bugün
- kemal kılıçdaroğlu6
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek5
- çıplaklar kampında tarih hocasıyla karşılaşmak4
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi17
- rakipleri gözaltına alıp seçim kararı almak5
- sude sendromu4
- özenilen şeyler3
- sözlük açsanız ismi ne olurdu7
- ey insan3
- samed agirbas3
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz16
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- erkek erkeğe arkadaşça sakso çekmek3
- kızları en güzel olan şehir13
- dindarların çoğunun fakir olması10
- intihardaki vücut pozisyonunu yatakta taklit etmek3
- bir insanı aslında olmadığına ikna etmek2
- silver ile evlenecek erkek52
- euro 20163
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- 30 yaşına girmek5
- sırrı süreyya önder28
- mauro icardi13
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- sıfır atık vakfı3
- bayern münih2
- hayatinin bittigini fark etmek2
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- flört uygulamasında yazılımcı profili2
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- and the oscar goes to5
- sarapci koala58
- affetmenin gücü6
- claudian clouds4
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- devlet bahçeli2
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- akrostişli şiir6
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı2
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- dün gece ne oldu13
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- ilişki yapmaya üşenmek6
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- hristiyanlık7
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
zaman ve hareket
ikisi de birbirine bağımlı
zaman, hareketin sayısı; davranışın ritmidir. saatler, dakikalar ilerledikçe; büyüdükçe kendimi davranışın içinde biraz daha yavaşlamış buldum.
bazı gerçeklikler karşısında gözlerim yanıldı. hoş, matematik bile bazen yanlış çıkarımlar yapıyor ise benim aklım neden yapmasın. yaptığım bazı eylemlerin hesabını verebilecekken, çoğunda bunu yapamıyorum. benim hatam gerçek dünyayı değil, algıladığım dünyayı bilmemdi. bu benim hatam olabilir, ama bu insanın zaruri sonucu; dünyayı kendisi gibi görmesi
gelişen olaylar karşısında kayıtsız kalma zorunluluğu, olunmaması gereken dünyalarda olmak, karar verirken istemiyormuş gibi görünmek ve sonuç ne olursa olsun hep gülmek; en zoru da budur. hep gülelim ki insanlar bizim hakkımızda karar verirken muallakta kalsın. neden? hepsi küçücük 65 yıl; milyarlarca insanın olduğu milyon yıldır yaşayan insanların içinde; en az birinde etki bırakma çabasıydı belki
gün geçtikçe farklı açılardan baktığım penceremden sevdiklerimin, hoşlandıklarımın, mutlu olduklarımın unutulduğunu görüyorum. az insan tarafından hatırlanan etkisi küçük, hayalleri bol anılar demek ki zaman, hareketi kontrol ettiği gibi onu yok da edebiliyormuş.
belki yarım kalmış bir anı, eksik kalmış bir kişi, yaptığı tek bir davranışla tüm hayatınızı değiştirebilir. bu, sizin zayıflığınızdan değil. sevginizin büyüklüğünden kaynaklıdır. sevdiğimiz, hoşlandığımız veya aşık olduğumuz insanlara karşı belirli bir savunma mekanizması geliştirmeyiz. çünkü onlardan zarar görmeyeceğimizi düşünürüz. peşi sıra gelen aksi ve beklenmedik davranışlar bizi savunmasız bir çocuk gibi, annesinin kucağına almasını bekleyen bir bebek gibi yapar. kısacası yiyebileceğimiz en büyük darbeyi sevdiklerimizden yeriz. sevmediğimiz, kavgalı olduğumuz kişilere karşı oluşturduğumuz psikolojiyi ve davranış şeklini sevdiğimiz insanlara da uygulayabilsek daha güzel bir dünyada kontrollü bir biçimde yaşayabilirdik. ama olmadı.
küçük maceralarını büyütme çabasındadır insan. aklının erişebileceği en son noktaya gitmek ister; yaşadığı dünyaya nispet yaparmış gibi sonra başkaları tarafından yakılıp, yıkılır. yaşamak için bile devlet gibi faşist bir organa ihtiyaç duyduğumuz halde duygularımızı da sömürecek insanların olabileceğini düşünemiyoruz.
zorlama hislerin, yanlış hayatların, farkında olup sessiz kalanların nefes aldığı bir yerde bir tutam mutluluk aramak; onları içinize alıp saf duygularınızla tanıştırmak, bu dünya adına yapacağınız son şey olsun.
dünyanın neresine kaçarsam kaçayım, beni bırakmayacak; peşimden gelecek bir hayatım olduğunu; unutamadıklarımın olduğunu biliyorum. unutmak için, mutlu olmak için kaçmıyor ki insan. onlarla baş başa kalmak için gidiyor. onları daha iyi hatırlamak ve içinde daha iyi yaşamak için gidiyor. benimde bu hayatla ilgili son ereğim budur.
bazı gerçeklikler karşısında gözlerim yanıldı. hoş, matematik bile bazen yanlış çıkarımlar yapıyor ise benim aklım neden yapmasın. yaptığım bazı eylemlerin hesabını verebilecekken, çoğunda bunu yapamıyorum. benim hatam gerçek dünyayı değil, algıladığım dünyayı bilmemdi. bu benim hatam olabilir, ama bu insanın zaruri sonucu; dünyayı kendisi gibi görmesi
gelişen olaylar karşısında kayıtsız kalma zorunluluğu, olunmaması gereken dünyalarda olmak, karar verirken istemiyormuş gibi görünmek ve sonuç ne olursa olsun hep gülmek; en zoru da budur. hep gülelim ki insanlar bizim hakkımızda karar verirken muallakta kalsın. neden? hepsi küçücük 65 yıl; milyarlarca insanın olduğu milyon yıldır yaşayan insanların içinde; en az birinde etki bırakma çabasıydı belki
gün geçtikçe farklı açılardan baktığım penceremden sevdiklerimin, hoşlandıklarımın, mutlu olduklarımın unutulduğunu görüyorum. az insan tarafından hatırlanan etkisi küçük, hayalleri bol anılar demek ki zaman, hareketi kontrol ettiği gibi onu yok da edebiliyormuş.
belki yarım kalmış bir anı, eksik kalmış bir kişi, yaptığı tek bir davranışla tüm hayatınızı değiştirebilir. bu, sizin zayıflığınızdan değil. sevginizin büyüklüğünden kaynaklıdır. sevdiğimiz, hoşlandığımız veya aşık olduğumuz insanlara karşı belirli bir savunma mekanizması geliştirmeyiz. çünkü onlardan zarar görmeyeceğimizi düşünürüz. peşi sıra gelen aksi ve beklenmedik davranışlar bizi savunmasız bir çocuk gibi, annesinin kucağına almasını bekleyen bir bebek gibi yapar. kısacası yiyebileceğimiz en büyük darbeyi sevdiklerimizden yeriz. sevmediğimiz, kavgalı olduğumuz kişilere karşı oluşturduğumuz psikolojiyi ve davranış şeklini sevdiğimiz insanlara da uygulayabilsek daha güzel bir dünyada kontrollü bir biçimde yaşayabilirdik. ama olmadı.
küçük maceralarını büyütme çabasındadır insan. aklının erişebileceği en son noktaya gitmek ister; yaşadığı dünyaya nispet yaparmış gibi sonra başkaları tarafından yakılıp, yıkılır. yaşamak için bile devlet gibi faşist bir organa ihtiyaç duyduğumuz halde duygularımızı da sömürecek insanların olabileceğini düşünemiyoruz.
zorlama hislerin, yanlış hayatların, farkında olup sessiz kalanların nefes aldığı bir yerde bir tutam mutluluk aramak; onları içinize alıp saf duygularınızla tanıştırmak, bu dünya adına yapacağınız son şey olsun.
dünyanın neresine kaçarsam kaçayım, beni bırakmayacak; peşimden gelecek bir hayatım olduğunu; unutamadıklarımın olduğunu biliyorum. unutmak için, mutlu olmak için kaçmıyor ki insan. onlarla baş başa kalmak için gidiyor. onları daha iyi hatırlamak ve içinde daha iyi yaşamak için gidiyor. benimde bu hayatla ilgili son ereğim budur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar