bugün
- berna laçin'in gözaltına alınması30
- burak yılmazdaki taşşağın kimsede olmaması11
- sizce karizma mıyım13
- selam kızlar hala evlenmedim7
- koltukaltı kıllı kezo4
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek5
- arkadaşlar etkileşelim mi3
- kadınların aklı yoktur hiçbir şeyden anlamazlar8
- arkadaşlar benim günüm neden aymadı3
- erkek olduğu halde ilgi duyduğunuz yazarlar4
- dolmuşta para üstü bekleme gerginliği3
- hiç yutup izlememek4
- vicdanını kaybetmiş akpliler4
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- birikimleri yiyemeden ölmek3
- haniy yaaa3
- internet arama geçmişini temizleyemeden ölmek3
- arabayı fullemek3
- kullanılmayan organ körelir2
- berberin nasıl olmuş sorusuna ağlayarak cevap vrmk3
- sünnilik islam dan ayrı bir dindir3
- atsızı sevmeyen türk5
- hiçbir şey bilmeden her konuda haklı olmak3
- aykolik ismet masklavi ne yapıyor şu an5
- rüyada görülen kişiye ertesi gün trip atmak3
- ak parti kimsesizlerin kimsesidir4
- oy vermenin anlamsız olması2
- havanın uykuyu getirmesi2
- muslettin amca4
- en toksik kadınlar2
- yazarların sabahın 6 sında ayakta olma nedenleri6
- protein çılgınlığı2
- 7 ekim 2026 izmirin fethi4
- mümin izmire gravur izmir diyen muhalif2
- trump reis2
- asansörden inerken bütün katlara basmak2
- senden benden trilyonları çalanlar7
- cemil tugay9
- devlet bahçeli'nin ölümü3
- apartman yöneticisi egosu2
- zorunlu eğitimin gizli müfredatı2
- ölen kişiyi taziye için aramak2
- yağmurcu2
- yurtsuz john4
- tibet e gidip kendini budizm e vermek4
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı2
- fake yazar anlama kılavuzu7
- suriye'nin yemen savaşı iddialarını yalanlaması2
- sözlük yazarlarının seksi kombinleri17
- kesik boyun ispinozu2
doğduğumuz günden başlıyor kendisi. belki de hiçbir şey anlamadığımız onca gün ile devam ediyor bir süre. ilk hatırladıklarımızla çıkıyoruz yola. daha sonra öğreniyoruz aslında ne demek olduklarını. aslında neden burada olduğumuzu bile bilmiyorken, istikameti görmeden, bir gün gideceğimizi bilmek bile ağır geliyorken, türlü türlü hesaplaşmanın içinde boğuluyoruz. bazen kendimizi cümlelerle anlatamazken, bir bakışın aslında neler anlatabildiğini yanımızdakine anlatamıyoruz , gösteremiyoruz sevgilerimizi; aslında en çok gösterilmesi gerekeni.
tüm kırgınlıklarımızı, sinirlerimizi, hırslarımızı, mutluluk ve kızgınlıklarımızı, sevgilerimizi, merhametimizi, saygımızı, alınganlıklarımızı ve daha bilimum akla hayale gelmeyecek yaşanmışlıklarımızı sığdırmaya çalışıyoruz. biz gittikten sonra ise tüm bunları uzunlamasına bir sandıkla birlikte toprak anaya hediye ediyoruz. kendi elimizle getirdiğimizi yine kendi elimizle götürüyoruz.
kelebekler uçuyor içimizde. hepsi de birbirine çarpıyorlar; tıpkı bir ölüm dansı gibi, sonucunda yok olacağını bile bile yola devam etmek gibi, hayat gibi...
çok kısa. yaşadığımız onca mazi, yaşarken uzun gelmesine rağmen, çok kısa.
insanlar doğuyorlar, insanlar yaşıyorlar, insanlar seviyor ve seviliyorlar. ve değerli olanın hangisi olduğunu kaybettikten çok ama çok sonra anlayabiliyorlar. elini uzatıp tutacak kadar yakın değilken hem de.
bir çift sözün, bir güzel tebessümün çok görüldüğü zamandır, hayatın zindan olduğu dakikalar. hayattan ne kadar zevk aldığımızı düşünmeden ölmek istiyoruz bazen; geride kalanlara ne olacağını düşünmeden ve umursamadan. aldığımız nefesin önemini suyun altındayken anlıyoruz, yürümenin verdiği güveni ise konduktan sonra. hep kaybettikten sonra...
hayat, kaybettiklerimizi anlamakla geçirdiğimiz ve geri kazanabilme ihtimallerini didiklediğimiz kısa metraj bir film gibi; güzelliğine benzetme bulamıyoruz kimi zaman. kimi zaman ise başımızı alıp gitmek istiyoruz bir ege kentine.
tüm sırt dönenlere inat yaşamaya devam ediyoruz. daha da sıkı sarılıp, daha da yukarıları hedefleyerek. bir gün, belki bir gün karşındakinin sırtını değil de pişmanlığını görmek umuduyla yaşıyor olmanın hazin durumuyla karşılaşmak ümidiyle...
tüm sırt dönenlere inat...
tüm kırgınlıklarımızı, sinirlerimizi, hırslarımızı, mutluluk ve kızgınlıklarımızı, sevgilerimizi, merhametimizi, saygımızı, alınganlıklarımızı ve daha bilimum akla hayale gelmeyecek yaşanmışlıklarımızı sığdırmaya çalışıyoruz. biz gittikten sonra ise tüm bunları uzunlamasına bir sandıkla birlikte toprak anaya hediye ediyoruz. kendi elimizle getirdiğimizi yine kendi elimizle götürüyoruz.
kelebekler uçuyor içimizde. hepsi de birbirine çarpıyorlar; tıpkı bir ölüm dansı gibi, sonucunda yok olacağını bile bile yola devam etmek gibi, hayat gibi...
çok kısa. yaşadığımız onca mazi, yaşarken uzun gelmesine rağmen, çok kısa.
insanlar doğuyorlar, insanlar yaşıyorlar, insanlar seviyor ve seviliyorlar. ve değerli olanın hangisi olduğunu kaybettikten çok ama çok sonra anlayabiliyorlar. elini uzatıp tutacak kadar yakın değilken hem de.
bir çift sözün, bir güzel tebessümün çok görüldüğü zamandır, hayatın zindan olduğu dakikalar. hayattan ne kadar zevk aldığımızı düşünmeden ölmek istiyoruz bazen; geride kalanlara ne olacağını düşünmeden ve umursamadan. aldığımız nefesin önemini suyun altındayken anlıyoruz, yürümenin verdiği güveni ise konduktan sonra. hep kaybettikten sonra...
hayat, kaybettiklerimizi anlamakla geçirdiğimiz ve geri kazanabilme ihtimallerini didiklediğimiz kısa metraj bir film gibi; güzelliğine benzetme bulamıyoruz kimi zaman. kimi zaman ise başımızı alıp gitmek istiyoruz bir ege kentine.
tüm sırt dönenlere inat yaşamaya devam ediyoruz. daha da sıkı sarılıp, daha da yukarıları hedefleyerek. bir gün, belki bir gün karşındakinin sırtını değil de pişmanlığını görmek umuduyla yaşıyor olmanın hazin durumuyla karşılaşmak ümidiyle...
tüm sırt dönenlere inat...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar