir kez görmek için gelir diye arkama baka baka yürüdüğüm..
ayaklarım geri geri gittiği halde bindim o trene. yerimi bulup oturdum, göz yaşlarım farkedilmesin diye yüzümü yapıştırdım cama. ama yazarken bile hala yalan söylüyorum kendime. belki koşarak gelirken görürüm onu, belki ona benzeyen birini görüp, o olma ihtimali ile mutlu olurum düşüncesiydi yüzümü cama yapıştıran. ama gelmedi, ona benzeyen birini de göremedim..
o makinist düdüğünü duyduğum an ne olduysa, içimden birşeyler artık kabına sığmayıp nasıl taştıysa her bir yanımdan, aldım sırt çantamı fırladım trenden. garın kapısına kadar koştum. soluk soluğa kalmış olsam da durmadım, hızla girdim içeri, uçarcasına katettim o ufacık mekanı. rüzgar gibi açtım garın dış kapısını. hızlı olursam, hiç durmadan koşarsam belki yetişebilirdim. ama işimi şansa bırakamazdım, garın önünde bekleyen taksilerden birine binersem doktorlar caddesinin bitiminde yakalayabilirdim onu.
bir taksi ayarlayabilmek için kaldırdım kafamı ve garın karşısında mavi bisikletine yaslanmış ağlarken gördüm onu. yerimden kımıldayamadım. allah taş yapar derler ya, aynen öyle kaldım bir süre. büyülenmiş gibi izledim bi süre ağlamasını. sonra o da kaldırdı kafasını, gardan tarafa doğru. gördü beni. o ana kadar neydi bilmiyorum ama o andan sonra benim için dünyadaki en güzel şey bir insanın ağlarken birden mutlulukla gülümsemeye başlamasıdır. gülmek bir insana bu kadar mı yakışırdı.. nasıl koştum yanına, nasıl sarıp sarmaladım onu garın ışıkları üstümüze vururken, bilmiyorum.. mutluluktan konuşamadık birkaç dakika, birbirine kilitlenmiş iki çift parlayan gözden başka birşey değildik..
2.5 yıl önceydi. şimdi ayrıyız. o parıldayan gözlerden eser yok şimdi. ama o gar hep orada duracak. hayatımın en hüzünlü ve en mutlu anını aynı gece yaşamama şahitlik eden o gar her seferinde hatırlatacak bana mavi bisikletli sevgiliyi..
bir mekan ki, sevgiliyi gözü yaşlı bırakıp arkamda, kapısını zorlanarak açtığım, dönüp arkama bakamadığım, içerisinde attığım her bir adımın bir bıçak yarası gibi karnıma saplandığı.. tren biraz daha geciksin de aynı havayı biraz daha fazla soluyabileyim dediğim, tren gelince belki son bir kez görmek için gelir diye arkama baka baka yürüdüğüm..
ayaklarım geri geri gittiği halde bindim o trene. yerimi bulup oturdum, göz yaşlarım farkedilmesin diye yüzümü yapıştırdım cama. ama yazarken bile hala yalan söylüyorum kendime. belki koşarak gelirken görürüm onu, belki ona benzeyen birini görüp, o olma ihtimali ile mutlu olurum düşüncesiydi yüzümü cama yapıştıran. ama gelmedi, ona benzeyen birini de göremedim..
o makinist düdüğünü duyduğum an ne olduysa, içimden birşeyler artık kabına sığmayıp nasıl taştıysa her bir yanımdan, aldım sırt çantamı fırladım trenden. garın kapısına kadar koştum. soluk soluğa kalmış olsam da durmadım, hızla girdim içeri, uçarcasına katettim o ufacık mekanı. rüzgar gibi açtım garın dış kapısını. hızlı olursam, hiç durmadan koşarsam belki yetişebilirdim. ama işimi şansa bırakamazdım, garın önünde bekleyen taksilerden birine binersem doktorlar caddesinin bitiminde yakalayabilirdim onu.
bir taksi ayarlayabilmek için kaldırdım kafamı ve garın karşısında mavi bisikletine yaslanmış ağlarken gördüm onu. yerimden kımıldayamadım. allah taş yapar derler ya, aynen öyle kaldım bir süre. büyülenmiş gibi izledim bi süre ağlamasını. sonra o da kaldırdı kafasını, gardan tarafa doğru. gördü beni. o ana kadar neydi bilmiyorum ama o andan sonra benim için dünyadaki en güzel şey bir insanın ağlarken birden mutlulukla gülümsemeye başlamasıdır. gülmek bir insana bu kadar mı yakışırdı.. nasıl koştum yanına, nasıl sarıp sarmaladım onu garın ışıkları üstümüze vururken, bilmiyorum.. mutluluktan konuşamadık birkaç dakika, birbirine kilitlenmiş iki çift parlayan gözden başka birşey değildik..
2.5 yıl önceydi. şimdi ayrıyız. o parıldayan gözlerden eser yok şimdi. ama o gar hep orada duracak. hayatımın en hüzünlü ve en mutlu anını aynı gece yaşamama şahitlik eden o gar her seferinde hatırlatacak bana mavi bisikletli sevgiliyi..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com