bugün
- birikim yapmak5
- en lezzetli balık21
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması5
- ellerim bos gonlum hos5
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi3
- arkadaşlar bi bakar mısınız6
- 24 eylül 2026 şanlıurfa depremi2
- karton toplarken kafaya yıldırım düşmesi3
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız9
- o kişi sözlüğe girince ne yapmalı3
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin13
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın7
- ne bakıyorsunuz yazsanıza3
- karınızı oto yıkamada yıkar mısınız3
- can holding'in 33 şirketini geri alması5
- deprem2
- true nickli yazar24
- sözlüğün kalitesinin bu aralar biraz düzelmesi3
- karton toplarken tırın altında kalmak2
- dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleri2
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum11
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması3
- çok seviyorsan birini2
- sabahları nefret edilen şeyler10
- garip bir rüya gördüm5
- karşı cinsteki en itici özellik12
- karton toplarken cin musallat olması6
- ben geldim naneler13
- anın görüntüsü25
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek7
- does the carpet match the drapes2
- asena keskinci3
- gocu33
- mansur yavaş14
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- how'i met your mother marshall6
- online listesindeki sıralama mantığı9
- yeni biriyle nerede tanışılır8
- online listesi neden kaldırıldı10
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- bozo2
- size takılan lakaplar7
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- en son neye çok üzüldünüz12
- sevgiliye hitap biçimleri2
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
benim karşı olduğum eylemdir. en azından erken olanına karşıyım. aşkı öldürdüğüne inanırım ama daha ötesi bir insana bu kadar güvenilemeyeceğine, bir insanın bu kadar sevileyemeyeceğine inanırım. burada sevmekten kastım sizin karşı tarafı sevmeniz değil, karşı tarafın sizi sevmesi.
dünyanın en mükemmel ilişkisinde bile eşit sevgi diye bir şey yoktur. taraflardan biri illa ki daha az seviyordur. bu iki sevgi arasındaki farkın mümkün olduğu kadar az olması sağlıklı bir ilişkinin gereklerindendir.
bence evlilik aşk üzerine kurulan bir birliktelik değil; sadakat(fedakarlık) ve sevgi üzerine kurulan bir birlikteliktir. sadakat bir fedakarlıktır. çünkü insan her zaman birini arzulayabilir, ama birlikte olduğu kişiye sadıksa o güdülerine mantığıyla ket vurmalı ve o arzunun peşinden gitmemelidir, ancak böyle sadık kalınabilir. ayrıca sadakatin tanımı da önemlidir, bu da kişiden kişiye değişir. kimisi için tek gecelik ilişki bile sadakatsizlik olmazken, kimisi bir hayali bile kaldıramayabilir.
kimsenin evliliğini eleştirmek gibi bir derdim yok sadece kendim için konuşuyorum şu an; benim her sevgilimin yeri ben de ayrıdır. acı tatlı pek çok anı bırakmışlardır bende. dolayısıyla şu an birlikte olduğum kız için de böyledir bu. onu üzenler, onu mutlu edenler olmuştur ve o bunları asla unutmayacaktır. eski sevgilisiyle görüşmeyebilir, konuşmayabilir, ben aklına geliyor mu diye sorarsam mesela hayır da diyecektir; ama ben kimleri aklına getirip kimleri getiremediğini asla bilemem. diyebilirsiniz ki hiç sevgilisi olmamış kızla evlen o zaman. peki öyle yaptık diyelim ama ya o kızın platonik bir aşkı varsa? ya bana sarıldığında onu hayal ediyorsa? bu sadakat midir? bunlar evliliğe karşı olmamın duygusal sebepleri. bir de sosyal sebepler var;
insan ne kadar özgür olduğunu iddia etse de, ne kadar birey olmak istese de toplumsal bir varlıktır ve toplumun ona yüklediği görevler vardır. bir ev kirliyse, dağınıksa ayıplanacak olan kadındır mesela ya da bir evde ekonomik sıkıntı varsa bunun sorumlusu erkektir. komşularla ilgilenmiyor, onları önemsemiyorsunuz diyelim. o kızın annesi, babası, halası, kuzeni, dayısı vs. onların hepsini önemsemek dahası sevmek zorundasınız.
evliliğin ritüellerinden gelinlik denen o gereksiz, amaçsız ve pahalı giysiden; o aptal ağır makyajdan, düğün pastası denen yağ ve krema yığınına takmam gereken paralardan ha bir de gereksiz akraba tavsiye ve adetlerinden bahsetmiyorum bile. sadece tek bir örnek vereyim; ben bayramda öz amcama gitmez onun elini öpmezken bir kızın dayısının, halasının elini niye öpeyim?
24 yaşındayım ve büyük ihtimalle ben de evleneceğim, ama otuz yaşında kadar kesinlikle düşünmüyorum. zaten daha okul bitecek(bu sen inşallah), askerlik var(bir bedelli daha bekleyeceğiz artık), iş kuracağım filan zaten istesem de en erken 30 olur. ekonomik olarak çok güçlü olmalı ve kimseyi -eski sevgilileri- dert etmeyecek, kıskanmayacak konumda olmalıyım. ayrıca benim egolarım da çok yüksektir. benim eşime sırf benim eşim olduğu için kimse laf edememeli, ama burası türkiye. seni de, eşini de kanun korumaz; para korur. yine ben eşim olarak seçtiğim kişiyi asla aldatmak istemem tabii aldatılmak da. dolayısıyla evlilik kararı almak benim için bazı şeylerden vazgeçmek, bazı güdülere ket vurmak; bazı güzelliklerin yerini başka güzelliklere bırakmasını kabul etmektir. bunun için de belli bir olgunluğa ulaşabilmem gerekir. tabii aynı şey evleneceğim kız için de geçerlidir.
ayrıca dünya üzerinde mutlu evlilik yok denecek kadar azdır da o konuya girip uzatmak istemiyorum daha fazla.
evlenmemeyi tavsiye etmiyorum, evlenin ama erken evlenmeyin. kendi hayatınızı kurmadan, tek başınıza ayakta durmadan evlenmeyin ve evlendiğiniz zaman hayatınıza müdahale ettirmeyin. sizin bir yolunuz vardır, evleneceğiniz kişinin de bir yolu. kendi yollarınızda yürürken karşılaşırsınız. zorla yolları birleştirmeye çalışmayın. yollar yakınsa biraz siz kayarsınız ona doğru(fedakarlıklar) biraz da o gelir ve aynı yolda devam edersiniz hayata. ama illa ki aynı yolda yürümek zorundayız diye zorlarsanız birbirinizi, taraflardan birinin sabrı tükenir birgün ve kaçar gider kendi yoluna. siz de etrafınıza bir bakar ve kendinize sorarsınız; ''ben ne zaman, nasıl geldim buraya? nerede tanıdığım insanlar, nerede sevdiğim şeyler...'' yapmayın sakın bunu kendinize.
dünyanın en mükemmel ilişkisinde bile eşit sevgi diye bir şey yoktur. taraflardan biri illa ki daha az seviyordur. bu iki sevgi arasındaki farkın mümkün olduğu kadar az olması sağlıklı bir ilişkinin gereklerindendir.
bence evlilik aşk üzerine kurulan bir birliktelik değil; sadakat(fedakarlık) ve sevgi üzerine kurulan bir birlikteliktir. sadakat bir fedakarlıktır. çünkü insan her zaman birini arzulayabilir, ama birlikte olduğu kişiye sadıksa o güdülerine mantığıyla ket vurmalı ve o arzunun peşinden gitmemelidir, ancak böyle sadık kalınabilir. ayrıca sadakatin tanımı da önemlidir, bu da kişiden kişiye değişir. kimisi için tek gecelik ilişki bile sadakatsizlik olmazken, kimisi bir hayali bile kaldıramayabilir.
kimsenin evliliğini eleştirmek gibi bir derdim yok sadece kendim için konuşuyorum şu an; benim her sevgilimin yeri ben de ayrıdır. acı tatlı pek çok anı bırakmışlardır bende. dolayısıyla şu an birlikte olduğum kız için de böyledir bu. onu üzenler, onu mutlu edenler olmuştur ve o bunları asla unutmayacaktır. eski sevgilisiyle görüşmeyebilir, konuşmayabilir, ben aklına geliyor mu diye sorarsam mesela hayır da diyecektir; ama ben kimleri aklına getirip kimleri getiremediğini asla bilemem. diyebilirsiniz ki hiç sevgilisi olmamış kızla evlen o zaman. peki öyle yaptık diyelim ama ya o kızın platonik bir aşkı varsa? ya bana sarıldığında onu hayal ediyorsa? bu sadakat midir? bunlar evliliğe karşı olmamın duygusal sebepleri. bir de sosyal sebepler var;
insan ne kadar özgür olduğunu iddia etse de, ne kadar birey olmak istese de toplumsal bir varlıktır ve toplumun ona yüklediği görevler vardır. bir ev kirliyse, dağınıksa ayıplanacak olan kadındır mesela ya da bir evde ekonomik sıkıntı varsa bunun sorumlusu erkektir. komşularla ilgilenmiyor, onları önemsemiyorsunuz diyelim. o kızın annesi, babası, halası, kuzeni, dayısı vs. onların hepsini önemsemek dahası sevmek zorundasınız.
evliliğin ritüellerinden gelinlik denen o gereksiz, amaçsız ve pahalı giysiden; o aptal ağır makyajdan, düğün pastası denen yağ ve krema yığınına takmam gereken paralardan ha bir de gereksiz akraba tavsiye ve adetlerinden bahsetmiyorum bile. sadece tek bir örnek vereyim; ben bayramda öz amcama gitmez onun elini öpmezken bir kızın dayısının, halasının elini niye öpeyim?
24 yaşındayım ve büyük ihtimalle ben de evleneceğim, ama otuz yaşında kadar kesinlikle düşünmüyorum. zaten daha okul bitecek(bu sen inşallah), askerlik var(bir bedelli daha bekleyeceğiz artık), iş kuracağım filan zaten istesem de en erken 30 olur. ekonomik olarak çok güçlü olmalı ve kimseyi -eski sevgilileri- dert etmeyecek, kıskanmayacak konumda olmalıyım. ayrıca benim egolarım da çok yüksektir. benim eşime sırf benim eşim olduğu için kimse laf edememeli, ama burası türkiye. seni de, eşini de kanun korumaz; para korur. yine ben eşim olarak seçtiğim kişiyi asla aldatmak istemem tabii aldatılmak da. dolayısıyla evlilik kararı almak benim için bazı şeylerden vazgeçmek, bazı güdülere ket vurmak; bazı güzelliklerin yerini başka güzelliklere bırakmasını kabul etmektir. bunun için de belli bir olgunluğa ulaşabilmem gerekir. tabii aynı şey evleneceğim kız için de geçerlidir.
ayrıca dünya üzerinde mutlu evlilik yok denecek kadar azdır da o konuya girip uzatmak istemiyorum daha fazla.
evlenmemeyi tavsiye etmiyorum, evlenin ama erken evlenmeyin. kendi hayatınızı kurmadan, tek başınıza ayakta durmadan evlenmeyin ve evlendiğiniz zaman hayatınıza müdahale ettirmeyin. sizin bir yolunuz vardır, evleneceğiniz kişinin de bir yolu. kendi yollarınızda yürürken karşılaşırsınız. zorla yolları birleştirmeye çalışmayın. yollar yakınsa biraz siz kayarsınız ona doğru(fedakarlıklar) biraz da o gelir ve aynı yolda devam edersiniz hayata. ama illa ki aynı yolda yürümek zorundayız diye zorlarsanız birbirinizi, taraflardan birinin sabrı tükenir birgün ve kaçar gider kendi yoluna. siz de etrafınıza bir bakar ve kendinize sorarsınız; ''ben ne zaman, nasıl geldim buraya? nerede tanıdığım insanlar, nerede sevdiğim şeyler...'' yapmayın sakın bunu kendinize.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar